İçeriğe geç

Unutulanların Soyu

Bölüm 20 · 10 dk okuma

Unutulanların Soyu

Bölüm 20

Bölüm 20: ANNEMİN SAKLADIĞI GECE

Livia'nın bana sarıldığı anda yıllardır içimde taşıdığım bütün öfkenin aynı anda yok olacağını düşünmüştüm. Olmadı. İnsan bazen özlediği kişiye kavuştuğunda, özlemin yerini hemen huzurun alacağını sanıyor. Oysa bazı kavuşmalar eski yaraları kapatmak yerine üzerlerindeki kabuğu kaldırıyordu. Annemin kollarının arasındayken çocukluğumdan kalan çok eski bir his geri döndü. Lavanta kokusu, saçlarımın arasından geçen parmakları, geceleri uyumadan önce alnıma bıraktığı öpücük ve kapının kapanmasından hemen önce bana dönüp baktığı o son anlar... Hepsi bir anda zihnimin içinde birbirine karıştı. Fakat bu kez o anıların arasındaki boşlukları da hissedebiliyordum. Sanki hayatımın bazı sayfaları sonradan yırtılmış ve yerine başka sayfalar konmuştu. Annemin bana sarılışında bir annenin özlemi vardı, ama aynı zamanda korku da vardı. Omuzlarının titrediğini hissediyordum. Benim kadar o da bu karşılaşmadan korkuyordu. Başımı onun omzundan kaldırdığımda gözlerinin dolu olduğunu gördüm. Yıllardır öldüğüne inandığım kadın karşımda duruyordu ve ben ona ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Binlerce kez zihnimde kurduğum konuşmaların hiçbirini hatırlayamıyordum. Çünkü gerçek, hayallerden her zaman daha ağırdı.

"Beni gerçekten bıraktın mı?"

Livia başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Ama yıllarca seni aradım."

"Biliyorum."

"Neredeydin?"

Annem cevap vermeden önce gözlerini kapattı. Birkaç saniye boyunca yalnızca nefes aldı. Sonra yüzüme baktığında, çocukluğumdan hatırladığım o bakışın aynısını gördüm. Beni bir şeyden korumaya çalışırken kullandığı bakıştı bu.

"Seni izliyordum."

Bu cevap içimdeki öfkeyi yeniden uyandırdı.

"Uzaktan mı?"

"Evet."

"Ben büyürken?"

"Evet."

"Ameliyat olduğumda?"

Livia'nın yüzü düştü.

"Evet."

"Korktuğum gecelerde?"

Annemin gözlerinden bir yaş süzüldü.

"Evet."

Sesim titredi.

"Peki neden yanıma gelmedin?"

Livia birkaç saniye sustu.

"Çünkü yanıma gelmem, seni onların önüne çıkarmak olurdu."

Bu kez araya Dean girdi. Şapelin kapısına yakın durmuş, annemi dikkatle izliyordu. Silahını indirmişti ama tamamen bırakmamıştı. Onun bakışından, Livia'ya güvenmek konusunda benim kadar hazır olmadığını anlayabiliyordum.

"Kim onlar?"

Livia gözlerini Dean'e çevirdi.

"Henüz bunu bilmeniz gerekmiyor."

Dean'in kaşları çatıldı.

"Bence bu noktada hepimiz biraz daha fazla bilgi hak ediyoruz."

Damon arkadan hafifçe başını salladı.

"İlk defa Dean'le aynı fikirdeyim."

Stefan ona baktı.

"Bu kadar nadir bir anı bozmasan iyi olur."

Damon omuz silkti.

"Tarihe geçsin diye söyledim."

O an istemeden güldüm. İçimdeki bütün ağırlığın ortasında gelen o küçücük gülüş bana garip biçimde iyi geldi. Vesper Evi'nden beri ilk kez gerçekten gülmüştüm. Annem de bunu fark etti. Dudaklarının kenarında çok küçük bir gülümseme belirdi. Sonra yeniden ciddileşti. Çünkü hepimizin gözünün önünde duran asıl mesele hâlâ çözülmemişti. Şapelin içindeki karanlık, dışarıdaki orman ve bizi buraya kadar sürükleyen mühürler ortadan kaybolmamıştı. Tam tersine, annemin ortaya çıkmasıyla birlikte bütün sırların artık saklanacak yeri kalmamış gibiydi.

