İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 6

Ahves, Afşin ile beni konağa bırakıp abisini temsil amaçlı toplantıya katılmaya gitti. Normalde benim şuan evde tek olmam gerekiyordu ama Afşin peşimden kuyruk gibi ayrılmıyordu.

Afşin koltuğa oturduğunda ben de ellerimi yıkamak için banyoya gittim. Kapıyı kapatacakken başımı yerden kaldırdığım zaman Afşin ile göz göze geldim. Ama yetti bu nedir arkadaş donum musun sen?

"Gel buyur birlikte yıkıyalım elimizi"

"Elimi ısırmayacağını bilsem gelirim merak etme"

Gözlerimi yumdum küfür etmicem dedikçe beni zorluyordu "merak etmem çünkü sen cikimde değilsin. Bak sana küfür etmeden küfür ettim şimdi tıpış tıpış salona gidebilirsin."

Yüzendeki yarım gülümsemeyle kolunu kapıya yasladı ve kulağıma doğru eğildi "acaba sen de olmadığı için olmayabilir miyim? Bir düşün bakalım" kafasını geriye çektiğinde gözleri ile yüzümü süzdü umduğu şeyi göremediği için kapıyı kapatırken "hızlı ol yarım saat kapıda seni bekleyem" uyarısını yapıp kapıyı kapattı.

Umduğu şey neydi biliyor musunuz? Kızarmam. Kızarmamı amaçlayarak kurmuştu bu ahlak yoksunu cümleyi. Anahtarı yuvasında üç defa çevirip kapıyı kilitledim.

Ellerimi yıkayıp çıkacaktım ki Afşin'in kapıda benim çıkmamı beklediğini hatırladım. Cebimden telefonu çıkarıp saate baktım bir dakika olmuştu.

Dudaklarımı büzüp "tüh, biliyor musun ağa kırıntısı bugün hiç banyodan çıkasım yok. Hele ki sen böyle kapıda beni beklerken" gözlerimi banyoda gezdirdim.

Raflı bir dolaba takıldı. İçinde illaki beni iki üç saat boyunca kalmamı sağlayacak birşeyler vardır. İçini açtım şapuan, losyon, jilet, duşjeli vesaire vesaire her şeyi anladım fakat yüz losyonu nedir arkadaş? Tıraş losyonu falan olsa hadi de yüz losyonu ne?

Dolabı kapattım duşakabine girdim. Bir tane oturma taşı daha doğrusu mermeri, yine raf üstünde şampuan, duşjeli vesaire vesaire.

Duşakabinden çıktım lavabonun altındaki dolap dikkatimi çeken ilk şey olmuştu yerede bağdaş kurdum ve lavabo altı dolabı açtım. Yok artık rengarenk havlular vardı.

Ve dolabın yarısında küçük havlular vardı. İşte bu zaman geçirmek için harikaydı. Havluları tek tek alıp renklerine şekillerine göre katogorilere ayırmaya başladım...

"Çık ulan şu banyodan rahatsız etmeyim diyorum ama yeter" kapıyı zorlayan osmanlı ordusu havlular ile yaptığım kulenin yıkımına sebep olmuştu.

"Ne var! Ne zorluyon kapıyı! Görmüyon mu kule yapıyoz burada! Senin yüzden yıkıldı kulem! Manda"

"Bana bak manda deme bana. Ayrıca ben kapının arkasındayım nasıl yıkayım kuleni?" sesinde şaşkınlık vardı.

"Sen viyana kapısını zorlayan osmanlı ordusu gibi kapıya vurunca kuleme çarptım sonra da yıkıldı"

"Tamam aç tekrar yaparsın salonda legolardan kuleni yeter çık şu banyodan."

"Sen bana ne anlatıyon dayı? Ne legosu"dedim ve kapıyı açtığım gibi Afşin sırt üstü yere düştü. Hayır gülmeyeceğim dudaklarımı birbirine bastırıp başını yukarı kaldırdım "Ağa kırıntısı noldu şimdi sana bakayım diye yollarıma mı düşüyon?"

