Lavin'den
Başıma giren ağrı gözlerimi açılmaya teşfik ediyordu, fakat gözkapaklarımın üzerine çöken ağırlık ise gözlerimi kapanmaya zorluyordu.
Gözlerimi hafif araladığımda önümdeki güneşliğin çekilmesi ile güneş ışıklarının rotası daha yeni yeni açılmayı başaran gri gözlerim olmuştu.
Üstümdeki battaniyeyi başımın üzerine kadar çektim ve yastığıma sımsıkı sarıldım. Battaniyem çekiştirilince ağzımdan "ıııı!" diye saçma sapan bir çığlık firar etti.
Battaniyem çekiştirilmeye devam ederken en sonunda parmakuçlarım acığıdı için bırakmak zorunda kalmıştım battaniyemi.
Gözlerimi kısarak tepemde bana mimiksiz bakan bir dağ mandası görmek uykudan yeni uyanan bir kişi için çekilmez çilelerdendir. Ve ben bu çilenin şuan en kralını çekiyorum.
Dudaklarımı tiksinircesine büzüp "ne istiyorsun benden dağ mandası" cümlem biter bitmez baş ve işaret parmağının arasına büzmüş olduğum dudaklarımı kıstırdı "bana bak karıcığım. Bir daha bana dağ mandası gibi salak saçma betimlemelerde bulunursan o ruhunun aynası olan ağzına avuç avuç acıbiber doldururum."
Eline vura vura parmaklarının arasına kıstırmış olduğu dudaklarımı kurtardım. Başımın altındaki yastığı onun yüzüne fırlattım ve bir hışımla ayağa kalktım.
Yastık yüzene çarpıp aşağıya düştüğünde gülen yüzü solmuş onun yerine sert bir ifade gelmişti. Kaşları çatık, gözleri öfke dolu, damarları atmaktan kalınlaşan, elleri ise her an birinin suratı ile birleşecek gibiydi.
Boyum ondan kısa olduğu için fazla yakınına gelmeden uzaktan "bana bak dağ mandası. Bir daha beni tehdit edersen senide bu yeride alevler altında bırakırım. Ayrıca beni hemen aldığın yere geri bırakıyorsun!" dudağı yukarı doğru kıvrıldı ve aleyveri bir tınıyla " beğenmemen çok normal karıcığım bende burayı sevmiyorum. Ah, nasıl unuttum hazırlan on dakika sonra imam nikahımız var." ağzımı açtığım gibi işaret parmağını kaldırıp "aa hayır hayır. Seni asla zorlamıyorum giyinip giyinmemek sana kalmış eğer giyinmezsen ben seni giydirebilirim."
Gözlerimi sinirle açtım ve aramıza boy farkı yüzünden koyduğum mesafeyi aşıp karnına tekme attım "defol git! Daha benim okulum var ve senin ile tanışsakta tanışmasakta evlenmeyi reddediyorum! İmam nikâhımı kıycan? Git kendi kendine kıy beni karıştırma"
Gözlerini az önce karnına tekme attığım ayağıma çevirdi. Kısık bir sesle "acıdı mı ayağın?" diye sordu.
İki elimide saçlarıma geçirip asıldım "çıldırıcam! Beni dinle yoksa o saman dolu kafanı duvara vura vura kırarım. Sen beni Mardin'e geri götürüyorsun ve ben senden bir haber yaşadığım onyedi yılıma yeni yıllar ekliyorum. Sen de benden uzak duruyorsun! Anladın mı?"
Gözleri hâla ayağımdaydı. Ona tekrardan vurmamak için parmaklarımı aç kapa yapıyordum ama nafile! İçimdeki sinir yatışmıyordu ne beni kâle alıyordu ne de bana cevap veriyordu.
Daha fazla sinirlerime hakim olamayacağımı anladığımda ellerimi yumruk yapıp göğsüne ardı ardına vurmaya başladım. Ne olurdu ki beni adam yerine koyup dinlese ya da iyiği kötü cevap verse?
