İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 29 · 8 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 29

Ellerim dur durak bilmeden titrerken avucumdan damlayan kan çıplak ayaklarımın üzerine düştü. Kapı kolunu indirdiğim an Afşin okuduğu kitaptan başını kaldırdı. Balkondan çıkıp kapısını kapatıp kitabını kütüphanesinin raflarından birine bıraktı.

Yarım gülümsemesiyle üzerime yürüdüğünde camı daha çok sıktım. "Karıcığım iyi misin?" gözyaşlarım akarken başımı iki yana salladım. Çehresine endeşe ve tereddüt yayıldığında soluklarımı kesik kesik alıp verdiğimin farkına vardım. "Ne olduğunu anlatmak ister misin?" gözlerindeki korku benim zarar görecek olmamdan kaynaklıydı. Kurumuş dudaklarımı yalayıp avucumu zorda olsa açtığımda kanıma bulanmış cam parçası yere düştü.

Bakışları sesin geldiği yöne kaydığında adem elması hareket etti. Dilini ağzının içinde dolaştırdığında fısıltı gibi çıkan sesimi duyduğunda kaşları arasında derin bir yarık oluştu. "Susturamıyorum, susmuyorlar." iki parmağıyla burun kemerini sıkıp temkinli adımlarla yanı yaklaştı. "Sakin ol güzelim kendine zarar verme." cam parçacıklarının battığı avucumu damarlı ellerine aldığında kanım onada bulaştı.

Ellerimi sıkıp güven verircesine gözümün içine baktı. "Yapabiliriz değil aşkım." kısık sesi beni sakinleştirirken ellerimi bırakmadan kollarını belime sardı başımı göğsüne yasladım. Yapamazdım onu öldüremezdim, bir kere denediğimde ilk saatlerinde yaptığım için pişman olmuşken şimdi tekrar başladığımız hayatı bozamazdım.

Sert göğsü şiddetle inip kalkarken ne denli korktuğunu tahmin edebiliyordum. Kendime zarar vermemden korktuğu için kalbi göğüs kafesinden çıkmak istercesine çok hızlı atıyordu.

"Sorun yok güzelim kapat gözlerini susacaklar inan bana." stresten dolayı dişlerim birbirlerine çarparken dediğini yaptım. Tek elini saçlarımın üzerine bırakıp gezdirmeye başladığında zihnimdekiler azalmıştı.

Dakikalar yağmur gibi yağar giderken kokusunu derin derin kokladım. Kokusu, gözleri gibi denizi andırıyordu. Afşin'in yanındayken kendimi gemi, onu liman, ona ait olan her şeyi ise denizi andırıyordu. Ben bana yaptıklarından kaçarken kayıp denizciler misali limanına sığınmıştım. Fakat kendi isteğimle değil hırçın denizler beni sürüklemişti kurtuluşumu ummadığım yerden çıkmış kara yerine dalgaların kıyıya vurduğu limanda kalmayı yeğlemiştim.

"Sakinleştiysen oturalım mı?" kulağımın altında delice atan kalbi kalbimi tetiklerken işaret ettiği sandalyeye oturdum. Karşıma geçtiğinde çehresindeki ifade değişmişti artık merakla bakıyordu. "Kardeşinle konuşurken duydum ilaç veriyormuşsun doğru mu." soruma şaşırmamıştı tekdüze bir şey söylemişim gibi ifadesizce bakıyordu. "Yan etkileri olmalı" benimle değil daha çok kendiyle konuşuyordu. "Yapma... Lütfen tekrar başladığımız hayatı yine mahvetme." galiba damarına basmıştım, alnındaki damarı nabızı andırırken yüzü sinirden kızardı. "Ben mi mahvediyorum Lavin. Allah aşkına içindeki meyusun sebebini söyle söylede kurtul bira ben çekeyim cefasını." yerinden kalkıp odada volta atmaya başladı.

