İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 32 · 7 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 32

Tuhaf bakışların arasından kibarca sıyrılıp odama kaçtığımda yatağın üzerinde fermuarı kapanmamış hazır bavulu görünce gülümsedim. Şans vermişti tekrar birlikte olmak ikimiz içinde en iyisi olduğunu kabul etmişti.

Yaşımın küçük olmasını eskisi kadar sorun etmemekle birlikte yapılanları unutmuştum. Sadece önüme bakıcaktım. Telefona gelen bildirim ile yatağa oturdum. Afşin'dendi.

İsmimi söylemediğin her gün düğünümüzün uzunluğuna eklenecek. Bence hemen beni ara ve ismimi ilk kez dudaklarından zikret.

Bir çok kez içimden ismini söylemiştim fakat ona hiç adıyla seslenmemiştim. Dudaklarımı araladığımda ya Urfalı ağa ya da Ağa kırıntısı diyordum arada sırada ağam desemde Afşin dediğim gün yoktu.

Kaşlarım çatıldığında sadece Afşin'e karşı değil başkalarıyla konuşurken de Afşin dememiştim.İsmini söyleyip söylememek benim kararım ağa kırıntısı. Ayrıca seni aramicam ne söyleyeceksen buradan yaz.

O üç dakikada neler yaptın?

Ne üç dakikası?

Ben yazdıktan üç dakika sonra cevap verdin.

Niçin yazmıştın?

Kapının önüne çık tatile gidiyoruz, bavulu bahane edemezsin çünkü hazır. Cahit seni hava limanına bıraktıktan yarım saat sonra gelebilirim. Seni seviyorum Ay ışığım.

Ay ışığım, okumak bile kalbimde sızıya neden oluyordu. Acaba yine salıncakta mı sallanıyordu? Yoksa yaptığı katliamın kanıtlarını mı temizliyordu.

Son kez mesajına bakıp bavulun fermuarını çekip odadan çıktım. Kontrol etme gereği duymadım çünkü mesajından anladığıma göre benim onunla gitmeye dünden hevesli olduğumu bilmiyordu. Bagajın kapağı açıl açılmaz bavulumu yerleştirip ön koltuğa oturdum. Normalde arkaya geçerdim fakat Afşin'in beni kıskanma olasılığı bile midemde kelebeklerin uçuşmasına neden oluyordu.

Genç şoför sürücü koltuğuna oturup arabayı sürdüğünde şirkete gitmek istesemde havalimanına gidecektik. "Havalimanından önce şirkete gidebilirmiyiz?" gözlerini bir an olsun yoldan ayıracak gibi olsada boğazını temizleyip tekdüze ifadesiyle, "Efendim Afşin Beyin kesin talimatı var üzgünüm ama emirlerin dışına çıkamam." dudağımı büzüp telefonuma sarıldım.

Ağa kırıntısı önce senin yanına gelsem olmaz mı?

Dakikasında yanıt geldiğinde gülümsedim ve ekranı şoföre gösterdim.

Çok istiyorsan söyle Cahit'e getirsin seni şirkete

Kısa bir an tereddüt etsede başını sallayıp U dönüşü yaparak geriye döndü. Dudaklarımdaki tebessümle

Çok teşekkür ederim Ağam

Kapatıp çantama koyacakken arabaya yayılan bildirim sesiyle dudaklarımı ısırdım, ben bu adama kendimi çoktan kaptırmıştım.

🥀

Asansöre binip en üst kata bastığımda aynaya bakarak karışmış saçımı düzelttim. Elbisem pardon Ahves'in biricik elbisesi üzerime tam olmuştu sanki benim için dikilmiş gibiydi.

Asansör istediğim katta durduğunda çantamı sıkıca tutup karşımdaki odanın kapısını çaldım. Ser ve tok sesi kapının arkasından duyulduğunda içeri girdim.

Sekreteriyle konuşan kocama baktım siyah gömleyi vucüdünu sardığı için hatları belli oluyordu. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamış ve beyaz tenin gözler önüne sermişti. Damarları belirgin olan ellerinden bir tanesi masada ritim tutarken diğeri gözlerini ayırmadığı evrakları imzalıyordu.

Sekreterinin aksine kapalı giyinmesi ironikti. Kadının giydiği gömlek teniyle birdi. Eteği dizinin tam bir karış yukarısındaydı ayaktayken her tarafı ortada olan kadın oturduğunda ne gösterecek merak ediyorum doğrusu. Elindeki deftere bir kaç şey yazıp kalemin arkasını kemirdiğininde burnumu kırıştırdım patronuna platonik olduğunu bu kadar belli etmesi içler acısıydı.

Afşin'in karşısındaki deri koltuklardan birisine yerleştirdiğimde Afşin'in yanında dikilen sekreterin cıyaklayan sesini duydum. "Yalnız canım Afşin Beyin karşısına böyle çıkamazsın, buraları yaşıtlarının oynadığı kum havuzuna benzemez burası ciddi bir ortam." yüzük parmağıma baktım beştaş yüzük takılıydı görmemekte körlük belirtisiydi.

