Odaya girdiğimde Afşin kapıdan çıkmıştı. Yuvarlak yatağın üzerindeki derin yırtmaçlı sarı elbiseyi görünce şok oldum. Elbisenin yırtmacında parmaklarımı gezdirirken grilerim kadife kutunun içinde parıldayan takılara kaydığında nefesim kesildi bunlar muhteşemdi. Birbirlerine olan uyumları nefes kesiciydi. Kolyenin ucundaki papatya deseninin yapraklarındaki elmaslar parıldıyordu. Küpeler de papatyalıydı fakar her bir yaprağın üzerinde fark edilemeyecek kadar küççük resimler vardı. Biraz daha yakından baktığımda dans eden ikiliyi, kahve için erkeği yanağından öpen kızı, birlikte oyun oynayan iki kişiyi, kızın fotoğrafını çeken erkeği ve birbirlerine sarılanların çifti görünce derin bir iç çektim.
Hepsini benimle yaşamak istiyordu fakat bunları bana söyleyip redetmemden ölesiye korkuyordu. Resimlerin küçük olma sebebide onları takarken sadece ben görecek olmamdı. Ben bile elimdeydi zor görmüştüm başkası taktığımda nasıl görsün. Elbiseyi alıp banyoya girdim. Mükemmelimsi elbisemi askıya asıl duşa girdim. Soğuk akan suyu aceleyle sıcağa çevirdim soğuklar benim sevgimi kazanamıyordu.
Havluyla bedenimi kurulayıp sarı elbisemi giydim. Üzerime tam olmuştu sadece yırtmaçı fazla derindi kasıklarımın bir karış aşağısında olması sıkıntıydı ben hareket ettikçe yukarı çıkabilirdi. Odaya geçip yatağın üzerindeki işlemeli kolyeyi ve küpeleri takıp aynaya baktım.
Eski benden eser yoktu küpe asla takmazdım fakat bugün minik resimleri inceleyecek kadar küpeye hayran olmuştum. Asla elbise giymem diye kuzenimden kaçan ben az önce banyoda yırtmaçın derinliğine, yukarı çıkabilme ihtimalini düşünmüştüm. Mıknatıslada olsa küpe takmak eski Lavin için berbattı.
Küçükken hiç hanım hanımcık bir kız değildim. Aksine kavgacıydım. Sürekli kavgalardaydım babam sadece kavga etmemden memnunda ona göre güzellik insanın doğduğundan her taşıdığı isminden farksızdı. Güzelsen çirkin, çirkinsen de güzel olamazsın. Kulak hizasında ki saçlarımın beni çirkinlerin arasına koyduğunu söylediği her gün biriyle kavga eder az hasarla kavgayı kazanırdım.
Su birikintilerinden kaçınarak evin yolunda ileryordum. Burnumdan akan kanlar umrumda değildi bugün aç yatmayacaktım, babamla gittiğimiz dövüşte büssürü para kazanmıştık. Kafamı kaldırıp babama baktığımda yüzündeki memnun gülümsemeyi sık görmüyordum sadece ona çok para kazandırırsam bana gülümsemesini sunardı. Onun ayağına sarıldığımda her zamanki gibi beni itmek yerine kucağına alıp yanağımı öptüğünde minik kalbim kuş misali pır pır uçmaya başladı. Babam beni öpmüştü!
"Güzelim hazırsan çıkalım." Kapının ardından duyduğum sesle kendime geldim maziye dalmanın şimdi sırası değildi. Saçlarımı son kez düzeltip odadan çıktığımda merdiven korkuluklarına yaslanmış telefonda birisiyle konuşan adama uzunca baktım. Giydiği siyah gömleğin kollarını beyaz tenini ortaya çıkaracak şekilde katlamıştı. Gömleğinin uçları pantolonunun içinde olğundan dolayı deri kemerini görülebilirdi. Kumaş pantolonunda tek bir kırışıklık dahi yoktu.
