Lavin'den
Gözlerimi açtığımda grinin en güvenilir tonunu andıran gözleri ile bana bakan kuzenime genişçe gülümsedim. Gece ağrılarım olduğu zaman yanıma yatmıştı kalkacağından şüphe duyduğum için ona sımsıkı sarılmıştım. Ama beni yanıltmıştı, tüm gece uyanık olduğunu kanıtlamak istercesine hafif kararmış göz altlarına baktım. "Kuzen yanımda yatman yeterliydi neden uyumadın?" burnumun ucunu iki parmağının arasına kıstırdı. "Seni izlemek uykudan daha önemli." kaşlarını çattığında söylediği şeyin farkına varmış gibi cümlesini toparladı. "Kuzen gece başına birşey gelme ihtimalini göz önünde bulundurursak uyumamam en doğru seçimdi."
Düşünceli ve bana düşkün kuzenimin kumral saçlarını karıştırırken aklıma gelenler uyandığımdan beri duraklarımda kendine yer edinmiş gülümsememi sildi. "Aybars bebeğimizin yerinde boşluk hissi hissetmem normal mi?" bebeğimiz diyorum çünkü Aybars benim ile birlikte bebek bakmak için heyecanlı olduğunu daha önceden belirtmişti.
"Lavin o bebek sana babasını sorunca ya da gece rüyasında babasıyla oyun oynadığını gördüğünü söylediğinde emin ol çok daha fazla canın yanacaktı güzelim. Bu yüzden sadece yasını tut geleceği sakın düşünme. Düşüme ki o boşlukta takılıp kalma kararsızlıklar aklının en ücra köşelerini ele geçirmesin." alnımı öpüp küçük hastane yatağından kalktığında söylediklerini anlamdırmaya çalıştım. Bebeği istediğini ve babasını sorduğunda kendini göstermekten gurur duyacağını söylemişti felaketimi ilk duyduğunda şimdi ne değişmişti de bana küçük ailemizin geleceğini düşünme diyiyordu?
"Aybars, iki hafta önce bebeğime baba, dayı, dede hatta teyze dahi olabileceğini söylerken mi doğruydun yoksa şuan mı?" gözlerim en derinine baktı sanki birşey arıyordu küçük umut kırıntıları veya bambaşka birşey ama ne aradığının o bile farkında değildi.
Elindeki ceketi giyip alnıma bir öpücük daha kondurdu. "Güzelim benim şimdi gitmem gerek Ahves sana yemek hazırlatıyordu az sonra dayanır kapıya. Ondan korkma miniğim Ahves korkacağın en son kişi bile olmasın." kapı tıklatıldığında gel diye seslenip Aybars'tan uzaklaştım belki o yaşlı adam gelmiştir.
Kapı aralandığında gördüğüm sarı saçlar aklıma tek bir isim getirdi. "Çılgın pilot!" kapı tamamen açıldığında karşımda çılgın pilot var. "Hediyeni çok beğendim teşekkürleri hak edecek kadar hemde." elindeki şakayık buketini ayak ucuma bıraktı. Saçlarımı karıştırıp yanıma oturduğunda gülümsedim çok özlemiştim onu.
"Çılgın pilot nasılsın? Ve sebebi ziyaretinin asıl nedenini nedir?" çılgın pilot teşekkür etmeyi bilmezdi en saçma bahaneyi sunarak giriş yapması kötü olmuştu.
"İdare ediyoz rapunzel. Aslına bakarsan Aybars'ın Urfa'da olduğunu duyunca Bursa'dan geldim." çıkmak üzere olan kuzenimin kolu tuttum. "Senindir çılgın pilot, şimdi çıkıyordu sende takıl peşine ne konuşacaksanız dışarıda konuşun." çılgın pilot kaşlarını çattıp kısık gözlerle Aybars'a baktığında kuzenim işaretparmağını dudaklarının sus çizgisine koydu.
Aybars, "Lavin sen dinlen kuzen ben şu çılgın pilot ile bir konuşayım akşama doğru yapamadığımız film gecesini yaparız." çılgın pilotu kolundan tutup kapıya sürüklerken çılgın pilot Aybars'a birşeyler fısıldıyordu. "Şakayık buketi için teşekkür ederim çılgın pilot!" duyduğunu biliyordum ama teşekkür etmeyi de rica etmeyi de bilmediği için cevap vermemişti.