Ne kadar sert vurursam vurayım yerinden milim oynamıyordu. Bu durum da dinmek bilmeyen öfkeme öfke katıyordu. Ellerim sızlamaya başaldığında ayağımla bacaklarına tekme atmaya başladım.
Hiç bir söz söylemeden bileklerimden tutup başımın iki yanına kadar kaldırdı. Sonrada hala tekme atan ayaklarımı iki bacağının arasına kıstırdı.
Bileklerimi ne kadar kurtarmaya çalışırsam o kadar tutuşunu yumuşatıyordu iki bileğimide tek eliyle tuttunca şansımı tekrar denedim ama yine bırakmadı.
Boşta olan elini enseme getirip tuttu ve az önce yumrukladığım göğüsüne başımı yaklaştırdı. Elini ensemden çekip kısa kumral saçlarıma getirip okşamaya başladı. Her krizimin sonunda olduğu gibi gözlerimden yaşlar akmaya başladığında öfkem yerini hıçkırıklara ve iç çekişlere bıraktı.
Gözlerimden akan yaşlar onun yeşil gömleğinin üzerine düşüp yer yer ıslaklıklara sebep olurken o kulağıma "şş sakin tamam unut nikahı falan tamam mı?" gibi cümleler fısıldıyordu.
Gözlerimden yaşlar akmaya devam ederken gözlerimin kapanmasıyla onun göğüsünde uyudum.
🥀
"Yenge, yenge... Yenge Afşin abim dellenmeye başladı ne zaman uyancan? Yenge" sesin geldiği yöne doğru başımı çevirip gözlerimi açtım. Bu arbayı süren adamdı.
Gözlerim daha ışığa alışamadığı için kısıktı. Adam gözlerimin açıldığını gördüğü gibi "Afşin abi! Bırak şimdi dellenmeyi karın uyandı" diye ayağa kalkıp kapıya doğru bağırdı.
Yüksek sesten dolayı ben yüzümü buruştururken kapı sessizce açılıp adamın oturduğu koltuğa okyanus gözlü adam daha doğrusu beni kaçıran manda oturdu ve elini anlıma koyup "Ahves sen çık dışarı bende birazdan geleceğim yanına" dedikten sonra kapı açılıp kapanma sesi duydum ve artık yalnız olduğumuzu anladım.
Kuruyup, çatlayan dudaklarımın üzerinde dilimi gezdirip "o adam kim" dedim.
Okyanus rengi gözlü adam "biraz oturabilirim dersen seni buradan çıkarıp bahçeye çıkarabilirim" elini alnımdan çekti ve arkasındaki koltuğa yaslandı.
Bu adam ile hiç bir yere gitmem ben! Ama kendimi biraz toplarsam birkaç gün sonra onu beni dışarıya çıkarmaya ikna edip ordanda ondan kaçmanın bir yolunu bulabilirdim.
Grilerimi gözlerine çıkarıp " şuanlık hiç halim yok ama eğer birkaç gün sonrada bu teklifin geçerli olacak ise kabul ederim. Fakat dediğim gibi şuan hiç halim yok" dişlerini alt dudağına geçirip okyanuslarını yüzümde gezdirdi.
Kaşlarını kaldırıp indirdi ve "hayır geçerli değil. Birkaç gün sonra muhtemelen iyileşeceksin ve benden kaçmak için bahçeye çıktığımız an her yolu deneyeceksin. Benim de dediğim gibi biraz oturabilirim dersen çıkalım. Ama başka bir zamana ertelersen şansına küs derim." pislik! Demek ki beni kaçırmadan önce araştırmıştı.
Numara yaptığımı anlayıp bana olan hatrı sayılmaz güveni zedelenmesin diye rolümü devam ettirdim. "Hayır yatarken bile yorgun hissediyorum kendimi. Bana burada anlatabilirsin bence"
Sıkıntılı bir nefes verip "o adam dediğin benim kardeşim Ahves Ahter. Ben de Afşin Ahter, Urfa'nın en genç ağasıyım. Senide töre gereği kaçırmak zorunda kaldım. Sanma ki seni seviyorum sana aşığım... Sen doğduğun zaman senin baban ve benim babam beşik kermesi yaptılar. Ne olduğunu biliyorsun anlatmaya gerek yok ben yirmidört yaşıma geldiğimde senin ile evleneceğim ancak senin de onsekiz yaşına gelmen gerekiyor. Bu önünde sonunda evleneceğiz.
