İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 26 · 7 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 26

26.Bölüm

Gözyaşlarımı sildim yıkılmamalıydım zafer benim tek kurtuluşumdu şimdi yıkılırsan bir daha toplayamazdım. Saatler önce cenaze alayı dağılmış Afşin'i mezarlığa def etmişlerdi. Ahves ve Aybars namaza gitmişlerdi evde tektim.

Mutfağa girdiğimde kimse yoktu çalışanlara üç gün izin verilmişti. Her şey nasıl bu kadar hızlı gelişti şüphesi içimi kemirirken duymamazlıktan gelmek çok zordu. Ölmüştü hemde herhangi bir darbe almadan.

Dolabı açtığımda tüm katları boşken orta katta gördüğüm flaş şüpelerimi haklı çıkardı. Suçluyu su yüzeyine çıkarmak için birisi peşimdeydi. Soğukkanlılıkla maşayla tuttuğum flaşı cebime koydum tahminimce değişim anı vardı. Bozuntuya vermeden odama çıktığımda yatağımın ortasında peçete duruyordu. Küçük temasla onuda cebime koyduğumda montumu giyip konaktan çıktım. Güvenlikler kapıyı açtığında kapşonumu takıp seri adımlarla kaldırımda yürüdüm.

Biliyordu ve ben pişman olanadek durmayacaktı. İlk günden polise gitmesi haklı olsada manasız olurdu. Ayrıca kedinin en sevdiği şey avı olan fareyle oynamaktır. Afşin'in ölümünden zerre pişman değilim sadece arkasındakiler için üzülmüştüm. Adımları hastanenin önünde durduğunda resepsiyona giderken Zehra'yı gördüm. "Lavin görmeyeli nasılsın?" cana yakın tavrı ne kadar sahte olsada ettiği yemini unutamayacak kadar sadakatliydi. "Çok konuşma yeminini vermeye geldim." ucundan tutup kaldırdığım peçeteyi ve flaşı gördüğü gibi cebinden küçük poşet çıkarıp içine koymamı söyledi. "Parmak izi değil mi yarına kadar bekle." başımı sallayıp konağa yürürken kaçırıldığım evde yaşamadığım için şükrediyordum. İsak baba hastaneye en yakın arsaya konak yaptırmıştı.

Bahçede asık suratıyla top oynayan Reha'yı görmezden gelip odama çıktım. Telefona biraz baktıktan sonra Aybars'ı aradım. "Aybars halim yok ben eve gidiyorum bir kaç gün kafa dinleyeceğim."

"Lavin sakın gitme aptallığında bulunma!" tırnaklarımı yolarken kafamı kaldırıp aynadaki yansımama baktım. Ağzımın olduğu yerde not kağıdı vardı uzaklıktan dolayı yazıları okuyamasamda kırmızı kalem kimi yerlerde akmıştı.

"Morgdakiler cesedin kimliğini tespit edemediler. İki örnek aldılar birincisi Afşin'e ait diğeri Yonca'ya ait." notu incelerken Aybars'ın sözlerine odaklanamıyordum. İki arada bi derede kalmıştım. "Yapısından da mı anlamıyorlar?" aynaya doğru adım atıcakken duyduklarımla olduğum yere mıhlandım.

"Cesed parçalara ayrılmış." elim ayağım buz kesmişti. Katil ben değildim ama katil olucak bendim. Suç üstüme kalıcaktı.

"Daha detaylı anlat." soğukkanlılığımı korumam büyük şansken gereksiz sorularla kısıtlı vaktimi harcayamazdım.

"Cesed üç parçadan oluşuyor gövdesindeki dokular İsak beyle uyumsuz, yüzü tanınmayacak halde asit ve kızgın yağ döküldüğü için tespit yapılamıyor, ayak tırnakları hem Afşin'in hemde Yonca'ya ait. Doktorlar yüz dışında tüm parçaların toplama olduğunu söylüyor ki haklıda dikiş izleri var." konu benden uzaklaşmış cinayete dönmüştü. "Lavin yüzdeki deriler yapıştırılmış cesedin kimliği bulunamıyor haftaya adli tıba en deneyimli doktorlar gelecek. O zamana kadar sakın dikkat çekicek bir şey yapma." kısık sesi inanılmaz cinayete tanıklık ettiği için şaşkınlık ve endişe doluydu.

Telefonu kapatıp ağır adımlarla aynaya yapıştırılmış notu okudum.

Güneş uyanır gün doğar,

Üzülür Ay batar,

Niyetini belli etme,

Yoksa canın yanar,

Âlim gezer tozar,

Kutupyıldızı ışıklar saçar,

Izdırabının kaynağını ay,

Karşımdaki nota anlamsız gözlerle bakarken dolabın kapağını açtığım gibi kıyafetlerimin altındaki boya kutusuyla şaşkınlığa boğuldum. Eğilip kapağı açtığımda içindeki boyanın kokusu genzimi yaktı. Kan kokuyordu.

