İçeriğe geç

Unutulanların Soyu

Bölüm 19 · 7 dk okuma

Unutulanların Soyu

Bölüm 19

Bölüm 19: HATIRLAMANIN BEDELİ

Sabahın ilk ışıkları Vesper Evi'nin yüksek pencerelerinden içeri süzülürken, geceden kalan karanlık hâlâ odaların köşelerinde saklanıyordu. Uyandığımda birkaç saniye boyunca nerede olduğumu hatırlayamadım. Tavandaki çatlakları, ağır perdeleri ve duvarların üzerinde asılı duran eski portreleri gördüğümde her şey geri geldi. Michael. Mühür. Annem. Elias. Ve rüyamda duyduğum o son cümle. Hatırladığın her şey doğru değil. Bu sözün ağırlığı, uyandığım andan beri göğsümün üzerinde duruyordu. İnsan geçmişinden şüphe etmeye başladığında yalnızca anılarını değil, kendisini de sorgulamaya başlıyordu. Ben artık çocukluğumdan emin değildim. Annemin bana anlattıklarından, hatırladığım evden, geceleri beni uyuturken söylediği sözlerden bile emin değildim. Daha kötüsü, bütün bunların arkasında yalnızca annemin değil, Elias'ın, Michael'ın ve Lucifer'ın da bulunduğunu biliyordum. Yatakta doğrulup boynumdaki kolyeye dokundum. Siyah taş hâlâ sıcaktı. Parmaklarımı üzerinden çektiğimde hafif bir karıncalanma hissettim. Sonra odanın köşesindeki aynaya baktım ve kendi yansımamın arkasında bir anlığına başka bir kadın gördüm. Koyu renk elbiseli, uzun saçlı, yüzünün bir kısmı gölgede kalan bir kadın. Gözlerimi kırptığımda kayboldu. Fakat kaybolmadan önce dudaklarının hareket ettiğini gördüm.

"Beni bul."

Yataktan kalktığımda kalbim çok hızlı atıyordu.

Kapının önünde Dean vardı.

Bana baktığında yüzündeki ifade hemen değişti.

"Yine gördün."

Başımı salladım.

"Annem."

Dean içeri girdi ve kapıyı arkasından kapattı. Bir süre konuşmadan bana baktı. Sonra yaklaşarak iki elini yüzümün iki yanına koydu. Parmaklarının sıcaklığı, zihnimdeki o bulanık görüntüyü biraz olsun uzaklaştırdı. Ona baktığımda bütün bu hikâyenin içinde hâlâ gerçek olan birkaç şeyden birinin o olduğunu düşündüm. Belki de bu yüzden korkuyordum. Çünkü kaybetmekten korktuğum şeylerin sayısı arttıkça, onları koruma isteğim de büyüyordu. Dean alnını alnıma yasladı. Bir süre öyle kaldık. Sonra beni kendine çektiğinde dudaklarımız buluştu. Öpücük önce yavaş ve temkinliydi; ardından geceden kalan bütün gerginlik, korku ve özlem o kısa yakınlığın içinde erimeye başladı. Ellerim onun omuzlarına giderken Dean beni belimden kendine çekti. Bir an için Vesper Evi'nin duvarlarını, annemin sırlarını ve aşağıdaki mühürü unutmak istedim. Beni yatağın kenarına oturttuğunda aramızdaki mesafe yeniden kapandı. Öpüşmelerimiz daha yoğun bir hâl aldı, fakat o anın ayrıntılarını kelimelere dökmek istemedim. Bazı yakınlıkların anlatılmaktan çok yaşanması gerektiğine inanıyordum. Geri kalan zamanı birbirimize sarılarak ve dışarıdaki dünyanın birkaç saatliğine kapının ardında kalmasına izin vererek geçirdik.

---

Aşağı indiğimizde salondaki hava her zamankinden ağırdı.

