İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 24 · 8 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 24

Konağa giriş yaptığımızda Afşin anahtarı korumalara verip elimden tuttu. Ahves ve Aybars sarhoş oldukları için görmemişlerdir kol kola girmiş konağın açık olan kapısına değil de duvarına bağırıyorlardı. "Açık lan kapıyı! Kara Murat geliyor bizans askerleriyle!" ikiside duvarı tekmelediklerinde Afşin yanına çağırdığı korumaya bir şeyler söyledi. Koruma dediğini onaylayıp sarhoş ikilinin yanına gitti.

Afşin ile avluya vardığımızda elini ısırdığımda küfür ederek elimi bıraktı. "Kızım sen kuduz musun niye ısırıyon beni?" sükunetle sorduğu soru içinden aynı geçmediğine yemin ederim. "Kes sesini Urfalı ağa! Ne bu el tutmalar karım o benim karım diye kuyruk gibi peşimden dolaşmalar!" sesim avluda yankı yaparken mutfakta çalışanlara iyi dedikodu çıkmıştı 'yeni gelin Afşin ağaya hizmetçilerin içinde azarlıyor'.

Burnundan gülercesine kısa nefes bıraktı. "Seni duyan karım değilsin sanıcak."

"Seni duyan da kocamsın sanacak!" ısırmadığım elini ceketinin iç cebine atıp çıkardı küçük kırmızı kapaklı şeyi bana gösterdiğinde ağzımı beş karış açık bakıyordum. "Bak bakalım bu nedir?" Avucuma bırakrığı şey evlilik cüzdanıydı. İçinde benim ve onun fotoğrafı, bilgileri vardı.

"Dur tahmin edeyim bunun bende ne işi var. Hemenn söyleyim Alev ile nişanlandığını, imam nikahı kıydığını sanıyorsun ama hepsini benimle yaptın. Nikah günü kafanı kaldırıp yanındaki adama baksaydın o adamın Alev değil ben olduğumu anlardın." telefonunu açıp bir kaç kez ekrana tıklayıp ekranı çevirdiğinde asıl şoku şimdi yaşadım. Avlunun ortasında ben başımı öne eğmişken Afşin bana bakıyordu. İmam soruları sorarkende bana bakarak cevap verdi.

Telefonu kapattığında gördüklerimin şokunu daha atlatamamıştım. "Lavinim sen benim karımsın ve artık ben karımı yamacımda görmek istiyorum." sıktığım yumruğumu kalbinin üzerine vurduğumda acıyla inleyip iki büklüm oldu. "Pislik herif! Utanmıyorsun değil mi cüzdan da yaşını büyük gösterip nikahına aldığın kızı yanında görmek istediğini söylemeye!" kesik kesik nefesler alırken bir kez daha vurup sinirle merdivenleri çıktım.

Odama geldiğimde kapıyı çarpıp yatağa oturdum. Evlilik cüzdanında doğum tarihimi iki bin üç yazılıydı haysiyetsiz adam benimle evlenmeyi takıntı haline getirmiş. Düğün olmasını istemediğim için evlilik cüzdanını nikahta almış misafirler imam gittikten sonra salona geçmişlerdi.

"Hata bende ne diye kafanı kaldırıp yanındaki sığıra bakmıyorsun ki!?" yastığın altındaki telefonumu alıp internette dolaşmaya başladım. Yatağın içine girdiğimde yavaş yavaş uykuya teslim olmuştum.

🥀

"Ağam olasan Ömerrr paşam olasan Ömerr yetim kalasan Ümerrr benim olasann Ümer vaaay vayyy!" yatağım bazası yukarı aşağı sallanırken yattığım yerde doğruldum. Yatağın en uç noktasında elindeki telefonla zıplayan Ahves'le bakıştık. Yataktan kalktığımda o da zıplamayı bırakıp bedenini yatağa bırakmıştı. "Hadi be oradan mis gibi sesim var, kıskan kudur köpek." telefonu cebine koyup yanıma geldi. "Paşam? Hayırdır akşam bir sabah iki?" gülümseyerek, "Paşan yengesine kurban olsun, iyilik sağlık senden naber?"

