
Eveline'in son cümlesi ormanın içinde yankılandıktan sonra hiç kimse birkaç saniye boyunca konuşmadı. “Sen mühürlerin taşıyıcısı değilsin, Seraphine. Sen onların hatırladığı kişisin.” Bu sözler zihnimin içinde dönüp duruyordu. Sanki bir cümle olmaktan çıkıp kanımın içine karışmışlardı. Boynumdaki kolye hâlâ sıcaktı ve parmaklarımı üzerinden çektiğimde bile derimin altında ince bir titreşim hissediyordum. Önümde duran Eveline'e baktığımda artık onu yalnızca geçmişten çıkıp gelmiş gizemli bir kadın olarak göremiyordum. O, benim çocukluğumun içinde silinmiş bir parçaydı. Hatırlamadığım bir aile üyesi, annemin sustuğu yılların canlı kanıtıydı. Fakat asıl korkutucu olan, Eveline'in söylediklerinin doğru olmasıydı. Üçüncü mühür kırılmış, ardından geçmişimin parçaları ortaya çıkmaya başlamıştı. Önce Livia, sonra Michael, sonra Lucifer, ardından Elias ve şimdi Eveline. Sanki hayatımın her döneminde birileri benden bir parça alıp başka bir yere saklamıştı. Ben ise yıllarca kendi hayatımı yaşadığımı sanmıştım. Oysa şimdi geçmişimin bir başkasının elinde tutulmuş bir kitap olduğunu ve sayfaların tek tek bana geri verildiğini hissediyordum. Dean yanımda duruyor, eli belimin hemen yanında ama bana dokunmadan bekliyordu. Beni zorlamıyordu. Bunu sevmiştim. Çünkü artık kimsenin benim adıma karar vermesini istemiyordum. Eveline ise gözlerini üzerimden ayırmadan bekledi. Sanki vereceğim cevabın yalnızca bu geceyi değil, bundan sonraki her şeyi değiştireceğini biliyordu.Eveline: “Bana inanmak zorunda değilsin.”“Zaten sana hemen inanmayacağım.”Eveline'in dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.Eveline: “Güzel. Livia'nın seni bu kadar uzun süre hayatta tutmasının bir sebebi var.”Annem hemen araya girdi.Livia: “Onu kendi oyununa çekmeyeceksin.”Eveline başını yavaşça ona çevirdi.Eveline: “Hâlâ anlamadın mı? Oyun çoktan başladı.”Dean: “Benim hoşuma gitmeyen kısım da tam olarak bu.”Eveline bu kez Dean'e baktı.Eveline: “Sen de onun hikâyesinin içinde değilsin sanıyorsun.”Dean'in yüzündeki ifade sertleşti.Dean: “Ben neredeysem, o da orada.”Eveline bir süre ona baktıktan sonra tekrar bana döndü.Eveline: “İşte bundan korkuyorum.”Bu sözden sonra Eveline elini kaldırdı. Parmaklarının arasında ince, eski bir zincir belirdi. Zincirin ucunda benim kolyemin aynısı vardı. Fakat onun kolyesinin merkezindeki kırmızı taş siyahlaşmıştı. Eveline onu avucunda tuttuğunda ormanın içindeki hava bir anda değişti. Ağaçların arasından soğuk bir rüzgâr geçti. Bonnie birkaç adım geri çekildi. Castiel başını kaldırdı. Sam'in elindeki fener titredi. Michael ise ilk kez Eveline'e doğrudan baktı. O an onun yüzünde gördüğüm şey korkuydu. Gerçek korku. Michael gibi bir varlığın korkabileceğini daha önce düşünmemiştim. Fakat Eveline'e bakarken gözlerinde yıllardır görmediğim bir tedirginlik vardı. Bu da bana onun geçmişinin düşündüğümüzden çok daha büyük olduğunu gösteriyordu. Eveline kolyeyi yere bıraktığında taş toprağa değmeden havada asılı kaldı. Ardından etrafında ince siyah çizgiler oluştu. Çizgiler önce daire, sonra eski bir sembol hâline geldi. Bonnie sembolü görünce nefesini tuttu. Rowena hemen yanına geçti. İkisinin de yüzündeki ifade aynı anda değişti. Çünkü o sembol bir mühür değildi. Bir isimdi. Eski cadı alfabelerinde yazılmış tek bir kelime vardı. “Aster.” Bonnie kelimeyi fısıldadığında Eveline'in yüzündeki ifade tamamen değişti. Sanki sonunda sakladığı kapının ilk anahtarını masanın üzerine koymuştu.