İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 35 · 7 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 35

"Lavin ben bağımlı olmak istemedim her çocuk gibi annemle eğlenmek istedim..."

Hayat herkese adil değildi bunu kimine zamanla kimeneyse parayla öğretirdi. İlkokuldayken çok kez veli toplantısında olmuştu bende her çocuk gibi annemin veya babamın öğretmenimin benim hakkımdaki düşüncelerimle gururlanmasını ancak nasip olmamıştı. Babamın zaten öyle şeylerde bezi yoktu, annemse babam ona eziyet etmediği sürece katılmak için can atardı.

Çocukken çok severdim oyun oynamayı. Ama öyle bebeklerim yemek eşyalarım nasıl desem şirin barbi bebeklerim olmamıştı. Babam beni gecenin geç saatlerinde tutar kolumdan çekiştirerek alaca karanlıkta yer altına götürürdü. Bazen okulu bile aksattığım günler olurdu oyun için. Zaten kısa süre sonra artık oraya tam anlamıyla ayak uydurduğum için okul falan hak getiren olmuştu. Gecemi gündüzümü bahislere adamıştım. Tek çocuk ben değildim kimileri sefaletten kimileriyse son anlarında yanında birileri olsun diye çıkardı sahaya. Babam gibilerse parayla kafayı bozdukları için bahis merkezinin eşiğini aşındırırdı.

Aybars el bebek gül bebek büyürken ben ücra köşelerde çocukluğumu harcamıştım, Ahves annesinin yaptığı yemekleri yemek yerine haplarla büyümüştü ve Afşin... Çocukluğunu belki de hiç koşmadan geçmişti.

"Senden kaynaklı hiç bir sorun yok Ahves öncelikle bunu anlamalısın. Hayır sen yatış sakinleş diye söylemiyorum bunları gerçek ortada ancak sana verdikleri pencere kapalı."

"Beni avutmak..."

"Ahves" Dizlerimden kalkıp heyecanlı bana baktı. "Toparlan gidiyoruz!" Sesimdeki otoriteye alışabilirdim. Ayakkabılarımın tabanını zemine vurup kapıya yöneldim. "Nereye gidiyok yengem?" Yumruğumu havaya kaldırıp, "Partiler vede diskolarrr!" Onu kasvetli havadan uzaklaştırmam gerekiyordu en geç iki saate gelirdik nasıl olsa.

Arkamdan ıslık çalarak gelirken hastane çalışanlarının kınayan bakışlarını da üzerine çektiğinin farkında değildi. "Yenge abim ne olacak?"

"Sıkıntı yok sen rahatta kal o iş bende."

🥀

"Tenhalarda menhalarda bitmiş aşkın!" Kol kola yürürken Ahves'in ayağının takılmasıyla ikimizde yeri boyladık. "Yeğğe bi daka sana inanmicam abe bu neydir kafam uçukta." Ağzının içinden sürünerek çıkan kelimelerin bazılarını anlasamda çoğu boşa gidiyordu.

"O beni pirenses biri sanıyor." Önüme düşen saçlarımı arkaya savurarak ayağa kalktım alkolü fazla kaçırmıştık ve gündüz vakti etrafı karanlık görüyorudum. "Ahvezim ben karanlık görüyom." O da ayağa kalkarken başını salladı. "Valla yengem bende karanlık görüyom sana söylesem kör dersin diye demedim."

"Avez?"

"He?"

"He değil yengem olacak de bakayım?" Kendini öyle bir kaptırdı ki söylerken yine yere düştü. "Yengemm" Böyle adam ederler.

"Kör olan birine kör demeye gerek yok." Bağdaş kurararken alkışlamaya başladı. "Alkış alkışlayım komik yengemi." Etrafıma bakınırken nerede olduğumuzu hatırlamaya çalışıyordum otelden çıkarken sanki Afşin bana söylemişti.

"Ahvesim neredeyiz biz?" Hiç beklemeden cevap verdi. "Otelin önünde." Tekrar etrafıma baktım gök yüzü parlıyordu çiçeklerin mis kokusu etrafımızı sarmış şen şakrak öteşen kuşlar eşlik ediyordu demek isterdim ancak çöp kokusu burnumun direğini kırarken o iş biraz zor.

Arkamdan gelen sesle hızla sesin geldiği yöne döndüm. Çöpün içinden çıkan yavru siyahkedi aheste aheste bana doğru geliyordu. "Ahves!" Çığlık çığlığa Ahves'in sırtına yüzümü gömdüm. "Yenge dur sakin altı üst bir kedicik nolmuş kine?" Pisi pisi diyerek kediyi yanına çağırdığında omzunu ısırdım. "Yavru olması umrumda değil korkmam için kedi olması yeterli!" Bize yaklaştıkça Ahves'in sırtına çıkmıştım lanet olası yaratığın şirinliği kayınbiraderimi cezbetmişti.