Kapağa bantlanmış fırçayla başımı yukarı kaldırdım. Benimle oyun oynamıyordu, beni öldürüyordu. Bununda farkındaydı ve zevk aldığı karaladığı tavandan belliydi. 8- 6- 8- 6-

6- 10- 10- 6 evet bunu yazmıştı. Notu alıp masama oturdum.

Hava kararınca aşağıdaki sesler çoğalmıştı misafirlerin arabaları manzaramı kapatırken aklıma düşen fikirler tekrar kağıda döndüm. "Satır 8, satır 6, satır 8, satır 6 hadi kızım bu da olursa..." dememe kalmadan uyuştuğunu görünce sevinçle sandalyeden fırladım. Montumu giyip cebimdeki kağıda baktım sabahtan beri nottan çıkardığım sonuçları yazmıştım.

"Gün Yakın Kulüp bekle beni." kapşonumu takıp misafirlerin arasından sıyrılarak sokağa çıktığımda telefonu açıp konumu takip ettim. İzbe bir köşede oldukça lüks kulübe kararlılıkla ilerledim. Güvenlikler durdurana kadar çenem havadaydı ancak şifreli sayıyı sorduklarında maceram noktalanmıştı. "Eeeell altmış! Altmış değil mi?" güvenliklerden biri tarafından kuşkuyla süzülürken diğeri, "Şifreyi değiştirmeliler en azından GY'ler için." zorunlulukla kapıyı açtığında egoyla içeri girdiğimde kapıdaki güvenlik önüme geçti. "Beni takip et Gökay Akabey sizin geleceğinizi haber etmişti. Dikkat çekmeyecekmişiniz kesin emri var."

Başımı sallayıp uzun koridordan geçtiğimde büyük kapının yeşil kısmına eğilen adam doğrulduğunda ağır olduğunu belli edercesine yavaş açılan kapıdan geçtiğimizde masa gördüm. Herkes yerli yerindeymiş gibiydi sadece üç yer boştu. "Gökay beyin vârisi kimse onunla konuşurken resmiyeti bırakmayacak beyler. Adını dahi yalın kullanan diri diri gömülecektir. İyi günler." hepsi başını eğip selam verdiğinde güvenlik masanın başını işaret ettiğinde zarifçe oturdum.

Solumdaki ve sağımdaki sandalye boştu. Karşımdaki adam ayağa kalkıp saygıyla önümde eğildi. "Cihan Balamir, sizi sormak isterdim ancak böyle hatalar yaparak gözünüzden düşmek istemem." elimi kaldırıp yüzük parmağıma baktım. Varmış Cihan'a gösterdiğim yüzüğüme bakıp gerisi geriye oturdu.

Yalakanın solundaki kendini tanıttı onun karşısındakide kendini tanıttığında sohbet açılmıştı. "Ahin, Ahves nerede biliyor musun?" Ahin önündeki dosyayı incelerken sessizliğini korudu. Cihan, "Peşine takılacağı it yok ki kuyruk olsun." burada niye beklediğim kimi beklediğim hakkında fikrim olmamasına rağmen gidemiyordum.

Mert, Ahin ve Cihan üçlüsü tartışmaya başladığında duymamazlıktan gelemiyordum. "Cihan! Baysal'ı karıştırma sorunun Ahter'leyse onunla çöz! Baysal'ı karıştırma!" hiddetle kalkıp kapıya yönelen adamın arkasından koştum. Aradığım cevaplar ondaydı ama Aybars ne alakaydı işte onu soracak güç bende yoktu.

Kolumdan tutulup odaya çekildiğimde ağzıma kapan el bedenimi duvara yasladı. Dışarıdaki sokak lambasının ışığı dışında etraf karanlıktı. Turuncu ışık yüzünün yarısını aydınlatırken yüzünü yüzüme yakınlaştıranın erkek olduğunu gördüm. Elini ısırdığımda dişlerini sıktığı için belirginleşen çene kemiği ürkütücüydü. "İstediğin gibi bağırabilirsin burası benim mekanım. İlk başta sesini duyup gelecekler sonra beraber olduğumuzu gördüklerinde kuzu kuzu gidecekler." elini ağzımdan çektiğinde rahat bir nefes aldım elinin ayarı yoktu.

"Menfatin olmasa benimle oyun oynamazsın Gökay Akabey." güvenlikler Gökay'dan beydi bahsettikleri için sahibini anlamak zor olmadı.

Karanlıkta anladığım kadarıyla siyah gözleri etkilendiğini gizleme gereği duymuyordu. İki parmağını montumun cebine soktuğunda küçük bir cisimi çıkardı ve sokak lambasının ışığına tuttu. Zehra'ya verdiğim flaştı bu. "Peşime takıl diye vermedim. Değiştirdiğin peşetelerin değiştirildiğini gör diye verdim. Gözünü açman için Urfa'ya geldiğinden beri iki konakta çift vardiya çalıştım ama beni bir kere gördün ondada perdenin arkasına saklandın." sitemkâr sesi omurgamdan aşağı titreme gönderirken hafızamı yokladım ancak yüzünün olduğu anıya rastlamadım.