"Vasat haldeyim."

"Dağ mandası mı konu?"

"Hayır, konu day mandası kocam." yorganı düzeltip odamı toplarken bana yardım ediyordu. "Akşam kör kütük sarhoştum özet geçer misin akşamı yengem." düzelttiğim koltuğa oturup akşam Afşin ile aramızda geçen tüm konuşmaları canlandırarak anlattım. "Ba ba baa baksen dağ mandasının yaptığına." hiddetle ayağa kalkıp abisine, benim yerimde olsaydı ne yapacağını canlandırdı.

"Bam yengem tutar saçından vururdum masaya derdim "Bu masada mı evet dedin" çıkarırdım cebinden evlilik cüzdanını tek tek koparır yedirirdim ona sayfaları." parmaklarını saçına daldırıp, "Ay! Çok içimde kaldı bu akşamda aynı şeyleri söylerse de 'bi dakka dur Ahvez'i çağırayım' gel yanıma uyandır beni emanetteki bütün mermileri yedireyim ona. Neymiş 'Lavinim sen benim karımsın ve artık ben karımı yamacımda görmek istiyorum' çok görürsün!" gülmemek için yanaklarımın içini ısırırken o gayet ciddi yapacağımı ve yapacağını bana anlatıyor, gösteriyordu.

Kapı ardına kadar açıldığında Afşin, hararetle bana bir şeyler anlatan kardeşine baktı. "Bak şimdi yengem bu dağ mandasının tiki var, onun karşısında armut yersen uyuz olur diyeceksin ben bunu unuturum, kolayı var armutun iyisini ayılar yer ee de yiyince o yiyemeyecek ne oldu sonuçta tiki ortaya çıktııı. Kodlamayı sakın unutma bak mesela annem de öyle ikisinin karşısında armut yemeyeceksin malum armutun iyi..."

"Eee sonra ne olmuş Ahves?" derince yutkunup arkasını korkarak döndüğünde kapının kenarına yaslanmış abisiyle, "Hadi hayırlı tıraşlar." dediğini duydum. Her ne kadar sakin görünsede koyulaşan okyanusları aksini iddia ediyordu.

Elini yeni çıkmaya başlamış sakallarının üzerinde gezdirdi. "Ben en iyisi bi tıraş olayım size kolay gelsin bana müsade." Afşin'in yanından kapıya yapışarak kaçan adama alayla baktım birde bana neyi nasıl yapacağımı anlatıyor.

Giden kardeşinin arkasından bakıp yanıma geldiğinde yüzü gülüyordu. "Karım, karıcığım nasılsın?" gülümseyerek "İyiyim canım sen." gözlerinden geçen parıltılara hayretle baktım küçük yanıtımdan bile mutlu olmuştu.

"İnan şu üç kelimelik cevabın benim tek mutluluk kaynağım." okyanusları aksini iddia etmiyordu. "Karıcığım telefonuna takarsın eski hattın bu, Baysal ile olarak tüm fotoğrafların burada." avucumun içine hattı bırakıp gittiğinde ilk defa kavga etmememizin şokunu yaşadım.

🥀

Kıyafetlerimi değiştirip aşağı indiğimde bahçeden gelen gürültülerle cama yaklaşıp tülü kenara çektim. Aybars, Ahves ve Afşin üçgen oluşturmuş birbirlerine sarı top atıyorlardı. Topu yakalamak için durmaksızın koşan minik oğlan çocuğu kahkalarla havadan oradan oraya giden topunu takip ediyordu. "Reha dayıcım koş yanıma top bende." Aybars'a doğru koşan altın rengi saçlı çocuk Aybars'ın dizlerine sarıldı.

