Güneş doğmaya başladığında karşımdaki kadından gözlerimi alamıyordum. Küçük meyhaneden döve döve konağa getirip beş finca kahveyle beni ayıltıp hesap sordukdan sonra birazcık balkona kilitleyip oturmama izin verdi.
Kızgın gözlerine istesemde karşılık veremiyorum üzerimde kurduğu hakimiyeti aşıp ona kızamıyordum. "Yaptıklarının manası neydi?" omuzlarını kaldırıp indirdi. "Kaçırmanın açıklaması nedir?" kollarını göğsünde bağladı soğuk sesinin nedeni onu açıklamaya zorlamamdan kaçıyordu. "Soruma cevap ver Lavin bu evlilik saçmalığı da ne!" sakinliğimi korumam içimdeki öfkeyi gizleyemiyordu, bu öfke ancak birinin canını yakmakla sönerdi.
"Evlilik ani bir karardı kabul ediyorum. Biraz düşünseydim eminim ki senden boşanma fikrine daha sıcak bakardım." bana duyduğu nefret, sanki doğdu andan itibaren kulağına adını söylerken benden de nefret etmesini söylemişlerdi.
Dik durmaya çalıştım ancak olmadı Lavin'in yaptıkları ayrı söylediklerini apayrı canımı yakıyordu. Ben küçük bir kıza abayı yakmıştım artık onun kölesiydim fakat o efendim olmak istemiyordu.
Karşıma getiğinde boyunun bana göre kısa olmasından yararlanıp çenemi havaya kaldırdım. "Sen istediğin o aileyi kuramayacaksın ne benimle ne de bir başkasıyla." tane tane söylediklerinin arkasındaki imayla buz kestim. Kaşları alayla yukarı kalktı. "Noldu gerçeklerin farkına varmak canını mı yaktı? Oysaki ben bu gerçekler ile hayata tutunalı fazla olmamıştı beraber yaşam mücadelesi verebilirdik." işaret parmağını adem elmamın üzerine bastırdı. "Diş dişe kan kana." dudakları şeytanice kıvrıldığında grilerinden geçen intikam arzusuyla koltuğa çöktüm.
Ardın kapıyı sessizce kapattığında omuzlarım düştü eğdiğim başımı ellerimin arasına aldım. Yanlış ve haram bir aşka yelken açmış dalgaları umursamadan ilerlediğim okyanusta savruluyordum.
Saçlarımı çekiştirdim nasıl benden küçük bir kıza aşık olabildim ben!? Hangi pencereden bakarsam bakayım benim olamayacak küçük kadına tutulmuştum. Saçmaydı, yirmi dört yıllık hayatımın en rezil anını hafızamdan silmek için geren her şeyi yaparım. Ama o rezil anı asla içimden çıkmayacak bana sürekli kendini anımsatacak unsurları bulacaktı.
Başımı geriye yasladığımda aklımdan geçen şeye güldüm birde kardeşim vardı, sahi
nasıl yapmıştı bana bunu? Hiç mi vicdanı sızlamamıştı abisin körkütük aşık olduğu kızın nikâhına girerken? Bakın nikahına diyorum çünkü Baysal aptalıda Lavin'le Allah katında evlenmişti.
İki mal evliliklerinin ilk kadınını benim kadınımı seçmişti.
Doprulup içki dolabının karşısına geçip çıkardığım kadehe bir miktar su doldurup kalanını içkiyle tamamladım. İlacımıda yanıma alarak balkona çıktığımda tenime çarpan temiz havayla gözlerimi kapatarak az önce düşündüğüm tüm saçmalıkları arkamda bırakarak pervazı kapatıp demirliklere yaslandım.
Eğer dedikleri gibi sigarayla içimdeki yangın sönecekse... Yapazdım, Lavin'den nefret etmiyordum ve onunla yaşamam gereken daha bir çok anı öylece dururken tek sigarayla birlikte söndüremezdim hayatımı. Hapı yuttuktan biraz sonra kadehi dudaklarıma deydirdim acaba beni yine içerken görse yanıma gelir miydi?