🥀
"Yengem bu ne biçim film!?" yataktan düştü düşecek olan bedenim Ahves ile yatak korkuluklarının arasında sıkışmış. İzlediğimiz film trollerdi fakat paşam sürekli şarkı söyledikleri için beğenmiyordu. "Ahves tamam kapatalım ama sende yataktan in yoksa ben düşücem!" tuttuğum telefonu koltuğun üzerine fırlattı ayağa kalktığında derin bir nefes aldım.
"Bahçede gezelim mi yengem?" onun bu çocuksu heyecanı beni güldürmüştü. "Hadi gezelim Ahvez." ayağa kalkmaya çalıştım ama kalkamadığımda dirseklerimden tutup beni kaldırdı. "Ahvez değil -s ile Ahves yengem."
"Yengem değil -L ile Lavin Ahves." sırıtarak kolumu bıraktığında dengemi ilk başta kaybetsemde tekrar beni tutarak yataktan uzaklaştırdı. Cansız uşaktan kırmızı montu alıp bana giydirdi. İlkokula giden çocuğunu üşümesin diye boğazına kadar fermuarı çeken bir anne edasıyla önümü iliklemesine kıkırdadım.
Tek gözünü hayırdır derecesinde kırptığında elimi havada salladım. Hastanenin can sıkıcı koridorunu koşarak çıktığımda arkamdan gülüyordu. "Sen değilsin burada günlerce kalan Avez!"
"Ahves lan Ahves." arkamdan homurdandığında gökten nereye yağacaklarını bilmeyen damlacıkların yüzüme konmasıyla gülümsedim. Eğer nereye yağacaklarını bilselerdi tek bir noktaya yağarlardı. Kollarımı açıp kendi etrafımda dönerken ayağımın taşa takılmasıyla yere düştüm.
Arkamı döndüğümde Aybars, Ahves ile konuşuyordu. Ne zaman gelmişti ve neden ben yere düştüğümde koşarak yanıma gelmedi ki? Aybars'ın gözleri bendeydi ama hâla Ahves'le konuşuyordu. Niye beni kaldırmak için gelmiyor!?
Yüzümü astığımda elimin üzerine değen sıcaklıkla başımı hızla önüme çevirdim. Gri gözlü kumral dağınık saçlı bir yabancıyla burun burunaydım. Şimdi değil koşarak uçarak gelir yanıma yabancı kolunu belime dolayış beni kucağına aldığında hiç sesimi çıkarmadım çünkü Aybars arkamdaydı o beni korurdu.
"Lavin iyi misin?" benimki gibi gri gözleri bana en değerlisiymişim gibi bakarken sorusuna cevap vermek çok zordu. "İyiyim teşekkürler, siz kimsiniz?"bana öyle bir baktı ki yanlış birşey söylediğimi düşünüp ondan özür dilememe ramak kalmıştı. "Beni tanımıyor musun?" harfler boğazında düğümlenmiş gibi zorlukla sorduğu soruya nasıl cevap versem bilemedim. Doğruyu söylersem kırılacak olmasa düşünmeden söylerdim ama öyle histerik bakıyordu ki...
"Lavin, in o adamın kucağından," arkamdan duyduğum sesin sahibinin inadına gri gözlü yabancıya daha çok sarıldım.
Montumun kapşonundan tutup beni zorla yere indiren kıskanç kuzenime dil çıkardım. O çocukluk yapıp beni kıskanıyorsa ben de çocukluk yaparım. "Gel benimle." gri gözlü yakışıklı yabancıyı peşinden çağırdı. Aybars hastanenin bakçe kapısının önünde durduğunda gri gözlü yakışıklı yanağımı öpüp kuzenimin arkasından koştu.
Gri gözleri bana geçmişi hatırlattı ben bebeğimle son anımı yaşarken bana bir çift gri göz bakıyordu, ama aynı bu yabancının baktığı bana en değerlisiymişim gibi bakmıştı...
Aybars'tan
"Tüm Urfa şahit olsun ki san kız kardeşimi vermem Afşin!" gözlerine gri lens takmış kardeşime kendini ben olarak tanıtan düzenbazın üzerine yürüdüm. Birde karşıma geçmiş 'Lavin'e sakın gerçeği söyleme kendisi zamanla her şeyi hatırlayacak' diyor!