"Ahves şimdi onu kovmazsan seni abine şikayet ederim! Gelme!"

"Ama yengem ben ne yapayım sen korkuyorsan?"

"Kaç Ahves her şeyi ben mi söyleyim hem bu kedide kuş vebası var gözünden belli şaşı bakıyor!" Küfür ederek ayağa kalktığında neredeyse zemini boyluyordum sımsıkı saçlarına asıldığımda arkasına bakmadan koştu. "Vebası yeterdi kuşa lüzum yoktu!" Galiba onu da çıldırtmıştım yoksa şaşı bakmayan kediden kaçmazdı.

"Noluyor lan!" Bu ses, bu koku, bu sinir nerde görsem duysam koklasam... Tanımam. Bilmiyom çünkü. Ahves'in saçlarını çektiğimde durdu. Korkarak sesin geldiği yöne doğru baktığımda kahverengi saçlı, kavruk tenli taş çatlasa ellili yaşlarında bir adam vardı karşımda. Siyah gözleri buz misali soğuktu tek bakışıyla içimi titretmeye yeten yüzü korkutucuydu. Hani küçükken çocuklara zararlı şeylerden kaçının demek yerine öcü bu derler ya aynı onun gibi bir öcü!

"Ahves! Ne halt yiyiyor bu kadın tepende!" Biraz öncesine nazaran çok daha yüksek çıkan sesiyle kaynıma sığındım.

"Hiçbir şey amca sanırım kediye fobisi var yoksa tepeme çıkmazdı."

"Kim bu karı!" Hay Allah cezanı versin pis nogran karı ne ya! "Bizim karşı komşunun kızı Didem gelmiş yirmi altı yaşına hala minnacık kediden korkuyor." Gerilen bedenini hissetmesem onu düzeltirdim fakat amcasından beni gizlemeye çalıştığına göre bildiği bir şey vardı. "Afşin'in karısı kayıpmış önce yeğenimi ölüm eşiğine getiriyor sonra basıp gidiyor! Gördüğün yerde sık kafasına o fahişenin! Ahves soyadına leke sürdürmek demek ölüm fermenını imzalamıştır demektir!" Son kez bana baktı yüzünü buruşturup arkasını döndüğünde dilimi çıkardım sanki o çok yakışıklıydıda bana surat büzüyor.

Arabasına binip uzaklaştığında sırtından atlayıp kollarımı göğsümde birleştirdim. "Adını ne bu hıyarın?"

"Yenge boş ver..."

"Adı ne!" Sakinliğimin sınırı vardı bildiğimi biliyordum ve hâla benden bir şeyler saklama peşindeydi. "Renan," başımı salladım. "Hadi diyelim bilmeseydim, onunla yalnız kaldığımda ne yapacaktın? Merak ediyorum söyle bana ikinci kez aynı şeyi yapmaya teşebbüs etse kim durudracaktı onu sen yaparsın deme çünkü benden abi kardeşim ısrarla her şeyi gizliyorsunuz. Nereye baksam Ahter kardeşler entrika peşinde küçük kardeşinizle evlenicem diye girdiğim konağa büyüğünün dini nikâhlı eşi olarak çıkıyorum. Sınava girdiğim gün yine muhteşem ikili sahalarda. Aybars beni bulduğunda onu zorla benden ayırıyorsunuz. Hafızamı kaybediyorum kocam olacak it kendini bana kuzenim olarak tanıtıyor!"

"Hafıza olayında suçum yoktu," kısık sesi iyice sinirlenmeme neden olduğunda sözünü kestim. "Senin en büyük suçun o hayvanın kardeşi olmak Ahves ya toplasan üç saat geçmedi detleşmemizin üzerinden! İt ile yatan bit ile kalkar boşuna dememişler! Aslına bakarsan hepiniz tertemizsiniz çünkü sizin hamurunuz bozuk ee bozuk hamurdan çıka çıka bu kadarı çıkıyor demek ki!"

"Yenge yeter ileri gidiyorsun." Kendimi işaret ettim, "Ben mi ileri gidiyorum siz mi Ahves ne amcan bitiyor ne abin, sana sözüm yok ancak sende bunların peşine takılınca benim tepemin tası atıyor!" Gözlerimden akan yaşları sildim bu kadar düşüncesiz olamazlardı. Neler yaşadığımı kimin yüzünden aile kuramayacağımı bildiklerine rağmen ses çıkarmamaları vicdansızlıktı. "Ahves abinin beni araştırdığından eminim sanada söylemiştir ama belli ki unutmuşsun hatırlatmak gerekirse amcan yüzünden benim rahmim alındı anladın mı! Az önce ahkam kesen pislik ondört yaşındaki kızın taciz edilmesini değilde yeğeninden yaşça küçük olarak kızın iki dakika nefes almasını ayıplıyor! Siz neyin kafasındasınız!" Karşısındakinin aradığı kişi olduğunu bilse acaba ne yapardı. Bazı soruların cevapsız kalması herkesin huzurunu sağlardı galiba.

