İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 34 · 7 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 34

Bazen rüyanız hiç bitmesin istersiniz sanki bölünürse bir daha o rüyayı göremeyeceğinizi düşünürsünüz ancak bu düşünce kabuslar için geçerli değil. Rüyalar çok tatlı güzeldir diye bölünmesini istemeyiz peki ya kabuslar? Onlar çok çirkin ve korkunç olduğu için mi hemen uyanırız hatta birileri uyandırır. Aslında insanoğlu değişmiyordu sadece adı, şekli, biçimi değişip tekrar kahrolası soyları devam ediyordu. Şu hayatta da güzeller çirkinlerin üzerinde baskı yapmıyor muydu? Erkekler anlık gelen gafletle güçleri elinden alınmasın diye aşkını, ailesi, saflığını kenara bırakıp bir zamanlar uğrunda can verdiği kadını edip geçmiyor muydu? Onların değişimi bir çok kadının evliliği çirkin duruma düşürüyordu. Haydi inkar edin yalan deyin, erkekler ilk aşklarını kendini kanıtlamak uğruna harcamıyor, kadınlara el kaldırmıyor diyin. Söyleyin ki susayım bu adam bu kadını seviyor onu korur kolla diyeyim de ölümün listesinden kurtulup gençliklerinin baharını yaşasın kızlarımız. Eğer babam, annemi sevseydi benim küçük kızım yaşardı annem yaşar şuan çektiğim acının yükünü almak için beni sarıp sarmalardı.

Aşkın gözü kör olmasaydı Aybars bırakmazdı beni, geçer önüme yakardı tüm ışıkları önde o arkasında ben atlatırdık zorlukları atlatırdık engelleri.

Uyanalı iki saat olmuştu kaldığım odaya hemşireler dışında pek gelen giden yoktu. Ahves bir kez uğrayıp abisini hangi normal odaya aldıklarını söylemişti. Ben uyanmadan önce Afşin'in durumu düzelmiş son kontroller yapılıp odaya alınmış. Elimdeki bardaktan aldığım büyük bir yudum boğazımdan geçemedi hâla gelmemişti. Unuttu mu beni daha saatler yeni olurken nasıl unutmuştu?

"Özledim be abi..." Hastanenin önünden geçen araba müziğin sesini fazla açtığı için dinlediği müziğe bende duyuyordum. Fısıltıyla karışık sesimle, "Yak gel bildiğin ne varsa, sat gel gözüm yok para pulda yalnız sanadır bu hasretim." Ahh gerçekten mi? Yok şarkılar

bile basbas bağırıyor Aybars'ı unutma diye!

"Yengem müsait misin?" Ahves'in sesiyle tek adımlık balkondan çıkıp köşedeki koltuklardan birisine oturdum. Boş koltuğu işaret ettiğimde ensesini kaşıyarak yanıma oturdu. "Ahves bana her şeyi anlat." Gözlerimi beyaz duvarda sabit tuttum sadece önüme bakıyordum. Kıpırdandığında onunda önüne döndüğünü izlediğim duvara baktığını anlamak zor değildi.

"Lavin, Afşin'e sor bana değil lütfen." Bardaktan bir yudum daha aldım. "Ya şimdi söylersin ya da abinin fişini çekerim." Kalp atışlarını gösteren ve parmağına taktıkları şeyleri çıkarsam işi saniyeler içinde biterdi. Bıkınca nefesini üfleyip yüzünü bana çevirdi. "Ne bilmek istiyorsun?" Zafer gülümsemesiyle duvarı incelemeye devam ettim. "Ölü kalp." Bedeninin kaskatı kesildiğini hissedebiliyordum gerçekten Afşin'in kalp hastası olduğunu anlamayacağımı mı düşünüyordu? Aptal değildim sadece olmanın yerini ve zamanını çok iyi ayarlayabilen kurnazdım.

"Biliyorsun..." Sesindeki şaşkınlık yüz ifadesini hayel etmeme yardımcı oluyordu. Birinden sakladığınız şeyi bilmediğini düşünmek salaklıktı çünkü her taraf aç kurt doluydu.

Derince yutkunduğunda tüm yapbozun parçalarının bılunmasının sebinciyle yan gözle ona baktım. Dirseklerini dizlerine yaslamış parmaklarını birbirlerine geçirip ayırıyordu. Aybars psikoloji okurken bazen çalıştıklarından kendisene soru sormamı istiyordu. Defterinde insanın stres altındayken yaptığı bazı davranışlarında tırnaklarını yeme, dizini sallama, sürekli bir yerlerini kaşıma, yanak içleri kemirme ve parmaklarıyla oynamak bunlardan bazılarıydı.