"Sana duyduğum duyguların hiç birini başka kadınlara duymadım. Ulan benimle olmanın imkansız olduğunu göstermek için hafıza kaybı yaşadığında Aybars'a aşık oldun! Sırf beni sev diye o süreç boyunca kuzenin olmaya razı oldum ama sen gidip benim yerime geçen kuzenine aşık oldun! Yüzüme dahi bakmadın Lavin söylesene imkansız olan aşık olman mı yoksa bana aşık olman mı? Birincisi, çünkü aşık olmak imkansız olsaydı resetle açtığın gözlerin ilk beni görmesine rağmen kuzenine aşık olmazdın!" bağırmıyordu ama kelimelerin üstüne basarak söylemesi bile yerime sindirmişti. Konuyla alakası yoktu, anlattıklarından çıkaracağım onu asla sevmeyeveğimi sanmasıydı.

"Yanılıyorsun! Maziyi önüme açıp bana hesap sorman yanlış bugünü aç, şimdiyi sor cevaplarımın hepsi farklı olur ancak sen mazide ısrarcıysan tek cevabım 'hayatımı bozmasaydın kendinden küçük bir kızı kaçırmasaydın' derdim." doğrulduğumda karşısına geçip öfkemi istediği gibi üstüne saldım. "Seninle yaşadığım her şeyden pişmanım. Duymak mı istiyorsun o zaman dinle, nefret ediyorum senden ve ailenden! Amcan yüzünden kelimenin tam anlamıyla sevdiğim adam ile asla aile olamayacağım! Seninle değil sevdiğim adamla yavrumuzu beraber büyütemeyeceğiz!"

Üzerime gelip kolumu kıskıvrak yakalayıp sıktığında susmadım. "Aramızdaki yaş farkını bile bile daha reşit olmamış kızı sevmek ayıbındır Urfalı ağa! Babana söyleyip öksüz bir çocuğu sokaklara atacak kadar vicdansızsın! Nasıl? Gönlün razı oldu mu başın göğe erdimi al döktüm içimi şimdi izninle sefamı sürmeye gideceğim." kolumu kurtarmaya çalıştıkça daha çok sıkıyordu. Kendine çekmesiyle refleks olarak ellerimi göğüsüne yerleştirmiştim. Üzerime eğildiğinde soğuk nefesi yüzümde fütursuz dolaşmasından rahatsız olduğumu belli ederek gözlerine baktım.

"Gördüğüm en bencil kadın sensin. İnsafa gelip şu sevgime karşılık versen ne olacak?" yakarışla bakan gözlerine aladanmadan çenemi göğsüne yasladım.

Umutsuzluğu sesine yansıyarak devam etti. "Benim aşkıma asla karşılık vermeyeceksin değil mi? Peki, bari kendine zarar verme bana ver. Sen hasar görürsen senden daha çok benim canım yanıyor. Ve bu acının tarifi yok." kolumu tura eli gevşediğinde vakit kaybetmeden odama gittim.

Az önce yaptıklarım akıl alır gibi değil. Yardım etmesi için gittiğim yerde nasıl olduysa yine kavga etmiştik. Şakaklarımı ovup bozulmamış yatağıma yattım yarın erkenden kararımı Afşin'e beyan edip dağ başındaki bu evden ayrılmalıyım.

🥀

Şafak söktüğünde küçük çantamı hazırlayıp omzuma astım. Her gün yaptığım gibi yine boy aynama baktım. Karanfil kokulu parfümümü sıkıp saçımı geriye attım. Muhteşem görünüyordum. "Tam ayrılık havası!" şen şakrak odamdan çıktığımda Afşin'in kapısını tıklattım. Ses gelmeyince içeriye girdim yatağı bozulmamıştı fakat örtünün üzerinde siyah gömlek ve pantolon duruyordu.

Kapıyı örtüp odasını arşınlarken banyodan gelen su sesiyle aklıma gelen fikirle muzipçe gülümsedim. Demek banyodasın balkondaki sandalyelerden birini alıp kapı kolunu altına koydum. Kapısını tıklatıp, "Görüşürüz ağam! Kaçıyorum var mı isteyin diyecektim vazgeçtim banyoda tüm ihtiyaçlarını karşılayabilirsin." delikteki anahtarı yuvasında döndürüp ıslık çalarak odasından çıktım.

