İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 16 · 8 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 16

Afşin Ahter

Doktorun ardından acil bölümüne girdim. Ameliyat yeni bitmişti. Her ne kadar hasar sadece bileklerde ve yer yer boyun bölgesinde gözüksede durumun aslı farklıydı.

Masanın altından bir dosya çıkarıp uzattı. "Afşin bey karınız hamile değil. Yaptırdığınız testler sonucu Lavin hanımın hamile kalmasının imkansız olduğunu gösteriyor." elimdeki dosya Lavinin test sonucuydu, bu testte negatif yazması hamile kalmasının imkansız olduğun göstergesi değildi.

"Şuan çocuk sayılar bu yaşında hamile kalamayabilir ancak imkansız..." doktor araya girdi. "Afşin bey, Lavin hanım daha önce düşük yapmış ve bu düşük hem ana rahmine hemde yumurtalıklara zarar vermiş" elimdeki düştü düşecek dosyaya uzanıp en arka sayfadaki başka bir kağıdı gösterdi. "Asistanım bizzat benimle araştırdı. Bu tarih Lavin hanımın düşük eşiğinde Özel Ç* L* hastanesine geldiği gün. Aşağıda operasyona giren doktorlar var onlarlada konuştum." dosyayı alıp tekrar masanın altına koydu.

Oturduğu koltuktan kalkan doktor arkasındaki kilitli dolaba yöneldi. Ne diyeceğimi bilemiyordum ben bu yaşında hamile dendiğinde yaşı küçük derken... "Bakınız burada konuştuğum ve Lavin hanımın bebeğinin operasyonuna giren doktorlardan birine yazdığı mektup var. Doktor, Lavin hanım uyandığında konuşmak istediğinde ona bu kağıdı vermiş. Buyrun okuyun" bir köşesi sararmaya başlayan kağıdı titreyen elimle aldım. Mektubun zarfı olmadığı için aceleyle yazıldığını tahmin ettim.

Size bu mektupta birçok gerçeği açıklamak isterdim ancak vaktim kısıtlı yeşil maskeli adam peşimde, odanın kapısı her açıldığında elindeki çürümüş gül kokusu tüm kalbimi karanlığa boğuyor. Hastanede kaldığım altı gün boyunca bana psikolojik olarak destek olduğun için sana çok teşekkür ederim su gözlü kadın. İsterdim ki adını öğrenmek ve bir daha asla geri gelmeyecek fakat varlığı her zaman hissedeceğim minik kızıma merhametli bir kadının adı ile seslenmek. Ancak ne bir daha benden alınan minik kızım olacak ne de kardeşi olacak minik delikanlı ya da kendisi gibi küçük prenses olmayacak. Bana bu mektubu yazdıran tek duygu çaresizlik. Çaresizlik sadece zor zamanlarda olmaz bazen bebeğin doğdu gün en çaresiz olduğu gündür. Hem annesi için hem de kendisi için. Daha fazla konuşamam sadece kaçmalıyım, dün ailemi öldürdü bugün ben bebeğimi öldürdüm. Söylesene benim ondan ne farkım var? Onaltı yaşındayım ama karnımda daha üç haftalık bir bebek ile aldığım nefesi paylaşıyordum dün. Çok garip değil mi? Dün kalbimde boşluk vardı bugün karnımda. Her ne kadar bana taciz yoluyla sığındıysada ben ona çok alışmıştım. Kız olacaktı bunu hissediyordum. Biliyorum işte kız olacaktı bana hissettirmişti kendini. Bu küçücük yaşımda bana anne olacaksın dediler. O koskocaman Aksel ve Baysal aileleri bana arkasını döndü. Bir tek Aybars bana sahip çıktı. Ne çok istiyordum o, ben ve kızım ile yaşamak, sizcede güzel bir aile olmazmıydık. Aybars Baysal, Lavin Aksel ve minik prensesim hepimizin tek ortak noktası birbirimizle ne kadar bağlantılıysak bir o kadar bağlantısız olmamız. Benim artık gitmem gerekiyor sevgili doktor bana buradan kurtulmama yardım eder misin? O adamdan çok korkuyorum lütfen bana yardım et.