Başını ovarak ayağa kalktı "hıhıhı çok komiksin heee, yürü kız normal bir insan üç dakika tuvalette kalır üç saat değil" ben üç saat banyoda mı kaldım? "Bir ara girip bakacaktım klozete mi sıkıştın diye" omzuna vurdum "manda! Ellerimi yıkadım sadece"

Kaşlarını inanamıyormuş gibi havaya kaldırdı "ellerini yıkandın sadece. O zaman Allah korumuş beni ya tuvalete gitseydin ya da duş alsaydın" kolumdan tutup beni krem renginin hakim olduğu salona getirdi ve koltuğa oturttu. Kendiside açık mutfağa gidip tezgahın üstündeki iki kupa kahveyi alıp birini bana verdi.

Krem rengini severim ama bunu Afşin'in bilmesine gerek yok. Ellerimi koltuğun üzerinde gezdirip "ayy ağa kırıntısı krem rengini görünce sana birşey söyleyesim geldi" çaprazımdaki koltuğa oturdu "nedir o?" gözlerimi gözlerine diktim "ben krem rengini hiç sevmem" elimdeki kupayı koltuğun üzerine boca ettim. Bu sırada Afşin sadece bir bana bir de koltuğa bakıyordu dudaklarımı büzüp "tüh, elimden kaymış. Olsun ya nasıl olsa ağasın yenisini alırsın."

Yüzünü sıvazladı "Lavin... Banyodan çıktığında arkandaki havlu enkazını görmezden geldim. Ama bunuda görmezden gelmemi bekleme benden" ellerini dizlerine vurarak mutfağa yöneldi.

Dolaplardan birini açtı ve elinde mobilya havlusuyla geri döndü. Moniya havlusunu elime tutuşturup "evettt, işte geldik günün kiritiğine öncelikle koltuktaki kahve lekesi temizlenecek sonra da banyodaki havlu enkazınındaki tüm havluları önce yıkama sonra kurutma makinelerine yerleştireceksin. Son görevin havluları katla ve yerine koy" kendini eski yerine atıp "ee hadi başlasana"

Başımı yere eğdim gözlerimi kırpıştırdım ve Aybars'ın benden uzakta olmasını düşündüm. Gözlerim bulanık görmeye başladığında istediğimi elde etmiştim artık ağlıyordum.

Başımı kaldırıp bana alayla bakan okyanuslara diktim yaşlı grilerimi yalandan burnumu çekip "ama annem ölmeden önce bana hiç temizlik yaptırmazdı ki. B-ben bilmiyorum nasıl temizlik yapılır" okyanuslardaki alaycılık gitti, gözümden bir damla yaş akınca artık alaycılığın yeri boş değildi çaresizlik ve hüzün vardı.

Bıkın bir nefes verip "ver şu mobilya havlusunu, bir dahada gerekli gereksiz şeyler için gözlerini doldurma" dedi ve yaş akmak üzere olan sağ gözümü öptü. Elimden kutuyu alıp koltuğu silmeye başladı.

Az önce Afşin'in oturduğu koltuğa oturup yaptığı temizlikle dalga geçtim "ağa kırıntısı o öyle mi temizlenir? Yani şimdi bir gelse görse 'bunu kim temizledi' dese hiç utanmayacak mısın bunu ben temizledim derken?" Afşin lekeye bakarak "ne varmış ki? Mis gibi temizledim kıskan, kudur, çatla"

Yüzümü buruşturup "bak şimdi alındım, darıldım, kırıldım. İnşa hiç bir kadına kudur der mi ağa kırıntısı?"

Mobilya havlusunu gelişi güzel sehpaya atıp "kalk yemek hazırla acıktım" omuz silktim bana ne eli kolu tutuyor kendine hazırlasın birşeyler. Benden beklediği performansı göremeyince bileklerimden tutup beni ayağa kaldırdı.