Yanına gidip arkasından ona sarıldığımda, "Tamam daha sonra konuşuruz." Telefonu kapatıp cebine koyduğunda kollarının arasına bedenimi alarak yavaşça bana doğru döndü. Gözlerim açık bıraktığı ilk üç düğmesine iliştiğinde burnuma bir fiske vurdu. "Hava çok sıcak davette kapatırım." Davet? Dizilerden öğrendiğim kadarıyla sosyetenin veya zenginlerin başarılarını kutlamak amacıyla düzenledikleri büyük, şatafatlı partilerdi. Çenemi güğsüne yasladığımda gözlerime bakabilmek için başını eğdi. "Gezmek demiştin."
"Demiştim ancak ben derken davetin olacağı aklımın ucundan geçmemişti." Ondan yarılmak istediğimde kaşlarını çatıp kollarını daha sıkı sardı bedenime. Tek gözünü hayırdır dercesine kırptığında şirince gülümsedim. "Hava sıcakmış bunalma diye." Aldığı nefesle kalkan göğsüne bakmamak oldukça zordu odağımı çehresinden ayırmazken, "Sen benim parçamsın insan hiç parçasından sıkılır ya da bunalır mı?" Tutmasa akıp gideceğime kendimi o kadar çok inandırmıştım ki sarılmasına karşılık verdim. "Sıkılmaz, bunalmaz." Saçlarımın tepesini öptüğünde gülümsedim.
Yanılmayı göze alarak bu yola girmiştim, fakat yanılmamış kazara olsada doğru yolu bulmuştum keşke tüm kazalar böyle olsaydı, başta çektiğim zorluklar şuan yaşadığım mutluluktan fazla değildi.
"Gidelim mi artık?" Kafamı sallayıp ondan ayrıldığımda kaşları hafif çatıldı elini tuttuğumda tekrar eski haline döndü. "Ağam?"
"Hanımağam?" Hitap kulağa değişik gelsede alışabilirdim. "Temas bağımlılığınız mı var?" Dudaklarındaki çarpık gülümseyle yüzüme baktı. "Niye sordun?" Omuzlarımı masumca indirip kaldırdım. "Sizden ayrıldığımda kaşlarınız çatılırken elinizi tuttuğumda çatılmadı." Dilini ağzının içinde dolaştırırken bir kaç şey mırıldandı. "Sendeki önceki hayatımda kimseye dokunmadığım için fark etmemiş olabilirim." Kaşlarımı havaya kaldırdım. "Yani temas bağımlısı olduğunu kabul ediyorsun?" Benim gibi omuzlarını kaldırıp indirdi. "Karım tahminlerinde yanılmaz." Ne zaman çıktığımızın farkına varmadığım otelin önündeki cipin kapısını benim için açtığında elbisemi tutup binecekken Afşin'in ettiği küfrü duyduğumda olduğum yerde durdum. "Toplasan giyeli yarım saat olmamış elbiseyi nasıl bu kadar derin yırtabildin?" Şaşkınlıkla dolu sesi yırtmaçın benden kaynak olmasını diler gibiydi.
"Sen almadın bunu?"
"İvit." Sinirlenmemek elde değildi hem kendi alıyor hemde körlüğünü benim suçum olarak anlatıyordu üstüne üstlük akıbette 'ivit' diyordu. "Çilidiriciğim." Afşin'i işaret ettim. "Körlüğünü kabullunmeyip bende kabahat buluyorsun!" Hızlıca başını olumsuz yönde salladı. "Kabahat bulmuyorum kabahat arıyorum. Çünki ben böyle bir körlüğü nasıl yaptım aklım almıyı reddetiyor." Tam şuan gülebilirdim fakat devamını merak eden kısmım daha ağır basıyordu. Bir ümit ararcasına okyanusları grilerimde dolaştığında kaşlarımı çatıp koltuğa oturdum kapıyı kapattırken ağzının içinde gevelediği küfürleri duymamazlıktan geldim. Valla çokda güzeldi hiç değiştiremem.
Yanımdaki koltuğa oturup arabayı çalıştırırken uzlaşmacı ses tonuyla, "Yavrum," dediğinde koşarak istediği kıyafeti giymemek için kendimle savaş verdim. "Başka elbiseler alsak de bu değişik şeyi çıkarsan olmaz mı?" Omuz silktim. "Olmaz, ben değişik şeyi çok beğendim hatta aşık oldum denilebilir." Yüz kızartıcı küfür ettiğinde bir hışımla ona döndüm. Eliyle yüzünü ovarken, "İnadı da taş gibi gel de vazgeçir şimdi!" Benimle değil daha çok kendi kendiyle konuşuyordu.
