İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 25 · 7 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 25

Elimdeki fırçayı sabunla köpürmüş halının üzerine bırakıp başımı geriye yasladım. Plan basitti evlen ve öldür, aşık et ve terk et, acıma yoksa acınırsın.

Afşin ile aramızdaki buzları eritmiş gibi davranırken bazen zorlansam dahi asla foyamı ortaya çıkaracak bir hatada bulunmamıştım. Eğer Reha eve gelmeseydi o gece öldürecektim onu ancak küçüğün amcasına olan sevgi dolu bakışları vicdanımı sızlatmış planımı erteletmişti.

İsak babanın kardeşi gelininin hamaratlığını kanıtlamak için tüm konukomşuyu çağırmış terasta ben halı yıkarken beni izliyorlardı. Fırçayı kavrayıp azimle, hıncımı çıkararak ileri geri hareket ettirirken fısıltılar duysamda sesimi çıkarmadım.

"De hadê, keçê te çi dikir?" az çok Ahves sayesinde Kürtçe'yi öğrenebilmiştim "Moda tasarımcısıyım tarif edilen elbiseleri çizip dikiyorum." onaylayan bakışlarını çekip İsak babanın kardeşi Zümrüt hanım ile konuşmaya devam etti.

Sudan dolayı buruşan ellerime ve parmakuçlarıma üzülerek baktım. Sabahın sekiz buçuğundan beri halı yıkamaktan iflahım kesilmişti saat dört olmuştu! Merdivenlerden gelen ayak sesleri tüm kadınların dikkatini çeksede her biri evli olduğu için örtüleriyle yüzlerinin yarısını kapattılar. Zümrüt hanım işime devam etmem için işaret verdiğinde yorgunlukla fırçayı daha sıkı kavradım. "Yeğenim hoş gelmişsen."

"Me hîn jî tehemûl kir." elini öpüp alnına koyan kocama umutla baktım.

"Hîn benim güzeller güzeli karım halı yıkayıp kendisini yormasına nasıl müsade edersin?" çatık kaşlarıyla halasına bakarken göz ucuyla bana bakmayıda ihmal etmemişti. "Ahves söylemese haberim olmayacak mı sanıyordun?" Zümrüt hanım, "Eşek sıpası sus sesini çıkarma aksa konuşucaz bütün bunları zaten. Şimdi karın halıları yıkayarak üzerinde emeği bulunan tüm kadınlara seni hak ettiğini kanıtlasın." Afşin siyah keten gömleğinin kollarını katlayıp paçalarını sıvadığında anlamsız gözlerle ona bakarken elimdeki fırçayı alıp beni kucağına aldı. "Kocacım?"

"Karıcığım?"

"Napıyorsun?" alnımı öpüp demirliklere yakın boş salıncağa beni yatırıp omzundaki ceketini üzerime örttü. "Yorulmuşsundur ay ışığım bırak bana ben yıkarım." kararlılıkla halının üzerine diz çöktüğünde fırçayla kısa bir an bakışıp suyu döktüğünde köpükler onun pantolunu ıslattı. "Oğlum sen ne yapıyorsun?" başınıhiç kaldırmadan, "Hîn karım çok yorulmuştur kıyamam ben ona, yıkarım halıları.

Saatler sonra benim sekiz saatte yıkıyamadığım halı gibi onüç tane halı yıkayan kocama hayretle baktım. Üstü başı ıslanmış halde yanıma oturan adamı süzdüm. Gözlerinin altı siyahlaşmış, dudakları sussuzluktan çatlamış Afşin'in hali içler acısıydı. "Yorgun musun?" sorumun saçmalığını es geçti. "Evde azamet karım beni beklerken hummalı çalışmam bile beni yormaz." gülümsediğimde göz kırpıp ayağa kalktı elini uzattığında kucağına alamayacak kadar bitkin düşmüştü belli ki. Elini tutup kalktığımda bir kolunu belime dolayıp merdivenlerden aşağı indik.