Çantamı kahve sehpasının üzerine koydum ayak ayak üzerine atıp arkama yasladım. "En azından yaşıtlarım nerelerde takılmasını biliyor senin aksine cınım," ağzını açtığında konuşmasına müsade etmeden devam ettim. "Sen beyninin içindeki o bir kaç hücreyi yorma ben anlatım. Senin aksine yaşıtlarım olmaları gereken yerde ancak sen fuhuş evinde olman gerekirken 'ciddi ortamdasın' " kızardığında gülümsedim önce kendimi sonra onu işaret ettim. "Karşıma geçip otursana diyeceğim göstermeye çabaladığın her yerin görünecek bu sefer silikonlu dudakların büzülecek ortaya daha çirkin görüntü çıkacağı için teklif etmiyorum."

"Afşin Bey küçük kızınızı parka bırakın lütfen." bıyık altından gülen kocam dilini damağına vurdu. "Kızım istemiyor sadece benim yanımda olmayı diliyor."

"Ama efendim çok ciddi bir işi size anlatırken bütün konsentiremi dağıtıyor." bu sefer ben dilimi damağıma vurdum. "Doğrusu konsantrasyon yetişkin silikon dudak."

"Afşin Bey işimizi bölüyor ve beni kışkırtıyor bana ettiği hakaretleri duydunuz değil mi?"

"Hülya Hanım, kızım sadece seviyesiz insanlara hakaret eder, ben ise kızım hakaret ettiği herkesi ezerim." okyanuslarından geçen şeytani pırıltılara şaşırmış gibi davrandım. "Kocacım Hülya Hanım seviyesiz değil ki ona hakaret edeyim. Eğer şuan hakaret eden birisi varsa size 'kızım' demek zorunda bırakan silikon dudaktır." baş parmağını kaldırıp dönen sandalyesini yana çevirdi. "Sizi kovuyorum. Karıma aşık olduğumu ona söylediğiniz için."

"Efendim bu-bu..." Afşin cebinden çıkardı kağıda bir şeyler yazıp eline tutuşturduğunda gözleri öyle bir açıldı ki korkmadım desem yalan olur.

Beş metre topukluları arkasına vura vura odadan çıktığında Afşin koltuğundan kalkıp kahve sehpasının üzerine oturdu. Ellerimi avucunun içine alıp öptü. "Bazı şeyleri geride bırakmanın zamanı gelmişti." Hülya Hanım üzerinden bize ima yaptığını anlamak zor değildi. Saçımı geriye atıp kollarımı boynuna sardım.

"Aramızdaki buzlar eriyor galiba?" belime sarıldığında yanağını öptüm. "Galiba." saçımın üzerine küçük bir öpücük kondurup geri çekildi. "Lavin tatil dönüşü..."

"Evlenelim." dudaklarımdan duyduğu tek kelimeyle bu kadar mutlu olacağını bilsem kelime sayısını çoğaltırdım. Afallayarak duyduklarının doğruluğunu teyit etmek istercesine, "Evlenelim mi dedin karıcım?" güldüm çehresindeki şaşkınlık çok komikti.

Okyanus rengindeki harelerine bakarak sözümü tekrarladım. "Evlenelim." hızla ayağa kalkıp beni kucağına alıp etrafında döndürdüğünde çığlık atıp koala gibi Afşin'e sarıldım. "Karım beni seviyor!" evet Afşin'i seviyordum ve bu gerçeği kabullenerek yaşamak an itibariyle muhteşemdi.

Ayaklarım zemin ile buluştuğunda alnımı öptü sonra yanağımı en sonda burnumun ucunu öpüp bir nefes mesafesinde geriye çekildi. Fiziksel olarak çok yakındık, umarım yıktığım duvarlar kalplerimizi de yakınlaştırırdı. Keyifli çıkan sesiyle, "Sabah benden istediğin istek sahi miydi?"

"Esahtı ağam." şivemin anlık kaymasıyla sırıttı. "İstanbul kızına göre fazla köylüsün."

"En azından hanım köylü değilim." avucumun içini öpüp ayağa kalktığında peşine takıldım. Tekrardan asansöre bindik. Asansör alt katta durduğunda el ele otoparka indik arka arkaya park edilmiş altı cipi görünce ağzımı kapatamadım. Aşiret olduklarını biliyorum ama bu kadarı aşırıydı, zenginlikte belli bir yere kadardı.

Ön kapıyı açtığında teşekkür edip oturdum. Arabanın arkasından dolaşıp sürü koltuğuna yerleşip arabayı çalıştırdığında arkadaki arabalarda çalıştı.

"Cahit nerde." nefesini sesli üfledi. "Çok mu merak ettin?" evet dersem kızacak gibi bakıyordu, hayır dersem yalan olurdu en iyisi susmaktı.

Başımı cama yaslayıp gözlerimi yumdum. Sarsıntılı yolculuğun tek önemi dönüşü olacaktı benim için.