Mektup bittiğinde ciğerlerim nefese hasret kalmıştı. Varlığı belli olmayan kalbim çarpmaya başladığında ağzıma gelen kan tadını yutmak zorunda kaldım. Bunlar gerçek olamazdı yalan hepsi yalan dese inanırım ama hiçbir şey diyemiyor bana. "Doktorun odaya girişinden sonraki kamera kayıtları silinmiş ardın doktor istifa edip yurdışına yerleşmiş. Birkaç gün önce aile ziyareti sebebiyle Adana'ya gelmiş o zaman onunla buluşup konuştum." gözlerim mektubun üzerinde son bir kez gezdi. Sıkışan kalbim doktorun anlattıklarına odaklanmamı zorluyordu.

Elimi saçlarımdan geçirip hışımla odadan çıktım. Lavin'i birkaç saat önce yoğun bakım odasından çıkarmak istemişlerdi ancak duran kalbi buna engel olmuştu. Elimi cama yasladım. "Lavin, ay ışığım seni özlediğim küçüğüm. Hadi kalk tokat at bana kızmayacağım. Hani demiştim ya 'bir daha bana el kaldırırsan o elini kırarım' geri alıyorum o sözümü ve yerine 'bir daha bana el kaldırmazsan kendi elimi kırarım ay ışığım. Seni engellersem çek vur beni zaten ölüden farksızım.' diyorum küçüğüm." elimin altında küçücük kalan yüzünde parmaklarımı usul usul gezdirdim. "Eğer uyanman için benim gitmem gerekiyorsa sesimi çıkarmadan giderim. Yeter ki uyan sen hele ki aç gözünü o zaman o adamın varlığını unıtturacağım sana. Ama ben sensiz uzun süre yaşayamam, nefes alamam güzelim. O yüzden sadece sana üç gün tanıyabilirim üzgünüm ancak senden en fazla bu kadar ayrı kalabilirim küçüğüm. Seni seviyorum dinlenmene bak benim hesap sormam gerekiyor." parmak uçlarımı dudaklarıma bastıp cama dokundum.

Omuzuma attığım ceketi giyip hastaneden çıktım. Lavin'in yanında babam ve ben devriyeli olarak kalıyorduk. Arabaya bindiğimde konağa sürdüm.

🥀

Arabayı garaja park ettikten sonra kapıya yürürken konaktan yükselen ses kulak tırmalıyıcıydı. "Yalan! Hepsi dolu yalan! Yaalaağannn yalan!" Ahves'in karga sesiyle konağı inletirken yüzümü buruşturdum.

Kapıyı açan hizmelilerden biri kulağından pamuğu çıkardı. "Hoş geldiniz Afşin bey," işaret parmağını yukarı kaldırdı. "Kardeşiniz Ahves bey odasında." kulağına pamuğu geri takıp koşar adımlarla mutfağa yürüdü.

Dudağımın kenarı tembelce yukarıya kıvrıldı. Hepsini illallah ettirmişti kendinden canım kardeşim. Üst katın merdivenlerini çıktıkca Ahves'in sesi daha net duyuluyordu. "Hayranım sendeee ki doymaz nefse Aah, ah aaah. Gönder gelsinler saklanmaz böyle! Aaah aaah ah. Havalar indi, şimdi çok geç şimdi! Arz endam etsen nolur sanki? İndi dindi yağmur şimdi önüüümee düşsen, almam bitti!" odanın kapısını açtığımda oradan oraya atlayıp zıplayan kardeşim kahkalarımın sebebiydi.

Elindeki beyaz şarabın bardağının içine üflediğinde damlacıklar halinde yüzüne sıçradılar. "Geçti artık uslu durmam yaktığın yer külle duman sen yine oyunda dur inan hiç de şaklanıp kurulmam!" bardağı yukarıya kaldırdığında bardağın içindeki şarabın çoğu yere dökülmüştü.