Dudağımın kenarı usulca yukarı kıvrıldığında kadehi kafama diktim. Beklediğimden çok, hoşuma gitmişti neden sarhoş olup gerçeği öğrenmiyordum ki?
Pervaz sıkıştığında attığım tekmeyle kırılan camından içeri girdim içki dolabının önünde durduğumda bedenim ikiye bölünmüştü. Bir kısmım yap sana olan tepkilerini öğren derken diğer kısımdaha mantıklı fikirler bulabilirsin diyordu. Sanırım kalp ve beyin ikilisi abi kardeş gibiydi. Başbaşayken sürekli kavga ediyor ama aralarına birisi karışınca yıkılmaz duvarlar örüyorlardı birlikte.
Elim şişeye uzandığında kapım tıklatıldı. "Ağa kırıntısı iyi misin?" merak etmesin bile içimi hoş ederken elime aldığım şişeyi çöpe boşalttım dibinde kalan damlacıkları dudaklarımın üzerine serptiğimde plan hazırdı.
Sarsak adımlarla kapıyı açtığımda baygın bakışlarım biricik karımın üzerinde durdu. Dışımdan da içimden de ona kızamıyordum, karşılaştığımız ilk an Ahves ile boğaz boğaza gelecektim ama bu kadına asla kızamıyordum ne yaparsa daha çok bağlanıyordum Lavin'e. "Aptalsın yine sarhoş olacak ne vardı?" şiddetle göğsüme vurduğunda acıyla inledim sanırım sarhoş olmamı pek sevmiyordu.
Odaya rahatça girmesine laf söyleyecekken sarhoş olduğumu hatırlayıp sustum ve kapıyı kapattım. "Niya geldin?" hiç sarhoş bir kişi oturup dinlemediği için nasıl konuştuklarını bilmiyordum fakat kelimeleri farklı çıkarsam bence anlamazdı. "Gerçekten arbadaki konuşmamızdan sonra söze 'niya' ile mi başlıyorsun ağam." arbada ne konuşmuştuk demek çok isterdim ama işgence ederek hatırlattığı için unutmamaya yemin etmiştim. "Kutu vermiştim?" fazla uzun cümleler kurarsam pot kırma ihtimalim artardı saçma ve kısa cümler kullanıp merakımı dindirsem yeterdi başka gayem olmamalıydı.
"Kutu kabul ettim ayıkkende unutmaya cüret edemeyeceğin için şimdi konuşmayı sorun etmiyorum. Seninle evlenmek istiyorum daha doğrusu teklifini reddetmek istemedim." içim içime sığmazken koşup Lavin'e sarılmamak için kendimi zor tuttum. Onca acıya rağmen benimle evlenmek istemesinin altında bir sebep olmalıydı.
"Sehven ile hareket etmemin manasını bulamayacağınca teklifini enine boyuna düşündüm." odamı adımlarken geçtiği yer yerde nesnelerin üzerinde izini bırakmak ister gibi ince parmaklarını sürtüyordu. Adımları içki dolabının önünde durduğunda parmakları kilitte kezindi,sonra çöpe bakınca gördüğü her neyse gülümsedi.
"Naif erkeklerden değilsin ağa kırıntısı bu bile teklifine şans vermem için başlı başına bir neden." kahretsin dişi versiyonuma oyun yapmak en büyük hatamdı. Gözlerimi kıstığımda alt duddağımda dilimi gezdirdikten sonra dişledim karşımda öyle sert ve muhteşem duruyordu ki ayaklarına kapanıp ona tapmamak için. Ancak Lavin ile olmam
kadar tapmamda haram ve yasaktı.
"Bu nahoş sözlerin altında bir sebep olmalı?" ayık olduğumu ankamıştı çöpe baktığında döktüğüm içkiden dolayı. Umursamazca omuzlarını kaldırıp indirdi. "Sizi tanımak için sebebe ihtiyacım yok. Biliyorum soracağın sorular ama hiç birine cevap verene hani demiştin 'kağıdı bile kendimiz yapalım' ben o işe hallettim sıra seninle yazacağımız destana geldi." yüzündeki gülümseme beni ona çekerken çehresindeki sinsilik başımdan aşağı soğuk su döküyordu.
