Banyodan çıktığımda yalın ayaklarım daha fazla üşümesin diye yatağın içine girdim. Boğazıma kadar örttüğüm yorgana sarıldığımda aklımı işgal eden düşünceler beni boğsada sesimi çıkaramazdım. Geç saatte yatmayı sevmiyordum insanların ben uyanıkken uyuyor düşüncesi uykumu kaçırıyordu.
Telefonuma gelen mesaja bakarsam uykum iyice kaçacağı için başımı yumuçacık yastıktan kaldırmadım. Afşin bey çoktan uyumuş olmalı ki alt kattan hiç ses gelmiyordu. Sadece nasıl bir yerde olduğumu görmek amacıyla çıplak ayaklarımı yataktan sarkıtıp pencerenin önünde durdum.
Aynı evin içindeki gibi dışında da ağaçlar vardı. Çoğunluk koyu meşeden olaşan bu ağaçların kokusu Afşin beyi hatırlatıyordu bana.
Beni kaçırmıştı ama itiraz etmiyordum. Afşin bey kalbimin yarısının sahibi gibiydi Aybars'ın yanında hissetmediğim güveni Afşin bey iliklerime kadar hissettiriyordu.
Gözlerim bahçede dolaştığında yirmiden fazla koruma bahçenin belirli yerlerinde durmuş dümdüz önlerine bakıyorlardı. Hepsi dış kapıya bakarken aralarından biri eve bakıyordu. Odağımı ona verdiğimde eve değil bana baktığını fark ettim. Elini kaldırıp bana el salladığında perdeği hızlıca kapattım. Arkamı döneceğim esnada odanın içinden gelen adım sesleri ile yerime mıhlanmıştım. Gecenin yarısında odama giren kimdi? Hayır hayır Afşin bey değil o olsa en azından bunu belirtirdi.
Adım seslerini yanımda duyduğumda çığlık atmak için açtığım ağzımın üstüne el kapladı. Ecelinin ayağına gelmesini beklersen sonunda çığlık atmaya dahi hakkın kalmaz! Çırpındığımda elini birazcık gevşetince rahat nefes aldım. Ağzımı kaplayan eli yüzünden sesim boğuk çıkıyordu ayağımı kaldırıp ayağına bastığımda acı içinde inledi. Küçük hışırtılar sonucu burnuma dayatılan pamuk parçasının kokusunu içime çekmemek için gevşettiği elinin bana tanıdığı küçük oksijeni ağzımdan nefes alarak bitirdiğimde pamuğu burnuma, elini ağzıma sertçe bastırdı.
Gözlerim kapandığında beni yer bırakıp üstten beni izlediğini ve gözlerinin bedenimde gezindiğini hissettim. Kapı ansızın açıldığında odada bildiğim tek ses konuştu. "Afşin!
Ne halt ediyorsun sen!" yumruk sesi duyduğum son ses olmuştu.
🥀
Saçlarımda gezinen el bazen öyle yerlerde durup başıma masaj yapıyordu ki mayışıyordum. Gözlerimi açtığımda odamdaydım, kollarımdan ve ayaklarımdan destek alıp kalkmak istediğimde ağrıyan başım kalkmama engel olmuştu.
Karnımdan tutup beni yatağa oturtturan Afşin bey üzülerek bana bakıyordu. "Su verir misiniz?" kısık çıkmasına rağmen beni duymuş komidinin üstündeki şişenin kapağını açıp dudaklarıma yaklaştırmıştı. Elinin birini çenemin altına koyduğunda dudaklarımla arasında santimler olan şişeden ağzımın içini tekrardan ıslatana kadar içtim. Dudaklarımdan ayırmaya çalışsada bırakmadığımı görünce suyun akşını azalttı.