Önemsiz bir şeyden bahsediyormuş gibi gelişi güzel elimi havada salladım. "Aslında bekarlığa veda partisinde alacağım alkole ve gideceğimiz mağzada alacağım kıyafetler karışmazsan bi bakamışın inadım kırılıvermiş." Sert soluğu yanağıma çarptığında gözlerimi torpidodan ayırmadım. "Absürt şeyler almayacaksan kabul ancak alkol konusuna bakarız." Kafamı Afşin'in olduğu yöne çevirdiğimde burunlarımız birbirlerine deydi. "Bakamayız!" Sıkıntı yok derecesinde umursamaz sesiyle, "İyi bakmayalım boş ver şimdi alkolü öpeyim mi seni?" Gözlerinin baktığı yeri takip ettiğimde okyanusları pür dikkat dudağımdaydı.
Derince yutkunduğumda kararmış hareleri dahada karardı. Öne doğru eğildiğinde kaçma fırsatını değerlendirmek yerine bende öne doğru. Mantığım dahi kalbime ayak uydurmuş onu öpmeye teşvik ediyorlardı beni. Dudaklarımız birbirlerine değeceği vakit araya giren elle Afşin'in anın büyüsüne kendini kaptırarak kapattığı gözlerini açtığımda yaşadığı şok gözlerinden okunuyordu. Bu elde neyin nesiydi?
Afşin hiddetle geriye çekilip arkama baktığında ufak hareketlerle arkamı döndüm. Küfür eden birisi olsaydım şuan edeceğim küfürler hiç de masum veya hafif olmazdı çünkü Aybars ve onun arkasından sırıtarak bize bakan Ahves beterin beterine layıktı. Önce camım kapandı sonra kapı açıldı, hemen ardından kapının sertçe kapanmasıyla oturduğum yerde sallandım Afşin galiba biraz kızmıştı.
Dışarı çıkmak istediğimde Ahves kapımı tuttu. Başını iki yana sallayarak buna izin vermesinin imkansız olduğunu anlatmak istercesine Arabanın içine kadar sesleri ulaşan ikiliyi işaret etti. "Rezil herif! Ne haltlar çeviriyorsun yine!" Afşin'i kale almadan gözlerimi gözlerine kenetleyerek tebessüm etti. Afşin onu ittirirken bile gözlerini gözlerimden ayırmamıştı. "Ne istiyorsun lan benden!" Dudaklarındaki tebessüm tehlikeli, grilerindende şeytani parıltılar geçerken derince yutkundum ben abimi tanırdım ayrıca bu şaytani ifadenin gözlerinden geçen anlarıda. Sıradan bir kıskançlık veya uyuzluğuna yapmamıştı belli ki kendince gizli nedenleri vardı.
Elini kaldırıp Afşin'den izin ister gibi parmağını kaldırıp onu susturdu. İki parmağını cebine attığında çatık kaşlarımın altından her hareketini dikkatlice takip ediyordum. Cebinden çıkardığı küçük paketi kocamın eline tutuşturup kulağına bir şeyler fısıldadığında Afşin'in gerilen bedenini aramızdaki mesafeye rağmen görülebilirdi kim bilir ne söylemişti.
Telefonumu çıkarıp not defterime bir şeyler yazıp camı tıklattım Ahves'in mavi gözleri hemen bana dönünce ekranı cama yaslayıp yazdıklarımı okuması için telefonu işaret etmeme gerek kalmadan kısık gözlerle okumaya başladı. Yaklaşık üç dakika sonra parmağını sus dercesine dudaklarına bastırdı. Sanırım Aybars'ın planını o da biliyordu ayrıca kesinlikle bana söylenemez gerektiği hakında kesin ve net uyarıda almıştı. Gri gözlerimi elini kalbinin üzerine koyan kocama çevirdiğimde Ahves koşarak abisinin yanına vardı. Birde böyle bir durum vardı ölü kalp Gökay'ın teklifinden sonra bu durumu dünşünmeden edememiştim gece boyunca birbirlerimizin omzunda yatmıştık ancak içimi kemiren merak duygusu tatlı rüyalarımın koynundan beni uyandırıp merakımı dindirmek için araştırmamı vesvese verir gibi kulağıma fısıldamıştı.