Salonda boşa çalışan televizyonu kapatıp dış kapıyı açmaya çalıştım açılmadı. Tekrar denediğimde yine açılmadı. Bütün gücümle denediğimde nafile açılmıyordu!

Saçlarımı karıştırıp nefesimi sıkıntıyla üfledim. "Bi sen eksiktin." pratik düşünmeye çalıştım fakat üst kattan gelen kırılma sesiyle buzdolabının raflarını dolaplara tepiştirip buzdolabının fişi çekip içine girdiğimde kağını kapatmamla eş zamanlı kükreme duydum. "Nerdesin kadın!" adım sesleri yüreğimi hoplatırken çığlık atmamak için yumruğumu ısırdım.

Kırılan, parçalanan eşyaların hadde hesabı yoktu. Kulaklarımı tıkadığımda küçük fırtınanın içinden soyutlanmıştım. Yıllar öncesine ait bir anı aklıma sızdığında kalbim tekledi.

2015

"Aybars ya tokamı ver!" cırtlak çıkan sesime yüzünü buruşturdu. Parmkalarının arasındaki tokama çöp muamelesi yapıp saçıma taktı. "Aman ne istersen onu yap." burnundan sert bir nefes bıraktı. "Meyve yer misin?" cevap vermemi beklemeden tulumumun iplerinden tutup mutfak tezgahına bıraktı beni. "1 yaş büyük olmana rağmen nasıl bu kadar güçlüsün?" sesimdeki heyecanla göğsünü kabartıp kasım kasım kasıldı. "Meslek sırrı ufaklık." o zamanlarda gizemli şeyleri acayip merak ederdim.

Sebebini söylemesi için yalvaran gözlerle elmaları soyarken Aybars'ı izliyordum. Önündeki işe odaklanmış bir kere bile başını kaldırıp bana bakmamıştı. Bıçak kullanma konusunda benden çok daha yetenekli ve dikkatli olması aramızdaki yaş farkını siliyordu. Bana yasakken, Aybars'a değil.

Ağzımı araladığımda çarpan kapı sesiyle salondaki annem koşarak yanımıza geldi. Buzdolabının bir kaç tane rafını çıkartıp dolaplara yerleştirdikten sonra buzdolabının fişi çekti. "Yenge n'oluyor." tekdüze tonu canımı sıkmıştı bizim her gün böyle şeyler ysşadığımızı düşünüyor olmalı.

"Aybars, Lavin'i de al buzdolabına saklanın ve ben sizi çıkarana kadar konuşmayın ya da yerinizi belli etmeyin." aceleci tavrına karşılık kollarımı göğsümde birleştirip dudaklarımı büzdüğümde itiraz edicektim ki gözlerindeki yakarış içimi sızlattı. Aybars kucağına alıp dolaba girdiğinde annem kapağı kapattığında etraf kapkaranlık oldu. Soğuk değil ama çok karanlıktı.

Aybars'a sarılıp kucağına oturduğumda saçlarımı örmeye başladı. "Bu karanlıkta nasıl görebiliyorsun?" sesim o kadar kısıktı ki kuzenimin bile duyduğundan şüpheliydim. Dudakları yanağıma deydiğinde tokamı avuçlarıma bıraktı. "Alışığım. Eniştem doksan dışında not alırsam size geldiğim ilk gün depoya kitlerdi beni." gözlerimden süzülen yaş tokamın üzerine düştü. "Hemen ağlama sonra gelir ve böyle nasıl desem eniştemle diptis diptis yapardık." kıkırdadığımda elini ağzıma bastırdı. "Eğer sende bizimle diptis yapmak istiyorsan uslu dur ses çıkarma." teklifi küçükken çok cazip gelmişti fakat büyüdüğümde o kadar da cazip değil aslına bakarsan korkunçtu.