Livia elini uzatıp boynumdaki kolyeye dokundu.

Taşın içindeki ışık anında parladı.

Annemin parmakları geri çekildi.

"Onu çıkarman gerekiyor."

Kaşlarımı çattım.

"Neden?"

"Çünkü artık seni saklamıyor."

"Neyi saklıyor?"

Livia'nın yüzü değişti.

"Seni."

---

Şapelden ayrılmamız kolay olmadı.

Livia'nın burada ne kadar süre saklandığını kimse bilmiyordu. Şapelin arka tarafında, taş duvarların arasında gizlenmiş küçük bir oda bulduk. Odanın içinde birkaç battaniye, eski kitaplar, kurumuş bitkiler ve yıllar öncesine ait mektuplar vardı. Annemin burada yalnız yaşadığı belliydi. Masanın üzerinde benim çocukluk fotoğraflarımın bulunması ise içimi daha da burktu. Bazılarında üç yaşındaydım, bazılarında beş. Bir fotoğrafta saçlarım örgülüydü ve yüzümde çamur vardı. Bir diğerinde annemin kucağında uyuyordum. Fotoğrafların hiçbirinde kameraya bakmıyordum. Sanki annem beni fark ettirmeden çekmişti. Bu küçük ayrıntı bile yıllarca beni uzaktan izlediğini kanıtlıyordu. İçimdeki öfke ile özlem birbirine karıştı. Bir yanım ona sarılmak, bir yanım ise neden beni yalnız bıraktığını bağırarak sormak istiyordu. Fakat annemin yüzüne baktığımda, onun da bu yılları kolay geçirmediğini anlayabiliyordum. Bazen bir insanın yaptığı şeyin yanlış olduğunu düşünürken bile neden yaptığını anlayabilirsin. Affetmek başka bir şeydi. Anlamak başka. Ben henüz ikisini birbirinden ayırmayı öğreniyordum.

O sırada Bonnie masadaki eski kitaplardan birini açtı.

Kitabın ortasında Vesper gülü vardı.

Bonnie sayfaya baktığında yüzü ciddileşti.

"Bunu daha önce gördüm."

Livia başını kaldırdı.

"Nerede?"

Bonnie cevap vermeden önce gözlerini kapattı.

"Rüyamda."

Annem birkaç saniye Bonnie'yi izledi.

"Sen cadısın."

Bonnie hafifçe gülümsedi.

"Evet."

Livia'nın bakışları değişti.

"O zaman bazı şeyleri anlamana yardımcı olabilirsin."

Bonnie kitabı kapattı.

"Ne gibi?"

Livia, masanın üzerindeki siyah gülü işaret etti.

"Seraphine'in içindeki mühür."

O kelimeyi duyduğumda içim yeniden gerildi.

"Benim içimde gerçekten bir mühür mü var?"

Annem bana baktı.

"Bir mühürden fazlası."

---

FLASHBACK

2008 yılının gecesinde Vesper Evi'nin altındaki odada hava ağırdı. Küçük Seraphine taş zeminin ortasında uyuyordu. Etrafına siyah mumlar dizilmişti. Livia odanın bir köşesinde ağlıyor, Elias ise mühür sembollerini tamamlıyordu. Michael birkaç adım geride duruyordu. Onun yüzünde öfke yoktu. Sadece büyük bir yorgunluk vardı. Elias son sembolü çizdiğinde odanın içindeki bütün mumlar aynı anda söndü. Küçük kızın göğsünde çok kısa süreliğine siyah bir ışık belirdi. Livia hemen yanına koştu. Michael bir adım attı fakat Elias elini kaldırarak onu durdurdu. "Henüz değil," dedi. Michael'ın bakışları çocuğun üzerinde kaldı. "Bunu yaptığınızda onu kendinizden de saklamış olacaksınız." Elias cevap vermedi. Livia ise kızının saçlarını okşarken fısıldadı: "Bir gün bana kızacaksın." Sonra alnına bir öpücük bıraktı. "Ama yaşadığın sürece buna razıyım." Mühür kapandığında Seraphine'in gözleri bir anlığına açıldı. Küçük kız annesine baktı ve ilk kez konuştu. Tek bir kelime söyledi. "Anne." Livia'nın yüzü parçalandı. Çünkü birkaç saniye sonra çocuk yeniden uyudu ve o kelime, Seraphine'in hafızasından tamamen silindi.

