İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 30 · 7 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 30

Belki de yeniden başlamak hataydı. Çünkü biz Afşin ile farklı diyarların insanlarıydık bunu Gökay'ın yanında kaldığım zaman diliminde öğrenmişti. Sokakta yaşarken gerçeği gülümsemem ve çocuksu heyecanım, sayamayacağım kadar fazla odası olarak konakta yalan oluyordu.

Uyandığımda arabadaydık dağ evinden daha yeni çıktığımız ağaçların fazlalığından belliydi. Afşin uyandığımı fark etmeden tekrar yatmıştım.

Şimdide İsak babanın nasihatlerini dinlemek için çalışma odasında karşılıklı oturuyorduk. Benim aksime gayet rahat davransada çevirdiği kalemden onun da stresli olduğunu anlayabiliyordum.

Özenle işlenmiş çift kapı açıldığında her zamanki gibi resmi giyinen İsak baba kapıyı kapatıp deri kaplamalı koltuğuna geçti. Çevirdiği kalemi kutuya koyduğunda tırnaklarımı rahat bıraktım.

"Duyduğuma göre tekrardan başlamaya karar vermişsiniz ama problemler peşinizi bırakmamış dimi oğlum?" aldığı derin nefesle göğsünü şişirdiğinde telefonunu bırak babasına döndü. "Öyle olmuş baba." saygılı konuşmaya çalışsada kelimelerinin altında bıkkınlık vardı. Yirmi dört yaşına gelmesine rağmen babasından nasihat dinlemek ağrına gidiyor olmalı. Masanın üzerinden Afşin'e doğru eğildi. "Gelin kızım sen odanıza geç kocan birazdan gelecek."

Sözlerine itaat edip çalışma odasından çıktım. Salonda ellerini semaya açmış dudaklarını kımıldatan kaynıma şaşkınlık içinde baktım. Ne yaptığını çözemezken Aybars'da Fatiha okuyordu. Ellerini yüzüne sürdüğünde başındaki siyah eşarbı çıkarıp dizlerinin üzerine koydu. "Gel kız ve Ahter için dua okuyoz yazık garibanın dünya hayatında sevabı olmadı ölürken sevabı olsun. Otur şuraya sende oku kocana." demekki iki salak toplanmış olmayacak duaya amin diyorlar. Umursamazca omuz silktim ve merdivenlere yöneldim. "Ne hali varsa görsün rahatsız etmeyin beni."

Gardırobumun kapağını açıp pijamalarımı giydim. Odanın ortasındaki geniş yatağa yatıp yorganımı üstüme örttüğümde esnemeyle gelen rahatlama hissiyle uyudum.

🥀

Saçımda dolaşan ellerle irkilerek doğruldum. Üzgün gözlerle beni izleyen Afşin konuşacağım sırada, "Seninle kavga etmekten haz almıyorum beni dinle sonra istersen boşa beni fakat önce dinle." bıkkınlıkla gözlerimi devirdim bitmek bilmiyor konuşması.

"Durumun iyi değil psikiyatriste gidicez bugün." red edecekken kaşlarını çatmasıyla sustum. "Yaptıklarında dediklerinde normal bir insanda görülecek şeyler değil."

"Normal bir insanın senin gibi kocaları yok yalnız." her an üzerime atlıyacakmış gibiydi ağzıma hayeli fermuar çektiğimde o da sabır çekti. "Yarım saate hazır ol gidiyoruz." ayağa kalktığında boğazlı kazağının yakasını çekiştirdi onu boğan ben miydim yoksa başka bir şey miydi bilmiyorum merak etmiyordum.

Odamdan çıktığında elime geçen tüm yastıkları kapıya fırlattım. Homurdanarak

gardıroptan çıkardığım beyaz dekolteli elbiseyi giydim. Aynadaki yansımama baktığımda çok güzeldim aklımdan geçen tilkiler bu güzellikle ortalığı karıştırmamı fısıldarken aklıma gelen fikirle sinsice sırıttım.

Konaktaki odamız ortak olduğu için ben odadayken Afşin yandaki çalışma odasındaydı.

Kapısını çalmadan girdiğimde okuduğu evrakları çekmeceye yerleştirip koltuğundan kalktığında hızlıca söze girdim. "Bugün ve yarın meşgulüm." başını sallayıp gerisi geriye oturduğunda kütüphanesine baktım.

Alıcı gözüyle kitaplarına bakarken arkama geçti. "İstediğin varsa verebilirim?" dün

dışında onu okurken görmemiş olmam kitabını aldığımda vereceği tepkileri tahmin etmemi engelliyordu.

Sağ üst köşedeki oldukça dikkat çekici kitabı işaret ettiğimde uzanıp aldı. Ellerimin arasına aldığım kitabı incelerken kitap hakkında açıklama yapıp özet geçtiğinde beğeniyle süzdüğüm kitabı ona uzattım. "Bu benim olsun mu?" kabul etmeme ihtimalini göz önünde bulundurarak elimden çekip almasın diye ilk önce ona vermiştim.

Gülümseyerek bana uzattığı kitabı aldım. "Sormana gerek yok keyfine bak." alnımı öpüp masasına geçtiğinde mutlulukla çalışma odasından çıktım.