"Yenge vallahi ne istiyorsan söyleyeceğim yeterki hastaneye geri dönelim." Yüzümü ovuşturdum. "Ahves benim asabımı bozma, demin seninle soru cevap yapmıştık hani hiçbir şey saklamıyordun!" Sesimin yükselişini ben kontrol etmiyordum sanırım bipolarım yine meydana çıkmaya başlıyordu.

"Lavin sakin olur musun?" Bana yaklaştığında hızla koşarak ona çarptığımda sarhoşluğun etkisiyle ikimizde yere düştük. Kendini toparlayamadan koşarak sokaktan çıktığımda küfür ederek, "Lanet olsun!" diye bağırdı. Sola döndüğümde arkamdan gelen ayak sesleriyle kaybetme korkusuyla sarhoşluğundan sıyrılıp benim peşimden koştuğunu anladım. Ben varlıksız doğdum. Varlığı bilmediğim için yoklukta olduğumu bilmezdim. Daha hızlandığımda yere düştüm ellerimi zemine bastırdım ayağa kalkıp üstümün ıslanmasına rağmen koşmaya devam ettim. Kaybedecek vaktim değil insanlar vardı. Canımın acısını umursamadan zonklayan çenem ile dişlerimi sıktım ayak sesleri kesildiğinde aramızdaki farkı açmak için durmadım.

Annemde babamdan böyle mi kaçmıştı karnındaki çocukla küçücük salonun içinde? Ben buzdolabının içinde mışıl mışıl uyurken acaba bebeğinin onu bırakmaması için yalvarmış mıydı? Ya da aklına hiç geride bıraktıkları gelmiş miydi? Düşüncelere öyle bir dalmıştım ki kaldırım taşlarından birine takıldığımda yeri boylamıştım. Anlımı zemine vurmamla ağzımdan küçük tiz bir inleme kaçtı bende düştüm anne hemde herkesin yüküyle.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığımda etrafta kimsenin olmaması yine yalnız olmam bu sefer iyidi kimseciklerin yıkılışımı görmemesi üç kuruşluk gururumu ayaklar altına alınmasını önlüyordu. Yumruk yaptığım ellerimi taşların üzerine vurdum çığlıklarımın, feryatlarımın lal olacağını bilsem susmazdım içimde ne var ne yok dökerdim.

Şu an ne için ağladığımı bile bilmiyordum ya da Ahves'ten neden kaçtığımı. Kalbimde acı vardı, yarım kalmışlık ve mutluluk ama üçünü birleştireyordum hepsinin aynı kutupta olmalırı birleşmelerine imkan tanımıyordu.

İnsanlar zor değildi sadece ayrımları zordu. Mesela ilgi için kendini acılı gibi gösteren aptallar, dünyanın bütün acılarını kendisindeymiş gibi davranıp dertlenenler ve tüm engellere rağmen yıkılmayanlar bunu dışa vurmayanlar işte bu üç grubuptan hangisinde olduğunu bulmak meseleydi.

Her bireyin kendine göre iyi kötü, az çok tasası olurdu lakin birde yokmuş gibi davrananlar onlar için dünya kolay mıydı yoksa güç müydü?

Sicim sicim akan yaşlarımı sildim sanırım vakit dolmuştu her hikayenin bir sonu vardı isteseniz dahi sevdiğiniz şeyler sonsuza kadar devam edemezdi. Zaten amaç devam etmek değil devam edebilmekti.

Ayağa kalktım sadece önüme bakarak sabahı kendime gece yapmaya karar verdim en mantıklısı buydu. Ayak sesleri yoksa yaşam belirtiside yoktur uzun yolun ardından vardığım yere baktım. Çok güzel bir yükseklikteydim aşağısı karanlıktı. Çukur sanki beni çekiyordu 'sen buraya aitsin' der gibiydi. Tabi ait olduğum yer bir çukur olamayacak kadar derinden uçurumdu burası sonu gözüksede ulaşmaya ömrüm yetmeyecekti.

Yumruklarımı sıkıp karanlığa korkusuzca baktım ya da kendimi kandırdım. "Hadi Lavin istediğini alıyorsun sadece bir adım..." Kimse kendi sesinden korkmazken ben şuan ölesiye korkuyordum. Hayır yükseklikten veya son nefeslerimi almaktan değildi. Sesim bana karşı isyandaydı. Ben ancak ölünce susarım ve ben şuandan itibaren susmak zorundaydım ya da saat 14:28'ten itibaren. Şansa bakın son iki dakika sanırım bu zaman dilimi bedenimle vedalaşmam içindi.

Hayelet gibi okuyup geçmeyin artık çünkü kitabın oy sayısı az olunca okunması düşüyor lütfen en azından bir beğenin geçin arada sırada da olsa.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.