"Yetmedi mi güzelim, hem birazdan yemek yiyeceksin karnını suyla doyurma." bu sefer çektiği suyla daha fazla ısrar etmedim. Çenemden başımın arkasınıa kaydırdığı elini küçük bir şişliğin üzerine bastırdığında kolunu çimdikledim. Uyarımı kale almadan devam ettiğinde bütün gücümle yana kaydım az da olsa ondan kaçtığım mesafeye gururla bakıyordum, her ne kadar yanlış yöne kaçsamda.
Parmakları sol yanağımı tutup başımı kendine çevirdiğinde dudaklarını alnıma bastırdı. Kahretsin bu adamın ilgisine muhtaçtım! "Kafanı zemine çarptın, hasar kontrolü yapmak istedim canını yakmak değil." sesinin tonu dünyanın en güzel şarkısı gibi dudaklarından dökülürken gözlerimi kapatmamak için direttim.
Yataktan kalktığında arkasından bakarken o odada volta atarak bana sorular sormaya başladı. "En son ne duydum güzelim." kimsenin adım dışında hiç bir hitap kelimesi kullanmasına asla izin vermemiştim ama bu adama birşey diyemiyorum. Sorgulayan bakışları sessizliğimin cevabı arayışıma yorarcasına bakarken nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Elime geçen bu fırsattan yararlanıp benden ne sakladığını öğrenmek ve doğruları söylemek arasında gidip gelirken boğazını temizlemesiyle doğruyu söyledim. "Siz kendi adınızla bir başkasına bağırdığınızı duydum." verdiği derin nefes beni bu işi kurcalamam gerektiği fikrine kapılmamı sağlamıştı.
"Kendi adınızla niçin başkasına seslendiniz?" dünya adaşı beni bayıltan bir adam olacak kadar küçük değildi. Daha öncede dediğim gibi Afşin bey benden önemli birşey saklıyordu ve belki de o adam bana bunu söylemek için beni kaçırmak istemişti.
"Yanlış duymuşsundur güzelim, aç mısın?" sorumu geçiştirmesine izin vererek kafamı salladım acıkmıştım en son ameliyatha girmeden altı saat önce yemiştim birşeyler. Benden bebeğimi koparmışlarıdı fakat daha yasını tutamamıştım. Elimi karnımın üzerine yerleştirip burukça tebessüm ettim. Bebeğimin yokluğu varlığından daha çok canımı yakmıştı. Ellerimi yelpaze gibi salladığımda yüzüme çarpan serin havayla Afşin'in arkasından mutfağa girdim.
Pür dikkat tahtaya dizdiği biberleri keserken benim varlığımı fark etmemişti. Aybars ile mutfağa girmişliğim çoktu lakin Afşin beyle ilk kez beraber yemek yapacaktık adamın duruşu bile benmerkezci olmasına sessizce güldüm. Askıdan aldığım önlüğü takıp bağladığımda arkasında durup her hareketini izledim. Biberleri önündeki kaseye boşaltıp arkasını döndüğünde burun burunaydık. Allah'tan çarpmadan durmuştu yoksa olan benim zavallı bedenime olurdu.
Parmakları arkadan saçıma dolandığında kalbim delirmişti. Bu adamın üzerimdeki etkilerine halen daha alışamamıştım. Saçımı kavrayan parmakları geriye asılınca çığlık attım zalimin oğlu veletler gibi saçımı çekmişti! "Pislik herif bırak saçımı!" cırtlak sesime yüzünü buruşturup tuttuğu saçlarımı çekiştirerek beni kenara çekip buzdolabana ilerleyen adama bağıra bağıra hakaret etmek istiyordum.
Saçlarım zaten kısaydı birde asılıp kökünden sökmeye çalışıyordu ve tüm bunların sonucunda kucağındaki domateslerle sırıtarak tepkilerimi izliyordu. "Pislik herif niye saçımı çekiyorsun!" domatesleri tezgaha bırakıp karşıma dikildiğinde titrek nefeslerim göğsüne çarpıyordu. "Seninle uğraşınca kızıyorsun, kızınca da yanakların kızarıyor." yok böyle bir açıklama arkadaş! İnsan sevdiği ile uğraşır derlerde bunun gibi seveni de ilk defa görüyorum.
