"Gitmek istersen öldüğümü düşün çünkü geriye dönüp baktığında arkanda bıraktığın kaosun katili sen, maşası ben olacağım ay ışığım." şahdamarımın üstünden öptüğünde gerginliğini boynundaki belirginleşen damarları açıklıyordu.
Yanımda hep güldüğü, gülümsediği için mutsuz bir veda ile gitmek istemedim. Gülümsememi gösterirken ondan ayrılmamın acısını ruhuma kattım.
Apartmanın önünde yüzü gözü kan içinde bana bakan Afşin'in koluna girip köşeye park ettiği arabasına yürüdük. Kafam karmakarışıktı, arkama baksam dert bakmasam dert.
Açtığım kapıya Afşin'i oturtturup şoför koltuğuna geçtim. Arabayı çalıştırıp Gökay'ın yanından geçerken asık yüzü canımı acıttı. "Cesedlere ne olacak?"
"Gökay halledecektir." karnını tuttuğunda gömleğinin ıslandığını gördüm. Yaralanmıştı, ilgilenmeden konum açıp konağa sürdüm. "Aa hayır orman evine sür konağa bir daha gitmek istemiyorum." kafamı sallamakla yetinip telefonu ona uzattım adresi yazdığında soldan dönüp ilerideki orman yoluna girdim.
Kapısını açıp koluna girdiğimde yavaş adımlarla kapıya vardık. Anahtarı çıkarıp kapıyı açtığında ilk geldiğim evin orman evi olduğunu fark ettim. Kapıyı örtüp Afşin'i koltuğa bıraktım. Banyodan ilkyardım çantasını alıp yanındaki koltuğa oturdum.
Gömleğinin düğmelerini açtığımda beklediğimden kötü durumdaydı. Çevreside kanla kaplı olduğu için pamuğa damlattığım su ile yarasını temizledim. "Lavin... Ben çok özür dilerim sana bağırmam hataydı eğer korkuttuysam..." cümlesi yarıda kaldığında kaşlarımı çattım. Özür dilemeyi bile beceremiyordu.
"Bana bağırman değil benim Gökay'a yardım etmek yerine seninle olmam hata! Kahrolası adam gerçeklerin peşine düştüğüm için şuan bu durumdayız!" ağzını açtığında kolanya döktüğüm pamuğu yarasına bastırdım. "Gerçekleri anlatmak yerine özür dilemeye çalışıyorsun! Sizin yalanlarınız yüzünden katile inanıp güvenecek kadar aptalım! Bundan sonra herkes kendi yoluna Urfalı ağa! Benide boşayacaksın ve uzak duracaksın!" nefes nefese kaldığımda pamuğu masaya atıp pansuman yapmaya devam ettim.
Bir kaç dakika sesini çıkarmadı söylediklerimi hazmetmeye çalışırken yüzünü buruşturup kollarımdan tuttuğu gibi yanına oturtturdu. Üzerime eğildiğinde dudağındaki yaranın çatlağından sızan kan çenesine doğru yol aldı. "Estin gürledin, şimdi sıra bende. Konuşmadan medeni insanlar gibi anlaşacağız." okyanusları grilerime kenetlendiğinde mazi zihnime doldu. Eskiden severek baktığım gözlerine saf nefretle bakmak garip gelmişti.
"Gökay'ın dediğinin aksine seni amcama götürmeyeceğim. Amcamın gazabından korumak için kaçırdım. Ahves ile Aybars gerçeği biliyor. Aybars, seni kurtarmak için masaya amcamın vârisi olarak oturdu. Masanın kurucuları amcam ve babam dışında bir kişi daha var o da Gökay Akabey. Gökay'ın neden bana düşman olduğunu sorma saçma sebep ona özel." gözleri dolduğunda devam etti. "On dört yaşındaki kabusun amcam, özür dilerim seni sevdikten sonra öğrendim bunu. Aileme söyleyeceğim gün amcamı Yonca'yla konuşurken duydum." dudakları alnıma deydiğinde gözyaşım gömleğine aktı. "Tek hatam seni sevmekti bu da tüm hatalara bedeldi." sustuğunda boğazımdaki yumru büyüdü.