"Ay ışığım şimdi beni iyi dinle... seninle ölüme gidecek kadar seni seviyorum fakat Afşin seni amcasına teslim etmek için evlendi ve seviyormuş numarası yapıyor." parmakları yanağımda gezintiye çıktığında ona karşı çıkamıyordum. "Şimdi izninle ölü kalbi iade etmek, benden alınan hayatı istiyorum ay ışığım." parmakları şahdamarımın üzerinde durdu.

Ben bir labirentin tam ortasındaydım. Üç çıkışım vardı hepsinin yanında da tek gerçek yalan bulunuyordu. Gökay benden kalbini isterken, Afşin yalandı. Afşin benle evlenirken takıntı varken, amcası yalandı. Üçüncü şıksa doğduğum andan itibaren terk edilişti, Aybars'tı.

"Her şeyi anlatmıyorsun." salağa yatmak mantıklıydı.

"Her şeyi anlıyorsun." salağa yattığını belirtmekte öyle.

"Aybars her biçimde yalan ay ışığım, Afşin ise gerçek davranan tek yalan. Bense bu hikayede senin koruyan pembe yalanım." göğsünden ittirip bardan çıktım. Hayır Afşin doğru olandı. Gökay'a inanacak kadar kafayı yememiştim.

Durdurduğum bir taksiye bindiğimde flaşın onda kaldığı hatırladım ama geriye dönersem aklımı karıştırmaya devam ederdi. Konağın adresini verip telefona baktığımda Aybars'tan gelen mesajlara baktım.

Lavin, Elmas hanım son kozunu oynadı 20:7

Sakın olduğun yerden ayrılma! Katilin sen olduğunu 20:7 sanıyorlar

Lavin yalvarırım konağa gelme İsak bey tüm karokulu bahçede besliyor 20:9

Lavin odanda buldukları yazıları buldular korumalardan biri seni takip etmiş Zehra diye bir doktoru gözaltına aldılar. Flaş ve peçete getirdiğini söylemiş. 20:10

Lavin! Kahretsin flaşın şifresini kırıyırlar sakın olduğun yerden ayrılma bana konum at! 20:32

Mesajlarının okur okumaz taksiden indim. Flaş Gökay'daydı nasıl polislerin eline geçti ayrıca o peçetede parmak izim var.

Başımı ellerimin arasına alıp yere oturdum. Çaresizliğin dibindeydim kimse inanmazdı onu öldürmediğime! Ben bile inanmıyorken başkaları nasıl inansın daha kimin öldüğü bilmiyorum.

Çam ağacının ferah kokusunu soluduğumda kafamı kaldırıp kokunun geldiği yöne baktım. Etrafta kimse olmamasına rağmen sokak buram buram çam kokuyordu gözlerimi kapatıp arkamdaki tellere yaslandım. "Kokumun seni yatıştırmasına alışabilirim ay ışığım." sıçrayarak ayağa kalktığımda gülümseyerek önünde diz çökmüş adama baktım.

"Bu kadar güzel kokunun çirkin sahibi yılın çifti ödülünü alır." diz çöktüğü yerden kalkıp karşıma geçti. "Atışmaya veya laf yetiştirmeye gelmedim. Tut elimden çıkarayım seni bataklıktan temin ederim etrafımızda sadece mükemmellikler olacak." bileklerimi tutup beni kendine yaklaştırdı. "Flaş bende ellerindekilerin şifresi kırılsada sıkıntı yok senin görüntülerini Elmas hanımınkilerle değiştirdim. Cesedin kimliğini bulunmamasını kafaya takma ben buldum." ondan uzaklaşıp kulaklarımı tıkadım. Nederse desin dengem kaçacağı için dinlememek daha makuldü.

Tekrardan bileklerimi tuttu. "Ay ışığım, kendini yorma bırak kendini bana." sesindeki cezbedici tını çam kokusuyla birleşince teslimet dışında başka tercihim kalmıyordu.

Kafamı salladığımda elimi tutup arkamı döndürdü. Açık arabanın arka koltuğuna oturduğumda karşımda yerini aldı.

Ağzımı açıp bir şey söyleyeceğim zaman parmağını dudağımın üzerine koydu. "Sırasıyla güzelim, tüm sorunları çözeceğim sadece sıraya uymalıyız." direnmedim çünkü gerçeklere ihtiyacım vardı. Sessizliğine katılıp başımı cama yasladım. Kalbimde ve aklımda milyonlarla yolu izledim uzun zamandır kan ağlarken sanırım uzun zaman sonra gülecektim hemde oyunkurucusuyla. Kabullenmiştim Gökay ile birlikte hareket edecektim.

Denizin ortasındaki sandalı yakmak düşündüğüm kadar kolay olmayacaktı. Fitili ateşe vermek için önce çakmak bulmalıydım ve çakmak ayağıma gelmişti. Gökay'ı ilk gördüğüm andan itibaren ruhumdaki güven duygusu hırçınlığımı yatıştırıyordu. O sandal yanacaktı hemde tüm sevdiklerim içindeyken zaferlerini kutlarken cayır cayır yanacaktı. Alev hepsini yuttuğunda tek bir kişi kurtarabilecekti kendi onuda ben karada öldürecektim çünkü o denizden korkardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.