Herkes sofraya oturmuştu baş köşede İsak baba otururken karşısındaki sandalye boştu. Afşin o sandalyeye oturacağı vakit üstündekilere bakıp üst kata çıktığında onu takip ettim. Halı yıkarken ıslanmıştık sofraya böyle oturmak istemediğimiz için odaya çıkmıştık. Beyaz bisiklet kol elbise giyip tekrar aşağı indiğimde saçlarındaki ıslaklıktan dolayı boğazlı kazağına düşen su damlacıkları omuzlarını ıslatmıştı. Altındaki yün pantolonuyla melum melum bakan adamın bana olan saplantısından bir an bile şüphe etmemiştim. Hayır aramızdaki yaş farkına rağmen hâla beni sevmesi saplantı dışında tanımı olamazdı.

Zümrüt hanımın ve Ahves'in yanına oturduğumda imrenerek beni süzen boyattığı bariz olan kumral kısa saçlarını geriye savurduğunda Afşin başını kaldırıp ona bakıp başını geri yemeğine eğmişti. İstediğini almış gibi sırıttığında niyetini belli etmişti.

"Yengem akşam her şeyi ayarladım pijama partisi yapıyoruz. Sen, ben ve Baysal herkes

yastığını ve yorganını getiriyor benim odaya geliyor." Aybars artık konakta kalıyordu Reha dayısının gitmesine izin vermemişti. Hatta şuan kaçmasını engellemek için dizine oturmuş kendisini beslemesini bekliyordu. "Reha ne olacak?" abisinden kaçmak için uydurduğu bahene sonrası kestiği sakallarını kaşır gibi yapıp babasını işaret etti. "Dede faktörü bu geç ona masal anlatacak." Reha anladığım kadarıyla İsak beyin ailesine daha yakındı. Renan beyin torunu olmasına rağmen Ahves onu İsak beyin torunu olarak söylüyordu.

Aybars'ın uzattığı çorbayı içip ellerini masanın üzerine koyup İsak babaya döndü. "Dede sen değil dayım anlatsın masalı oluy mu?" Aybars bıkkınlıkla nefesini üflediğinde kumral saçlı kadın, "Annecim İsak baba okusun sana masal Aybars beyi yorma. Hem baba kızar sana geleği süreyi uzatır sonra." dudaklarını büzen çocuğu Aybars'ın kucağından alıp Ahves'in dizine oturtup saçlarıyla oynamaya başladım. "Yakışıklım dededen sonra dayı masal anlatacakmış." maviş gözleri sevinçle parladığında yanağını öptüm. Afşin iş konusu açtığında ben ve Reha hariç herkes muhabbete katıldığında kendimi dışlanmış, dört yaşında ya var ya yok çocukla bir tutulmam gücüme gitsede umursamadım.

🥀

Elimdeki peçeteyi Afşin'in peçetesiyle kimse fark etmeden değiştirdim. Masa yavaş yavaş toplanıyordu, Afşin içeceğinden son yudumunu aldığında ağzını sileceği peçete enfiye kokuyordu. Boş tabakları toplayıp mutfağa götürürken gözlerini benden ayırmayan Afşin pür dikkat beni izlerken babasının sorduğu sorudan dolayı gözlerini benden ayıran kocamın ardından yalandan üzülerek burnumu çektim. Mutfakta Zümrüt hanım bulaşıkları yıkıyordu. "Zümrüt hanım, masadaki kadının ismi neydi?" bulaşıkları sudan geçirip makineye yerleştirdi. "Yonca Ahter, Renan abimin gelini Reha'nın da üvey annesi." konuyu araştırmam haddim değil zaten ilgimide çekmemişti.

