Aybars'tan
Elmas hanımın konumunu attığı evinin önüne arabamı park ettim. Arama niyeti bu olsa gerek. Kapıda iri yarı iki koruma kenara çekildiğinde ortaya en az beş kişinin rahatça geçebileceği bir kapı çıktı karşıma.
Evin kapısında gudubet surat kadını gördüm başımı hafif yana eğio sırıttım. "Elmas hanım! Yoksa bende mi sizin oğlunuzum!" şen şakrak sesime karşılık vermeden arkasını döndü eve girdi. "Laubalilik yapma kes sesini." bu da hiçbir şeyden mutlu olmuyor.
Yağmur sonrası birikmiş suların içinde seke seke eve girdim. Islak ayakkabılarımı çırarıp ayağımın önüne konulan terliklere afallayarak baksamda zenginliğin ve gücün yaptıramayacağı şey yoktur sözü aklıma gelince şaşkınlığımdan sıyrıldıp terlikleri ayağıma geçirdim. Lavin küçükken bise geldiğinde tavşanlı terlikleri vardı onları giymemei çok istediği için yatağımdan her kalktığımda kendi terliklerimin yerine tavşanlı terlikler olurdu yatağımın yanında. Benim terliklerim Lavin'in ayağında olduğunu kendince en şirin gülümsemesiyle bana gösterirdi.
Küçücük bir salonun koltuklarından birinde oturan sinsi kadına baktım. Belli ki İsak bey yanına bir miktar para koyup onu sokak kedisi gibi dışarıya atmıştı gelini için karısını işi bitmiş paçavra muamelesi yapmıştı. İsak beyde kimin ne yaptığını çok iyi biliyordu. Elmas hanıma en uzak kotuğa yayıldığımda kurnaz kadın gülümsedi ve evinin fotoğraflarla dolu duvarını işaret etti. "Sana ilk geldiğin çöplüğü anımsatıyor değil mi?" duvarda fotoğrafların dört kenarına da çerçeve misali yapıştırılmış bantlar sayesinde duvarda duran fotoğrafları gösteriyordu. Ben ve Lavin de küçük evlerle yaşamıştık Mardin'deyken ancak hiç bu kadar fakirlik içinde değildik. Tamam evimizde kapıda dikilen iki yarma ve eve girdiğimizde önümüze terlik bırakan tek bir hizmetçi yoktu ama dediğim gibi Elmas hanım gibi fakir değildik. En azından çerçeve alabiliyorduk.
"Beni buraya niçin çağırdın kırmızı başlıklı kız." saçlarının üzerine kırmızı eşarp bağlamıştı. Kaşlarını çattığında alnında beliren kırışıklıklar Elmas hanımın şu kısacık zamanda bile zenginlikten temizlikçiliğe yaptığı geçişte halen daha zorlandığının göstergesiydi. Halbuki biz Lavin ile düştüğümüz bataklığın içinden tertemiz çıkmış yine aynı maddi duruma ulaşabilmiştik.
Sudan dolayı buruşmuş parmağını bana tehditkar şekilde doğrulttu. "Oğlumdan ve benden uzak duracaksın! Eğerki en kısa zamanda bizi eski durumumuza getirmezsen Lavin'i ölmüş bil!" bağırması, tehdit etmesi umrumda değildi istediği gibi etrafına tehdit savursun kale almam şimdide almıyorum. Şuanki konumum onun İsak beyin karısıykenki durumundan çok daha iyidi.