"Ben de senin yanına bırakmam bana yaptığın deli muamelisini ağa kırıntısı."

Salonda dua okumaya devam eden Ahves'in kolundan tuttuğum gibi dışarıya sürükledim. Garajın kapısının önüne geldiğimizde, "Nerde kuzenim?"

"Tütsü almaya gönderdim."

"Napcaksınız iki deli tütsüyü?" konunun nereye varacağını merak ettiğim için sürdürüyorum konuşmayı yoksa hemen planımı anlatıp konaktan çıkardım. Göğsünü kabartıp sanki çok önemli bir şey yapacaklarmış gibi, "Abimle seni ayırma büyüsü yaptıktan sonra seni medyuma götürcez abime aşık edicez." elimi alnıma vurdum. "Tütsüde alakada maydonoz yani." sırıtmaya devam ettiğinde her iki yanağına da minik tokatlar aldım. "Şapşik kaynım, bunu bana niye anlatıyorsun?"

"Olmayacak duaya amin de diye." derin nefes alıp planımı ona anlattım. Acele etmesini söylediğim için koşarak hazırlanıp arabasına bindiğinde arkasından su döktüm.

Arba konaktan çıkarken Aybars sürücü camına eğilip Ahves ile konuştuktan sonra tütsüleri camdan fırlatıp yanıma geldi. Soluk soluğa karşıma geçtiğinde ellerimi montunun cebine yerleştirdim. Dâhiyane planımı duyduğunda kaşlarını çatarak öldürücü bakışlarıyla beni susturdu. "Sen zır delisin ruh hastası manyak!"

"Ne be! Boşamaktan beter ediyorum işte! Ahves ve imam da geldiğine göre geçin salona." Ahves arabadan indirdiği imamın koluna girip eve soktu. Aybars'ta içeriye geçtiğinde ellerimi birbirlerine çarpıp sekerek merdivenlerden çıkıp yatağımın üstündeki eşarp ile saçlarımı kapatıp salona indim. Elmas hanım vefat ettiğinden beri konak boştu. İsak baba ve Zümrüt hala aşağı katta yaşıyor yemek vakitlerinde görüyordum.

🥀

Afşin'den

Salondan yükselen dua sesleriyle kaşlarımı çatıp aşağı indim. Karımın saçlarını örten beyaz eşarba bakıp iç çektim dini nikâhın kıyılacağı günkü beyaz uzun, sade elbisesinin üzerinde görünce dudaklarım belli belirsiz yukarı kıvrıldı. Arkasını döndüğünde solgun yüzü güldü. "Ağam hoş gelmişseniz." uzatarak söylediği kelimelerle tek kaşımı havaya kaldırdım. "Karıcığım ördüğün duvarları yıkmamakta kararlı mısın?" önünde durduğumda ellerini göğsüme yerleştirmesiyle şok oldum. Adım atmıştı.

"Ağam yorgun görünüyorsunuz." sesi kendime getirmek yerine beni kaybettiğinde az

daha düşüp bayılacaktım. "Biraz, sen niye böylesin?" kollarımı beline doladığımda üzerine eğildim. "Kocalarımın karşısına çıkmak için en güzel elbise buydu." kocalarım mı demişti?

Kollarımın arasından çıktığında arkamı işaret etti. Gösterdiği yere baktığımda salaklar kurumunun koltukta oturmuş dertli dertli düşünürken buldum. "Bak ağa kırıntısı bunlar senin kuman. Sende git otur yanlarına selfi çekip internette paylaşıcam altına 'El alem koca bulamazken bende nescafe' yazıcam." boğazımda oluşan büyük yumru yutkummamı engellerken nefes alamamaya başladım. Bu kadın neler diyordu böyle!

Başım dönerken düşmemek için duvara yaslandım hayır sevdiğim kadının yanında

yıkılamazdım. Gücümü ondan aldığımı kanıtlamalıydım.

Elim kalbime uzandığında kardeşim telaşla ayağa kalktı yanıma geleceği vakit geri adım atmamla olduğu yere mıhlandı. Her şeye göğüs gererim fakat canimda çok sevdiğim karımın ve kardeşimin ihanetine kalbin tekrar ölüyordu.

Lavin'in bana olan tutumunu anlarım ama kardeşim? O niçin beni arkamdan bıçaklamaya razı olmuştu. Yengesi için mi yoksa artık benden nefret mi ediyordu?

Yere çöktüğümde Lavin'in kınayan bakışlarını canımı bir kez daha yaktı kendi yaptıyla benim yaptığımı aynı kefeye koyup tartıyordu. Sonrasında ağır basan tarafın benim olduğumu iddia ediyordu.

Kafamı duvara yasladığımda yorgun gözlerim basamakları atlayarak inen kardeşimde takılı kaldı. Avucuma çarpan kalbim yapamadığımı yapıp bu konaktan ardına bakmadan kaçıp gitmek istiyordu. Dilimin üzerine yerleştirdiği hapı su yardımıyla zoraki yuttuğumda ellerinin titremesi bir nebze durmuştu. Madem bana bir şey olmasından bu denli korkuyordu ne diye arkamdan iş çevirdi.