Ahves'in kaşlarını çattığı aramızdaki mesafeden bile görülebilirdi galiba kıskanmıştı. "Amcamm! Yakışıklı yeğenim benim koş bakalım bonkör amcoşa!" sarışın çocuk seke seke Ahves'in yanına vardığında minik kızımı onun yerine koymadan duramadım. Aybars'ın yeğeni olamayacağına göre Ahter kardeşlerinin yeğeniydi. Az çok neler olduğunu anlamıştım sadece Aybars'ın neden dayı olduğunu çözememiştim. Reha, amcasına bir şeyler söylemişti ancak diğerlerinin aksine kısık sesle konuştuğu için ne söylediğini duyamamıştım.

Afşin arkadan Reha'yı kucaklayıp omuzlarına oturttuğunda minik elleri kumral saçlara tutunmuştu. Afşin hafif tempoda koşarken Reha'nın kahkahaları bahçede yankılanıyordu. Afşin daire çizerken göz ucuyla bana bakıp göz kırptığında zamanın durduğunu sadece ben ve onun olduğunu hayel ettim. Ama hayel ettiğin rüya değildi, kabustu bizim kavuşmamız zor değil imkansızdı eğer kapının anahtarını yuvasında bırakıp dışarı çıkarsanız o kapıyı açamazsınız.

Bana gülümseyip tempolu koşusuna devam edicekken Aybars, Reha'yı kendi omuzlarına alıp Ahves'e işaret yaptı. Afşin'in yüzü düşsede az önceki hızında koşarak camın üç adım önünde durdu. "Koşmasın diye veledi aldım ama senin uyuz abin bu seferde kardeşime koşuyor! Ben bu oyunu bozarım aga!" çocuğu yere bırakırken saçlarına tutunan çocuğa bir şeyler söyledi. Reha, koşarak Afşin'in yanında bittiğinde keten gömleğinine asılıp tırmanmaya çalıştı.

"Ulan velet ne ayak atıyon." kollarından tutup omzuna attığı çocukla cama tıkladı. "Ay ışığım içeri girelim mi?" cam açık olmasına rağmen benden izin alması hoşuma gitsede belli etmeden kenara çekildim.

Şöminenin yanına bıraktığı yeğeni etrafta dört dönerken Ahves ve Aybars da camdan girip pencereyi kapattılar. Kuyruğum abisinin yanına otururken Aybars yanağımı öpüp tekli koltuklardan birine kurulduğunda bende bir tanesine yerleştim.

Koltukların arkasından ilerleyerek bizi daire içine alan Reha'yı işaret ederek, "Bu bacaksız amcalarına çektiği için hayırsız ve haylaz Lavinim. Şu velede fazla yaklaşma bahçedeki gördüğü her kadına beyfendi gibi selam verirken kadınların yanındaki adamlara top attı. Yani hem kıskanç hem çapkın." koltuğun minderlerinin üzerinde zıplayan Reha gayet sevimli gözüksede Aybars'ın beni el kadar çocuktan kıskanmayacağını biliyordum.

Amcası gibi mavi gözleri vardı, saçları kaşının hizasında daireseldi bir annenin hayalindeki çocuğa benyordu.

Elindeki ayıcığı bana gösterdi. "Labinim bak senin giyi çok tatlı." yanağını öpüp kucağıma aldığımda memnuniyetle gülümsedi. Burnunun ucuna dokundum bembeyaz teni kar tanesini andırıyordu ince ve sade.

"Karımdan uzak dur bücür."

"Kıskandın mı lan? Abooov Baysal biz seni nasıl göz yumduracağız?" Aybars çenesini yumruğuna yasladığında bıyık altından sırıtıyordu. Minik bir el yanağıma dokunduğunda başımı eğerek kucağımdaki yakışıklaya baktım. "Labinim oyuncaklayımı gösteyeyim mi sana?"