🥀

"Güzelim uyu bölme uykunu." yatıştırıcı sesle olduğum yerde daha çok mayıştım. Gözlerime vuran ışıkla kaşlarımı çatmam ile kaşlarımın ortasına dokunan yumuşak dudaklarla mırıldandım. "Uyukurken dahi sinirli olmanın şirin olduğunu biliyor musun?" sırtım yumuşak ve sıcak bir şeye deydiğinde gözlerimi araladım. Afşin gülümseyerek beni seyrediyordu parmaklarını saçlarımda dolaştırırken yattığım yerden doğruldum. Pencereden dışarısı masmaviydi. Gökyüzündeki güneşin ısısını uzaktan bile hissedebiliyordum.

Gözlerimi ovuşturup Afşin'e baktım. "Neredeyiz?" otel odasına benziyordu fakat oldukça lüks olması ev olma ihtimalini arttırıyordu. "Maldivler'deyiz küçüğüm." orası neresi? "Tatil için en güzel yerlerden biri güzelim. Şuan da otelin en üst katındaki odamızdayız."

Ayaklarımı yataktan sarkıttığımda kollarımdan tutup yatağın ortasına oturttu. Kınayan bakışlarıyla baştan aşağıya süzüp, "Bu halde dışarıya çıkmayacaksın dimi?" sorgulayan bakışlarım kıyafetlerime deydiğinde beyaz swit ve eşofman ile tuttuğum nefesimi verdim. Omzuna vurup, "Ne varmış halimde? Hem sen öyle diyince korktum." dudaklarını ısırıp sorgulayan gözlerle gözlerime baktı. "Niçin korktun miniğim?" tam cevap verecektim ki aklıma sanki eden düşünceyle ellerimi ağzımın üzerine kapattım. Kahretsin ilk günlerde yapamadığının şimdilerde öcünü alıyordu.

Bakışlarımı odada gezdirip onun ile göz teması kurmaktan kaçındım. Yuvarlak kırmızı örtülü yatağın etrafını aynı renkte tül çevreliyordu. Komidinlerin neredeyse hepsi kahverengiyken tam karşıdaki komidin siyah renkteydi, kapının solunda bir duvardan diğer duvara kadar uzanan gömme dolap iki kişinin eşyalarını rahatlıkla alırdı. Dolabın bitiminde küçük açık mutfak ve yanındaki balkon dışında odada üç oda daha vardı. Biri banyoydu, diğeri kapısının açık olduğu için gördüğüm kadarıyla kütüphaneydi fakat son oda neydi bilmiyorum.

"Beğendin mi?" başımı sallayıp switi düzelletim kapişonu takıp balkonun kapısını açtığımda tenimde dolaşan sıcak meltemlerle tebessüm ettim. Temiz havayı içime çektim ciğerlerime dolan toprağın kokusuyla mest olurken arkamdan belime dolanan kolların üzerine ellerimi koydum. Başımı geriye yaslayıp grilerimi Afşin'in neşeyle dolu çehresinde dolaştırdım.

Bana aşk nedir diye sorsalar emin sevdiğim adamın adını veya başıma gelen en güzel duygu diye tanımlamam. Aşk, insanın süründüren baş belesı bir duygudur. Aşkı ne kadar inkar ederseniz kabul etmezseniz size misliyle zarar verir. Aşk, hastalıktır ve hastalıktan ancak hasta olduğunuzu kabullenip doktora giderek kurtulabilirsiniz. Benim doktorum Afşin'di. Hastalıktan kurtulmuştum fakat yinede doktora gitmek istiyordum işte bu sıkıntıydı. Tıbda bunun çaresi yoktu tek çözüm yolu kalbinin yönetimi devretmek istediği adamı hayatına almaktı. Ama bazen yanlış tedavi hayatına değil hayatını alırdı.

Boyun girintime yasladığı çenesiyle kıkırdadım yeni yeni çıkmaya başlayan sakalları tenime batıyordu. Omzumu öpüp doğrulduğunda nefesini kulağımda hissetmem ile tüylerim diken diken oldu. "Üstünü değiştir biraz oteli gezelim." kulağımın altını öptükten sonra balkonda beni yalnız bıraktı. Kollarının sıcaklığı yerini korurken verdiğim kararın doğruluğunun şüphesinin kırıntıları zihnimden silindi.

Babasının iğrenç kızı Lavin Aksel yıllar sonra yanlış yoldan giderek evini bulmuştu. Gözümden akan yaşı sildim keşke Afşin'e taciz edildiğimi hiç söylemeseydim belki de en baştaki hırçınlığımın sebebi ona tamamen teslim olduğumda bana tiksindirici gerçeği kullanacak olmasından korkmamdı. Ellerimi yelpaze yaparak sicim sicim akan yaşları durdurmaya çalıştım aradan yıllar geçti nasıl olsa beni unutmuştur.

Yüzümü gökyüne kaldırıp o adamın ölmüş olması için bir kez daha dua ettim. Tam hayatımı rayına oturtmuşken tekrardan bozulmasını istemiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.