---

Görüntü sona erdiğinde gözlerim dolmuştu.

Elimi göğsüme koydum.

"Ben o gece konuştum."

Livia başını eğdi.

"Hatırlamaman gerekiyordu."

"Sen hatırladın."

"Her gün."

Bu iki kelime aramızdaki bütün öfkeyi bir anlığına susturdu.

Annemin yanına gidip sarıldım.

Bu kez daha sıkı.

Livia'nın elleri saçlarımın arasına girdi.

"Özür dilerim."

Sesim boğuk çıktı.

"Ben de."

Bir süre birbirimizden ayrılmadık.

Sonra Damon'ın sesi arkadan geldi.

"Aile birleşmesi çok duygusal ama biri bana şu an neden hâlâ burada olduğumuzu açıklayabilir mi?"

Damon'a baktım.

"Çünkü gidecek başka yerimiz yok."

"Benim vardı."

Stefan kaşını kaldırdı.

"Neden gitmedin?"

Damon birkaç saniye sustu.

"Merak ettim."

Stefan gülümsedi.

"Tabii."

Damon ona baktı.

"Ne?"

"Hiç."

"Bunu özellikle sinir bozucu bir şekilde söyledin."

"Bilerek."

Damon başını iki yana salladı.

"İşte bu yüzden seni özlemişim."

Bu kez hepimiz güldük.

Livia bile.

---

Şapele döndüğümüzde gece çoktan ilerlemişti. Herkes farklı bir köşeye çekilmişti. Sam ve Bobby eski belgeleri inceliyor, Rowena Livia'dan aldığı bilgilerle mühürleri karşılaştırıyor, Bonnie sessizce kitap okuyordu. Stefan dışarıda nöbet tutuyordu. Damon ise mutfakta bir şeyler arıyordu. Dean beni şapelin arkasındaki küçük odaya götürdü. Oda daha önce kimsenin kullanmadığı bir yerdi. Taş duvarların arasında tek bir yatak, küçük bir masa ve şömine vardı. Kapıyı kapattığında dışarıdaki bütün sesler hafifledi.

Bir süre birbirimize baktık.

Bugün anneme kavuşmuştum.

Ama onun yanında bile aklımda kalan ilk kişi Dean olmuştu.

Belki de bu yüzden ona doğru yürüdüm.

Kollarımı boynuna doladığımda beni belimden tuttu. Dudaklarımız buluştuğunda bütün günün yorgunluğu üzerimden çekilmeye başladı. Öpücüklerimiz önce yavaş, sonra daha yoğun hâle geldi. Dean'in eli sırtımda gezindiğinde başımı hafifçe geriye çektim ve gözlerine baktım. O da birkaç saniye hiçbir şey söylemeden bana baktı. Aramızdaki yakınlık, kelimelerden daha fazla şey anlatıyordu. Beni yatağın kenarına oturttuğunda dudakları yeniden dudaklarıma değdi. Parmaklarım saçlarının arasına girdi. Gecenin bütün korkularından uzaklaşmak istiyordum. Birkaç dakika boyunca yalnızca birbirimizin nefesini duyduk. Sonra Dean alnını alnıma yasladı.

"Bunu gerçekten istiyor musun?"

Gülümsedim.

"Şu an senden daha fazla emin olduğum bir şey yok."

Beni tekrar öptü.

Sonrasını kapının ardında bıraktık.

O gece birbirimize yalnızca bedenlerimizle değil, gün boyunca taşıdığımız korkularla da yaklaştık. Uzun süredir ilk kez kendimi güvende hissediyordum. Dışarıda melekler, cadılar, vampirler ve eski mühürler vardı. Burada ise yalnızca Dean vardı. Gecenin ilerleyen saatlerinde yan yana uzandığımızda başımı onun göğsüne yasladım. Kalp atışlarını dinledim. Gözlerimi kapatmadan önce, uzun zamandır ilk kez geleceği düşünmekten korkmadığımı fark ettim.