Başımı sağa sola sallayıp yatağın üzerindeki telefonun sesini kapattım. Oda sessizliğe bürünmesi gerekirken Ahves hala oradan oraya bir ceylan misali zıplıyordu. "Yalaaaan yalan!" şarkı sözünü unuttuğu için tek bildiği kelimeyi tekrarlıyordu. Oturup onu dinlemek gerçekten çok isterdim ancak kardeşimin zekâsına ihtiyacım vardı. Elbette nezarette kaldığı gece Lavin'i bıçaklayan kişinin kim olduğunu çözmüştü ya da büyük bir ipucu bulmuş olmalıydı.

Ellerimi birbirlerine çarptığımda beni tınlamadan balkona çıkıp oranında huzurunu bozdu. Aradan dakikalar geçtiğinde nefes nefese kendini yatağa attı. "Ahves katil kim ve bu cinayete kim cesaret etti?" katil diyorum çünkü olay sadece birkaç çizik veya kesikten ibaret değildi. Raporda zehirlenme, yanlış ilaç kullanmı gibi birçok sonuç vardı ayrıca karın boşluğuna saplanan bir bıçak. Cinayet, Ahves'in ilgisini çekmenin başka bir yoluydu. Ahves işin içinde kadar olmadıkça kafasına hiçbir şey takmazdı.

"Abicim, abicim ben kimim ki bana soruyorsun?"

"Aptalın tekisin."

Dudaklarını büzüp "görüyorum ki bu aptalın aklına ihtiyacın var" ukala tavrı her ne kadar sinirlenmeme sebep olsada sesimi çıkarmadım ona ve takıntılı zekâsına ihtiyacım vardı.

Yatağın yakındaki koltuğa oturdum beklenti içinde Ahves'e baktığımda gözlerini yumup yüzünü tavana çevirdi. "Katil Alev ve annem bunu biliyor hatta gördü. Hastanedeki hemşire duymuşsundur ne dediğini o hemşire maşa onu geç planda büyük bir rolü yok. Nezarethanede kaldığım gece bir polis vardı o önemli merkezde Alev ve annem var, korumaları polis, maşa olarak ise hemşire. Şuanlık oyun beş kişilik." bir oyun olduğu kesindi ancak bu oyunun belli kişileri olduğunu bilmiyordum. Ancak şu yeşil maskeli adamı Elmas hanım biliyorsa işte o zaman yeşil maskeli adam da bu oyuna dahil olurdu Elmas hanım, Lavin'i oyuna dahil ettiyse ki ettide o adamda oyuna dahildi.

"Sen, Lavin, annem, Alev birde maşalar onlar dediğim gibi çok önemli değil büyük ihtimalle bir kez gördüğünüz maşayı bir daha göremeyeceksiniz."

"Kendinin oyunun içinde olmadığını nereden biliyorsun?" yataktan kalkıp üzerinde tişörtü çıkarttı dolaptan aldığı gömleği omuzlarından geçirdiğinde "çünki sevgili annem beni oyununda istemiyor. Eğer beni senin kadar isteseydi Melek'e bana uyuşturucu vermesini söylemezdi." dudağının kenarı serseri tavrıyla yukarı kıvrıldı. "Bak bir maşa daha. Dediklerim doğruysa o küçük maşayı bir daha görmezsiniz."

Sandığımdan zekiydi her şeyden çıkarım yapacak kadar hızlı ve kurnaz bir zekası vardı.

"Evet abisi öğreneceğini öğrendiğine göre bana müsade." dolabının içinden çıkardığı bavulu düzeltti sapını yukarıya kaldırıp tutunma yerini gelişi güzel kavradı. Önden Ahves arkasından bavuluyla kapıya yöneldi. "Nereye abisi bavul hazırlanmış." bavulu kapının önüne koyup gömleğinin düğmelerini ilkledi. "Annem ve onun küçük çaplı oyununda bana yer yok." reverans yapıp bavuluyla merdivenlerden indi, arkasından sadece baktım aklım yeterince doluydu Ahves'in gidişinin yasını tutacak kadar çok zamanım yoktu.

Cebimde titreşen telefonu kimin aradığına bakmadan cevapladım. "Noldu"

"Afşin bey eşiniz..."

"Ne eşiniz noldu karıma!"