"Elmascım istesem senin cesedini kimse bulamaz. Lavin ile mi tehdit ediyorsun beni et hatta işi ilerlet ona zarar ver. Sorun değil, dene ama denemeden vaz geçme çünkiii ikisininde sonu ölüme çıkacak bilmem anlatabiliyor muyum?" ağırdan alarak kıyafetlerini süzdüm. "İsak bey seni boşayıp oğlunla kapının önüne koyduğunda eline tutuşturduğu iki üç kuruşu da kendini zengin gibi göstermek uğruna harcadın. Gerçekten inanmış mıydın oğlunun Lavin'i bıçakladığını bilmeyeceğine?" kurnaz bir kadında ama çok aptaldı. "Kamera kayıtlarını ulaşılamaz yaptın kimsenin uğramayacağı bir yerde kardeşimi oğlunu maşa olarak kullanarak bıçaklattın," ayağa kalkıp koltukğunun arkasına geçip başımı eğdim ve kulağına fısıldadım "Köstebeğinin konuşmaları hızla Ahter aşiretine yayıldı. Sahi ne diyordu köstebek 'kameraları topladım Elmas hanım bundan sonrası Alev beyin. Bıçakla işi bitince sakın çöpe atmasın müsait olduğu bir zaman diliminde beni arasın ben gelip alacağım bıçağı.' peki almaya geldi mi?" gelmişti Alev'in telefonundan ona mesaj attğımda koşa koşa gelmişti bıçağı almaya.
Kendimi geri çektiğimde titrediğini gördüm korkudan olmayacak kadar sık titriyordu sinirdi sinirden titriyordu. Ellerim cebimde etrafında dolaşıp karşısında durdum. "Elmascım bir daha beni ve çevremdekileri tehdit edersen biricik bilmem kaçıncı kocanın çocuğunun elektrikli sandalyeye doğru istikameti başlar." arkamdan söylediği lafları kulak asmadan evden ayrıldım. Arabanın sıcacık koltuğuna oturduğumda direksiyonu kavrayan selçeparmağımın üzerindeki yüzüğe gülümsedim. Uzun uğraşlar sonucu arabayı çalıştırdığımda bir kez daha motor kullandığım için kendime minnet duydum. Bu dört tekerlekli şeyler benlik değildi çalıştırana kadar iflahım kesiliyordu.
Telefonumu yan koltuktan alıp Ahves'i aradım. Birkaç çalıştan sonra arabanın içinde uykulu sesi yankılandı. "Yine ne istiyorsun Baysal?"
"Lavin nasıl?"
"Bırak bu ayakları kuzeninin benim yanımda bebek gibi bakıldığını iyi biliyorsun, sadede gel uykum var."
"Alev Ahter oyun kurucumuzun oğlu diskalifiye oldu." arabada yankılanan gülme sesi sinirlerimi bozsada ses çıkarmadım. "Baysal sen gerçekten annemin Alev'i geri çekeceğine..." aptal herif anlamadan dinlemeden her lafa atlıyor! "Heper kapat çeneni annenin Alev'i ne olursa olsun geri çekmeyeceğini biliyorum! Yapılması geren şeyler dışında," kahkahaları bir anda kesildi. "Korksamda birinin bu soruyu adet yerini bulsun diye sorması lazım, annemi çaresiz duruma nasıl soktun?" annesinden gelen kurnazlık Ahves'in kötü niyetlerinde en güçlü silahı olacakken o iyilik yolunda yüyümeyi tercih etmesi saçmaydı. Ve zekasını böyle aptalca işlerde harcaması da.
Beni görmediği halde sırıttım. "Heper annen katil biliyorsun değil mi?"
"Sen de katilsin annem de katil abim de bende ee ne olmuşkine?" az önce demiştim ya zekâsını böyle aptalca işlerde harcaması saçma diye geri olıyorum o sözümü asıl aptal olan şey iş değil Ahves.
"Çocukkende bazen aptal bazen zeki ve kurnaz olurdun Heper."
"Soruma cevap alamadım Baysal." aniden ciddileşen ses tonu sinirlenmeye başladığının göstergesiydi. Daha fazla uzatırsam küçükte olsa bir ihtimal Lavin'e zarar verebilirdi.
"Annen sadece Alev'i geri çekti Heper bundan sonra Lavin'in yanından hiç ayrılmayacaksın. Elmas hanımın sağı solu belli olmaz." onaylayan mırıltılar çıkarırken Lavin ona seslenince telefonu kapattı.