"Aybars hatırlıyor musun? Kurban bayramında evinize gelen keçileri kurtaralım dediğimde beni engellemiştin." karanlığa alışan gözlerim azıcık yükselen dudağının kenarını seçebilmiştim. "Evet, seni engellemiştim çünkü onlar kesildikten sonra parti yapmak için gökyüzüne çıkıyorlar." avucumdaki tokayı alıp ördüğü saçlarımı bağladıktan sonra başımı omzuna yasladı. "Hadi bakalım uyu biraz sırasıyla nöbet tutalım." kafamı sallayıp dediğini yaptığımda içeriden yükselen çığlıkla Aybars kulaklarımı tıkadı.

Gözlerimi sımsıkı yumup canımın acısını ve kalbimdeki boşluğu görmezden gelmeye çalışarak uyumaya çalıştığım o gün, acım annesini kaybetmiş bir çocuğun acısıydı. Kalbimdeki boşluk da babasını gömmüş çocuğun boşluğuydu.

🥀

Afşin'den

Gözüm dönmüş deli gibi önüme geleni kırıp döküyordum. Koltuğa tekme attığımda hıçkırık sesi duydum mutfaktan gelmişti. Evin içindeydi çünkü kapıları ve pencereleri kilitlemiştim. Kafamı iki elimin arasına alıp koltuklardan birine oturdum Lavin'i bulmadan önce sakinleşmeliydim.

Dizlerimden destek alıp mutfağın kapısına geldiğimde buzdolabının fişinin çekik olduğunu fark ettim. Kahretsin benden nedenli korkuyordu bu kız!?

Kapağa açtığımda dizlerini kendine çekmiş yüzünü kapatmıştı. İçim sızladı karımın karşımdaki görüntüsüne üzülmüştüm. Sırf benden saklanmak için ölümü göze almış kapalı alana kendini kapatmıştı. Bazen Lavin'in başına gelen en büyük kabusmuşum gibi hissediyordum. Fakat Lavin de benim başıma gelen en güzel rüyaydı ve ben o rüyadan vazgeçemiyordum.

Eğilip kucağıma aldığımda ilk yaptığım şey nefes aldığını kontrol etmek oldu. Şükürler olsun ki alıyordu sevinmek istesemde yaptığının sonucunu düşünmemesine kızmıştım.

Kollarımın arasındaki küçük bedeni koltuğa bırakmak zor geldi. Köşeye oturup Lavin'i izime yatırdım. Parmaklarım saçlarına deydiğinde yumuşaklığı karşısında hayrete düştüm. Şu an uyanık olsaydı dün geceki yersiz kavgamızdan dolayı tirip atardı saçlarına ise dokundurmazdı.

Parmaklarım alnına deydiğinde küçük burnunu kırıştırdı. Parmaklarım yavaş yavaş siyah ince kaşlarında gezdirdim çok güzeldi yaşına göre haddinden fazla güzel ve kusursuzdu.

Yanağına dokunduğumda gözlerimi yummuş olduğu gözlerine kaydı. Ufak dokunuşlarla yanağıyla dudağı arasındaki boşlukta durdum derince yutkunurken çehresini zihnime kazıyordum.

Parmaklarımın yerine dudaklarım deydirdiğimde kalbim hızlanmıştı. İlk öpücüğüm değildi ama ilk kez öpüyordum. Dudaklarım, ne yanağına ne de pembemsi dudaklarına kaydı sadece boşluğukta kaldı.

Lavin benim çukurumdu sessiz ama acı dolu çukurumdu. Bu nedenle ondan çalacağım hiç bir öpücük şu an yaşadığım heyecanı yaşatmamıştı.

Usulca geri çekildiğimde hafifçe kaşları çatılmıştı. Son durağım kaşlarının arası oldu bir şeyler mırıldanıp yana döndüğünde yüzü bana bakıyordu. Huzurla gülümsediğimde yüzümü tavana çevirdim minik karımın çehresi gözlerimin önüne geldikçe demin yaptığı sorumsuzluğu unutuyordu.

Bölüm sonu

2 yorum