Kaşlarımı çattım, ağzından kaçırabileceği kelimeler olabilirdi dikkatimi Ahves'e verdim. "Gökay olayının içindesin, sana neler anlattı tahmin edebiliyorum ama sakın ona inanma o bir hırsız, insanlardan çaldığı şeyleri yönetmeye bayılır." Küçük hatırlatmalarla söyleyeceklerinin temelini oluşturuyordu. "Lavin, Gökay sadece çalar vermeyi bilmez." Parmakları hareket etmeyi bıraktı. "Gökay'ın ablası hastaydı. Beyni ve kalbi dışındaki tüm organları iflas eşiğindeydi yıllarca hastanede yattı. Son aylarında Afşin abimin kalbi durdu artık ilaçlar fayda etmiyordu daha çok gençti on dokuz yaşındaydı. Gökay'ın ablası Görkem ölmeden önce Afşin'in için kalp arandığını öğrenmiş. Görkem dışında ölü bir erkek daha vardı ikisininde kalbi abime uyuyordu. Canlı birinin kalbindense hayatı kaybetmiş yaşama umudu tükenmişinki tercih ettik. Fakat o adamın küçük kızı babasının kalbinin annesi dışında kimseyi sevemeyeceğini söyleyip ameliyatı durdurmuştu. Babam ile birlikte Görkemi aradık abimin durumunu bildiği için ısarar etmemize gerek kalmadan nakli kabul etti ancak Gökay istemedi ablasının eski sağlığına kavuşabilmesi için gerekli parayı bulduğunu söyledi." Gökay'ın isteği ablasının yanında kalmasıydı ama organları iflas eşiğindeki bir kişinin tedaviden sağ çıkması imkansıza yakındı.

"Görkem kardeşini ikna edemediği için abime mektup yazıp çıkmadan önce bize verdi. Abimin ölmemesi için saatler sayarken babam mektubu okudu." Cüzdanından çıkardığı yer yer sararmış zarfı uzattı. Arkasına yaslandığında Görkem'in o anki düşünceleri hislerini okuyacak olmanın heyecanıyla ellerim titrerken zarfı açıp katlanmış kağıdı düzelttim.

Afşin Ahter,

Adının anlamını araştırmak isterdim ama kardeşimin adını duymak, görmek istemediği anlayacak kadar onu tanıyorum. Lakin sen beni tanımıyorsun sana kendimi anlatmak isterdim, vaktimiz kısıtlı olmasaydı. Bilmesende kardeşim Gökay'ın kusuruna bakma. Gökay asla bencil bir insan olmamıştır sadece bedbahtı hayatını zorlaştırıyordu ve bildiğin üzere annem sizin evinizde hizmetçiydi. Öldükten sonra İsak beyin yaptığı davranışı bizi sokağa öylece atmasını sindiremiyor. Beyefendi istirham ediyorum size kalbimi vereceğim diye kardeşimle yakın ilişkiniz olmasın. O daha gencecik sizin yüzünüzden hasta ablasına bakmaya yükümlü olduğunu sandığı için hırsız! Size kalbimi verme nedenimi yanlış anlamayın, kalbimi sizin için değil Ahter ailesinin yanında yaşarken ilk çocukluk aşkım olan Ahves Ahter'in üzülmemesi adına nakli kabul ediyorum. Eminim ki beni hatırlamıyor fakat bu ona karşı duyduğum hisleri bastıracağım anlamına gelmez. Kardeşim kindardır Ahves Beye söyleyin sizi Gökayımdan uzak tutsun sakın onu size karşı ezdirmesin. Sizlerin ailesinde sadece Ahves masum ve saftı kalan hepiniz menfaat uğruna sevdiklerinizi yakarsınız.

Nakli yarım saat sonra gerçekleştiraceğim ve sizde Gökay ne yaparsa yapsın ondan uzak duracaksınız.

Adımı duymaya bile layık değilsiniz ancak Ahves Bey tanırsa

Üç Yapraklı Yonca

"Gökay, Görkem, Ben hepimize birer yaprak aç gözlülüğe gerek yoktu." Gözlerimi mektuptan ayırıp boş gözlerle az önce baktığım duvara bakıyordu. Hatırlıyordu ve durgunluğu bazen hata yapıp yapmadığını düşündüğünü gösteriyordu. Ahh... Ben bile onca yaşadıklarımızın üzerine Afşin'i silip atamamışken Ahves ilk aşkını nasıl atsın ki?

Zarfın içine özenle yerleştirip geri verdim. Bir zamanlar sevdiği kızdan hatıra kalan tek şeyi galiba az önce okumuştum. Yüzünü ovuşturduğunda gözlerindeki kızarıklık canımı yakmıştı Ahves, Görkem'in yokluğunu çekiyordu. Buruk gülümsemesiyle, "Görkem senin gibiydi... Teni kar beyazıydı, saçlarının rüzgarda savruluşu bile ben asiyim diye bağırırken gözlerinin mavisi çocuksu heyecanın müjdesini verircesine parıldayışı dudaklarında taşıdığı pespembe gülümseme, yumuşacık tenine vurursan vur bir kez bile yara aldığına şahit olmadım acılarını her zaman içine atması savaşçı yanını ortaya koyarken pabuç kadar dili vardı asla lafın altında kalmaz evirir çevirir zayıflığından vururdu seni. İstersen tüm gün sus bilirdi yine durmazdı çenesi güzelimin. Daha emekler bu huyunu anlamıştım bakma isyankar üslubuma çok severdim ama hiç söyleyemedim." Görkem'in evlerinde olduğu zamanları yadsıyordu. Bunu anlamamak mümkün değilken İsak baba nasıl oğlunun bu hallerini görmezden geliyordu? Acaba Afşin beni severken bazen o kalbin bir zamanlar kardeşini taşıdığını biliyor muydu? Mektuptan anladığım kadarıyla Görkem'in kalbinin 'A' harfiyle doluydu. Tabi çocukluk aşkını asla onaylamıyorum zamanla küçük hisler takıntı haline gelebilirdi.

