Pembe dizaltı, uzun kollu elbiseyi giyip odadan çıktım. Merdivenlerin sonuna geldiğimde mutfakta kahvaltı hazırlayan Afşin'e gülümsedim. Kaşlarını çatmış tezgahın üstündeki patatesleri kesiyordu yanına gittiğimde beni daha fark etmemişti. "Günaydın bayım." uykulu çıkan sesimle gülümsede fakat bana bakmadı. Dün akşam yemek yaparken de beni fark etmemişti yemek yaparken dikkatini önündeki işe veriyordu sanırım. "Gününüz aydın cumartesi sabahınız mübarek olsun bayım." dudaklarını ısırsada yine bana bakmadı.
Parmaklarımı şıklattığımda beni yine fark etmemesine sinirlenip elimi gözüne yakınlaştırıp salladım. "Bayım! Numara yapmayı bırakın." bıçağı bıraktığında benimle konuşmasını beklerken buzdolabına gitmesiyle hayal kırıklığına uğradım.
"Bayım ben gidiyorum sıkıldım sizden, kuzenimi de özledim." gri gözleri hırsla parlayıp üzerime yürüdüğünde damarına bastığımı öğrendim. Sanırım kuzenimden pek haz etmiyordu. İki üç adımda burnumun dibinde bittiğinde yutkundum. Aramızdaki boy farkını bir kez daha ispatlamak istercesine beni görmek için başını eğdiğinde homurdandım. "Nededin demin tam duyamadım." öfkeyle soluduğu nefesi yüzüme çarparken bacaklarımın titremesi hiç yardımcı olmuyordu.
"Duyamadığınızı bildiğim için dedim zaten." ben tatlı tatlı gülümserken o, suratını asmış soğuk gözlerle bakıyordu. "Eğer seni duyamasaydım şuan bu denli yakınında olmak yerine kahvaltı hazırlamaya devam ederdim." titreyen bacaklarım ayakta durmamı zorlaştırırdığında ellerimi omuzlarına yerleştirip ayaklarının üzerine bastım.
"Evet benim sayemde sağırlığınız sone erdi." dün işine odaklandığı için beni fark etmemişti bugün ise uyuzluğuna görmezden gelmişti.
Belimden tutup beni yere bıraktı tezgaha yöneldiğinde, "İşgüzar kadın nasıl sakinleşeceğimi biliyorsun." bilmesemde bozuntuya vermedim. "Nasıl kızdıracağımı da biliyorum." adım atmayı bıraktığında ufak ufak geriye kaçtım. "Tamam hemencicikte kızıyorsunuz. Bu sinir size fazla size tavsiyem en kısa zamanda evin bahçesine papatya tarlası yaptırmanız." omzunun üzerinden bana baktığında koşarak bahçeye kaçtım. "Gel buraya! Göstercem ben sana papatya tarlasını!" ıslak çimenlerin üstünde yalın ayakla birinden kaçarken etraftaki korumalar bizi izliyordu. "Bayım ama haklıyım! Eğer sinirli olmasaydınız arkamdan koşmazdınız!" sesimi duymasın için bağırmak koşarken akıllıca bir karar olmadığını nefesim tükendiğinde anladım.
Ayak sesleri kesildiğinde bedenimi çimenlerin üzerine bıraktım sonunda o da yorulmuştu. Elbisem çimenlerin üzerindeki çiy yüzünden ıslanırken önümdeki bir çift ayakkabıyla korkuyla yutkundum. "Bayım ben sizi kızdıracak hiçbir şey söylemedim ki neden beni kovalıyorsunuz." kısık sesli gülüşünün ardında taş gibi sert sesini duydum. "Senin varlığın benim sinirlenmem için yeterliyken hâla konuşman..." devamını getirmeden ensemden tutup havaya kalktığımda çırpınmaya mecalim yoktu. "Aptalca değil mi küçük hanım." kollarımı göğsümde birleştirdiğimde evin yolunu tutmuştuk. "Değil, ben kuzenimi özledim bırak beni kuzenimin yanına gidicem!" suratını buruşturduğunda, "sabah sabah cırlama." ne münasebet benim sesim dünyadaki tüm güzel seslere gebeyken bana dediği şeye bakın! Ensemdeki elini çektiğinde yüzünü tırmaladım. "Manayak kadın!" elleriyle yüzünü kapattığında çitlerin içindeki müştemilata koştum. Kapısı açık evde kimler yaşıyor bilmesemde başka kaçış yolum olmadığı için arkamı dönmeden eve bodoslama daldım. Salondaki yuvarlak masada oturmuş bir çerçeveye bakan seyis Fatih'i gördüğümde gülümsedim beni bahçedeki deliden koruyabilecek tek adam karşımdaydı.