"Kalksana karı yemek hazırla" Afşin beni bileklerimden tutup yürütmeye çalıştıkca bedenimi serbest bırakıp yerde sürünüyordum. "Ellin kolun tutuyor ağa kırıntısı git hazırla kendine beni niye sürüklüyon peşinden" beni tınlamdan dolaptan çıkardığ malzemeleri tezgaha dizdi. Bileklerimden asılıp beni ayağa kaldırdığında "ikimizede birkaç şey hazırla yiyeyim sonra Ahves gelecek ona da birşeyler hazırlarsın"

Bedenimi tezgaha yaslayıp karşıdaki sandalyelerden birine oturdu. Elime aldığım tereyağ ile bakışmaya başladım. Baktım... Bekledim... Baktım... Bekledim ve sonunda kazandım "ne bakışıyon yapsana yemeği?" işte beklediğim soru başımı önüme eğip yalandan burnumu çektim "annem bana hiç yemek yaptırmadı o öldekten sonra babam da ben yorulmayayım diye kendi yapardı."

Kızardıklarına emin olduğum grilerimi Afşin'e çevirdim. Okyanuslarda çaresizlik hüküm sürüyordu. Belki şuan başka bir çift göz bana böyle baksa vicdanım el vermez yalan söylemeyi bırakırdım. Ama karşımdaki benim hayellerimi elimden almaya çalışan bakın sadece çalışan asla icrata dökemeyecek olan biri olunca vicdanım çok güzel el veriyordu.

Tezgahtan destek alarak ayağa kalktı. Yanıma gelip gözyaşlarımı sildi "tamam birkaç sefer ben yapayım sen de beni izleyerek birşeyler öğren. Öğrenince artık sadece kahvaltıları sen hazırlarsın. Olur mu?" uysal davranıp teklifini onayladım.

Afşin'e arkamı döndüğüm gibi yüzümde sinsi bir gülümseme peydahlandı. Afşin'in yerine oturup dirseklerimi tezgaha yasladım. Başımı ellerimin arasına alırken bir yandanda neler yapmam gerektiğini üstün körü anlatan Afşin'i dinliyordum.

Afşin'in yaptığı yemeği yemiştik. Sofrayı ben toplayıp bulaşıkları makineye dizdim. Afşin salonda maç tekrarını izliyordu. Kafamı banyoya doğru çevirince yerdeki havluları gördüm.

Afşin'in karşısında, televizyonun önünde dikildim. Afşin sağa kaydığında bende kayıdım. Bu sefer sola kaydığında ben sola kaydım. Bunu altı yedi kere tekrarladıktan sonra yüzüme bakıp tek kaşını kaldırdı. Çenem ile banyoyu işaret ettim "e hani havluları toplamamışsın" dedim.

Eliyle beni kenara çekti "Ahves ne güne duruyor? Yapar o sen rahat ol" pislik yoruldum, uğraşamam demiyor da işi burada bile olmayan Ahves'e kitliyor. Kısa saçlarımı açıp tokayı bileğime takarken " ben yatmaya gidiyorum. Sabah erken kalkamam. Sakın uyandığında saat birden önceyse kalkıp mutfağa inme. Senden öğrendiğim kadarıyla" iç sesim bas bas YALAN diye bağırsada takmayıp "kahvaltı hazırlayacağım" okyanuslarının biran parladığına yemin edebilirim. Yüzündeki gülümsemeyle "tamam karıcığım kalkmam. Sen şimdi yat uyu şu bitsin bende uyucam"

Timim kiriciğim kilkmim uyuz! Normal bir insan olsa karşımda 'o' harfiyle taklit ederdim onu ama karşımda bir manda olunca içimden gelmiyor işte ne yapayım.

"Koridor başındaki açık turuncu ve siyahın hakim olduğu oda"

"Anlamadım?" eliyle beni televizyonun dışında kalan yere iyice itti.

