İçeriğe geç

UNUTULMUŞ KEHANET VE GELECEĞİN MİRASI - KILIÇLAR, KANATLAR VE TAÇLAR SERİSİ # 1

Bölüm 8 · 5 dk okuma

UNUTULMUŞ KEHANET VE GELECEĞİN MİRASI - KILIÇLAR, KANATLAR VE TAÇLAR SERİSİ # 1

Bölüm 8

BÖLÜM 7 Part 1

Tüm herkesi toplamak uzun sürmüş olsa da sonunda vadiye yaklaşmıştık. Kael, en önden gidiyor ve liderlik ediyordu. O sırada üzerimize bir gölge düştü. Herkes gibi bende yukarı doğru baktığımda onu gördüm. O kadar büyüktü ki hala inanmak zordu.

Biz, ağaçların arasından vadiye çıkarken herkesin aniden durmasıyla Orion’un sırtına çarptım. Çarpmamla kafasını geri çevirip bana doğru baktı. Onunla göz göze gelebilmek için kafamı kaldırdım, anca omzuna kadar gelebiliyordum. Ağzı şaşkınca açıktı.

Bana baktıktan sonra bende görebileyim diye yanıma kaydı. Bir sürü ejderha yan yana dizilmiş ve bize bir koridor oluşturmuştu. Bu koridorun en sonunda da Ashvarion duruyordu. Göz ucuyla ejderhaları saydım. Ashvarion ile birlikte on üç ejderha vardı. Gerçekten bu kadar azalmışlar mıydı?

“Ne yazık ki öyle.” diye cevap verdi zihnime. Canının sıkıldığı sesinden belliydi.

“Yanlış anlama ama neden üremiyorsunuz? Bu kadar uzun yaşıyor olmanıza rağmen bu kadar azalmanız akıl alır gibi değil.” dedim şaşkınlıkla.

O sırada ejderhaların oluşturduğu koridorun içine girmiş ve herkesin önünde başım dik bir şekilde yürüyordum. Diğerleri biraz korkmuş olmalıydı çünkü baya arkamda kalmışlardı. Geriye dönüp annem ve babama seslendim. Onlara doğru koşup ortalarına girdim ve ellerini tuttum. Öne doğru çektim. Bu sayede herkes biraz daha hızlandı.

“İki ejderhanın eş olması kolay bir şey değildir. Bizler huysuz, çok bilmiş ve inatçıyızdır. Bırak insanları kendi aramızda anlaşmamız bile zordur. Ayrıca zaten şu anda bir çiftimiz var ve yeni yavruları doğdu.” dedi.

Tam o sırada ben de onun önüne gelmiştim. Kenara çekilmesiyle Uçmayı yeni öğrendiği belli olan yavru ejderha kanat çırpmasına rağmen önümüze doğru yere düştü. Herkes onu tutmak istercesine öne doğru atıldı ama ben anca kuyruğunu yakalayabilmiştim. Neyse ki bir şeyi yoktu hızlıca ayaklarının üstüne kalktı.

Boyu benim yarım kadardı. Pulları mavi ve mor karışımıydı bu onu daha da tatlı göstermişti. Lyra ve Felix yanıma geldi ve ilk Lyra yavaşça elini onun burnuna doğru uzattı. İlk başta korkan yavru ejderha, kafasını geri çekti ve Ashvarion sorun olmadığını söylermiş gibi yumuşak bir hırıldama sesi çıkardı. Yavru ejderha, gözleri kapalı bir şekilde yavaşça başını Lyra’ya doğru uzattı. Lyra ona dokunduğunda şaşkınlıkla gözünü açtı. Sanırım, bu onu mutlu etmişti.

Felix, “Bende onu sevebilir miyim?” diye sordu.

Minik ejderha sanki anlıyormuş gibi, kafasını ona doğru yaklaştırdı. Sanırım sevilmek onunda hoşuna gitmişti. Felix de onu sevince birden minik bir kükreyişle havaya uçtu. Sonra aynı kükreyişi tüm ejderhalar hep beraber yaptı.

Kael lafa girip, “Bizi selamlıyorlar. Bizde onlara selam verelim.” dedi. Babam da ekledi.

“Ve ejderhalar kralının önünde eğilelim.”

Arkamda Orion’un, önümde de Felix’in yutkunma sesini duydum. Sanırım biraz korkmuşlardı. Zihnimde bir kahkaha duydum, anlaşılan ondan korkulması oldukça hoşuna gitmişti. Bende o kadar büyük olsam benim de hoşuma giderdi. Selamlaşma faslından sonra ejderhalar yavaşça dağılmaya başladı. Kimisi ağaçların yanına kimisi de daha ilerde olan göle doğru uçarak ya da yürüyerek gitti ama dört ejderha sadece bize doğru yaklaşmıştı. İkisi, yavru ve annesiydi. Yavru ejderha Koyu lacivert pullu bir ejderhaya doğru yaklaştı ve başını o ejderhanın bacağına doğru sürttü. Kendini sevdirmeyi de biliyordu. Bu, beni ve herkesi gülümsetmişti.

“O, babası Balaroth ve benim kuzenim, bir ateş ejderhası. Diğeri de annesi Naelora su ejderhası. Onun adı da Mirelya, o da annesi gibi dişi bir su ejderhası. Arkalarından bize doğru gelen ise Tiberon, o da bir toprak ejderhası. Onlar, en güvendiğim ve yaşayan en güçlü ejderhalar.”