"Fatih bey beni kurtarın peşimde deli var." adamın arkasına saklandığımda evin yakınlarından gelen sesle masanın altına saklandım. "Buraya gel kaçık kadın! Çünkü ben seni bulursam camdan aşağı atacağım." dizlerimi kendime çektiğimde afallayarak bana bakan adama gülümsedim. "Fatih bey nasılsınız? Patronunuzla size yaptığımız sürprizi beğendiniz mi?" çerçeveyi yerine bırakıp masanın üzerine örtü serdiğinde artık görünmüyordum, zeminden yarım karış yukarda bittiği için sadece Fatih beyin ayakkabılarını görüyordum. Örtünün bir kısmını kaldırıp, "Sakın sesini çıkarma burada olduğunu anlamasın." hızlıca başımı sallayıp ellerimi dudaklarıma bastırdım. Örtüyü düzeltip masadan uzaklaştığında kapıda beliren beyaz spor ayakkabılar Afşin'in habercisiydi. "Nerde o baş belası!" öfkeli sesiyle irkildiğimde çığlık atmamak için elimi dudaklarıma biraz daha bastırdım.
"Beyim kimden bahsediyorsunuz?" aptala yatan seyisi şaşkınlıkla dinledim. "Aptalı oynama Fatih! Onu kapıda gördüm nereye sakladın Lavin'i." Afşin salona girip dolapların içini açmaya başladığında oyalanmadan buradan kaçmam gerektiğini anladım. Fatih bey, Afşin'in dağıttığı yerleri toparlıyordu. Kanepeyi açtığında amacına ulaşmadan gitmeyeceği seyise anlatıyordu.
Fatih bey, yere düşürdüğü telefonu almak in diz çöktüğünde belli etmeden kapıyı işaret ettiğinde emekleyerek masanın altından çıktım. Televizyon ünitesini karıştıran adamı korkuyla izlerken kapıya ulaştım. Ayağa kalktığımda o da masaya yönelmişti. Küçük adımlarla kapıdan çıktığımda Afşin'in, "Tek bir adım daha atarsan bozuşuruz Lavin hanım." ürkerek ona döndüğümde ellerini belinde birleştirmiş çatık kaşlarının altından bana bakıyordu. Ürkek tavırlarımdan sıyrılıp çenemi havaya kaldırdım. "Beni tehdit etmeye hakkınız yok bayım, lütfen durma çizginizi geçmeyeceksiniz." resmiyetime Aybars usulü göz devirdiğinde nefesimi tutup gözlerimi irice açtım.
"Haklısın tehditle seni sindiremem fakat Ahves'i çağırdığım daveti geri çekebilirim." nefesimi zorlukla verdiğimde ondan uzaklaştım. Çattığı kaşları geri adım attığımı görünce alayla havaya kalktı. "Usturuplu birşeyler giy ve aşağıya in. Ahves beş dakikaya gelir." onaylayan mırıltılar çıkarıp eve yöneldim. Sırıtarak bana bakan korumaya dil çıkarıp bahçe kapısından eve girdim.
Zavallı adamcağızın da evine sığınarak başını yakmıştım. Odama girip beyaz V yaka bisiklet kollu elbiseyi giydim. Islanan ayaklarıma, beyaz babet çorap ve topuklu ayakkabı giydiğimde kapı zili çaldı.
Son kez aynaya bakıp seke seke merdivenlerden inerken hizmetçilerden biri kapıyı açtığında Ahves beni görüp kollarını iki yana açtı. Son basamakta onun kollarına atladığımda bana sımsıkı sarıldı. "Yengemm canım yengem kudursun o bayım da." yüzümü boynuna gömüp kokusunu içime çektim ilk başlarda Ahves'ten korkuyordum, şimdiyse babam yerine koyup çocukken yapamadığım her şeyi onunla yapıyordum.