"Odanın yol tarifi. Gerçi saat daha yirmi ama olsun iyi geceler."

Aptal herif bende biliyorum saatin daha uyumak için erken olduğu. Ama sabah AYT'ne yetişmem lazım bu yüzden geceyarısı kalkıp yollara düşeceğim tabi bu B planı. A planı, Ahves'ten beni sınava götürmesini rica edicem.

Kabul edecek. Eğer bu beşik kermesi olayından haberi varsa beni götürmek zorunda. Kabul etmezse B planı harekete geçirecektim.

Odaya girdiğim gibi yatağın üzerinde beni ördekli bir şort ve ona takım askılı uzun bir atlet vardı. O da ördekliydi. Şuan duş almayla falan hiç uğraşamam üzerimdekileri çıkarıp ördekli pijama takımını giydim. Yatağa uzanıp telefona bakmaya başladım.

🥀

Saate baktığımda gece yarısına daha yeni geliyordu. Dört saattir hareketsiz yatmaktan her yerim uyuşmuştu.

Kapı sesi geldiği gibi yorganı üstümden atıp yataktan fırladım. Ahves gelmişti!

Merdivenlerden ikişer üçer inerken kapıdan daha yeni girmiş olan Ahves bana şaşkın şaşkın bakıyordu. Siyah takım elbiseli Ahves'in karşısına turuncu ördekli pijamalarım ile geçtim. Kollarımı göğsümde bağlayıp "ooo Ahves bey sonunda evin yolunu bulabilmişsiniz. Size hangi kız eve teşvik etmenizi söyledi?"

Ahves yorgun bir tebessümlü "Abime aşık ol yenge. Hiç ben gecenin bir vakti karı kız peşinde koşar mıyım? Koşmam koşarsamda sabah koşarım. Bide yenge teşvik değil teşrif onun doğrusu" yanağımdan makas alıp ağır ağır merdivenlere geldiğinde kolundan tutup kendime çevirdim "Ahves yarın AYT sınavım var benim ona katılmam lazım. Beni sınava götürür müsün? Lütfen reddetme işin ucunda hayalim var. Bak eğer ikimizi sınava götürürsen söz veriyorum sana hiç bir zorluk çıkarmadan buraya geri döneceğim" benim zorluk çıkarmama gerek yok çünkü Aybars gerekli problemi çıkarır.

Birkaç dakika yüzüme baktı. Eliyle yüzünü sıvazlayıp "yenge abim kı-"

"Kızmaz Ahves kızmaz. Sadece beni ve Aybars'ı sınava götürüp getireceksin. Zaten abine söylemiyeceksin sınava gittiğimizi yoksa izin vermez"

Mavileri grilerimde oyalandı. Gözrengi abisi kadar güzel olmasada güzeldi.

"Tamam. İkinci kişide Aybars mı?" gözlerimi kırpıştırdım "bak abimin bizi bulacağına eminim ama eğer sana kızarsa korkma Ahves teklif etti bende sınava girmek istediğim için kabul ettim de. Anladın mı?"

Kollarımı onun bedenine sardım "ya sen bir tanesin Ahves" bedenini kollarımdan kurtarmaya çalışırken "biraz daha böyle kalırsak Afşin abimin bizi görme şansı artacak ve beni bir taneden bin tane yapacak." dedi ve kollarımdan kurtuldu.

"İyi geceler Ahves erken kalk sınava Mardin de yol iki saat kırkyedi dakika ona göre sınavın kaçta başlayacağını biliyorsun zaten. Ve uyumadan önce banyodaki havlu enkazını toplayacakmışsın. Hadi hayırlı tıraşlar ben uyumaya gidiyom Allah rahatlık versin.

Başını sallayıp banyoya girdi. İşte bu kadar merdivenleri seke seke çıktım ve odama vardığım gibi kendimi yatağa attım. Üstümü örttükten sonra gözlerimi yarına heyecanlı bir şekilde açmayı bekledim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.