Lucifer’ın son cümlesinden sonra odadaki sessizlik öylesine ağırlaştı ki, bir an için herkesin nefes alışını duyabileceğimi sandım. Belki de gerçekten duyuyordum. Belki de artık insanlarla melekleri, iblisleri ve yüzyıllardır ölü olması gereken varlıkları aynı odada görmeye alıştığım için beynim gerçeklik kavramını çoktan istifa dilekçesiyle masaya bırakmıştı.
Livia seni benden sakladı. Beni senden sakladı.
Bu cümle kafamın içinde dönüp duruyordu.
Annem.
Lucifer.
Ben.
Üç kelimeyi aynı cümlede düşünmek bile midemi bulandırmaya yetiyordu.
Gözlerimi Lucifer'dan ayırmadan, parmaklarımı istemsizce boynumdaki kolyeye götürdüm. Annemin bana bıraktığı o küçük taş, avucumun içinde her zamankinden daha sıcak hissediliyordu. Sanki metal değil de canlı bir şeydi. Nabız atıyordu.
Lucifer bunu fark etti.
Elbette fark etti.
Böyle bir adamın odadaki bir sineğin kanat çırpışını bile fark etmeyeceğini düşünmek, muhtemelen insanlığın en saf aptallıklarından biri olurdu.
“Bana neden söylemedi?” diye sordum.
Sesim beklediğimden daha sakin çıktı.
Lucifer başını hafifçe yana eğdi.
“Çünkü seni korumak istedi.”
“Benden neyi korumak istedi?”
“Beni.”
Kaşlarımı çattım.
“Bu hiç mantıklı değil.”
“Hayatının son birkaç gününe bakarsan,” dedi Lucifer, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle, “mantıklı olan şeylerin zaten ciddi bir azınlıkta kaldığını kabul etmen gerektiğini düşünüyorum.”
Dean, arkamdan homurdandı.
“İlk defa Şeytan'la aynı fikirdeyim.”
Lucifer ona döndü.
“Bunu çerçeveletmelisin, Winchester.”
Dean kollarını göğsünde birleştirdi.
“Cehennemine asarım.”
“Çok yaratıcı.”
“Teşekkürler.”
“Rica ederim.”
İkisine baktım.
“İkiniz gerçekten şu anda bunu mu yapıyorsunuz?”
Dean bana baktı.
“Gerilimi azaltıyorum.”
“Senin gerilim azaltma yönteminin ne olduğunu biliyorum.”
“Ne?”
“İnsanları sinirlendirmek.”
Dean bir an düşündü.
“İşe yarıyor ama.”
İstemeden gözlerimi devirdim.
Sam ise masadaki eski kitabı kapatıp bize döndü.
“Bence asıl soru Lucifer'ın neden burada olduğu.”
O anda odadaki hava yeniden değişti.
Castiel'in bakışları Lucifer'a çevrildi.
Crowley kadehini masaya bıraktı.
Bobby'nin eli içgüdüsel olarak belinin yanındaki silaha gitti.
Damon ise koltuğun arkasına yaslanmış, bütün bu kaosu sanki hayatının en pahalı tiyatro gösterisini izliyormuş gibi seyrediyordu.
“Benim de bir sorum var,” dedi Damon. “Neden herkes burada? Yani yanlış anlamayın, kadro oldukça etkileyici. Ama bu kadar doğaüstü varlık bir odada olduğuna göre ya dünyanın sonu geliyor ya da biri çok kötü bir parti organize etmiş.”
Crowley ona baktı.
“İkincisi olsaydı seni davet etmezdim.”
Damon gülümsedi.
“Beni davet etmeden de her yerde bulunabilirim.”
“İşte bundan korkuyorum.”
Lucifer, ikisine de aldırmadan bana bakıyordu.
“Seraphine.”
Adımı söyleyişinde tuhaf bir şey vardı.
Sanki ismimi ilk kez söylemiyordu.
Sanki beni yıllardır tanıyordu.
“Sen annenin bana dair ne anlattığını soruyorsun.” Lucifer yavaşça ayağa kalktı. “Ama yanlış soruyu soruyorsun.”
“Doğru soru ne?”
“Annen sana neden hiçbir şey anlatmadı?”
Bir an cevap veremedim.
Çünkü haklıydı.
Annemin bana bıraktığı şeyler vardı. Kolyem. Birkaç eski mektup. Bazı isimler. Bazı tarihler. Ve hiçbirinin anlamını açıklamayan, yarım bırakılmış cümleler.
Ama Lucifer'ın adı hiçbir yerde yoktu.
Sanki biri özellikle o ismi bütün hayatımdan kazımıştı.
Constantine, odanın diğer tarafında sessizce duran eski kitabı açtı. Parmaklarını sayfaların üzerinde gezdirirken yüzündeki ifade değişti.
“Bir şey buldum.”
Herkes ona döndü.
Constantine kitabın ortalarındaki sayfalardan birini çevirdi.
Sayfada siyah mürekkeple çizilmiş bir sembol vardı.
Siyah bir gül.