Elimdeki su dolu bardağı uzattığımda kısa bir an tereddüt etsede sudan küçük yudumlar alarak devam etti. "Hani derler ya kalbim seni sevmedi veya sevdi, aslında hepsi yalan. Okuduğun mektup yazılırken o kalp benim için atıyordu... Peki ya şimdi? Umutsuzluk üzerine kurulmuş evliliğe mi sebebi olan kadına mı atıyor?" Artık niyetimi belli etmemi istiyordu. Belki de geçmişindeki pişmanlıklar, özlemler ve kırıklıkları abisininde yaşamasına göz yumamayacağı kadar çok seviyordu onu. Burnunu çektiğinde mavi harelerindeki kızarıklara bakmak istemedim aramızdaki tek masumun üzüleceğini hesaba katmamıştım.

"Sebebi olan ve olduğu kadına atıyor Ahves."

Gülümsedi, gözlerinin aksine dudaklarında neşeyle heyecan vardı. Akan göz yaşımı sildim. "Yengem biliyor musun annem Afşin'i hiç istemedi koskoca Ahter aşiretinin yönetiminin benim olması onu birinci dileğiydi, ikincisi de abimle Seray annenin ölmesiydi." Afşin ile babalarının aynı olduğunu biliyordum ama annesinin adını bilmiyordum.

"İşin komik kısmı Afşin hâla benden sakladığını sanması. Karanlığımı içimde saklamam beni salak biri mi yapıyor Lavin? Eğer öyleyse sıkıntı yok ben sizin gözünüzde salak olmayı yeğerim ama sizin gözünüzde."

"Seray hanım... Nasıl öldü?" Elmas şeytanı yaptı dese hiç şaşırmam. Gözlerindeki keder can sıkıcı bir konudan bahsedeceği için mavi harelerine yayılmıştı. "Kıskançlık desem devamını getirirsin."

Getirdim de. Dilimi ısırdım geçmişide geleceğide zordu Ahter kardeşlerinin. "Durumu nasıl kocamın." Kahkaha attı avucuyla yüzünü kapattığında geriye çekildim. "Sıcak sudan nefret ederim niye diye sor!" Kendinde değildi sormamam en sağlıklısıydı ancak içimi kemiren merak duygusu çok fenaydı.

"Niyesi şu Lavin! Annem daha küçücükken yaktı lan beni! Yaktı yaktı!" Gülme sesi yükseldiğinde korkmanın sırası olmadığını anladım Ahves bağımlıydı olaylar zaten karışıktı üstene kör düğüm olursa hiç açılmazdı. Kollarımı uzatıp başını göğsüme yasladım. "Yaktıysa sende yak Ahvezim beni iyi dinle kapa gözlerini." Usulca gözlerini kapattığında gülümsedim gerçekten masumdu. "Şimdi o günleri getir aklına." Parmaklarımı saçlarında gezdirirken bedeni kaskatı kesildi zorlanıyordu ama bana duyduğu sevgi zorlukları görmezden geldiriyordu.

Parmağımı ensesinde dolaştırdım. "Tüm anılara benzin döktüm Ahvesim. Sahne senin önce onlara olan nefretini açık açık söyle ve nefretine kurban olanlarına izin ver. İçinin soğduğunu beyninin içinde dolaşıp seni yiyip bitiren tüm sorunları o çakmak ile beraber yak ve at." Kaşları öyle bir çatıldı ki... İyi ki mavi hareleri açık değildi çünkü gözü kapalıyken bile gözlerindeki yıldırımları hissedebiliyordum. Nefesi titrerken yüzleşme aşamasında olduğunu anladım.

İnsan bazen kendiyle yüzleşmekten korkar, başka zamana ertelerdi ama ertelememeliydi bilakis üstüne gidip onu yok etmeye çalışmalıydı. Yoksa iç ses susmuyor bedeninin bütün hakimiyetini senin elinden çalıyordu evet çalıyordu çünkü biz onun sırasını savuşturdukça o yüzsüzlük yapıp alıştığı duyguları daha çok elde edebilmek için sizi bunaltırdı.

Kaşlarının kavisi yavaş yavaş geri gelirken dediğimi yapmasıyla onaylayan mırıltılar çıkardım. Ahves, Afşin'in aksine bir çok sorunla uğraşıp onları çözmeye çalışıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.