Teşekkür edip mutfağın kapısından tam da istediğim gibi ağzını silen kocamın arkasından el salladım. Yonca hızla ayağa kalkıp Afşin'in servis tabaklarını ve peçetesini topladığında bu yılana da üzüldüm. Ayartmaya çalıştığı adam sabaha çıkmayacaktı ama onun haberi yoktu.

Odama çıktığımda birbirlerini kovalayan saatler geçmek bilmezken kapım çalındığında heyecanla yerimden zıpladım. Aybars elindeki yastık ve yorganıyla karşımda belirdiğinde partinin vakti geldiğini anladım. Hazırlandığım için koltuktan aldığım eşyalarımı sırtlayıp Ahves'in odasına ulaşmak için merdiven inmek yerine zıplayarak indiğimiz için daha hızlı gelip kapıyı çalmadan bodoslama içeri daldık. "Film hazır mı Heper!" coşkusu sesinden taşıp kendini yatağa atan kuzenimin yanına yattım.

"Hazır Baysal! Kayın bakalım." diyip yanıma atlayan kaynıma güldüğümde ikisinin arasında kalmıştım. Onlar sohbet ederlerken hangisini daha çok sevdiğimi düşündüm. Aybars beni terk edip gitmişti ama Ahves benim kaçırılmama yardım etmişti. Bunlar gibi bir çok düşünce aklıma hücum ettiğinde kalbime çöken karamsarlıkla yerimde kıpırdandım. Sanki birisi kalbime hançer saplamış ve acı içinde ölmem için hançeri devamlı çeviriyor gibiydi.

🥀

Ağlama sesiyle irkilerek yattığım yerden doğruldum. Kapıya baktığımda aralıktı ağlama seside çok yakından geliyordu. Aybars'ın üstünden atlayıp yataktan indiğimde ayağıma Ahves'in terlikleri giydim. Avluya vardığımda simsiyah giyinmiş erkekler ve kadınlar cenaze alayında gibi çember oluşturmuşlardı. Zümrüt hanımın dizine sarılmış hıçkıra hıçkıra ağlayan Reha ile gözlerim doldu.

Niye ağlıyordu? Ne olmuştuda sarsılıyordu? Akşamki sofra toplanırken değiştirdiğim mendil aklıma gelince nefesim kesildi. Yanına gidip ona sarılmak binlerce kez özür dilemek istedim amcasınaydı bu acı feryatları, benim yüzümdendi mavi gözlerinden sicim sicim akan göz yaşları.

Zemini, halı misali ayaklarımın altından çekmişlerdi sanki. Kendi çıkarlarım için küçük bir çocuğun sevgi kaynağını kurutmuştum o an aklımdan ne geçiyordu bilmiyorum. Bana zararı olmayan masum çocuğun amcasını ondan kopararak kendi geçmişmin yaralarını mı kapatmıştım? Hayır.

Ayakta durmaya mecalim kalmamıştı korkuluklardan destek aldım. Reha da benim

kaderimi yaşayacaktı bende güvendiğim insan tarafından aldatılmamış mıydım? Gözlerim dolmasına rağmen akmamaya inat eden yaşlarım görüşümü bulanıklaştırırken işittiğim ayak seslerinin sahipleri de birazdan Reha'dan farkı olmayacaktı. Hadi çocuk unutur peki Ahves? Ahves nasıl unutacak, abisine olan düşkünlüğünü bilmeme rağmen şüpheli ölümü araştırmayacağını niye düşünemedim ben!

"Yengem noluyor?" uykudan yeni kalktığı için boğuk ve tarazlı ses Ahves'indi. Omuzlarıma bırakılan battaniyeye sarıldım 'affet beni Ahves' içimden geçenleri ne o duydu ne de ben, dışıma çıkmak için çabalarken ruhumdaki karanlıkta kayboldu.

"İyi misin yengem. Baysal kolonya getir." yüzümü ellerinin arasına alıp benimle konuştuğu kımıldayan dudaklarından anlıyordum dediği hiç bir şeyi duymuyordum.