Hemen inanamazdım hatırla en son inandığın kişinin ne olduğunu hatırla. "Lavin ben özür dilerim seni seviyorum, bu sevgimide taçlandırmak için seninle evlendim ama şimdi kararımın saçmalığını fark ediyorum." koltuktan inip önümde diz çöktüğünde ellerim ellerindeydi. "Eğer istersen tekrar başlayım kimse olmasın beyaz sayfamız bile olmasın biz yapalım o sayfayı, beraber yazalım yazıları." kalbimin sesini dinleyip kabul etsemde aile olamayacaktık. "Olmazki..."
"Şşş yuvayı taçlandıran çocuk ya da evlilik değil güzelim, yuvayı taçlandıran sevdiğin kadındır. Kadın değerli, kıymetli olan herşeydir ama hiçbir şey ona denk değildir. Kadının elinden her şey gelir fakat her şeyden bir kadın gelmez Lavinim." gözlerimi kapadığımda üç dakika önce nefretle baktığım adamdan nasıl etkilendiğimi sorguladım. Öfkemi diri tutamıyordum ipler elimden kayıyordu. Avucunu yanağıma yasladı. "Peçeteyi değiştirdiğini bilmeme rağmen mutlu ol diye yemin ederim enfiyeyi kokladım." bedenim gerildiğinde gözlerimi açtım. Bile isteye peçeteyi koklayacak kadar kör kütük aşık olmuştu.
Gözlerimdeki yaşlarla ona sarıldığımda elini sırtıma koydu. "O peçetede enfiye beni öldürmedi ama sen hırslarına yenik düştün güzelim. Kalbin beni seçmesine rağmen niye inkar ediyorsun niye direniyorsun bana?" kolarımı daha sıkı sardığımda kucağına alıp merdivenlerden çıktı.
Girdiği odanın kapısını kapatıp yatağa oturduğunda kucağından indim. "Evlenelim mi? Bırakalım tüm delilikleri ardımızda beraber yaşayalım mı?" yüzümü yüzüne yaklaştırdığımda gözlerini kapattı. Burnunu tutup çektiğimde afallayarak geriye kaçtığında güldüm. "Hemen affedeceğimi sanmaman gerekiyordu. Madem tekrar başlayacağız normal ilişki yaşayıp normal evleneceğiz okey?" yanağımı öpüp hızla geri çekildi. "Okey, Aybars'ı ve Ahves'i çağırayım gelsinler." baş parmağımı kaldırdığımda gülümseyerek odadan çıkmıştı.
Gözlerim dolduğunda burnumu çektim. Afşin'e güvendim yine pişman olabilirmiydim emin değilim fakat Gökay'da açtığım yara kapanmayacaktı. Yanlış yapmıştım her ne kadar doğrusunu yapsamda icrat şekli yanlıştı Gökay da insandı.
Aynadan kendime bakıp aşağı indim. Koltukta yüzünü tavana kaldırmış dinlenirken yanına oturdum. "Aybars'la Ahves gelecekti çağırdın mı?" koltukta yan oturup alnını ovuşturdu elimi avuçlarının arasına aldı. "Konuşacaklarımız var güzelim."
"Konu nedir?"
"Konu biziz, amcamdan korkma gelininin sen olduğunu bilmiyor. Sana yemin ederim yaşadıklarını sonradan öğrendim ama cezasını kesicem üzülme bebeğim." avuç içimi dudaklarına bastırdığında saflığıma lanet ettim. Dün Gökay'a şimdi Afşin'e inanmamdan daha saçma şey yaşadığım olaylardı.
"Uzatmak istemiyorum ağa kırıntısı tamam dedim, birde sana inanayım ama lütfen aynı şeyleri tekrarlama. Amcan konusunda geçmiş bitmiş diyemem çünkü izi kalıcak fakat yaşadığım hiçbir şeyden dolayı seni suçlayamam. Konuyu burada kapatalım kağıdımızı çıkaralım ve yeni hayatımıza odaklanalım." elimi enseme koyup saçlarımı öptü göğsüne yasladığımda yaptıklarını unutmaya çalıştım.