Ta ki kapı açılana kadar.

Damon'ın yüzü kapının aralığından göründü.

"Uyumadığınızı biliyorum."

Dean gözlerini açtı.

"Damon."

"Ne?"

**"Kapıyı kapat."

"Yemek buldum."

"Tebrikler."

"İki kişilik değil."

Dean yastığı başına çekti.

"Git."

Damon birkaç saniye bekledi.

"Bu arada annen aşağıda."

Gözlerimi açtım.

Damon gülümsedi.

"İşte şimdi kalkarsınız."

Kapıyı kapatıp gitti.

Dean tavana baktı.

"Bir gün onu gerçekten öldüreceğim."

Gülmeye başladım.

"Hayır."

"Niye?"

"Çünkü sonra kimse bizi böyle rahatsız edemez."

Dean bana baktı.

"Bu da doğru."

---

Aşağı indiğimizde Livia şöminenin önünde duruyordu.

Annemin yüzündeki ifade değişmişti.

Artık yalnızca anne değildi.

Vesper ailesinin geçmişini taşıyan bir kadındı.

Masanın üzerinde eski bir kutu vardı.

Kutuyu açtığında içinden siyah bir defter çıkardı.

"Bu babanın."

O kelimeyle herkes sustu.

Babam.

Hayatım boyunca hakkında hiçbir şey bilmediğim adam.

Defteri elime aldım.

Kapağında Vesper gülü vardı.

"Babam kim?"

Livia gözlerini kapattı.

"Adı Elias."

Kalbim sıkıştı.

"Zaten biliyorum."

"Hayır."

Annem başını iki yana salladı.

"Bildiklerin eksik."

Defteri bana uzattı.

"Elias senin baban değildi."

Bir an hiçbir şey anlayamadım.

Livia devam etti.

"Elias seni büyüttü."

"Bu ne demek?"

"Gerçek baban..."

Annem cümleyi tamamlayamadı.

O sırada şapelin kapısı açıldı.

Hepimiz döndük.

Castiel içeri girdi.

Üzerinde eski ceketinin altında kan lekeleri vardı. Yorgun görünüyordu fakat her zamanki sakinliğini koruyordu.

Dean ayağa kalktı.

"Cas."

Castiel başını salladı.

"Merhaba."

Damon ona baktı.

"Neredeydin?"

Castiel birkaç saniye düşündü.

"Kayboldum."

Damon gözlerini kapattı.

"Tabii."

Castiel masaya yaklaştı.

"Livia."

Annem ona baktı.

"Castiel."

İkisi birbirlerini tanıyordu.

Bu ayrıntı içimde yeni bir soru doğurdu.

"Sen annemi nereden tanıyorsun?"

Castiel bana baktı.

"Çok uzun zaman önce karşılaştık."

"Ne zaman?"

Castiel'in cevabı kısa oldu.

"Sen doğmadan önce."

Yine aynı cevap.

Ben artık doğmadan önce yaşananlardan gerçekten nefret etmeye başlamıştım.

Damon yanıma gelip fısıldadı.

"Senin doğumundan önce herkesin gizli bir hayatı varmış."

Ona baktım.

"Senin de mi?"

Damon gülümsedi.

"Benim hayatım zaten başlı başına gizli dosya."

Stefan uzaktan seslendi.

"Ve çoğu okunmaması gereken dosya."

Damon başını ona çevirdi.

"Sen benim özel hayatımı anlatmayı ne zaman bıraktın?"

"Sen susmayı ne zaman öğrendin?"

"Öğrenmedim."

Bobby derin bir nefes aldı.

"Çocuklar."

Damon ve Stefan aynı anda sustu.

---

Livia sonunda defteri açtı.

İlk sayfalarda yalnızca tarihler vardı.

1897.

1898.

1899.

1900.

1901.

1902.

Sonra bir sayfa.

"Seraphine'in hatırlaması durumunda mühür kırılacak."

Bir sonraki sayfada:

"Livia geri dönmek zorunda kalacak."

Annemin eli titredi.

Ben ona baktım.

"Sen bunun olacağını biliyordun."

"Evet."

"Ne zamandır?"

"Yıllardır."

"Ve beni bekledin."