"Abi!" Gecenin karanlık atmosferini sis tabakası misali darmaduman eden ses Ahves'ten çıkıp sanki yeri göğü inletmişti. O an Ahves'in vefas Aybars'ın ise gaddarlığı gözlerimi yaşartmıştı. Anın getirdiği korkuyla arabadan fırlayıp kardeşinin kollarının arasında bayılan kocam doğru koştum kahretsin ben bu adamı öldürme niyetindeydiler bile böyle ölesiye korkmamıştım.
Ahves sımsıcak havada sanki ayazın soğunda kalmış gibi titriyor dudaklarını kıpırdatıyordu ancak sesi fısıltı halinde dahi çıkmıyordu. "Arabayı hazırla! Aybars bana yardım et taşıyalım!" Sesimle kendine gelmişti titremeye dururken zarar görmesinden korkacasına zemine yatırdığı abisinin hareketsiz göğsüne bir kez daha bakıp dediğimi yaptı. Afşin'in omuzlarından tutarken beklentiyle kuzenime baktım niçin orada dikiliyordu? "Aybars?"
Başını hızlıca olumsuz yönde salladığında kolarımdan tuttuğu an beni Afşin'den uzaklaştırdı. Şaşkınlıkla ona bakarken ellerini yanaklarıma yerleştirdi. "Yapma Lavinim... Acıma şu aşağılık pisliğe... Görmüyor musun? Seninle oynuyor eğer seni sevseydi arkandan iş çevirmez senden mutluluğunu bahane ederek sır saklamazdı." Sertçe ellerini ittirdiğimde boşluğuna denk geldiğinden arkaya doğru senedeledi. "Asıl ölümün eşiğindeki adama sırt dönmem pislikçe Aybars Baysal! Ya şimdi bana yardım et ya da..."
"Ya da ne! Durma devam et!" Göğsüne vurup hiddetle bağırdım. "Defolup gidip kocam ile mutluluğumu uzaktan izlersin. Yok dersen .... git!" Afallayan gözlerinin arkasında yıkılan yüksek duvarlarla içim burkuldu. İlk kez küfür etmiştim ve bu küfürü abime etmiştim. Gözlerimden firar eden yaşlara baktı bir süre sonra ağır adımlar geriye çekildi geriye doğru attığı her adıma kalbim kasıldı ruhumda tarih edemediğim acılar yükseldi sonra birdenbire soğudu. Bu acını aynı şeyleri tekrar etti önce yandı sonrasında söndü. Akan göz yaşlarım eşliğinde, aralık dudaklarımla, içimde daha şimdiden dert olan kekimelerle 'gitme, beni bırakma.' diyemedim. Üç keliyi birleştirmek çok zordu. Ayaklarımın dibinde yatan kocam ve uzaklaştıkça aramıza dağların girmesine göz yuman kuzenim. Birine beni bırakma dedim beni duymadı, diğerine beni bırakmak demedim ama duydu fakat ikiside terk etti yanımda kalmak galiba onlara zarar veriyordu.
Siren sesleri yakınlaştığında Aybars görüş açımdan çıkıp gitmişti. "Hanımefendi iyi misiniz?" Birileri bedenimi sarsıyordu ancak bakacak kadar ayık değildim daha doğrusu diri değildim. "Ahves Bey..."
"Yengeme gerekli müdehale yapılsın ve Afşin ağanın karısı olduğunu kimse unutmasın!" Bariton ses duymak istediğim son şeydi. Konuşmaya çalıştım lakin azıcıkta olsa kıpırdamayan dudaklarım sanırım şu dakikadan itibaren benim cezalandırıyordu.
Eğer üç kelimeyi bir araya getirmek senin için zorsa söyleme, bundan sonraki muhatabın hiçliğe olsun. İçimdeki sevgiye aç olarak çocuğun emri kesindi.