🥀
"Abi şimdi siz biz yeni hayat! Şaka mı bu?" heyacanla açtığı gözleriyle somurtarak oturan Aybars'a baktı. "Hee şaka hatta kabus! Aptal herif abinin sakatlığı kuzenime sıçramış kör istedi iki göz Allah verdi iki kulak çektiğim çile nedir Yarabbim?" başını yukarıya kaldırmış dua eden kuzenime gülümsedim. Afşin saçlarımı örmesini tamamladığında yanağını öpüp Aybars'ın yanına yürüdüm.
"Ayy ay aman gelme vallahi bayılırım billahi a şu camdan atlarım." işaret ettiği cama baktığımda yerden beş santim yüksekliğindeki dahi yokken intihar ederim diyordu. Dizlerine oturup yanaklarını sıktım. "Kıyamam ben sana. Ama tekrar başlamaya karar verdik ikimizde bunu hak ediyoruz. Yaşanan tatsızlıkları kenara bırakıp aile olmayı istedik." gözlerini kısarak yüzümü taradığında güvenlik radarından geçiyormuş gibi hissettim.
Yarım ağazla mırıldanıp kollarını bedenime sardığında koala misali kuzenime yapıştım. "Hadi kutlama patlama yapalım!" gazozunu çalkalıyıp kapağını açtığında fırlayan kapakla yüzümü Aybars'ın göğüsüne gömdüm. "Lan manyak karıma zarar gelecek!" arkamdan sarılan adamın teni gerilmişti.
"Tamam ya hemen kaplumbağaya kabuk oldunuz." ağzının içinden söyleriyle sinirlendim. "Ahves!"
"Ne yengem" dediğinde Afşin yerine oturmuş bende ayağa kalkmıştım. Odama çıkıp gardırobuma baktım. Askıdaki elbiselerden birini alacakken telefonuma gelen bildirime baktım.
'Elmas Ahter'in cesedi dağlık alanda kampçılar tarafından bulundu. Elmas Aher'in avukatı cesedin cebinden çıkan notu basın karşısında okudu. Notta: Öc uğruna yanarsın, Lale dolu etrafın, Ülkende kol gezerim, Makus talihini ezerim. 'Nottan çıkarılan tek anlam katil Elmas hanımın husumetlisidir' sözüyle aşiret ayağa kalktı ve hanımağalarının kanını yerde bırakmamak için Balamirlerden bir kişiyi öldürdü.'
Ellerim buz kestiğinde yatağıma oturdum telefonu komidinin üzerine bıraktım. Haberin devamı vardı fakat okuyacak enerjiyi rastlamamıştım. Saçlarımı geriye atıp nefesimi üfledim. Ayaklarım titrerken dolaptaki elbiseyi giyip aşağı indim.
Merdivenin son basamağına geldiğimde Afşin ve Ahves'in konuşmasını dinledim. "Abi, amcam durumunu nasıl halledicez?"
"Amcam artık sıkıntı değil verdiğim ilaçlar etkisini göstermeye başlamış. İlk söylediğimde evi başıma yıkmadığına göre sıkıntı yok. Amcamın yaptıklarını unutmuş." amcasının beni kaçırıp vurduğu için hamile kalamayacağımı biliyordum ancak bu sözleri havaya söylemediğine göre... Lavin hayır yeni hayata başladın yalan yok dediniz şüphe etme elbet Afşin sana anlatacaktır. Kendimi avutarak mutfaktan duyduklarımı orada bırakıp salona geçtim.
"Nasıl hissediyorsun?" endişeyle bakan gözleri boğazımda oyalandı. "Elmas hanım ölmüş duydun mu?" bıkkınlıkla kafasını sallayıp televizyonu açtığında az önce okuduğum haberin aynısını bir kadın olay yerinde anlatıyordu.
"Tüm magazin programları bu konuyu konuşuyor ve" kanalı değiştirdiğinde başka bir cinayet vardı. "Ahterlerden üzücü açıklama. Alev Ahter dün sabah saatlerinde parçalanmış halde evinde cansız bedeni bulundu. İki saat önce açıklanan bilgilere göre parçaların yarısı Yonca Ahter'e ait." kumandaya uzanıp televizyonu kapattım. Üç ölüm vakasının ayrıntılarını dinleyecek kapasite bende yoktu.