"Düşünmem için bana zaman ver karıcığım." konuyu her ne kadar burada noktalamak istemesem de ağzımdan kaçıracağım bir çift sözü kulanabilirdi. "Kovmadan git diyorsun yani?" alayla sorduğu soruya cevap veremedim ona "Sayende sana duyduğum sevgi şüphelerden oluşuyor!" diye bağırmak gerçekleri yüzüne vurmak istesemde yapamadım bende Lavin'e göstereceğim o cesaretten yoktu. Kapı sertçe kapandığında arkasından kısa bir süre baktım.
Gel yamacıma boş ver insanları ailemiz ile birlikte yaşayalım uzaklarda dediğimde ne cavap vereceğini kestirebilsem ve kabul etse bir saniye dahi beklemeden toparlanıp taşınırdım Urfa'dan.
Çaresizlik içinde yüzüğüme baktım benim başka çözüm yolu bulmam gerekiyordu bakışlarım yatağımda durduğunda çözüm yolu ayağıma gelmişti.
🥀
Afşin'in odasından çıktığımda samimiyetime güvenip güvenmemesi umrumda değildi. Kahvaltı masasını hazırlayan hizmetlilerden birisi beni gördüğü gibi telaşla mutfağa kaçtı. Masa kuruluydu Aybars ve Ahves de aralarında bir sandalye boşlukla masadaydı.
Aralarına oturduğumda Ahves elbisemim kolunu çekiştirdi. "Yengem benim elbisem bu." kısık gözlerle üzerimdeki mor elbiseyi inceleyen kaynıma gülümsedim doğruydu biraz neşeleniyim diye dolabından almıştım.
Uzun kollu, ayak bileğime kadar uzanan mor dekoltesis elbiseyi çok seviyordu güya benim için giymişti. Kıskançlıkla kuzenime elbiseyi gösterdiğinde Aybars cıkladı. "Ayıp etmişsin kuzen koskoca adamın pempe elbisesini giymekle."
"Kör herif! Pembe mi lan bu!"
"Salak adam! erkek işimi bu da sahipleniyorsun?" ikiside aynı anda ayağa kalktığında yerime sindim aralarına girip kavgalarını ayırmak gibi bir niyetim yoktu açıkçası. "Çatallarım lan seni it!" ilk atağın Aybars'tan gelmesine şaşırmadım ancak, "Kaşıklarım seni Kuzey Kırması!" dediğinde şaşkınlığa boğuldum. Benim sözümü söylemisine şaşırırken kaşıkla Aybars'ı korkutma çabasına karşılık vermesi çok komikti.
"Bana bakkk!" ikiside silahlarını kaldırdığında arlarına girdim. "Uzak olsun bizden keder mutlu kalplerden kadehler kalksın dostlar bu mutlu günde!" portakal suyu bardağımla olaya karışmamla afalladılar. Somurtarak yerime oturdum "Sorun prenste değil şarkıdaymış." ağzımın içinde gevelediğim sözlerle Ahves yanağımı öptü. "Alakada maydonuz nereden çıktı bu horoz yengem?" kuzenim olacak kıskanç ayı Ahves'in sandalyesini geriye çektiğinde Ahves küfür ederek düştü.
Kaşlarımı çatarak yere düşürdüğü kaynımı gösterdim. "Eline koluna sahip çık bak gördün mü çocuk düştü." beni kale almadan ayağa kalkmaya çalışan Ahves'in karnına bastı. "Bana bir daha şekil şukul yaparsannn," karnına bastığında yine küfür eden kaynıma kınayan gözlerle baktım ağzı bozuktu bu çocuğun! "Yakarım çıranı Heper." İsak babayı kapıda gördüğünde kendine çeki düzen verip başını önüne eğip eline çatalını aldı. Zümrüt hanım masanın diğer başına oturduğun sadece kocam olacak şahıs yoktu.