Ama gülün ortasında üç ince çizgi birbirine bağlanıyordu.
Aynı sembol.
Annemin kolyesinin arkasında gördüğüm sembol.
Aynı sembol, günlerdir rüyalarımda gördüğüm kapının üzerinde vardı.
Kalbim hızlandı.
“Bu...” dedim.
Constantine başını kaldırdı.
“Evet.”
“Vesper sembolü.”
“Daha doğrusu,” dedi, “Vesper soyunun ilk kaydında kullanılan mühür.”
Yaklaştım.
Sayfanın altındaki yazıları okumaya çalıştım ama eski dil yüzünden yalnızca birkaç kelime seçebiliyordum.
Constantine parmağını bir satırın üzerinde gezdirdi.
“Burada bir isim var.”
“Kim?”
“Eveline Vesper.”
Bobby'nin yüzü sertleşti.
“Eveline.”
“Sen onu tanıyor musun?” diye sordum.
“Tanımak denmez.” Bobby kitabın kapağına baktı. “Ama adını avcı kayıtlarında gördüm.”
Crowley hafifçe güldü.
“Eveline Vesper.”
Bu kez gülümsemesinde alay yoktu.
“Bu kadın yüzünden birkaç yüzyıl boyunca cehennemdeki bazı kapılar normalden biraz daha fazla sorun çıkardı.”
Dean kaşını kaldırdı.
“Bir insan cehenneme bu kadar bela mı olabilir?”
Crowley ona baktı.
“Sen Winchester'sın. Gerçekten bunu soruyor musun?”
Dean sustu.
“Tamam,” dedi sonunda. “Haklısın.”
Constantine sayfayı çevirdi.
“Burada bir anlaşmadan söz ediliyor.”
“Ne tür bir anlaşma?” diye sordum.
Constantine'in gözleri Lucifer'a kaydı.
Sonra tekrar bana baktı.
“Bir insan ile bir melek arasında.”
O anda odadaki herkes sustu.
Benimse zihnim tek bir düşünceye takıldı.
Annem.
“Livia mı?” dedim.
Constantine cevap vermedi.
Bu sessizlik, cevaptan daha kötüydü.
“Livia mı?” diye tekrar sordum.
Bu kez Castiel konuştu.
“Bilmiyoruz.”
Lucifer ise hafifçe başını eğdi.
“Biliyorum.”
Ona döndüm.
“Ne?”
Lucifer'ın gözlerinde ilk kez o kendinden emin gülümsemenin gerisinde başka bir şey gördüm.
Eski bir acı.
Belki öfke.
Belki pişmanlık.
Ama bir anlıktı.
Sonra kayboldu.
“Annen,” dedi, “Vesper soyunun son anlaşmasını yapan kişi değildi.”
“Kimdi?”
“Sen.”
Odanın içindeki bütün sesler sanki bir anda yok oldu.
“Ne?”
“Senin doğumun,” dedi Lucifer, “bir anlaşmanın sonucuydu.”
Nefesim kesildi.
Dean hemen öne çıktı.
“Bir dakika.”
Lucifer ona baktı.
Dean'in sesi sertleşti.
“Ne demek doğumu bir anlaşmanın sonucuydu?”
“Tam olarak söylediğim şeyi.”
“Seraphine'in doğumu bir anlaşmanın parçası mıydı?”
“Evet.”
Dean'in çenesi gerildi.
Sam de ayağa kalktı.
“Kimlerle yapılmış bir anlaşma?”
Lucifer cevap vermeden önce Castiel araya girdi.
“Cennet.”
Crowley güldü.
“Ve cehennem.”
Constantine ekledi:
“Ve insan dünyası.”
Üç farklı cevap.
Üç farklı taraf.
Ama hepsi aynı yere çıkıyordu.
Bana.
Ben odanın ortasında durmuş, herkesin benim hakkımda konuşmasını izliyordum.
Sanki ben orada değildim.
Sanki bir insan değil, çözülmesi gereken eski bir denklemmişim gibi.
“Yeter.”
Sesim bu kez daha yüksekti.
Herkes sustu.
“Ben buradayım.”
Kimse cevap vermedi.
“Benim hakkımda konuşmayı bırakın.”
Dean hemen bana döndü.
“Seraphine...”
“Hayır.”
Başımı iki yana salladım.
“Hayatım boyunca herkes benim adıma karar vermiş. Annem neyi bilip bilmeyeceğime karar vermiş. Beni saklamış. Şimdi siz bana kim olduğumu anlatıyorsunuz. Melekler, iblisler, vampirler...”
Damon elini kaldırdı.
“Ben vampir kısmını özellikle belirtmek istiyorum.”
Ona baktım.
“Şu anda hiç yardımcı olmuyorsun.”
“Biliyorum.”
Elini indirdi.
“Devam et.”
İlk kez gerçekten sinirlendiğimi hissediyordum.
“Ben bir insanım.”
Lucifer'ın yüzündeki ifade değişmedi.
Ama Castiel'in gözlerinde bir şey kıpırdadı.