Şapele döndüğümüzde Rowena bizi bekliyordu. Yanında daha önce hiç görmediğim bir adam vardı. Otuzlarının sonlarında görünüyordu. Üzerinde eski bir avcı ceketi, boynunda gümüş bir zincir ve sağ elinde siyah taşlı bir yüzük vardı. Adam bizi gördüğünde ayağa kalktı. Dean'in eli içgüdüsel olarak silahına gitti. Adam bunu fark etti ama tepki vermedi. Yalnızca bana baktı. Gözleri kolyeme indiğinde yüzündeki bütün ifade değişti. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden beni inceledi. Sonra cebinden eski bir fotoğraf çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. Fotoğrafta üç kişi vardı. Eveline, genç Livia ve yanında henüz çocuk yaşta görünen başka bir kadın. Fakat fotoğrafın kenarında bir erkek de vardı. Yüzünün yarısı gölgede kalmıştı. Adam parmağını o kişinin üzerine koydu.Adam: “Benim adım Adrian Vale.”Dean kaşını kaldırdı.Dean: “Biraz daha açıklayıcı ol.”Adam ona baktı.Adrian: “Vale ailesi.”Damon arka taraftan konuştu.Damon: “Harika. Bir aile daha.”Gabriel hemen başını salladı.Gabriel: “Ben de aynı şeyi düşündüm.”Adrian, Damon'a baktı.Adrian: “Seni tanıyorum.”Damon'un yüzündeki gülümseme kayboldu.Damon: “Bu genelde iyi bir cümleyle bitmez.”Adrian fotoğrafı bana doğru itti.Adrian: “Ben seni tanımıyorum. Ama seni arayanları tanıyorum.”“Kim?”Adrian'ın bakışları önce Livia'ya, sonra Michael'a kaydı.Adrian: “İlk mühür kırıldığında ortaya çıkanlar.”O an odadaki bütün hava değişti. Sam hemen masaya yaklaştı.Sam: “İlk mühür hakkında ne biliyorsun?”Adrian cevap vermeden önce fotoğrafın arkasını çevirdi. Orada bir tarih vardı.1897.Altında yalnızca dört kelime yazıyordu.“Çocuk uyanmadan önce dön.”Eveline'in yüzü bir anda sertleşti.Eveline: “Onu buraya kim çağırdı?”Adrian ona baktı.Adrian: “Sen.”Eveline'in gözleri karardı.Eveline: “Hayır.”Adrian: “O zaman neden bütün yollar onun üzerine çıktı?”Kimse cevap vermedi. Ben ise fotoğrafa bakarken yine o tanıdık baş ağrısını hissettim. Görüntü bulanıklaştı ve kendimi başka bir zamanda buldum.1897.Yağmur yağıyordu. Eski bir taş konağın içindeydim. Pencerelerde siyah perdeler vardı. Mumlar odanın her köşesinde yanıyordu. Genç Eveline, masanın başında durmuş, önündeki büyük kitabın sayfalarını çeviriyordu. Livia karşısında oturuyordu. Daha gençti. Yüzünde korkuyla karışık bir öfke vardı. Masanın üzerinde benim kolyemin ilk hâli duruyordu. Henüz kimsenin boynuna takılmamıştı. O sırada kapı açıldı. İçeri başka biri girdi. Uzun boylu, koyu saçlı, yüzünde eski bir yara izi bulunan bir adamdı. Onu daha önce hiç görmemiştim. Fakat Eveline adamı görünce kitabı kapattı.Adam: “Çocuk doğdu.”Livia ayağa kalktı.Livia: “Nerede?”Adam: “Henüz burada değil.”Eveline ona baktı.Eveline: “O zaman neden geldin?”Adam masanın üzerine küçük bir mühür bıraktı.Adam: “Çünkü onu bekleyenler geri döndü.”Livia kolyeye baktı.Livia: “Onu saklayacağız.”Adam başını salladı.Adam: “Hayır.”Livia kaşlarını çattı.Adam: “Onu unutacağız.”Görüntü bir anda parçalandı.Gözlerimi açtığımda yere düşmek üzereydim. Dean beni tuttu. Bonnie hemen yanıma geldi. Castiel birkaç adım ötede duruyordu. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı.“Bir adam gördüm.”Sam hemen defterini açtı.Sam: “Kim?”“Bilmiyorum.”Adrian fotoğrafa baktı.Adrian: “Yüzünü tarif et.”Adamın yara izini, saçlarını, kıyafetlerini anlattığımda Adrian'ın yüzü bembeyaz oldu.Adrian: “Babam.”Odadaki herkes sustu.Adrian: “O adam benim babamdı.”Damon yavaşça sandalyesine yaslandı.Damon: “Tamam. Artık aile toplantısı gerçekten kontrolden çıktı.”Rowena ona ters ters baktı.Rowena: “Biraz sus, vampir.”Damon gülümsedi.Damon: “Bunu kişisel algılayacağım.”Adrian'ın anlattığı hikâye, Vesper ailesinin bilinen tarihinden çok daha eskiye gidiyordu. Vale ailesi nesiller boyunca doğaüstü varlıkları izleyen bir avcı topluluğu değildi yalnızca. Onlar hafızayı takip eden insanlardı. İnsanların hatırlamak istemediği şeyleri, doğaüstü varlıkların sildiği anıları ve mühürlerin ardında bırakılan izleri araştırıyorlardı. Fakat Adrian'ın babası 1897'de ortadan kaybolmuştu. Geride yalnızca tek bir cümle bırakmıştı: “Vesper çocuğu uyandığında, unutulanlar geri dönecek.” Bunun yıllarca bir kehanet olduğu düşünülmüştü. Fakat şimdi Adrian bunun kehanet değil, bir uyarı olduğunu söylüyordu. Daha da kötüsü, Vesper kanı yalnızca geçmişi hatırlamıyordu. Geçmişte mühürlenen bazı varlıkların isimlerini de taşıyordu. Benim hatırladığım her görüntü, aslında bir kapının açılmasıydı. Bir insanın geçmişini hatırlaması gibi değildi. Daha çok eski bir kilidin anahtarının dönmesi gibiydi. Üçüncü mühür kırılmıştı ve artık sıradaki şeyin benim hatırlamam değil, birilerinin benim aracılığımla hatırlanması olduğunu anlamaya başlamıştım. Eveline bu yüzden gelmişti. Michael bu yüzden korkuyordu. Livia bu yüzden yıllarca susmuştu. Lucifer'ın beni neden sakladığı da ilk kez başka bir anlam kazanıyordu. Belki de beni kendi çıkarı için değil, başka bir şeyin uyanmasını engellemek için saklamıştı. Bu düşünce hoşuma gitmedi. Çünkü Lucifer'a güvenmek istemiyordum. Ama gerçek, sevdiğim insanların bana anlattıklarından çok daha karmaşıktı.Tam o sırada kapı açıldı.İçeri Charlie Bradbury girdi.Elinde eski bir çanta vardı. Üzerinde kırmızı bir mont, omzunda bilgisayar çantası ve yüzünde “burada neler oluyor?” ifadesi bulunuyordu.Charlie: “Bana birisi Vesper, mühür ve kıyamet kelimelerini aynı cümlede kullandı. Ben de geldim.”Dean'in yüzünde ilk kez gerçek bir rahatlama oluştu.Dean: “Charlie.”Charlie ona sarıldı.Charlie: “Beni özledin mi?”Dean: “Birkaç saniyeliğine.”Charlie: “Romantik.”Damon masaya baktı.Damon: “Yeni insan mı?”Charlie ona döndü.Charlie: “Yeni insan.”Damon: “Çok cesursun.”Charlie: “Bunu neden söyledin?”Damon: “Çünkü burada yeni gelenlerin ömrü genellikle kısa.”Charlie birkaç saniye ona baktı.Charlie: “Seni sevdim.”Damon: “Ben de seni.”Dean araya girdi.Dean: “Hayır. İkiniz de birbirinizi sevmiyorsunuz.”Charlie çantasını açtı.Charlie: “Bu arada bilgisayarda bir şey buldum.”Herkes sustu.Charlie ekranı masanın ortasına çevirdi.Charlie: “Vesper sembolünün dijital kaydı yok. Ama aynı sembol, Avrupa'da üç farklı terk edilmiş kilisenin duvarında bulunmuş.”Sam eğildi.Sam: “Üç mü?”Charlie başını salladı.Charlie: “Üç.”Bonnie'nin yüzü değişti.Bonnie: “Mühürler.”Charlie başını salladı.Charlie: “Hayır.”Ekranda dördüncü bir görüntü açıldı.Charlie: “Bence bunlar mühürlerin kendisi değil.”Herkes ona baktı.Charlie: “Bunlar mühürlerin yapıldığı yerler.”Gece olduğunda şapelde yalnız kaldım. Bu kez Dean yanımda değildi. Bunu özellikle istemiştim. Çünkü artık cevapları bir başkasının gözlerinde aramak istemiyordum. Önümde dört farklı isim vardı. Eveline. Adrian. Charlie. Ve fotoğraftaki kimliği hâlâ bilinmeyen adam. Bir yandan da içimdeki hatıralar durmadan kıpırdanıyordu. Gözlerimi kapattığımda çocukluğumun parçaları yeniden ortaya çıktı. Livia beni yatağıma yatırıyor, saçlarımı okşuyor, bana siyah gülü gösteriyordu. Sonra kapı kapanıyor ve dışarıda bir adamın sesi duyuluyordu. “Bizi buldular.” Livia beni kucağına alıyor. Küçük ellerim boynumdaki kolyeye uzanıyor. Ardından Eveline kapıda beliriyor. Bana bakıyor. O an çocuk hâlimle ona gülüyorum. Fakat görüntünün sonunda başka biri daha beliriyor. Karanlığın içinde duran bir kadın. Eveline ona bakıyor ve korkuyla geri çekiliyor. Kadının yüzünü göremiyorum. Sadece gözlerini. Sonra çocuk hâlimde bana doğru eğiliyor.Kadın: “Beni hatırladığında, diğerleri de uyanacak.”Gözlerimi açtım.Kalbim hızla atıyordu.Ve o anda anladım.Eveline, ilk büyük sırrın sahibi değildi.O da bir şeyden korkuyordu.Kapının açıldığını duyduğumda ayağa kalktım. Dean sandım. Fakat içeri Meg girdi. Üzerinde koyu renk bir ceket vardı ve yüzünde her zamanki kendinden emin ifade bulunuyordu. Birkaç adım attıktan sonra bana baktı.Meg: “Sonunda seni gördüm.”“Sen buraya neden geldin?”Meg: “Çünkü cehennemde senin adını artık herkes biliyor.”“Bu hiç rahatlatıcı değil.”Meg hafifçe güldü.Meg: “Rahatlatmaya gelmedim.”Arkasındaki kapı kendiliğinden kapandı.Meg: “Sana bir şey söylemeye geldim.”“Ne?”Meg'in yüzündeki gülümseme kayboldu.Meg: “Lucifer seni saklamadı.”İçimde bir şey dondu.Meg: “Seni saklayan kişi başka biri.”“Kim?”Meg bana yaklaştı.Meg: “Annenin bile korktuğu kişi.”Bir anda bütün mumlar söndü.Karanlığın içinde yalnızca kolyemin kırmızı taşı parladı.Meg'in sesi son kez duyuldu.Meg: “Ve o kişi artık seni buldu.”Arkamdan bir kadın sesi geldi.“Hayır.”Döndüm.Eveline kapının yanında duruyordu.Fakat bu kez yüzündeki ifade değişmişti.Korkuyordu.Gerçekten korkuyordu.Eveline: “O seni bulmadı, Seraphine.”Bir an durdu.Eveline: “Sen onu hatırladın.”Kolyem çatladı.Ve içinden siyah bir ışık yayıldı.