Arkama yaslandım ve düşündüm. Afşin ile tekrar başlamayı reddetseydim ne olurdu diye. Bunca zamandır kurtulmaya çalıştığım adamın tek sözüne nasıl hizaya gelip teklifini düşüncesiz davranıp kabul etmiştim? Çaresiz kaldığımı biliyorum fakat nefret ettiğim adamdan kaçmak varken ona koşacak kadar sefil halde olduğu bilmiyordum.
Yaptığım bencillikti başkalarına değil kendime bencildim. Belki de babasız olmamdandı tüm yaşadıklarım, azıcıkta olsa yanımda kalsa varlığını bana hissettirse şuan bambaşka yerde olabilirdim.
Dertli dertli iç çeken kuzenime baktım uzaklara dalmış gurbette beklediğinin hasretinde yanıyormuş gibiydi. Fazla düşünmeme gerek kalmadan niyetini belli ederek hayıflandı. "Sümbeli kardeşim ellere yar oldu kara toprak sen bari kardeşimin yokluğunda bana yar ol." kıskançlıkla omzumun üzerine diktiği grileri ne gördüyse yerinde kımıldandı. "Sadık dost kara toprak istemezsen bana yar olmak alasın bu kalası yanına da tüm tasalarımı bitiresin." baktığı yerde Afşin duruyordu.
"Her neyse evli evine köylü köyüne yarın çok işimiz olacak gidin yatın zıbarın dinlenin." ikisinide ensesinden tuttuğunda kapının önüne koymuştu. Islık çalarak yanıma oturduğunda ağzını yayarak, "Biz sevgili karıcım biz neler yapıyoruz." okyanuslarından geçen şeytani ifadeyle işaret parmağımı alnına koyup geri ittirdim. "Aynı şekilde yatıp zıbarıp dinleniyoruz." kalkacakken dirseğimden tutup yanağımı öptü. "Sen uyu yarın düğün olunca onun haberini halama vereyim o da aşirete söylesin." onaylamaz mırıltılar çıkarmamı dinlemeyip omzuna aldığında tırnaklarımı katladığı gömleğinin açıkta bıraktığı tenine geçirdim. "Aceleye gerek yok ki!" ikişer üçer basamakları tırmanıp beni yatağa attığında kısa saçlarım yüzüme dağıldı. "Vardır var var." saçlarımı yüzümden çekip yanağımı tekrar öptüğünde bana olan muhtaçlığı karşısında içim bir hoş oldu. Yanağımdan aldı öpücüğü hiçbir şeye değişmeyeceğini kulağıma fısıldayıp odadan çıktı.
Daha saat erken olduğu için biraz telefona baktım. Saat ilerledikçe ruhumdaki gerginlik bedenimi kaskatı kestiriyordu. Uyku pozisyonunu alıp gözlerimi yumduğumda içimi kemiren ses konuştu. "Yapma Lavin yazık etme kendine." "Öldürmek isteyeceğin adamla evlenemezsin." "Amcası elimden her genç kızın hayeli aldı." yastıklardan birini kafama bastırıp uyumaya çalışsamda başaramadım. Susmuyordu! Fırlayarak banyoya girdiğimde aynadaki yansımam güzel gözüksede görünüş aldatıcıydı.
Ellerimi lavoboya bastıpı aynaya doğru eğildim. "Yapabilirsin..." diye fısıldadığımda aynadaki yansımamın gözlerine baktım. "Yapabilmesilisin, yapmalısın Lavin!" aynaya yumruk attığımda cam parçaları lavobonun içine düştü. Suyu açıp yüzümü yıkarken su yerine yansımama bile inandığım yalanları inandıramamanın hayelkırıklığını vuruyordum. Havluyla kurutup avucumun içine aldığım kırık parçayla süratle Afşin'in kapısının önüne geldim.
"Tek yapabileceğin onu öldürmek olsun."