Kalbimin hızı yavaşlasada tam olarak eskisi gibi olmamıştı. Sayın kalbim,

Beni böyle vicdansız kadına aşık ettiğin için aslında hakkın olan tek şey kötektir ancak bu kadına duyduğum aşk, benim sonumdu. Ve ben bu sonun geç veya erken gelmesini değil aşık olduğum kadından gelmesini istiyordum.

Nefeslerim düzene girdiğinde kalbim doğru ritmi bulmuş artık bana acı vermiyordu. Ayağa kalktığımda hiç birinin yüzüne bakmadan konaktan çıktım eğer bakarsam kendimi tek kadehte toparlayamazdım. Arabama binip meyhaneye doğru sürdüm bu saatlerde boş olmalıydı.

1 Saat Sonra

"Neden ulan neden! Niye ben acı çekerken sen keyif alıyorsun!" ikinci şişeyi açtım bardağa dökemeyecek kadar sarhoştum kafama diktiğimde çoğu gömleğime döklen içkiyi duvara fırlattım. Dirseklerimi masaya dayayıp ellerimi yüzüme kapattım o içler acısı halimi görüp gülen kendisiydi ama unutamıyordum bana yaptığını değil onun adını silip hayatıma devam edemiyordum.

Keşke dedikleri gibi unutursun boş ver olsaydı, Lavinim hem aklıma hem kalbime zarardı.

Üçüncü şişeyi açtığımda ağzıma deydiremeden şişe elimden kapıldığı gibi masaya sertçe bırakıldı. Dönen başıma rağmen kolun sahibine baktım kadındı fakat baya fazlalardı üç beş kişiydiler. Kahkaha attım bildiğin kopyalamışlar bunları! "Ananız babanız sizi uğraşma zahmetine girmeden kes kopyala yapıştır yapmış, hayır arkadaş zevkine dahi olsa..." dudaklarımın üzerine çarpan tokatla tabureden düştüm. "Sen sarhoş olma iyice sapıtıyorsun!" bu sesin sahibini nerde görsem tanırım... Kimdi ya...

Kelimeler ağzımdan sürünerek çıkarken ayağa kalkmaya çalıştım. "Sizler çıkartamadım kimdiniz?" gri gözlerini devirdiğinde o güzel gözlerine bayılmıştım çok güzellerdi.

Zorlukla ayağa kalktım başlarını sağa yatırıp üç parmaklarını kaldırdıklarında karşımdaki güzel bayanları taklit ettim. "Üç kelime söyledin ikisi yanlış birinin yeri doğru." gözlerimi ovduğumda yanağıma çarpan sıcacık elle tekrar yere kapaklandım. "Güzel hanımlar biriniz vursa yeter." fısıltı çıkan sesim sırtıma yediğim tekmeyle inlemeye dönüştü.

"Kalk yoksa zincirlicem seni, gece gece hiç çekemem sarhoş hallerini." üzerime eğildiklerinde tam karşımdakinin gözlerinin daha güzel olduğunu kanaat getirip yardımıyla yattığım yerden doğruldum. Hanımlar hesabı ödeyip arbama bindiklerinde cebimdeki anahtarı aradım ama yoktu. Beşininde sığdığı ön koltuğun camını tıklattım. "Anahtar yok nasıl bincez arabaya?" yumruklarını sıkarak kapıyı açtı ve beni içeri çekip sürücü koltuğuna oturdu. Rahat bir pozisyon alıp arabayı süren kadını seyre daldım. Diğerleri bizi yalnız bıraktıkları için mutluydum çünkü torpidoki yüzüğü ona verirken yanımızda olmalarını istemezdim.

Kapağını açtığımda siyah kadife kutuyu ona uzattım kaşlarını çatıp kutuyu işaret etti. "Bu nedir?"

Omuz silktim "Kutu." sıkıntılı bir nefes alıp,

"Ne kutusu?" hiç tereddüt etmeden, "Sana evlenme kutusu." cümlem biter bitmez sarhoş edici kahkahası arbayı doldurduğunda gözlerimi gözlerine kenetledim. "Körkütük sarhoş halini ayık haline yeğlerim. Başka ne diyeceksin." dudakları yukarı kıvrıldığında pembe rujlu dudaklarını işaret ettim. "Hani filmlerde öperler ya gelini teklif alınca bende alayım mı?"

"Teklif mi?"

"Öpücük," yanakları kızardığında gülümsedim tatlıydı uzanıp pembemsi yanağını ısırdım yerime oturduğumda kınayan bakışlarına muzurca baktım. "Vazgeçtim ben teklifini kabul edip kutumu alıyorum." avucunu açtığında önce öptüm sonra kutuyu bırakrığımda kıkırdadı.

Biraz daha onu izlerken adını merak ettiğimde mayışan bedenim uykuya yenik düşerken adını sordum.

"Adım mı? Hmmm Lavin." adını sayıklayarak uykuya daldım. Adı gibi içimde feleketlere yol açıp tüm dengelerimi tek bakışıyla alt üst etmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.