İçeriğe geç

UNUTULMUŞ KEHANET VE GELECEĞİN MİRASI - KILIÇLAR, KANATLAR VE TAÇLAR SERİSİ # 1

Bölüm 7 · 4 dk okuma

UNUTULMUŞ KEHANET VE GELECEĞİN MİRASI - KILIÇLAR, KANATLAR VE TAÇLAR SERİSİ # 1

Bölüm 7

BÖLÜM 6 Part 2

O gece yatağıma uzandığımda gözlerimi tavana diktim. Aslında kim olduğum... İçimdeki benliğim, karakterim ve potansiyelim böyle mi ortaya çıkacaktı? Bildiğim tek bir şey vardı. Bu yolculuk beni bambaşka biri yapacaktı ve ben, o kişi olmak için sabırsızlanıyordum.

Elbette, içimde endişelerim, şüphelerim, korkularım ve güvensizliğim vardı ama bunların hiç biri içimdeki asıl bene engel olamayacaktı. Ben, bunların benim potansiyelimi ve kaderimi engellemelerine asla izin vermeyecektim. İçimdeki o ateş zamanını bekliyordu ve o ateş ortaya çıktığında bende dahil kimse onu söndüremeyecekti.

Tabii ki, o zamanlarda ne bu ateşi ne de dönüşeceğim kişiyi kimse bilmiyordu. O tahmin bile edilemeyecek biriydi. Hiç kimse buna ihtimal bile vermezdi. En çok da beni her zaman iyilik, yardımseverlik gibi düşüncelerle büyüten ve kötü olan birine bile merhamet beslememiz gerektiğini çünkü kimsenin kötü biri olarak doğmadığını. Sadece herkesin yaşadıkları şeylere farklı tepkiler verip farklı karakter özellikleri geliştirdiğinden her zaman empati kumamız gerektiğini söyleyip, özenle beni saf ve yüce gönüllü biri olarak yetiştiren annem ve babam.

*************

Sabah uyandığımda herkes uyuyordu. Daha gün bile aydınlanmamıştı. Ayağa kalkıp masamın yanındaki pencereyi açtığımda içeri serin bir hava kütlesi girdi. Bu hisse, üşümeye bayılıyordum. Bana yaşadığımı hissettiren nadir şeylerdendi.

“Bakıyorum da birileri baya erkenci.”

Bir anda bir ses zihnime doldu. Bu olaya artık biraz da olsa alışmaya başlamıştım ama hala içimi ürpertiyordu. Zihnim bana ait değil de ikimizin ortak alanı gibiydi. Zihnimi direk duyabiliyor olması da hiç hoş değildi. Bas baya mahremiyetimi bile kaybetmiştim. Bunun bir sınırı yok muydu?

“Merak etme, zamanla beni zihninden uzaklaştırmayı ve sadece istediğinde duyup, istediğinde konuşabilmeyi öğreneceksin. Sadece biraz zamana ve eğitime ihtiyacın var. Ayrıca zihnindekileri dinlemek gibi de bir fantezim yok, endişelenme. Klasik ergen düşünceleri, hiç de ilgimi çekmiyor.”

O... o bana ergen mi demişti? Beni küçümsemiş miydi? Çok bilmişlerden nefret ederken şimdi zihnime istediği gibi konuşabilen bir ejderhayla bağlanmıştım. Kısmen.

Gözlerimi devirdim ve camın kenarına ayaklarımı dışarı sarkıtarak oturdum. Derin bir nefes aldım. Bu hızlıca zihnimi sakinleştirmişti. Bu huzura aşıktım ve onun için gözümü bile kırpmadan canımı verirdim. Gözlerimi kapatıp, zihnimde onu hissettim. Sanki zihnimin bir köşesi ona aitmiş gibiydi.

“Bağımız tamamlandığında beni sadece zihninin bir köşesinde değil. Her yerinde hissedeceksin. Çünkü o zaman ruhumuzda bağlanmış olacak, Ateş Böceği.” dedi zihnime yumuşakça.

“Ateş Böceği? Ateş Böceği de nereden çıktı?” diye sordum, şaşkınlıkla.

“Bence tam da sana uygun bir isim Ateş böceği, gözlerinden bile ruhundaki ateşi görebiliyorum ve oldukça miniksin. Dikkat çekici, yol gösteren, asil, göz alıcı ve bir o kadar da minik.”

O kadar övüp övüp sonunda laf sokmayı da unutmamıştı ama umurumda bile değildi. Ateş böceklerine bayılırdım hemde küçüklüğümden beri. Bu yüzden bu lakap hoşuma gitmemiş, değildi.

“Bugün buluşalım.” deyip lafı değiştirdim.

“Katılıyorum, kararını verdiğine göre uzatmaya gerek yok. Daha çok yolumuz var, öğrenmen gereken çok şey var ve birbirimize alışmalıyız. Baban, annen, abin ve arkadaşlarınla buraya gelin, daha öğreneceğiniz şeyler var.”

“Anlaştık, peki ama neden herkes gelsin istedin, merak ettim doğrusu.” dedim anlamadığımı belli eder bir ses tonuyla.

Belki de rahat ve güvende hissettirmek istemişti ama ona yaklaştıkça içimdeki güven zaten artıyordu, acaba bunu biliyor muydu? Ya da o da güvende hissediyor muydu?

“Bu yol uzun, zor ve karmaşık gerçekten güvenebileceğimiz ve bize yardımcı olmayı gönülden isteyecek kişilere ihtiyacımız var. Baban, kraliyet kütüphanesi sorumlusu ve her türlü bilgiye erişimi var. Annen, iyi bir diplomat ve bunun yanında krallığınızın en yetenekli sayılı savaşçılarından, seni çok daha iyi eğitecektir. Abin Kael, ejderhalar hakkında her şeyi bilen ondan daha iyi birini bulamayız ve sana yardım etmek için elinden gelenin en iyisini yapar. Ayrıca üçü de ejderha kanı soyundan geliyor ve bu da herhangi bir ejderha ile bağ kurma ihtimalleri var demek oluyor. Yani sana en çok destek olabilecek olan onlar. Arkadaşlarına gelecek olursak; Orion, oldukça zeki ve mantıklı hatta belki de grupta her hareketi düşünen tek kişi bile olabilir. Aynı zamanda iyi bir dövüşçü resmen kılıçla dans ediyor. Annenin eğitiminden geçmiş belli ve senin için canını vermeye hazır. İlk karşılaştığımız gün bana olan bakışını görseydin bunu anlardın. Saygı duyduğum nadir insanlardan. Lyra, sessiz ve hızlı tıpkı gizli bir ajan gibi ayrıca hırslı ve çalışkan attığı oku hedeflediği yere tutturuyor. Eli hızlı, atik ve keskin gözlü. Son olarak Felix, aklı beş karış havada ve macerada olsa da bazılarının görmediği arkada kalan şeyleri görüp fark ediyor. Ufak hareketlerle büyük etkiler yaratıyor.”

Sonra aynı anda zihinden aynı şeyi söyledik.

“Tıpkı bir kral gibi.”

Herkesi çok iyi tanıyordu ve bu beni şoka uğratmıştı. Bunca yıldır beni ve çevremdeki herkesi izlemiş ve takip mi etmişti? Bu yaşıma kadar karşılaşmamızı mı beklemişti? Zihnime kendinden emin bir şekilde cevap verdi.

“Ben seni on dört yıldır değil, on dokuz bin dört yüz elli altı yıldır bekliyorum, Ateş Böceği.” Sadece bende değil, tüm dünya bekliyor. Bizim ve bu ekip için.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.