Kollarımı boynuna sarıp yanağını öptüğümde başını benden kaçırdı. "Öpmese kızım beni." sırf inadına bir daha öptüğümde çömelip kucağındaki bedenimi koltuklardan birine bıraktı. Aklına birşey gelmiş gibi gülümseyip, "Prenses," parmağımı havaya kaldırdım. "Pamuk," onaylamaz bakışlarıyla, "Balo," ellerimi çırptım. "Balkabağı," dediğimde gözlerinin içi güldü. Korumalardan biri içeri girdiğinde oyunu durdurup korumadaki poşetleri aldı.
Poşetleri çıkardığında bana uzattığı hediye kutusunu aldım. Yuvarlak kutunun kapağını açtığımda kutudan çıkardığım buzmavisi elbiseyi çıkarıp Ahves'in üzerine tuttum. "Ah, hayır elbise giymeyi reddediyorum." yanımdaki koltuğa oturduğunda alt kattan gelen Afşin yanımda kardeşini görmekten memnun olmamış gibi bakıyordu. "Yine mi sen geldin Heper?"
"Yine ben geldim Ahter, bil ve artık şaşırma diye söylüyorum hep gelicem." bileğimden tutup beni yanına oturttuğunda başımı göğsüne yasladım. "Ahter duydum ki sana papatya tarlası lazımmış bu yüzden sanada çam sakızı çoban armağanı birşey aldım aç bakalım" korumuya işaret verdiğinde eline tutuşturulan kutuya bakan Afşin, çenesini sıkmaktan gerilen yüzüyle elindeki kutuyu alıp açtım. Kutunun içinde papatyadan yapılmış yüzük, küpe, kolye, bileklik ve prenses tacına benzer papatyalı tacı görünce gülmemek için çabaladım.
Ahves kutuyu işaret edip, "Taktıkca hem sakinleşirsin sinir falan kalmaz hem de beni hatırlarsın papatyamm." sondaki 'm' harfini uzattığında güldüm. Bu çocuk iflah olmazdı.
Afşin derin nefes alıp kalktığım koltuğa oturduğunda kıskançlıkla Ahves'le beni süzdü. "Heper, ne o kendinden küçüklere ilgi duymaya başladın." kendi kardeşiyle bu kadar güzel anlaşması çok güzeldi.
"Evet yirmidört yaşımda onsekiz yaşına girmemiş bir kızı kaçırmışlığım var." kafamı göğsünden kaldırıp suratına baktığımda küfür ederek ayağa kalkarken Afşin kahkalarla gülüyordu. Hesap sorarcasına Afşin'e, "Sen pisliğin tekisin."
İşaretparmağına kendine doğrulttu. "Ben değil abin." dediğinde Ahves küfür ederek bahçeye çıktı. Afşin de göz kırpıp Ahves'in ardından bahçeye çıktı.
Koltuğun kolundaki battaniyeyi omuzlarıma koyup bahçede durdukları yere yürüdüm. Aramızda yirmi santim kaldığında Afşin, "Heper abin Lavin'in burda olduğunu bilmeyecek eğer öğrenirse sen bilirim kuzenimi de alıp giderim Mardin'den" adımlarım kendiliğinden durdu. Ahves'in abisi kendisiyle ve bende Afşin'in kuzeni değildim. "Aybars bırak abimi falan duyduğuma göre Lavin sana aşık olmuş." eğlenen sesi Afşin'in daha çok canını sıkıyormuş gibiydi.
"Hatırlatma zaten neyapıcamı kestiremiyorum bırak biraz kafa dinleyim." Ahves gülerken elim ayağam soğudu. Ben bir şey yaşamıştım ve Afşin, Aybars mıydı? Hayır hayır bu saçmalık hem beni kandırıp eline ne geçecekti.
"Aybars, doktorlar ne diyor?"