Masada duran eski haritalar, kitaplar ve fotoğraflar gece boyunca incelenmişti. Sam'in önünde onlarca not vardı. Bobby bir kitabın sayfalarını karıştırıyor, Rowena ise küçük bir şişedeki koyu renkli sıvıyı mum ışığına tutuyordu. Bonnie pencerenin yanında sessizce durmuştu. Stefan onun birkaç adım gerisindeydi. Damon şöminenin önünde oturmuş, elindeki bardağı boş olduğu hâlde hâlâ içiyormuş gibi tutuyordu. Beni gördüğünde başını kaldırdı ve gözlerimin altındaki yorgunluğu fark etti.

"Uyumadın."

"Sen de."

Damon bardağına baktı.

"Benim hayatımda bu artık bir yaşam biçimi."

Stefan, "Senin hayatında çoğu şey yaşam biçimi," dedi.

Damon ona dönüp kısa bir süre baktı.

"Bu, kardeşim. Özlemişim."

Stefan'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Ben masaya oturdum. Önümde duran fotoğrafa baktığım anda içimde bir şey sıkıştı. Fotoğraftaki küçük kız bendim. Elimde siyah bir gül vardı. Yanımda annem duruyordu. Fakat arka plandaki gölgede başka biri daha vardı. Yüzünü seçemiyordum. Sam fotoğrafı önümden aldı ve büyüteçle inceledi. Bir süre sonra kaşları çatıldı. Fotoğrafın arkasını çevirdiğinde tarih yeniden karşımıza çıktı.

2008.

Altında ise tek bir kelime vardı.

"İkinci."

Bobby'nin yüzü sertleşti.

"İkinci mühür."

Rowena elindeki şişeyi masaya bıraktı.

"Demek ilk mühür 2004'te yapıldı."

Başımı kaldırdım.

"Ben doğduğumda."

Rowena başını salladı.

"İkincisi dört yıl sonra."

Damon kaşlarını kaldırdı.

"Üçüncüsü?"

Kimse cevap vermedi.

Ben ise cevabı içimde hissettim.

"Henüz yapılmadı."

O an odadaki bütün bakışlar bana çevrildi.

---

FLASHBACK

2004 yılının soğuk bir gecesiydi.

Vesper Evi'nin altındaki odalardan birinde yalnızca üç mum yanıyordu. Livia, doğumdan birkaç saat sonra hâlâ yorgun olmasına rağmen bebeğini kucağından bırakmıyordu. Küçük Seraphine'in yüzü annesinin göğsüne yaslanmıştı. Livia'nın gözlerinde hem mutluluk hem de korku vardı. Elias pencerenin önünde duruyor, dışarıdaki karanlığa bakıyordu. Bir süre sonra arkasını döndü ve Livia'nın yanına geldi. Elinde küçük, siyah bir kutu vardı. Kutunun içinde siyah taşlı kolye duruyordu. Livia kolyeyi gördüğünde yüzündeki ifade değişti. Bebeğine baktı ve başını iki yana salladı. Elias ona bunun gerekli olduğunu söylediğinde Livia cevap vermedi. Yalnızca Seraphine'in küçük elini tuttu. Dışarıdan rüzgârın sesi geliyordu. Sonra kapının ötesinde bir gölge belirdi. Michael değildi. Lucifer değildi. Başka bir şeydi. Livia bunu gördüğü anda bebeğini Elias'a uzattı ve kapıya doğru yürüdü. Korkuyordu, ama geri çekilmiyordu. Kapının arkasındaki varlık konuştuğunda mumların alevleri eğildi. "Çocuk uyanmadan mühürlenmeli." Livia'nın gözlerinden yaş süzüldü. "O bir çocuk." Varlık cevap verdi. "Şimdilik." Elias araya girdiğinde oda bir anda soğudu. Ve Livia, hayatında verdiği en zor kararı o gece verdi. Kızının anılarını mühürleyecekti. Çünkü başka türlü onu koruyamayacağına inanıyordu.

