İçeriğe geç

Unutulanların Soyu

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Unutulanların Soyu

Bölüm 8

Bölüm 8: Mührün Ötesinde

Gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey sessizlikti.

Normal bir sessizlik değildi bu. Bir odada kimsenin konuşmaması, dışarıda rüzgârın esmeyi bırakması ya da gecenin birkaç saniyeliğine bütün şehri yutması gibi değildi. Daha ağırdı. Sanki dünyanın kendisi nefesini tutmuştu ve ben o nefesin içinde uyanmıştım. Tavana baktım. Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu hatırlayamadım. Sonra gece geri geldi. Siyah kapı. Üzerindeki gül. O ses. Kapının çocuğu. Annemin yüzü. Lucifer'ın gözleri. Dean'in dudaklarının dudaklarıma değdiği o kısa, sıcak an ve ardından her şeyi paramparça eden görüntü.

Yavaşça doğruldum. Odanın diğer tarafında Dean pencerenin önünde duruyordu. Kollarını göğsünde birleştirmiş, dışarı bakıyordu. Sabah henüz doğmamıştı. Camın ardından Roma'nın ışıkları solgun görünüyordu. Birkaç saniye onu izledim. Sanki beni fark etmesini istemiyordum. Çünkü onun yanında olduğum zaman, dünyanın geri kalanındaki bütün korkular birkaç dakikalığına uzaklaşıyordu. Bu kadar tehlikeli bir dünyada bir insanın başka birine böyle güvenebilmesi bana hâlâ tuhaf geliyordu.

"Uyandın."

Sesiyle irkildim. Gülümsediğimi fark ettim.

"Ne zamandır uyanıksın?"

"Yeterince uzun."

"Bu cevap değil."

Dean başını çevirip bana baktı. Yüzünde o alışıldık, kendinden emin ifade vardı ama gözlerinin altında uykusuzluk saklanamıyordu. Bana doğru birkaç adım attı. "Sen uyurken odanın kapısında bir şey gördüm."

Gülümsemem kayboldu.

"Ne gördün?"

"Bir gölge."

Kalbim hızlandı. "İnsan mıydı?"

"Hayır."

Tek kelime.

Odanın sıcaklığı sanki bir anda düştü.

Dean yatağın kenarına oturdu. "Sam'i uyandırmadım. Çünkü önce emin olmak istedim. Sonra gölge kayboldu."

"Ve sen bana şimdi söylüyorsun."

"Çünkü seni korkutmak istemedim."

"Dean, hayatımın son birkaç gününde melekler, iblisler, vampirler, cadılar ve cehennem kralıyla tanıştım. Korku konusunda çıtam biraz yükseldi."

Dudaklarının kenarı kıvrıldı. "Evet. Bunu fark ettim."

İstemeden güldüm. Çok kısa sürdü. Çünkü kapının dışından gelen ayak sesleri ikimizi de susturdu.

Üç kez vuruldu.

Dean ayağa kalktı.

Elini silahına götürdü.

"Kim?"

Cevap gelmedi.

Bir kez daha vuruldu.

Bu kez kapının altından siyah bir şey süzüldü.

Ben olduğum yerde donup kaldım. Dean eğilip baktığında bunun bir gölge olmadığını gördü. Küçük, siyah bir tüy yere düşmüştü. Ama tüy değildi. Kenarlarında ince kırmızı damarlar vardı ve üzerinde bizim daha önce gördüğümüz siyah gül sembolü işlenmişti.

Dean onu eline almadı.

"Sam!" diye bağırdı.

Koridordan koşuşturma sesi geldi. Birkaç saniye sonra Sam, Bobby, Constantine ve Castiel aynı anda odaya doluştu. Arkalarından Damon geldi. Damon'ın yüzündeki ifade, normalde taşıdığı alaycı rahatlıktan çok uzaktı.

Constantine yerdeki tüyü gördüğü anda durdu.

Yüzü değişti.

"Bu iyi değil."

Damon kaşını kaldırdı. "Son zamanlarda iyi olan bir şey gördün mü zaten?"

Constantine ona bakmadı bile. Eğilip tüyü dikkatlice inceledi. "Bu bir mesaj."

Bobby homurdandı. "Kimden?"

Constantine tüyü çevirdi.

Altında tek bir kelime vardı.

EVELINE.

İsmı gördüğüm anda içimde bir şey koptu.

Bir görüntü zihnimin içinde patladı.

Karanlık bir orman.

Yağmur.

Eski taşlardan yapılmış bir kilise.

Ve kırmızı saçlı genç bir kadın.

Eveline Vesper.

Onu daha önce görmüştüm. Ama bu kez yalnız değildi.

Karşısında beyaz kanatlı bir adam duruyordu.

Melek.

Fakat yüzünü göremiyordum.

Eveline'in elinde aynı siyah gül vardı. Adam ise göğsünün üzerine elini koymuştu. Ardından bir ses duydum.

"Kapıyı açarsan, seni unutacaklar."

Eveline cevap verdi.

"Peki ya çocuğum?"

Melek bir süre sustu.

Sonra:

"Çocuğun hatırlanacak."

Görüntü değişti.

Bir bebek.

Ben.

Annem.

Lucifer.

Ve annemin yüzünde korku.

Geri çekildim.