Zihnime söylenenleri çevirmeye başladığımda tam Tiberon’ın adını söyleyecektim ki abimle göz göze geldim ve o seslice şöyle söyledi.

“Onun adı Tiberon ve benimle bağ kurdu.”

Mutluluk ve şaşkınlık birbirine girdi. Herkes şaşkınlıkla abime döndü. Bende Ashvarion’a. Bundan haberi var mıydı? Bizi bu yüzden mi buraya getirmişti? Belki de bunu onun emirleri üzerine yapıyorlardı? Bilmiyordum ama abim adına mutluydum. Onu koruyacak bir ejderhası olmuştu.

“Kendi seçimleriydi, hepsinin öyle. Kral olmam onları bağ kurmaya zorlayabileceğim anlamına gelmiyor. Ayrıca Tiberon bana onunla bağ kurmak istediğini ilk söylediğinde sen on iki yaşındaydın ve hazır olmadığını düşünüyordum. Bana kendin geleceğin gün için sabretmesini istedim. O da tabii ki hayır diyemezdi çünkü ilk biz bağ kurduktan sonra diğerleri de bağ kurabilecekti. Balaroth ve Naelora da yavrularının ve tüm ejderhaların soyu için zamanı geldiğinde bunu yapmaları gerektiğini biliyorlardı. Üçü de daha önce insanlarla bağ kurdular ve deneyimliler.”

Ben Ashvarion’u dinlerken annem ve babam Ashvarion’u tasdiklercesine bağ kurduklarını söylediler. Balaroth, babamla. Naelora da annemle bağ kurmuştu. Bende onlara doğru gülümseyerek ilerledim. Abimin omzunu dürterek şöyle dedim;

“Sanırım bizde Mirelya ile kardeş olduk.”

Herkes gülerken Mirelya anlamış gibi havalandı. Bana doğru gelirken son anda dengesini kaybedip üstüme düştü. Tahmin ettiğimden de ağırdı. Ben onu üstümden kaldıramayınca Lyra, Felix ve Orion bana yardımcı oldu.

Ayağa kalktıktan sonra üstümü silkeledim ve Lyra’yı kendi kendine kuyruğuyla oynayan Mirelya’yı izlerken gördüm. Umutla bana döndü, sonra da Ashvariona. Ne soracağını anlamıştım ama bunun olması mümkün olabilse de o zamanki ihanetten sonra Ashvarion’un bana bile tam olarak güvenemediğini de hissediyordum. Bunu anlıyordum ve bence haklıydı da ama ben asla öyle biri değildim ve bunu zamanla ona kanıtlayacağımdan da emindim. Lyra cesaretini toplayıp Ashvarion’un karşısına geçti ve reverans yaptı, her zaman nerede nasıl davranması gerektiğini iyi bilirdi. Benim aksime. Ben olsam hayatta Ashvarion’a reverans yapmazdım, sonuçta benim kralım değildi. Zihnime bir ses doldu.

“Şuan değilim çünkü bağımız tamamlanmadı ama bağ tamamlandığında, benimle eş değer konuma yükselerek ejderhalar kraliçesi olacaksın ve ejderhaların sorumluluğu da omuzlarına binecek, yani sen benim kraliçem bende senin kralın olacağım. Bu iki kardeşin birlikte hükmetmesi gibi bir şey.”

Aklım algılamakta zorlanıyordu. Bana tam olarak güvenmediğini bildiğim halde bunu neden yapıyordu. Zihnimi dinlediğini belli etmekten hiç çekinmeyerek, zihnime konuşmaya devam etti.

“Sen ve senin soyun ejderha kanı taşıyorsunuz, ejderhalara zarar verecek bir şey yapmanız sonucunda lanetlenirsiniz. Tıpkı Eloria’nın kardeşi gibi. Ayrıca sana güveniyorum. Güvenmemek gibi bir durum olsa bırak adımı öğrenmeyi tek bir kelimemi bile duyamazdın.”

Ejderha kanı mı taşıyoruz? Bu nasıl mümkün olabilir ki? Ayrıca lanet derken ne lanetiydi bu?

“Fazla soru soruyorsun. Anı yaşa, deneyimle, oku ve öğren. Her şey zamanı geldiğinde ortaya çıkar.”

Lyra zihinden konuştuğumuzu anlamış gibi bizim durmamızı bekliyordu. Ashvarion beni terslediğinde ancak bunu fark etmiştim ve gülümseyerek ona doğru yaklaştım.

“Sanırım ne sormak istediğini biliyorum fakat bu şu an mümkün değil Lyra. Üzgünüm ama ejderhaların güvenini yeni kazanmaya başladık ve bize bile güvenmekte zorlanıyorlar. Hep birlikte bunu kanıtlayacağız ve umuyorum ki sizler de bir gün bir ejderha tarafından seçildiğinizde bağ kuracaksınız.”

Lyra bu cevabı vereceğimi biliyormuş gibi, umutsuzca gülümseyerek başını onaylarcasına salladı. Bende ona gülümsedim. Bir gün eğer mümkün olursa bağ kuracağından emindim ve umarım ki Mirelya olurdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.