"Siz ne çeşit hastasınız bayım. Beni kızdırmak için illa saçımı çekmek zorunda değilsiniz." gülümsediğinde yanağında beliren gamzesiyle bütün sinirim kuş olup uçtu. Önceden de dediğim gibi karşımdaki adamın üzerimdeki etkisi inanılmazdı. "Hadi güzelim daha fazla tembellik yapmadan yemek hazırlayalım." Kollarımı göğsümün üzerinde birleştirip boyumun kısalığından dolayı alttan ona baktım. "Hiç bir güç bana yemek yaptıramaz bayım, ayrıca ben yemek yapmaktan anlamam ben üretici değil tüketici sınıfındayım." tek kaşını bilmiş bilmiş yukarı kaldırıp ukala tavrıyla konuştu, "Yemek yapmayı çok iyi bildiğini biliyorum küçük hanım şimdi şu tezgahta kesilmeyi bekleyen domateslere el atmazsan sana ne yapacağımı aklının ucundan dahi geçiremezsin." dur bir dakika blörf mü yapıyor yoksa sahiden de yemek yapmayı bildiğimi biliyor muydu?
Onu ittirip tezgahın üzerindeki domateslerin yanına oturup kesilmeyi bekleyen elemanlardan bir tanesini alıp çevirmeye başladım. Tatlı tatlı gülümseyip elimdeki domatesi ona doğru uzattığımda üç adımda dibimde bitti. "Şimdi küçük hanım,' belimden tuttuğunda refleksle kolarımı boynuna doladığımda arkamdan gelen su sesiyle şaşırdım. Ne yapmaya çalışıyordu? Saçlarıma değen buz kadar soğuk suyla tüm bedenim irkilirken başımdan aşağıya döktüğü suyla belimdeki elini ayırmaya çabaladım ancak nafileydi menteşe gibi yapışmıştı belime. "Manyak, beyinden sakat varlık!" yüzüme çarpan suyla tırnaklarımı suratına geçirdim.
Beni ıslatmak uğruna kendi de sırımsımklam olmuştu. Yüzüme çarptığı su yüzünden ıslanan gömleği vücuduna yapıştığında esmer teni gözler önündeydi. Gözlerimin üzerine kapanan elini çekmek için uğraştığımda cıkladığını duydum. "Ah güzel hanım elin erkeğini süzmeyi size hiç yakıştıramadım. Çok çok ayıp hanımım." gözlerimi perdeleyen elini çektiğinde bana dahada yakınlaştığını fark ettim. Yüzlerimiz arasında iki karış olmasına rağmen sıcak nefesi yüzümü okşuyordu, midemde oluşan düğümler dudaklarımı hareketsiz bırakırken aklıma gelen düşünceyle buz kestim. Hayır hayır ona kalbimi kaptıramazdım bu doğru değildi aksine yanlıştı.
🥀
Yaptığı tostları yedikten sonra masayı toplayıp salona geçmiş konuşuyorduk. Beraber geçirdiğimiz vakit sonucunda iki şeyi anlamıştım birincisi; Dediği her şeyi yaptığını ikincisi;ona aşık olduğumu.
Birincisini bana yemek yaptırdıktan sonra öğrenmiştim diğerini ise önceden düşünmüş yemeği yaktıktan sonra anlamıştım. Yemek onu düşünürken daldığım için yanmıştı, yatmadan önce birkaç şey atıştırmak istesemde izin vermemiş beni mutfaktan kovup kendi başına tost yapmıştı.