Dean hemen kolumdan tuttu.

"Seraphine."

Nefes alamıyordum.

Constantine bana baktı. "Ne gördün?"

Cevap vermeden önce gözlerimi kapattım. "Eveline'i."

Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.

"Eveline Vesper'i mi?" diye sordu Sam.

Başımı salladım.

"Bir melek vardı."

Castiel'in yüzü gerildi.

"Nasıl bir melek?"

"Yüzünü göremedim."

Castiel birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra çok sessiz bir sesle konuştu.

"Bu mümkün değil."

Dean ona döndü. "Neyin mümkün olmadığını biraz daha açıklayıcı anlatabilir misin?"

Castiel'in bakışları bende kaldı.

"Eveline Vesper'in hikâyesindeki melek kayıtlardan silindi."

Constantine kaşlarını çattı. "Silindi derken?"

"Adı. Görevi. Varlığına dair bütün kayıtlar."

Bobby ağır ağır ayağa kalktı.

"Bir meleğin kayıtlardan silinmesi için ne gerekir?"

Castiel cevap vermedi.

Bu kez Lucifer'ın sesi koridorun sonundan geldi.

"Gereken şey, Tanrı'nın bile hatırlamak istemeyeceği bir günahtır."

Herkes ona döndü.

Lucifer kapının yanında durmuştu.

Üzerinde koyu renk bir gömlek vardı. Her zamanki sakinliğinin altında, ilk kez gerçekten ciddi görünüyordu.

Dean silahını doğrulttu.

"Bir adım daha atma."

Lucifer gözlerini devirdi.

"Winchester, sabahın bu saatinde silah doğrultulmasından hiç hoşlanmıyorum."

"Ben de senden hoşlanmıyorum."

"Karşılıklı."

Damon kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bu aile toplantısının sonunda herkes birbirini öldürürse şaşırmayacağım."

Lucifer bana baktı.

"Seraphine."

İsmimi söyleyişinde tuhaf bir şey vardı. Sanki beni ilk kez gerçekten görüyordu.

"Ne hatırladın?"

"Bir melek."

Lucifer'ın yüzündeki ifade değişti.

"Adı neydi?"

"Duymadım."

Lucifer birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra gözlerini kapattı.

"Duymanı istemediler."

"Kim?"

Lucifer gözlerini açtı.

"Mezarı bile olmayanların."

O anda bütün ışıklar söndü.

Karanlığın içinde bir ses duyuldu.

Bir kadın sesi.

Çok uzaktan geliyordu.

Ama aynı zamanda kulağımın hemen dibindeydi.

"Seraphine..."

Dean bana yaklaştı.

"Sen de duydun mu?"

Başımı salladım.

"Seraphine..."

Ses bu kez daha netti.

"Kapı açılmadı."

Nefesimi tuttum.

"Kapı uyandı."

Ve ardından bir şey yere düştü.

Castiel hızla ışığı geri getirdi.

Odanın ortasında siyah bir gül vardı.

Ama bu kez gülün üzerinde kan yoktu.

Kül vardı.

Constantine yavaşça yaklaştı.

Gülü gördüğü anda yüzü bembeyaz kesildi.

"Bu ne?" diye sordum.

Cevap vermedi.

"John."

Constantine başını kaldırdı.

"Bu bir cenaze gülü."

"Ne demek?"

"Bir Vesper öldüğünde kullanılır."

Bobby kaşlarını çattı.

"Kim öldü?"

Constantine bana baktı.

"Henüz kimse."

Bir anlık sessizlik oldu.

Sonra ekledi:

"Bu yüzden daha kötü."

Kalbim sıkıştı.

"Ne demek istiyorsun?"

Constantine siyah gülü yerden aldı. Parmaklarının arasındaki kül havaya karıştı.

"Bu, ölümden önce bırakılan işaret."

Dean hemen yanıma geldi.

"Yani biri bizim için geliyor."

Constantine başını salladı.

"Hayır."

Gözleri benimkilerle buluştu.

"Biri zaten burada."

O anda arkamızdaki aynadan bir ses geldi.

Çat.

Hepimiz döndük.

Ayna çatlamıştı.

Ama çatlak camda değildi.

Yansımanın içindeydi.

Ve aynada bizim görüntümüz yoktu.

Sadece bir kadın duruyordu.

Kırmızı saçlı.

Solgun yüzlü.

Üzerinde eski, siyah bir elbise vardı.

Bana bakıyordu.

Eveline.

Dudakları kıpırdadı.

Bu kez sesini herkes duydu.

"Seraphine..."

Bir adım attı.

Aynanın içinden.

"Annen sana her şeyi anlatmadı."

Ben nefesimi tuttum.

"Ne anlatmadı?"

Eveline'in gözleri karardı.

"Sen Lucifer'ın çocuğu değilsin."

Oda buz kesti.

Dean'in yüzündeki ifade değişti.

Sam bir adım öne çıktı.

Castiel bile kıpırdamadı.

Eveline bana baktı.

"Sen kapının çocuğusun."

Ardından aynanın içindeki görüntü parçalandı.

Ve son duyduğum şey, kulağımın içinde yankılanan tek bir cümleydi:

"Ama kapının ardında seni bekleyen şey... baban."

Ayna paramparça oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.