İsak baba, "Oğlum noldu sana araba çarpmış gibisin." sesinde endişe kırıntısı bulunmasa yerde yatan oğlunun üzerinden geçip yerine oturduğunda güldüm. "Trafo çarpış bunu İsak baba." gözlerindeki muzırlıkla Ahves'i inceledi. "Baya sağlam çarpmış." kendi yapmamış gibi birde durum değerlendirmesi yapıyor.
Burundan sert nefes verirken homurdanarak babasıyla kuzenime bakıp yanıma oturdu. Merdivenlerden gelen adım sesiyle kocama baktım. Plan yapmadım saf sevgiyle kapısını çaldım umarım geçmişi gelecekle karıştırmadan teklifimi düşünürdü.
Bana bakmadan karşıma oturduğunda yüzüm düştüğünde Aybars alttan elimi sıktı. Konuyu bildiği için her denememde arkamda olacağına söz vermişti. Nasıl Afşin ile yeniden başlamaya karar verdiysek Aybars'la da eski kardeşliğimize devam edecektik.
"Pisliğin tekisin! Hani doğru yoldan şaşmayacaktık!" üstüne yürüdüğümde gözlerindeki pişmanlık içimi sızlatsada o bunu hak ediyordu. "Lavin..." biblolardan birini yere çarptığımda camlar etrafa saçıldı. "Ne Lavin ne! Allah sizi kahretsin bitirdiniz Lavin'i!"
"Lavin dinlemeden yargılama beni, çaresizdim özür dilerim kardeşimi bu adilerin arasından çekip kurtarmalıydım." beni göğsüne çektiği fakat eskiden bulduğum huzur artık pişmanlıktı nasıl inanmıştım yalancılara?
"Düzelteceğim yeminim olsun düzeliceğiz." tiksintimi dışa vurarak Aybars'ı ittirdim. Hiç bir şey düzelmeyecekti "Aydınlıktan karanlığa geçerken nasıl tek başınaysan şimdi de öylesin Aybars Baysal!" saçlarımı savurarak yanından geçerken ayağıma batan cam parçacıklarını umursamadan odama çekildim.
Başımı iki yana sallayıp ana döndüm atlatmıştık tüm olaylardan en az hasarla kurtulabilmiştik. Kavgamız fazla büyümeden kapatmıştık Gökay'dan ayrıldıktan saatler sonra Aybars ile tartışmıştık ancak şimdi iyiydik.
İtinayla göz göze gelmekten kaçan kocamın ayağına bastığımda hissetmemiş gibi davranarak İsak babayla konuşmaya başladı. "Baba ben yurt dışındaki şirketin sorunlarına bakmak için yakın zamanda gitmem gerek."
"Niçin oğlum?" arkasına yaslandığında rahat görünsede oldukça gergin olduğu çıtlattığı parmaklarından belli oluyordu. "Sorun varmış baba akşama bilet aldım." çatalını tabağına bırakıp çatık kaşlarla, "Sen yine neyin peşindesin bi söyle bana hele." oğlunu bu kadar iyi tanyın bir baba, bu zamanda bulunmaz hazineydi. Neyin peşinde olucak! Benim ona gitmemesi için yalvarıp egosunu kabartmamı bekliyordu.
"Bir şeylerin peşinde olduğum yok baba, sadece..." ağzına attığı peyniri çiğnedikten sonra beni dumura uğratarak, "Karımı da yanıma alıp yurt dışına çıkıp şirket sorunları bahanesiyle tatile çıkaracağım. Sonrada anlı şanlı düğün yapıp mutluluğumuzla yedi göbeği çatlatıcaz." bana göz kırpıp koltuğa bıraktığı ceketini giyip kapıyı açtı. "Karıcım sana sorulan hiç bir soruya cevap verme kocana bağla ben hallederim." gülseyip evden çıktığında utancımdan masanın altına saklanacaktım.
Karım demesi bile yeterken ailesinin yanında haberimin olmadığı düğün projesini de söylemişti mutlu olmamak elde edildi.