Gözlemcileri takip etmek için planımız belliydi ve bu basit bir orman yürüyüşü olmayacaktı. Lyra, Orion ve Felix ile tekrar buluştuğumda herkes elinden gelen en iyi hazırlığı yapmıştı.
Lyra, gizlenmek için koyu renkli pelerinler ve on üçüncü yaş gününde (iki yıl önce) ailesinin ona verdiği arbaletini de yanına almıştı.
- Eğer fark edilirsek şansımız olmaz, dedi. Ciddi bir ifadeyle.
Elbette hiç kimseye zarar vermek istemiyorduk. Bu önlemleri sadece kendimizi korumak için aldığımızı hepimiz biliyorduk.
Orion, harita ve pusula getirmişti.
- Eğer işler ters giderse geri dönmek için en azından yolumuzu bulabilmeliyiz, derken elini belindeki kılıcına götürdü. O da o kılıcı on üçüncü yaş gününde (üç yıl önce) almıştı.
Felix, yiyecek ve ip getirmişti.
- Zor durumda kalırsak aç kalmayalım, dedi. Orion’un kılıcını gördüğünde elini cebine atıp sapanını çıkardı ve yüzümüze doğru sallarken:
- Bakın bende ne var, dedi. Heyecanla gülümseyerek. On beş yaşında olmasına rağmen ailesi bu sapanı ona anca bu seneki doğum gününde verebilmişti. Amcası olan kralımız bu sapanın çok uzak diyarlarda yaşayan bir usta tarafından yapıldığını bu yüzden bu kadar uzun sürdüğünü söylemişti ama asıl garip olan, kral kendi çocuklarına sıradan birer kılıç vermişti. Bu sırada Felix bana seslendi:
-Aveline! Sen ne getirdin?. Çantamı açıp göstererek;
- Bende yanıma biraz merhem ve su aldım. Hançerimi almayı da unutmadım. Vadide neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz, dedim.
Herkes sessizleşti, bu bir oyun değildi.
- Hazır mıyız?, diye sordum.
Üçü de başını salladı. Herkes erkenden uyumak için eve döndü çünkü sabah gözlemcilerden de erken kalkmalıydık.
Eve döndüğümde kimseye bir şey belli etmemeye çalışıp yarın arkadaşlarımla birlikte ormana pikniğe gideceğimi ve bu yüzden erken kalkmam gerektiğini söyleyip erkenden yattım. Heyecandan ilk başlarda uyuyamamıştım ama sonra uyuyakalmışım.
Gözlemciler sabah erkenden harekete geçti. Bizde gölge gibi peşlerine düştük. Kael’ın ekibi önümüzde ilerlerken nefesimizi bile tutarak yürüyorduk. Ne kadar iyi eğitimli olduklarını en iyi ben bilirdim.
Abim on yedi yaşındayken bu ekibe seçilmiş ve iki yıl boyunca eğitim almıştı. Eve her geldiğinde öğrendiklerini bana da anlatır ve öğretirdi. Bu okulda aldığımız dövüş derslerinde bana oldukça avantaj sağlamıştı. Ekibin lideri olarak atandığında havalara uçmuştu. On dokuz yaşında ekip lideri olmuştu. Kendinden yaşça büyük gözlemciler onun gözetimi altında çalışıyordu ve üç yıldır görevini layığıyla yerine getiriyordu. En büyük başarısının da beni bu süre boyunca ejderhalardan uzak tutmayı başarabilmesi olduğunu hep söylerdi.
Aslında söz dinleyen biriydim ama bu sefer işin rengi değişmişti. Ejderhaların yardıma ihtiyacı vardı. Son bir haftadır onlarda farklılıklar olduğu söyleyip duruyordu ve bende artık büyümüş, korkumu aşmıştım ya da öyle olduğunu sanıyordum ama tek emin olduğum şey artık onları görmek istediğimdi. Diğer insanlar gibi korkmuyordum. Arkamdan gelen ufak bir gürültüyle şaşkınca arkama döndüm. Felix yere düşmüştü. Lyra kalkmasına yardım ederken Orion, Felix’in çantasını alıp onları ağacın arkasına doğru çekti. Bende önümdeki ağaca yaslandım. Birkaç saniye bekledikten sonra onların duymadığını fark ettik. Bu beni çok rahatlatmıştı. En ufak bir hata daha yaparsak fark edilebilirdik. Bu yüzden ben ve Lyra Felix’in yanına geçtik. Lyra inanılmaz bir şekilde çok sessiz ve hızlı hareket edebiliyordu. Tıpkı bir ajan gibi. Bu özelliğini fark ettiğimden beri ona hayrandım. Felix ile onun adımlarını takip etmeye başladık.
O sırada geçen seneki şenliklerde kılıç dövüşü şampiyonu olan Orion, önümüzden ilerliyordu. Karşımıza tehlikeli bir şey çıkma ihtimalinde en çok ona güveniyorduk çünkü şu an aramızdaki en ölümcül olan oydu.
Dağlar Geçidi’nin arkasındaki ormanın sonuna yaklaşıyorduk. Vadinin başlangıcına vardığımızda Kael bir an durdu ve;
- Bir şeyler yanlış, dedi.
Bizde yanlış olduğunu hissediyorduk ama ne olduğunu bilmiyorduk.
Gözlemciler vadinin girişindeki kayaların ortasına yerleşirken bizde sessizce ilerledik. Ancak tam içeri sızmaya çalışırken yerin titrediğini hissettik ve o sırada bir patlama sesi duyuldu. Vadinin ilerisinde kayalar sarsıldı ve bir ejderha kükremesi havayı inletti.
Kael ve ekibi hızla ileri atıldı. Bizse arkamızdaki toprak kayarken dengeyi kaybedip aşağı yuvarlandık.
- Tutunun!, diye bağırdı Orion.
Ama çok geçti kendimizi vadinin derinliklerinde bulduk. Ejderhalar ve ekip bizi fark etmeden saklanacak bir yer bulmalıydık. Herkes panikle etrafa bakınırken Felix;
- Orada, dedi ve eliyle büyük bir mağarayı işaret etti. Daha fazla düşünmeye vaktimiz yoktu. Koşarak mağaraya girdik ve nefes nefese içeri saklandık. Dışarıda, devasa gölgeler hareket ediyordu.
Ejderhalar bizi hissetmiş miydi? Ve... Bu vadide neler oluyordu?