"Aybars seni Urfa'dan sürgün etmeme az kaldı! Beyinsiz misin hatırlayacak diyorum ilk beni gördüğü için beni sen sanıyor, birkaç gün sen ben, ben sen olsam ne zararı olur ki?"
"Hâla konuşuyor musun sen! Bana bak öldürürüm seni bira artık peşimizi pislik herif! Senden yaşça küçük birini birde nikâhına almışsın..." almıştı ve sen ben ol demişti değil mi? "Peki Ahter şimdilik vazgeçmem sana karşı olan savaşımın tamamen bittiği anlamına gelmiyor. Ben Lavin'in kocası Afşin Ahter ve sen Lavin'in manevi abisi Aybars Baysal'sın." O benim kardeşimi benden aldıysa bende kardeşimi geri vermesini bilirdim.
Ellerimi montumun cebine sokup karımın yanına gittim. Ahves'in gözetimi altında bir ceylan misali oradan oraya zıplayıp koşuyordu. "Karım! Ben geldim karşılama yok mu kocana?" ayakları ansızın durduğunda düşecek diye korksamda düşmemişti. Tüm bedenini bana çevirdiğinde üzerine yağmur damlacıkları düşmüş kırmızı dudakları kımıldadı ancak yağmurun şiddetinden dolayı ne söylediğini duymuyordum.
"Ben evli değilim, karınız ile beni karıştırmış olmalısınız bayım." çenesini havaya kaldırdığında gözlerinin irisi koyulaştı ben küçüklüğünden beridir kardeşime korkusuzluğu ve gücü aşılamayı başarmıştım övünmek gibi olsun diye söylüyorum karşımda dimdik duruşuyla bana bakan kadını baştan sona ben inşa ettim. "Haklısınız ben de evli değilim zaten." ılımlı yaklaşımımın duruşunda çatlak bile yaratmamışken kaşlarını çattı. "Bakın az önce beni kucağınızda aldığınızda size vurmadığım için bana teşekkür etmeniz gereken yerde nankörlük yapıyorsunuz!" sesi yükseldiğinde dudaklarım kıvrıldı. Ondan ayrı kaldığım her gün için kollarıma bağladığım yanan iplerin yanık izlerinin üzerine düşen su damlacıkları ulaşamadan yere düşmesini Afşin'e benzettim. O ağada böyle olacaktı Lavin'in varlığını bilecekti ama üzerimdeki mont misali Lavin'e kavuşamadan onu yere düşürecektim.
"Size katılabilir miyim hanımefendi?" yağmur birikintilerinin içinede oynamayı seviyordu. Eğer benimle vakit geçirmesine ikna edersem belki aramızda küçük bir bağ oluşur ve küçük kız kardeşimi bu cehennem çukurundan çekip çıkarabilirdim.
Ellerini masumca omuz hizasında kaldırdı en şirin gülümsemesini dudaklarına yerleştirdi. "Su birikintilerinin içerisinde oynamayı severim ama bugün olmaz bugün içimdeki mutsuzluğu yağan yağmur eşliğinde izlemem gerek." hafızasını kaybettiği için şuan hangi günde olduğunu sandığını bilemiyordum. Başımı yana eğil aynı kuzenim gibi gülümsedim. "Acaba içinizdeki mutsuzluğun nedenini sorsam çok mu ileri gitmiş olurum?" kahretsin! İnsanın kardeşi yerine koyduğu kuzenine böyle hain planla yaklaşması çok can sıkıcı bir durum.
Omuz silkti. "Bu sizi ilgilendirmez bayım, ancak bana burada kim veya ne için olduğunuzu söylerseniz belki küçükte olsa sorunum ilgili olanınıza girebilir." kuzenim istemez olduğunu söylemiş miydim? Evet kuzenim kurnazdı kendisi hakkında gereksiz birşeyi başkasının merak ettiğinin anladığında kullanmayı bilecek kadar kurnazdı. "Kimse için burada değilim sadece kendi çıkarlarını gözeten birisiyim."
"Kimin için buradasın."
"Kendi çıkarlarım doğrultusunda ilerlemek için buradayım."
"Kimin için buradasın." doğru cevapları vermediğim sürece aynı soruyu tekrar tekrar sorucaktı. Gözlerimle ne zaman Ahves'in yanına geçtiğini bilmediğim Afşin'i işaret ettim. "Senlik bir durum yok küçük hanım, arkadaşım için buradayım ondan birşey istemeliydim. Çıkarlar." kendimi yalancı gibi göstermek aptalca olurdu.