"Fazla bağırma, doktorlarda hiçbir şey demiyor. Abin yüzünden kuzenim bana aşık oldu yakında nikâhına alıcak beni diye korkuyorum." varlığımı belirtmek istercesine öksürdüm. Ahves hışımla arkasını döndüğünde Afşin, gayet sakin bana döndü. "Yengem üşürsün geç içeri." elimi kaldırdığımda sustu. Gözlerimi Afşin'in gözlerine diktim. "Benden sakladığın kuzenim olduğun muydu? Telefonumu da bu yüzden bulamıyordum fotoğraflara girip senin kuzenime benzediğini görmeyim diye." zafer kazanmış edasıyla, "Sadece o değil, hafızanı kaybettiğini istemediğin bir adamla zorla evlendirildiğini ve seni kaçıran adamın kardeşi tarafından bıçaklandığını söylemedim." kalbimin atışları durduğunda gözlerimin önü karardı. Sendelediğimde Ahves'in bana koştuğunu gördüm fakat beni tutamadan yere düştüm.
🥀
Aybars'tan
Lavin yere düştüğünde saniyeler sonra Ahves yanına diz çöküp Lavin'i kucağına alıp eve koştu. Vicdansız biri değildim sadece kuzenimin yaşadığı kısa süreli hafıza kaybından yararlanıp kendini benim gibi tanıtan adamdan korumaya çalışıyordum kuzenimi.
Lavin son yaşananları unuttuğu için Afşin'i ben sanmıştı ama İsak beyi tanımamıştı çünkü etrafımızda yaşlı insanlar yoktu.
Ahves öfkeyle karşıma geçtiğinde görmezden gelip yanından geçecekken kolumu tuttu. "Sen yine ne haltlar karıştırıyorsun!"
"Abişinin gazabından kardeşimi koruyorum. Bil diye söylüyorum daha önce de gerçekleri anlatmıştım ancak küçük bir kaza kardeşimi Afşin'in pençelerinden kurtarmama engel oldu!" titremeye başladığında kriz geçirdiğini anladım fakat engel olacak hiçbir şey yakınımda yoktu.
Fırsattan istifade edip kolumu kurtardım. Evin yolunda ilerlerken arkamdan bağırdığını, lanetler okuduğunu duysamda dönüp bakmadım.
Salondaki koltukta yatan kadına gülümsedim. Serum takan hemşire başını öne eğip merdivenlerden indiğinde Lavin'in yanına oturdum. Elimi saçlarında gezdirirken kısa tutamları parmaklarıma dolanıyordu.
Alnını öpüp yanına yattım, beline sarılıp başını göğsüme yasladığımda huzurla gözlerimi yumdum. Kardeşim bana aşık olduğunu düşünmek bile dudaklarımdaki eksik gülümsemeyi tamamlayamamıştı.
Saçlarının kokusunu içime çektiğinde yavrusunun yokluğu boğazımı düğümledi. Bundan sonra anne olamayacaktı, belki de küçük bebek ona açtığı zararı hissetmişti ve hem kendin hem de bir sonraki bebeklerden böyle uzaklaştırıp annesini korumak istemişti.
Yüzüme dağılan saçlar uykumu böldüğünde yerimde doğrulup Lavin'e baktım. Yüzünü buruşturup boynuma gizlenmiş bir ayağı üstümde yatan kadın çok tatlı duruyordu. Güneş ışıkları yüzüne vurduğu için yüzünü boynuma gömmüştü. Kalkıp perdeleri kapattığımda banyodan çıkan Ahves, "Yengem benimle gelecek. Ne de ne abim ikinizde yengemi hak etmeyecek kadar bencilsiniz." Lavin uyanmasın diye kıstığı sesi bile sözlerindeki nefreti örtemiyordu.
Yüzümü sıvazladım Ahter kardeşleri tam bir baş belasıydı. Lavin bunların yanında sütten çıkmış ak kaşık gibiydi. "Lavin'de senin onu benden kurtarmanı bekliyordu değil mi?"
"Bana bak!" sesi yükseldiğinde kaşlarımı çatıp mışıl mışıl uyuyan kadını gösterdim. Yumruklarını sıkıp televizyonun karşısındaki koltuğa uzandığında tekli koltuktaki battaniyeyi ona fırlatıp Lavin'in yanına tekrar yattım.