"R, B ve V harflerini söyleyemiyor." Ahves'in küçük hatırlatmasına gülümseyip Reha'ya baktım. "Bakalım yakışıklım." kucağımdan kayarak yine çocuk sevimliydi, hemde çok sevimliydi. "Labinim gitmeden yenada gülümsey misin?" kocaman gülümseyerek bana bakan Afşin'in yanağından makas alıp merdivenleri tırmanan çocuğun yanına gittim.

🥀

"Ay ışığım yemezsen bu velet seni yorar." zorla tabağıma bıraktığı pilava göz ucuyla baktım. "Reha kimin çocuğu?" geldiklerinden beri Reha hakkında hiç konuşmamıştık. "Yengem, bacaksız Renan amcanın torunu. Renan amca zerre ilgi göstermediği için ayda iki hafta bizde kalır onunla oyun oynarız." çatalını Aybars'a doğrulttu. "A bu pırasayıda yengenin kuzeni dememize rağmen 'Labinim çok güzel yen eylenicem onunla' dediği için Baysal'a dayı diyor." gelen gülme hissini zap edip yanımda uslu uslu oturan çocuğun saçlarını okşadım.

"Yakışıklım sen beni nerede gördün ilk defa?" o da minik elini yanağıma koydu. "Min bihîst ku apê min Efşîn û apê Aybars diaxivin. Dema min ji apê xwe pirsî ka ew li ser kê diaxivin, wî nîşanî min da te." ne dediği hakkında hiç bir şey bilmeme rağmen aferin deyip yanağını öptüm. Ahves'e, Reha'yı işaret ettiğimde bilmiş bilmiş sırıtmasından ona Kürtçe öğretenin kendisi olduğunu anladım.

Ağzını peçeteyle silip ayağa kalkan çocuk, koridorun sağdan ikinci kapısını açtıp kısa süre sonra çıktığında oranın lavobo olduğunu düşündüm. "Ee yengem sende ne var ne yok?" muhabbet açılsın diye adet yerini bulsun niyetiyle sorular soruları sormasını duymazdan geldim ve kendimi sorumu sordum. "Anne babası nerede?"

"Mezarda."

"Peki ya..." elini kaldırıp beni susturdu. "Ay ışığım lütfen konuyu daha fazla araştırma. Sen sadece Reha var bil yeter anası, babası, dedesini bilmene gerek yok." sandalyemi itip ayağa kalktım. "Afiyet olsun." soğuk çıkan sesim Afşin'in yüzünü asmasına sebep olsada başını sallayıp yemeğine devam etti.

Benden bazı şeyleri gizlemesine kırılmamıştım, bu tribin nedeni gizlediğinde neler olduğunu bildiği halde hâla tavrını değiştirmemesindendi. Kollarımı göğüsümde birleştirip ufaklığın odasına sessizce girdim. Yatağında bağdaş kurmuş Bin Bir Gece Masalları'nı okuyordu. Tebessüm ederek yanına oturdum saçlarını karıştırıp, "Rehacım konusu nedir kitabının?" heycanla parlayan mavi gözleri anlatmak için sormamı bekliyormuş gibi aceleyle ayracı kaldığı sayfaya yerleştirdi. "Labinim daha yeni yaşladım ama yiy kadın sultanın zalimliğini duyduymak için plan yapıyoy ye kaydeşine masal okuyoy." düşündüm gerçekten böyle bir sultan olsa bence kardeşime masal okumak pek akıllıca değildi. "Şuan oytalayındayım Sultanın sonunda nasıl olduğunu isteysen sana anlatabiliyim." saçlarını öpüp onu yatağına yatırdım. Elindeki kitabı da küçük kitaplığına yerleştirdim.

"Yarın birlikte okumaya ne dersin." kocaman gülümsediğinde burnun ucunu öpüp sadece gece lambasını açık bırakıp odadan çıktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.