Evleneceğimiz zamana gelene kadar bana alışman için seni kaçırdım. Eğer baban ölmeseydi beni sadece düğün günü görecektin o da kocan olarak."
Beşik kermesi neydi bilmiyorum ama benim için pek de hayırlı birşey olmadığı ortadaydı.
Belki bir umut yalan söylüyordu diye düşündüm ama gözlerini kaplayan kararlılık zihnimin içindeki yanan umut mumunu acımasızca söndürdü.
Babam gerçekten benden yedi yaş büyük biriyle mi ömrümü geçirmemi istemişti?
Elimi kaldırıp alnıma koydum ve yavaş hareketler ile daireler çizmeye başladım. Şaka gibiydi babam gerçekten bunu yapmış olamazdı bana yaşattığı onca şeyden sonra bunuda yapıp gitmiş olamazdı değil mi?
Alnımın üzerindeki elimin üzerine bir el değdi ve elimi yatağa geri koydu. Adının Afşin olduğunu öğrendiğim ağanın okyanusları çaresiz bakıyordu. Sanki 'yalan söylüyorsun' desem beni serbest bırakacak gibiydi ama az önceki bakışları tam tersine oldukça kararlıydı beni yanında tutmaya.
"Bak biliyorum zor hatta çok zor ama yapılacak tek şey bize binilen kadere razı olmak ve ona uygun yaşamak. Seni şimdilik yalnız bırakıyorum nasıl olsa Eylül'ün yirmisekizin de benimle olacaksın."
Yüzüne yerleşen tebessüm daha çok göz boyamak içindi. Afşin odadan çıktığı gibi kolumdaki seruma asıldım ve çıkardım. İçimde biriken hıçkırıklar gözyaşlarım ile birlikte ruhumdan ayrıldı.
Ben ne yapacaktım nasıl okuyacaktım? Evlendikten sonra değil okumam kitap açmam bile ayıplanacakken nasıl hayalimdeki meslekte çalışıcaktım?
Gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırırken gözümün önüne Aybars geldi. Elim kalbimin üzerine geldiğinde avuç içimi kalbimin üzerine bastırdım "çok acıyor Aybars ne zaman bulucan beni çok a-cıyor" gözümden düşen yaş Aybars'ın görüntüsünü de benden almıştı.
Hıçkırıklarımın arasında gülmeye başladım. Çünkü çok komikti Afşin de beni Aybars'dan böyle almamış mıydı? Sınav önce azıcık göstermiş sonra da beni ondan çekip almıştı.
Avcumun altındaki kalbimin etrafına tırnaklarımı batırdım. Kalbimin atışları avucuma çarpmaya başladı. Yatakta cenin pozisyonunu aldım. Durumum nasılrı bir özet geçeyim
Gözlerim dolu
Kulaklarımda Aybars'ın sesi
Elim kalbimin üzerinde
Aklım Aybars'ta
Gözlerimi kapattım, Aybars'ı hayel ettim... Ne gördüm diye sorun karanlık evet simsiyah bir karanlık.
Tırnaklarımı kalbimin üzerinden çektim ve kollarımı karınım üzerinde birleştirdim. Biraz uyuyup kendime gelsem hiç fena olmazdı.
🥀
"Afşin abi! Hastaneye gelirken ben taşıdım aynı şekilde eve götürürken de. Şimdi niye sen taşıyorsun?"
Elimin tersiyle gözlerimi ovuşturdum ve gözlerimi açtığım da Afşin'in bana baktığını gördüm. Belimdeki elini ileri geri hareket ettirerek fısıldadı "uyu sen. Ben birazdan Ahves'in kafasını kırıcam bağırdığı için görme sonra bide onun içinde hastaneye gelmek zorunda kalmayım" Allah Allah sanki ben istedim al beni hastaneye götür diye!