Başımdan aşağı dökülen buz gibi suyla çığlık atarak geriye kaçtım. Aybars kollarımdan tutup beni göğsüne bastırdığında ona sığındım. Girdiğim şoktan çıkarmak için buzlu su dökmüşlerdi. Yerdeki buz parçacıklarını toplayıp kovaya doldurduktan sonra, "Yengem kimin cenazesi biliyor musun?" boğazımda düğüme sebep olan hıçkırık ansızın dudaklarımdan firar ettiğinde Aybars'tan ayrılıp Ahves'e özür dileyerek sığındım.

Eli saçlarımla buluştuğunda sakinleştirici sözleri yavaş yavaş kalbimdeki yanık izlerine şifa olurken çenesini başımın üzerine koydu. "Seni abimin odasına götüreyim."

Tarih 26 Ekim Cumartesi saat 07:19 bu tarih kurtuluşumun tarihidir. Benim gibi nice kadınla aynı kaderi paylaşırken ben sevinemiyordum. Çünkü Afşin Ahter arkasında enkazının içinden onu çıkarmak için her şeyi yapacak bir aile bırakmıştı. Ailesi umrumda değildi zaferime giden tozlu yolun çakıl taşlarıydı. Ancak Reha Ahter ve Ahves Ahter benim yıkılışımdı. Afşin kurtuluşumu diriykende ölüykende harcamıştı.

Kalbime çöken hüzünlü sancılarla elimi kalbime bastırıp Ahves'in adımlarına ayak uydurdum. Acısı yoktu sızısı vardı eğer sorun büyük olsaydı görür, kökünden hallederdim ama sorun küçüktü. Onu halletmem zorken duymak imkânsızdı. Sinsi sinsi kalbimi sarmıştı karanlığı kalbimi hükmü altına almışken benim ondan kurtuluşum yoktu. Kalbimdeki siz Afşin'di. Hırçın denizlerinde gemim alabora olmuş ve okyanuslarda boğulmuştum tayfam ise unutmuştu.

Koktuklardan birine oturduğumda saçlarımı konan öpücükle gözlerimi yumdum. Cenazeydi, kocamın cenazesiydi. Ben boğulurken o denizin dibinde kaybolmuştu. Esamesi bile okunamayacak bir aşk uğruna denizlere dalmıştı fakat bilmediği şey benim denizlerim cansızdı onunki gibi göz alıcı değildi.

Ağlama sesleri kesilmişken zihnimde yankılanan sesiyle kaskatı kesildim. Ellerimi kulaklarıma vura vura koltuktan uzaklaştım. "Kes sesini geberip gittin sen!" sesler çoğalmaya başladığında gözlerimi irice açıp etrafımda döndüm. "Karım iyi misin?"

"Sus! Allah'in cezası kapat çeneni!" ölmüştü ağzını silerken koklamıştı peçeteyi.

"Şşş tamam sakin karıcım." belime sarılan kolara dirensemde nafileydi sonunda yine ona teslim olmuştum. Göğsüne iyice sindim kokusunu içime çektim sığındım tek liman ölü kocamın ruhuydu. "Yengem şimdi daha iyi misin sakinleştin mi?" vana sarılan kocamı göğsünden ittirdiğimde Ahves tuhaf tuhaf bakıyordu. "Deminden beri ne dersem bağırıyorsun sakinleşebildin mi? Abim söylemişti bu taktiği." Ahves olduğunu anlayamayacak kadar delirmiştim beş dakikada.

Kahretsin pişmandım! İmzaladığım, icrata döktüğüm ölüm fermanından pişmandım. Gözlerimi ovuşturduğumda derin bir nefesle gerçeği soludum.

İşgence bitmişti, fırtına önceki sessizlik susmuştu sırada fırtına sonrası sessizliğe gelmişti; Ölüleri denizin ortasındaki sandalda yakmak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.