“Seraphine,” dedi sakin bir sesle, “insan olman gerçeğini değiştiren hiçbir şey yok.”
Lucifer başını ona çevirdi.
“Henüz.”
Castiel'in bakışları sertleşti.
“Ne demek istiyorsun?”
Lucifer cevap vermedi.
Bunun yerine bana baktı.
“Bunu kendin göreceksin.”
Tam o sırada kolyem yandı.
Gerçek anlamda.
Boynumdan yayılan sıcaklık göğsüme kadar indi.
Çığlık atarak kolyeyi çıkarmaya çalıştım.
Dean bana doğru koştu.
“Seraphine!”
Castiel de aynı anda elini kaldırdı.
Ama artık çok geçti.
Odanın duvarlarında siyah çizgiler belirmeye başladı.
Önce inceydi.
Sonra dallanır gibi büyüdüler.
Bir ağaca benzedi.
Hayır.
Bir kapıya.
Duvarın üzerinde siyah bir kapı oluşuyordu.
Aynı kapıyı rüyalarımda görmüştüm.
Siyah taş.
Üzerinde siyah gül.
Ve üç çizgi.
Kalbim deli gibi atıyordu.
“Bu ne?” diye fısıldadım.
Constantine kitabı kapattı.
“Bu iyi değil.”
Dean ona baktı.
“Bunu söylemek için mi buradaydın?”
“Genellikle kötü şeylerin öncesinde böyle açıklamalar yaparım.”
“Bir dahaki sefere daha erken başla.”
Kapının içinden bir ses geldi.
Fısıltı gibi.
Ama aynı zamanda binlerce kişinin aynı anda konuşması gibiydi.
Seraphine...
Donup kaldım.
Ses bana aitti.
Ya da benim sesime benziyordu.
Sonra kapının üzerinde tek bir kelime belirdi.
UNUTMA.
Ve görüntü değişti.
Bir anda artık Roma'daki güvenli evde değildim.
Başka bir yerdeydim.
Başka bir zamandaydı.
Yaşlı bir taş ev.
Yağmur.
Bir kadın.
Annem.
Livia.
Kollarında küçük bir bebek vardı.
Bebek bendim.
Annem ağlıyordu.
Karşısında ise biri duruyordu.
Yüzünü göremiyordum.
Ama kanatlarını gördüm.
Devasa.
Bembeyaz.
Sonra görüntü karardı.
Başka bir sahne.
Annem beni bir yatağın üzerine yatırıyordu.
Elinde aynı kolye vardı.
Ve kulağıma eğilip bir şey söylüyordu.
Bu kez sesini net duydum.
“Beni affet.”
Görüntü sarsıldı.
Ardından annemin arkasında bir gölge belirdi.
Lucifer.
Ama gençti.
Daha farklı görünüyordu.
Daha... yalnız.
Annem ona baktı.
“Onu alamazsın.”
Lucifer cevap verdi.
“Onu almak istemiyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Hayır.”
Lucifer'ın bakışları bebeğe, yani bana kaydı.
“Onu korumak istiyorum.”
Görüntü parçalandı.
Gözlerimi açtığımda hâlâ odadaydım.
Ama herkes bana bakıyordu.
Dizlerimin bağı çözülmüş gibi oldu.
Dean beni tuttu.
“Hey.”
Nefes alamıyordum.
“Annem...”
“Ne gördün?”
Başımı kaldırdım.
“Lucifer yalan söylemiyordu.”
Odadaki herkes sustu.
“Annem benden onu saklamamış.”
Lucifer'a baktım.
“Beni ondan saklamış.”
Lucifer'ın yüzünde o tanıdık, soğuk gülümseme belirdi.
“Sonunda.”
Dean hemen araya girdi.
“Bir saniye. Bundan hiç hoşlanmıyorum.”
Damon başını salladı.
“Şaşırtıcı biçimde ortak bir görüşümüz daha oldu.”
Dean ona baktı.
“Bunu alışkanlık haline getirme.”
Damon gülümsedi.
“Merak etme. Fazla gururumu zedeleyebilir.”
Crowley kadehini kaldırdı.
“Neşelenin çocuklar. Henüz dünyanın sonu gelmedi.”
Bobby ona baktı.
“Henüz mü?”
Crowley omuz silkti.
“Ben sadece gerçekçi olmaya çalışıyorum.”
Constantine derin bir nefes aldı.
“Kapı açılmaya başladı.”
Herkes tekrar siyah kapıya döndü.
Kapının arkasından bu kez başka bir ses geldi.
Daha derin.
Daha eski.
Ve çok daha yakındı.
Vesper.
Bir adım geriye çekildim.
Castiel önümde durdu.
Dean silahını çıkardı.
Sam kitabı açtı.
Bobby namlusunu kapıya çevirdi.
Crowley'nin yüzündeki alaycı ifade tamamen kayboldu.
Lucifer ise yalnızca kapıya bakıyordu.
Sonra yavaşça konuştu.
“İşte şimdi başlıyor.”
Kapı aralandı.
Ve karanlığın içinden bir çift göz açıldı.