Hastanenin çıkışına geldiğimizde Afşin'in kucağından inmek için kımıldanırken "yapma ya zorunda mı kaldın? Kıyamam. Madem istemiyorsun indir o zaman!"
Kaşlarını çattı ama gözlerini merdivenlerden ayırmadan "indirirdimde yürüyemiyorsun. Sakinleştiriciyi fazla vermişler" ellerimi omzuna koyup başımı kaldırdım ve arkamızdan çantaları taşıyarak gelen Ahves ile göz göze geldim.
"İndir Ahves taşır beni" dediğimde arkamızdan bir ses yükseldi "bak abi yengemde benim taşımamı istiyor. Sen de birşeyler taşımak istersen bu çantaları taşıyabilirsin."
"Ahves kapat çeneni! Zaten sen bağırmasan ne güzel uyuyordu şimdi yol boyunca başımın etini yiyecek" gözlerimi şaşkınlıkla açıldı, işaretparmağım ile kendimi göstererek "ben mi senin başının etini yiyeceğim" dudaklarını yaladı "evet dırdırcı. Şimdi kollarını boynuma dola da kapıyı açayım." dudaklarımı büzüp kollarımı boynuna doladım.
Tırnaklarımı ensesinde gezdirmeye başladım. Ne bastırıyordum ne de deydirmiyordum hafifçe gezdiriyordum huylanması için. Kafasını sola doğru yatırdı "yapma şunu" dedi ve açtığı kapının içine bildiğin beni fırlattı ve kendi de yanıma oturup kapıyı kapattı.
Biz biner binmez Ahves de sürücü koltuğuna oturup arabayı çalıştırmıştı. Tabi kapıları kilitlemeyi unutmamıştı.
Koltukta kendimi düzeltip ellerimi kucağıma koydum ve tırnaklarıma bakmaya başladım. Uzamışlardı kesmem lazımdı ama tırnaklarıma bakmamın sebebi tırnaklarım ucunda kan olmasıydı.
Üstümdeki tişörtüme baktım değişmişti. Büyük bir ihtimalle kalbimin etrafına tırnaklarımı sapladığım zaman olmuştu. Omuz silktim banane Aybars'sız nefes aldığım her saniye bana haramdı zaten.
Görüş açıma giren el avcumdaki ellerimden birini eline aldı ve tırnaklarımı işaret ederek "ne yaptın kendine" diye sordu sesinde endişenin kırıntısı bulunmayan adam. Elimi, elinden kurtarıp kelimelerin üstüne basa basa "sana ne! Seni ne ilgilendirir" elimi ona vurmak için kaldırdığımda bileğimi sıkı sıkıya tutup "sana demedim mi bana bir daha tokat atarsan senin o elini kırarım diye. Şimdi ne diye el kaldırıyon bana?"
Biliğimi tutan elini ısırdığımda elimi bırakmadı "ister ısır ister kopar çiftlik evine gidene kadar böyle kalıcaz." bileğimi tutan eli gevşeyip dizinin üzerine koydu elimi.
Dizinden elimi çekeceğim zaman tekrar tuttu ve avuç içimi öpüp geri dizine koydu elimi. "Ay sizne güzel bir çift oldunuz böyle. Keşke benimde böyle bir karım olsa" dikiz aynasından Ahves ile göz göze geldiğimiz an Ahves gözlerini kaçırdı ve başını öne eğip arabayı sürmeye devam etti.
Acaba Aybars'ın nasıl olduğunu Afşin'e sorsam mı?
Afşin'den ne kadar uzağa gidebildiysem o yere oturdum. O yerde cam kenarıydı. Afşin ile aramızda ne kadar uzaklaşsamda bir insan sığacak yer yoktu. Böylede yakındık diğer türlüde. Olsun önemli olan kalplerimizin uzak olması.