---

Görüntü kaybolduğunda ellerimin titrediğini fark ettim.

Bonnie yanıma geldi.

"Ne gördün?"

"Doğduğum geceyi."

Sam hemen ayağa kalktı.

"Ne oldu?"

Başımı iki yana salladım.

"Henüz tamamını bilmiyorum."

Rowena sessizce bana baktı.

"Hatırlamaya başladıkça mühür zayıflıyor."

"Bu kötü mü?"

"Her zaman değil."

"Rowena."

Cadı bir süre sustu.

"Hatırlamak bazen kapıyı açar. Ama kapının arkasında ne olduğunu bilmiyorsan, açmak iyi bir fikir olmayabilir."

Damon araya girdi.

"Son birkaç gündür yaptığımız her şey kötü fikir."

Bobby ona baktı.

"Senin katkın da bu mu?"

"Gerçekçi olmaya çalışıyorum."

"Bir gün susmayı dene."

Damon gülümsedi.

"Benim en büyük yeteneğim konuşmak."

Stefan başını iki yana salladı.

"Maalesef."

Kısa bir gülüş yayıldı.

Bu küçük an bile odadaki gerginliği birkaç saniyeliğine dağıtmıştı.

Sonra dış kapı açıldı.

Hepimiz aynı anda sustuk.

---

Kapıda önce gece gördüğümüz adam belirdi.

Arkasından başka biri çıktı.

Adamın yüzünü görünce Damon'ın bütün ifadesi değişti.

Bu kez şaka yapmadı.

Adam içeri girdiğinde doğrudan masaya yürüdü. Üzerindeki eski palto yağmurdan ıslanmıştı. Elinde Elias'ın sembolünü taşıyan küçük bir metal kutu vardı. Kutuyu masanın üzerine bıraktı.

"Benim adım Adrian."

Damon'ın bakışları sertti.

"Elias'ın adamlarından biri."

Adrian ona baktı.

"Bir zamanlar."

"Şimdi?"

"Şimdi onu bulmaya çalışan biriyim."

Sam kutuya baktı.

"Bu nedir?"

Adrian kapağı açtı.

İçinde eski bir yüzük vardı.

Üzerinde Vesper gülü bulunuyordu.

"Bu, Livia'ya ait."

Kalbim hızlandı.

Elimi uzatmak üzereyken Adrian başını iki yana salladı.

"Dokunma."

"Niye?"

"Çünkü son kişiye dokunduğunda mühür açıldı."

Elimi geri çektim.

"Ne oldu?"

Adrian gözlerini doğrudan bana çevirdi.

"Elias kayboldu."

---

O gece kütüphanede Adrian'ın anlattıklarını dinledik.

Livia'nın son yıllarını araştırdığını, Elias'ın bir süre Vesper Evi'nden ayrıldığını ve ardından geri dönmediğini söyledi. Fakat onun anlattıkları içinde en çok dikkatimi çeken şey, annemin yalnız olmadığıydı. Livia yıllarca başka insanlarla iletişim kurmuştu. Avcılar, cadılar ve doğaüstü varlıklarla bağlantıları olmuştu. Fakat bütün ilişkilerinin ortak bir noktası vardı.

Hiç kimse onun Seraphine'i korumak için ne yaptığını tam olarak bilmiyordu.

Adrian sonunda masanın üzerine bir harita bıraktı.

Haritada Vesper Evi'nin dışında, ormanın daha derinlerinde eski bir şapel işaretlenmişti.

"Burada ne var?" diye sordum.

Adrian cevap vermeden önce bana baktı.

"Livia'nın son görüldüğü yer."

Dean hemen haritaya eğildi.

"Ne zaman?"

"Yıllar önce."

"Ve şimdi neden oraya gitmemiz gerekiyor?"

Adrian'ın yüzü karardı.

"Çünkü dün gece oradan ışık yükseldi."