Ahves'in tek derdi bana yardımcı olmak ve anlaştığımız gibi ona istediğini vermem için bana bu kadar yardım ediyordu. Abisi olduğunu hiç bilmiyordum hatta bir ailesinin olduğunu bilmiyordum.
Lavin'den
Gözümü açtığımda saçlarımı ören kuzenime gülümsedim. Çok seviyordum bu adamı her şeyden koruyordu beni gülümseme aynı karşılığı verip göz kırptı. Ördüğü saçımı gerisi geriye saldığında saç tutamım döne döne açılmıştı.
"Lavinim seni seviyorum seni çok seviyorum." diğer günlere nazaran daha fazla özen göstererek yaptığı saçlarına uzanıp karıştırdım. "Bende seni çoook seviyom kuzen." Aybars'ın yüzünde oluşan acı dolu gülümseme kalbimi yakıtı.
Başını sallayıp omuzlarını öne çöküp odadan çıktı. Bu neydi şimdi görende kuzenim olmadığını sanır!
Ellerimi yatağa bastırıp tavandan zemine uzanan cama zıpladım. Yağmur durmuştu kalbimden rahmime akan mutsuzlukta. Dolabın önünde durup askıdan çıkardığım sarı elbiseyi üzerime giydim. Çok güzeldi heleki başıma taktığım nefes alan ördekli şapka aşırı tatlıydı.
Zıplaya zıplaya üstüme üstüme gelen boğucu hastane odasından çıktım. Bahçedeki banklardan birine oturduğumda elindeki tepsiyi dökülmemesi için bardaklara bakarak yürüyen gri gözlü yabancıya tebessüm ettim. Bana getirmediğine epey çok kendimi inandırmıştım ki karşıma oturup elindeki karton bardaklardan bir tanesini bana uzattığında bile alamayacak kadar şaşkınlık içerisindeydim.
"Sarışın alsana şunu elim yandı." yabancının sesiyle şaşkınlığımdan sıyrıldım. Parmaklarım bardağa temas ettiği an bedenime yayılan sıcaklık ile çığlık çığlığa ayağa fırladım bu deli nasıl tutuyordu bardağı?
Kahkahalarının sesini bastıran çığlığımı dudaklarımı birbirine bastırdığımda bahçede sadece onun sesi vardı. "Sarışın küçücük boyunla nasıl bu güçlü çığlığı atabildin?" eğlenen gözleri parmaklarımı gördüğünde hiç düşünmeden parmaklarımı avucunun içine alıp yanan yerlere üfledi. Üflemeye devam ederken alttan bana bakıp göz kırpınca gülümsedim. Bu adamı tanımıyorum fakat sanki ömrümün her anında yanımda gibi hissettiriyordu bana.
"Ben sarışın değilim kör!" eline vurduğumda bardak ve az önce fark ettiğim içindeki sıcak çay üstüne döküldü. Benim aksime gayet sakin vede çığlık atmadan ayağa kalktı. Tişörtünü çıkarıp sadece ceketini giydiğinde yaptığım harekete pişman oldum. "Bu arada telefonun kırıldığı için pek sevgili kuzenin bunu sana vermemi istedi." cebinden çıkardığı daha kutusu açılmamış telefona baktım. "Üzgünüm, telefonundaki hiç bir bilgiyi kurtaramadım." dudaklarını büzerek konuştuğunda kızmam gereken yerde ona karşı büyük bir hayranlık duydum. Keşke eline vurmasaydım.
Mardin normalde sıcaktı ama bugün yağmur durup tekrar yağıyordu. Banka tekrar oturduğunda mahcup olduğumu başımı öne eğerek belli ettim. "Mühim değil suç benim sana sarışın demeliydim... Her ne kadar sarışın olsanda." tepsideki bardağı başından aşağıya dökecektim ama sıcak olduğu aklıma gelince elimin yanmasına göz yumamadım.