"Hayır."

Annemin gözleri doldu.

"Seni beklemedim."

Bir an sustu.

"Seni hazırladım."

Bu cümle içimde ağır bir yankı bıraktı.

Çünkü annem gerçekten de yıllardır benim için bir şey hazırlıyordu.

Benden habersiz.

Ben hayatımı yaşarken, o benim hatırlayacağım günü hesaplıyordu.

Tam o anda defterin son sayfası kendi kendine açıldı.

Sayfada yalnızca tek bir cümle vardı.

"Üçüncü mühür, annenin kanıyla açılacak."

Livia'nın yüzü bembeyaz oldu.

Ben ona baktım.

"Ne demek bu?"

Annem cevap vermedi.

Castiel başını yavaşça kaldırdı.

"Michael'ın mührü çözülüyor."

Rowena hemen ayağa kalktı.

"Ne kadar süremiz var?"

Castiel'in gözleri bana çevrildi.

"Çok az."

---

FLASHBACK

Livia, 2008 yılında Vesper Evi'nin altındaki odada tek başına duruyordu. Önünde küçük Seraphine uyuyordu. Elias kapının yanında bekliyordu. Michael ise taş dairenin diğer tarafındaydı. Livia elindeki bıçağı masaya bıraktı. "Bir daha onu mühürlemeyeceğim," dedi. Elias başını kaldırdı. "Bu son mühür." Livia ona baktı. "Son mühür diye başlayan her şey yeni bir kapı açıyor." Michael'ın sesi karanlıktan geldi. "Çünkü siz kapıyı kapatmaya çalışırken içeride ne olduğunu hiç sormadınız." Livia ona döndü. "Sen biliyor musun?" Michael uzun süre cevap vermedi. Sonra küçük kıza baktı. "Evet." Elias'ın yüzü gerildi. "Ne?" Michael'ın cevabı tek kelimeydi. "Kendisi." Livia'nın nefesi kesildi. Michael devam etti. "Seraphine'in içinde bir varlık yok. Bir lanet yok. Bir iblis yok." Bir adım attı. "Onun içinde kapının hafızası var." Livia'nın gözleri doldu. "Bu mümkün değil." Michael başını iki yana salladı. "Sen onun annesisin. Onun ne olduğunu herkesten önce sen bilmelisin." Livia küçük kızına baktı. Seraphine uykusunda hafifçe kıpırdadı. "Ben yalnızca onun yaşamasını istiyorum." Michael'ın yüzü yumuşadı. "O zaman onu hatırlamaktan koru." Livia son kez kızının alnını öptü. Ve mühür kapandı.

---

Flashback sona erdiğinde kimse konuşmadı.

Ben ise yalnızca önümdeki deftere bakıyordum.

Artık korkum farklıydı.

Çünkü kendimden korkmaya başlamıştım.

Dean yanıma geldi ve elimi tuttu.

Ben parmaklarını sıkıca kavradım.

Livia karşıdan bizi izliyordu.

Sonra annemin gözleri doldu.

"Seraphine."

Başımı kaldırdım.

"Ne?"

Livia birkaç saniye boyunca bana baktı.

Sonra çok yavaş bir şekilde konuştu.

"Michael seni korumaya çalıştı."

"Nasıl?"

"Çünkü onun hapishanesi sen değilsin."

Bir an durdu.

"Onun hapishanesinin anahtarı sensin."

O anda şapelin bütün mumları aynı anda söndü.

Karanlığın içinden bir ses yükseldi.

Bu kez Michael'ın sesi değildi.

Lucifer'ın da değildi.

Daha eskiydi.

Daha derindi.

Ve doğrudan bana sesleniyordu.

"Kızım."

Livia bir anda bana sarıldı.

Castiel kanatlarını açtı.

Dean silahını kaldırdı.

Bonnie'nin gözleri siyah bir ışıkla parladı.

Damon ile Stefan aynı anda geri çekildi.

Rowena elindeki tılsımı sıktı.

Ve şapelin taş zemini çatlamaya başladı.

Ben ise annemin kollarının arasında, yıllardır unutmaya zorlandığım o gecenin artık tamamen geri döndüğünü hissettim.

Çünkü ilk kez...

İçimdeki şey uyandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.