---

FLASHBACK

Livia, eski şapelin taş basamaklarında tek başına yürüyordu.

Elinde siyah gül sembollü bir kitap vardı.

Arkasından Elias geliyordu.

"Buraya gelmemeliydin."

Livia durmadı.

"Başka seçeneğim yok."

"Eğer mühür burada çözülürse onu koruyamayız."

Livia yavaşça döndü.

"Onu zaten yeterince uzun süre sakladım."

Elias ona yaklaştı.

"Seraphine'in hatırlamasına izin veremezsin."

"Bir gün hatırlayacak."

"Evet."

Elias'ın sesi kısıldı.

"Fakat o gün geldiğinde sen yanında olmayabilirsin."

Livia'nın gözleri doldu.

"Belki de yanında olmamam gerekiyordur."

O sırada şapelin içinden bir çan sesi geldi.

Tek bir kez.

Livia kitabı açtı.

Sayfanın üzerinde siyah bir gül vardı.

Gülün ortasında bir göz çizilmişti.

Ve göz yavaşça açıldı.

---

Şapele gitmeye karar verdiğimizde gece çoktan çökmüştü.

Ormana girdiğimizde yağmur yeniden başlamıştı. Ağaçların arasından geçen yol çamurluydu. Dean önümde yürüyordu. Sam ve Bobby biraz gerideydi. Damon ile Stefan yan yana ilerliyor, Bonnie ve Adrian ise daha arkada geliyordu.

Ben ise yalnızca şapele odaklanmıştım.

İçimde annemi göreceğime dair garip bir his vardı.

Bazen insan bir yere ilk kez gider ama orayı daha önce görmüş gibi hisseder.

Benim için burası öyleydi.

Şapelin kapısına ulaştığımızda siyah gül sembolünü gördüm.

Elimi kapıya uzattım.

Kapı kendi kendine açıldı.

İçeride yüzlerce mum yanıyordu.

Ve sunağın üzerinde bir kadın duruyordu.

Karanlığın içinde yalnızca silueti görünüyordu.

Saçları omuzlarına kadar iniyordu.

Kalbim duracak gibi oldu.

"Anne?"

Kadın yavaşça döndü.

Yüzünü gördüğüm anda nefesim kesildi.

Livia.

Gerçekti.

Yaşıyordu.

Gözleri doldu.

Bana bakarken dudakları titredi.

"Seraphine."

Bir adım attım.

Dean kolumdan tuttu.

"Bekle."

Fakat annem başını iki yana salladı.

"Hayır."

Gözleri Dean'e kaydı.

"Onu durdurma."

Dean elini yavaşça çekti.

Ben anneme doğru yürüdüm.

Yıllardır hayalini kurduğum an birkaç adım ötemdeydi.

Fakat Livia'nın yüzündeki korku, kavuşmamızın beklediğim gibi olmayacağını anlatıyordu.

Yanına vardığımda ilk söylediğim şey:

"Beni neden bıraktın?"

Livia'nın gözlerinden yaş süzüldü.

"Seni bırakmadım."

"Öyle hissettim."

"Biliyorum."

"Senin yüzünden hiçbir şey hatırlamıyorum."

"Çünkü hatırlarsan..."

Sesi titredi.

"...seni bulurlar."

"Kim?"

Livia arkamıza baktı.

Şapelin kapısında karanlık bir gölge belirmişti.

Annemin yüzündeki bütün renk çekildi.

"Ötekiler."

O anda kapı şiddetle kapandı.

Mumların hepsi aynı anda söndü.

Ve karanlığın içinden tanımadığım bir ses yükseldi.

"Sonunda bütün aile yeniden bir arada."

Livia bana sarıldı.

İlk kez çocukluğumdaki gibi.

Ben ise onun kollarında, yıllardır aradığım annemin kokusunu yeniden aldım.

Ama o anda anladım.

Onu bulmak hikâyenin sonu değildi.

Asıl hikâye şimdi başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.