Elini kasıklarının biraz üstüne yerleştirdiğinde derince yutkundum o günü yaşıyor olamaz değil mi? "Bende bebeğim için buradayım benim bir parçam bu hastanenin içinde ama nerede bilmiyorum." yüzünü göğe çevirdi. "Belki de yukardadır." yüzünü aşağıya bahçenin taş ile kaplı zeminine eğdi. "Belki de aşağıda. Tam nerede bilemiyorum ama bulucam sizi temin ederin gri gözlü yakışıklı bayım önce kızımın nerede olduğunu bulacağım sonra onun yanına taşınacağım." buruk bir tebessüm oluştu dudaklarında. "O bana verildiği gibi alınmıştı," elini kalbinin üzerine bastırdı. "Verildiğinde burası acıyordu şimdi de acıyor değişen hiçbiri şey yok sadece alınanlar var." başını yerden kaldırmadan Afşin'in yanına gitti. Ellerim ceplerimde onun benden bir kez daha ayrılışını izledim. Lavin dün beş kişiyi kaybetmişti bense eski Lavin'i ve kardeşim Hülya'yı.
Ceketimin iç cebinden telefonu çıkarırken bile Lavin'i izliyordum. O adama gerçekten sarılmış mıydı? Hemde yüzünü sırtına gömdü içimde yükselen kıskançlık derin nefesler almama rağmen geçmiyordu. Şuan mikroba yaptıklarını bir zamanlar bana yapıyordu ve şuan yaptığını şeyi bana yaptığını sanıpta aslında mikroba yapmasını kendime yediremiyorum!
Benim aramama gerek kalmadan kılık ekranıma düşen çağrıya yalancı ve yüzüme oldukça yabancı yapmacık bir gülümsemeyle yanıtladım. "Günaydın Elmas hanımın! Rüyanızda beni mi gördünüz diyeceğim fakat insan dışı varlıklar rüya görmez." yapaylığı hiç bozmadan gülümsemeye devam ettim. "Senden anca kabus olur Aybars."
"Rüya olmak gibi bir isteğim yok."
"Olsa olacaksın yani?" şunu söylemeliyim ki Elmas hanımın kelime darcığı çok çok çok küçük hatta ufacık. Hatta şöyle söyleyim anaokuluna yeni başlamış bir çocuk ile kurduğu cümleler yarıştırılabilir. "Günaydın faslından sonra söylediğim cümle sorunuzun yanıtını içinde bulunduruyor." başımı kaldırsam mikrobu ve birazdan mikroba bu kadar yakın olmasından dolayı hastalanacak olan kuzenimi, başımı eğsem sabah sabah yandı akla hizmet beni görüntülü aradığını hâla kendi içimde tartıştığım Elmas hanımın görüntüsü. Mevlam sen bana sabır ver çünkü senin bana verdiğini ana oğul tükettiler
Lavin, onu izlememden rahatsız olmuş gibi yerimde kımıldandı ve Afşin mikrobunun kolunun altından geçip bu seferde yüzünü göğsüne gömdü. Afşin kardeşimin yaptıklarına en içten tebessümünü sunarken ben olduğum yerde öfkeden kuduruyordum. Beni şuan rahatsız eden şey yaptıklarının bana yaptığını sanması yoksa Afşin'e yapması değil, bana yaptığını sanıpta aynı karşılığu benden beklemesi bana koyuyor ama bu işteki sorun bunu yapması kişi inşa değil bildin odun! Suratıma kapatılan telefon günümün veyahut ömrümün en gereksiz dakikalarıydı.
Birşey söylemişti ancak ben onu dinlememiş Lavin'i izlemeyi tercih etmiştim. Bildirim geldiğinde bıkkınlıkla mesajı okudum Elmas hanımdandı. Telefonu ceketimin iç cebine, ellerimi de montumun cebine sokup arabama ilerledim.
Kısa günün kârını düşün Aybars kısa günün kârını. Lavin hayattaydı ve tam zamanında çekip giden hafızası yüzünden beni Aybars'ını unutması birde katile giden yolun haritasının kaybolması dışında kârım yoktu tabii buna kâr denirse.