"Afşin bey eşiniz hamile değilmiş şimdi Ametim dedi" telonu kulağımdan çekip kimin aradığına baktım. 'Sakın açma' diye kayıtlıysa bu Fuat'tı. "Allah seni kahretmesin Fuat karım değil o benim yengem." dilimi ısırdım yakışmamıştı Lavin'in adının yanına sadece karım sözü yakışırdı benim kitabımda.

"Sizi denedim Afşin ağam bakam bakam yenge diyeceniz mi diye aferin aferin aa Ametim geliyor Afşin ağam" konuşmaya devam ederken telefonu kapattım. Daha Ahmet diyemeyen biriyle en fazla ondokuz saniye konuşabilirim fazlası benide konuşmayı bilmeyen şahısıda kasardı.

Boş odaya bakıp iç çektim. Gitmişti değil mi ama benim ona bakacak cesaretim yoktu.

Avluya inip kurulan tek kişilik masaya baktım. Güya Elmas hanım, Alev ile hastanenin yakınlarında bir apartman dairesinde kalıyormuş. Babam Lavin'in yanında, Ahves nerede bilinmiyor.

Masanın başına oturdum yemekten daha bir kaşık dahi almamışken amcamın sesini duydum. "Biraziyê min, ez hatim, rabûm, em amade bin, em diçin civînê" bu adama konuşmak yasaklanmalı özelliklede biri yemek yerken konuşması. "Ne toplantısı Renan amca" Renan diyemezdim saygısızlık olurdu ancak ağzım bu varlığa amca demeyi reddediyordu. "Tu gelek pirsan dikî Afşîn, rabe xwe amade bike. Min li cihê xwe mîratgirek dît." sanki çok biliyormuş gibi birde kürtçe konuşuyor. Elimdeki çatalı istemeye istemeye tabağın yanına bıraktım.

Ağırdan alarak arkasından çıktım. O kendi arabasına ben kendi arabama bindiğimde yine onu takip ettim. Olanları bilmemesi imkansızdı tüm bu olanları bilmesine rağmen rahat hareketleri takdire şayandı.

Arabası durduğunda benim kapıma dayandı. "Ee yeğenim çıkmıyon mu?"

"İçimden gelmiyor."

"İçinden gelmiyorsa dışından gelir" kapıyı zorla açtırıp, sürekli omzuma vurduğundan dolayı kızartığı hatta morarttığı omzuma acıyarak baktım. Kapıya geldiğimizde kartları çıkarıp okuttuk. Salona giriş yaptığımız an Renan amcadan ayrıldım. Toplantı masasının bütün koltukları doluydu yalnız Ahves'in koltuğu boştu.

Amcam en başa, bende kendi yerime oturduğumda amcam elindeki dosyayı masanın ortasına itti ilk Mert aldı dosyayı. "Renan amca varisini bulmuşsun." e bunu bana söylemiştin niye beni peşinden sürüklüyorsun ki? "Renan amca beni şaşırtmadın desen yalan olur. Bak de soylu biride." Cihan'ın sesi şaşkınlık ve de hayranlık doluydu. "Bana yakışır bir venê varîkozê şarttı evlat. Tabii benim varisimi bulmamda en önemli kişi Afşin'di" bu adamla aynı kanı taşıdığıma inanmak istemiyorum şimdiden vârisi hata yaparsa beni sorumlu tutmanın peşindeydi. "Uzun lafın kısası beyler ben artık yaşlandım, bugünden sonra yerime aynı benim gençliğim gelecek. Dosyadaki ismi okudunuz ancak resim görmenizi istemedim canlısı varken." gözlerini gözlerime dikip " sevgili varsim aramıza hoş geldin buranın yeni patronu olman şartıyla koltuğu sana bırakıyorum."

Kapı arkamda olduğu kalıyordu ancam açılan kapının sesiyle başımı omzumun hizasına getirip içeri giren yeni kurnaz varise baktım. İncelemeye alttan değil üstten başlardım. Ve öfkeyle parlayan gözlerin odağı bendeydi. Ben ona o bana bakarken diğerleri aramızdaki elle tutulur haldeki gerginliğin kaynağını bulmaya çalışıyordu.

Kahretsin bırakmayacağını tahmin etmeliydim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.