"Adın ne?" merakla ona baktığımda tebessüm etti. "Afşin Ahter," söylediği adıyla içimdeki öfke kabardı bu da neydi şimdi!? "Senin adında Lavin Aksel değil mi?" Afşin adımı söyleyince içimde demin kabaran öfkenin taşmaya başladığını hissettim. "Ahves kardeşiniz mi?" ismi dudaklarımından çıkmıyordu kendimi zorladıkça ismi dudaklarımda mühürlü kalıyordu. "Evet benden büyük gösteriyor değil mi?" derin nefes alıp verirken aklımı kurcalayan sorulara cevap bulamadıkça sinirleniyordum.
Öfkemi dindirmem için önce sebebini bulmalıydı. "Sizinle daha önce karşılaşmış mıydık?"
Gözlerime manidar bir ifadeyle uzun uzun baktı. "İlk ömrümü seninle geçirdim ölüm geldi öldüm, ikinci ömrümü de seninle geçirdim ölüm tekrar geldi ve ben yine öldüm..." gözlerinin grisi kızardığında başını öne eğdi. "Lavin ben sadece sende öldüm, sen ise benim dışımda herkesi yaşattın..." gözyaşım gözümden aşağıya süzülürken dudaklarımın sus çizgisinde durdu. Gözyaşım bile anlamıştı ama ben hâla diretiyordum ancak neye direttiğimi bilmiyordum. "Çok anlamlı bir söze benziyor hangi şair söylemiş bunu?" başını kaldırdığında dudaklarındaki buruk, acılı tebessümü büyüdü. "Aden Milena, sence bu alıntıyı hangi şiirinde kime söylemiştir?" tanımıyordum daha önce adını bir kaç magazinde duymuştum ancak takipçisi veya okuyumuşluğum yok şiirlerinin.
Kafamı olumsuz yönde salladım. "Aden, sevdiği adam onu sürekli görmezden geldiğinde bu şiiri yazıyor. Bizim durumumuzu da Aden'in durumuna benzettiğim için söyledim." sevdiğim adam beni görmezden gelse yaşayamazdım ya da bir yarım hep eksik kalırdı. İçimdeki öfke yerini merağa bıraktığında dayanamayıp sordum. "Peki sonra ne olmuş?" merakıma tebessüm etti. "Baştan anlatmamı ister misin?" gözlerimi kırpıştırdım neden bilmiyorum ama kalbim hikayeyi öğrenmem gerektiğini bağırıyordu.
"Aden Milena babasının deli hastanesine kapatılmış genç bir kız, Aden ilk doğduğunda onu kucağında acemice tutan küçük çocuğa aşık olur. Küçük kız büyüdükçe dünyaya geldiği an onu karşılayan oğlana aşık olduğunu anlar. Aradan geçen yıllar oğlanı asker, Aden'i ise bir askeri tüm tehlikeleri ile seven bir deli yapar. Babası kızının bu durumundan hoşnut olmadığı için kızını kendi deli hastanesine kapatır. Aden oradaki odasında kaldığı sürece kendi dış dünyadan daha rahat hisseder fakat Aden'in bu farkındalığı babası için büyük felakettir çünkü kızının psikolojik sorunları olduğunu kendisi yüzünden fark ettiğini düşünür. Ancak durum bambaşkadır Aden asker çocuğun kucağına verildiği andan beri gelecekte ortaya çıkacak katilin işlediği cinayetleri rüyasında görür ve katille arasında görünmez bir bağ oluşur."
Durduğunda yumduğum gözlerimi açtım. "Neden durdun?" gözleriyle arkamı işaret etti. "Sevgili kuzenin geldi." arkamı dönecekken ağzıma bastırılan bez ile çırpınmaya başladım. Gözlerim kayarken gri gözlü yabancı gülümseyerek bana bakıyordu. Yanına gelen adamı görüşümün bulanıklaşması yüzünden göremedim. Yabancı ayağa kalkkıp uzanıp beni kucağına aldığında görüşüm tamamen kaybolmuştu.