Şimdiyse karşısında bağdaş kurmuş bana soracağı soruyu bekliyordum. Baş ve işaret parmağı alnında daireler çizmeyi bıraktığında cankulağıyla soracağı soruyu dinledim. "Zamanı geri alabilseydin bebeğinin oluşmasına izin verir miydin?" yüreğime kor misali düşen soruyla kulaklarım uğuldamaya başladı. "Sessiz ol kimse yok bundan sonralara sakla sesini o zaman yalnız olduğunu zannettiğinde bile yalnız olmayacaksın." gözlerim doldu karnımdaki boşluk hissi sızladı sahi izin verir miydim? Geleceği bile bile bebeğimin ölümüne göz yumar mıydım?
Elimi karınama yerleştirdim, "Bayım bebeğim ile muhteşem günler geçirememiş olabilirim lakin onunla paylaştığım küçücük nefes bile sevgimi kazanmasına yeterliydi. Minik bebeğimle daha iyi bir kavuşmayı hak ediyordum. Uzun lafın kısası ucunda ayrılık da olsa ederdim bayım hiç düşünmeden izin verirdim." belki bana en yanlış şekilde gelmiş olabilir fakat bu durum o küçük masumun hatası değildi, suçlayacağım son kişi dahi olamazdı.
Bir şey söylemesini beklemeden ben sorumu sordum. "Siz kimsiniz bayım, artık öğrenmem gerekmiyor mu? Etrafımda olan olaylardan haberim yok." kim olduğu umrumda değildi sadece hissettirdiklerinin sebebini bulmaya çalışıyordum. Kuzenimden daha yakındım bu adama.
Yerimden kalktığında yine benden kaçtığını anladım bir şey saklıyor ve sakladığını gizlemek yerine kartları açık oynayıp farklıyı benim bulmamı bekliyordu. "Fazla geçe kalma ben yatıyorum ışıkları açık bırakıcam korkarsın." yok artık! Tamam kartları açık oynuyorsun fakat oynadığın oyunu hatta beni önceden tanıdığını açık açık belli etme be adam!
Oyurduğum koltuktan fırlayıp kapının eşiğindeki adamın sırtına atladım. Düşmemem için arkasında birleştirdiği ellerinin üzerine basıp yukarıdan yüzüne eğildim. "Bayım benden ne sakladığınızı söyleyin." dudakları yukarı kıvrıldığında nefes almayı unutmuştum sanki. Yüzlerimiz arasında toplasan bir karış mesafe yoktu ancak o gülümserken ben nefes alamıyordum. Sanki kor ateşlere atılan bedenim yanıyormuş gibiydi. Ben ona körü körüne aşıktım bu su götürmez bir gerçekti.
Ellerini çözdüğünde yere kaplandım. Sükunet içinde arkasını dönüp bana doğru eğildiğinde kor ateşleri dahada harlamışlardı. "Küçük hanım bana yakın olmanız sizin zararınıza, sanmayın ki benden hoşlandığınızı anlamadım. Sizi ilk ve son kez uyarıyorum beni severek çok büyük bir yanlış yapıyorsunuz." soğuk gözlerini tavanda gezdirdikten sonra odadan çıktı.
Zeminden destek alarak benim için hazırladığı odaya girdim. Odanın geneline turuncuyken giyinme oda beyazdı. Tam ortada simsiyah iki kişilik yatak, turuncu daire şeklinde bir halı ve yatağın solunda kalan yedi bölümlü gardırop vardı. Sağ tarafta kapısı olmayan duvarları raflarla kaplı kütüphaneyi andıran oda ve girişindeki çekmeceli masa dışında hiçbir şey yoktu.
Her kadının olmazsa olmazı makyaj masası, makyaj malzemeleri ya da bakım kremleri yoktu. Dolabın kapağındaki aynanın etrafı kombin fotoğrafları ve birbirlerine uyumlu renkler asılıydı.
Gözlerim pencereye değdiğinde Afşin'in beni bazı insanlardan uzaklaştırmak için getirdiği ormanı daha yüksekten gördüm. Odana giren adamdan sonra odamı en üst kata kendi odasının karşısına taşımıştı. Geldiğimden beri hesap sormamış kaçmaya çalışmamıştım nedensizdi ama kalbim Afşin Ahter'e güveniyordu.