İçeriğe geç

Unutulanların Soyu

Bölüm 18 · 8 dk okuma

Unutulanların Soyu

Bölüm 18

Bölüm 18: LİVİA'NIN GÖLGESİ

Livia'nın sesini duyduğum anda içimde yıllardır kapalı duran bir kapının aralandığını hissettim.

Kızım.

Tek bir kelimeydi. Fakat o kelime, çocukluğumdan beri zihnimin en karanlık köşelerinde dolaşan bütün yarım görüntüleri birbirine bağlamıştı. Annemin yüzünü hatırlıyordum. Ellerini, saçlarımı tararken kullandığı ahşap tarağı, geceleri odamın kapısını kapatmadan önce bana attığı son bakışları hatırlıyordum. Ama sesini düşündüğümde zihnim hep boş kalıyordu. Sanki biri özellikle o kısmı hafızamdan söküp almıştı.

Şimdi ise o ses Vesper Evi'nin içinde yankılanıyordu.

Gerçekti.

Bundan emindim.

Salonun ortasında açılan çatlağın başında durmuş, aşağıdan yükselen beyaz ışığa bakıyordum. Evin bütün duvarları titriyordu. Tavandaki avizeler hafifçe sallanıyor, eski cam parçaları birbirine çarpıyordu. Dean hâlâ kolumu tutuyordu. Parmaklarının sıcaklığını hissediyordum ama zihnim başka bir yerdeydi.

Annem hayattaydı.

En azından bir yerdeydi.

Ve yıllardır bana anlatılan bütün hikâyelerin aksine, ortadan kaybolmasının sebebi ölüm olmayabilirdi.

"Seraphine."

Dean'in sesi beni düşüncelerimden çekip çıkardı.

Başımı ona çevirdim.

"Buradayım."

"İyi misin?"

Bir an cevap veremedim. Sonra istemeden güldüm.

"Hayır."

Dean'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

"Beklediğim cevap buydu."

"Annemin öldüğünü düşünerek büyüdüm. Sonra aslında beni bir şeylerden koruduğunu öğrendim. Sonra onun geçmişinde Lucifer, Michael ve Elias olduğunu öğrendim. Şimdi de hayatta olduğunu öğreniyorum."

Bir nefes aldım.

"Sanırım bugün için yeterince aile sırrı biriktirdik."

Dean başını hafifçe eğdi.

"Bizim ekipte bu normal."

Damon, biraz ileriden duyulacak kadar yüksek sesle, "Aile toplantılarımız hiçbir zaman normal olmadı," dedi.

Ona baktım.

"Sen hâlâ burada mısın?"

"Maalesef."

"Gitmeyi düşünmüyor musun?"

"Hayır."

Damon'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Merak ediyorum."

Sonra bakışları çatlağa kaydı.

"Ve genellikle merak ettiğim şeylerin sonunda birileri ölüyor."

Bobby ona ters bir bakış attı.

"İnsanları rahatlatma konusunda gerçekten berbatsın."

"Ben gerçekçiyim."

"Sen sinir bozucusun."

Damon omuz silkti.

"Bu da benim özel yeteneğim."

Kısa bir sessizlik oldu.

Ardından çatlağın içinden gelen ışık bir anda söndü.

Salon karanlığa gömüldü.

Ve bu kez Vesper Evi'nin duvarlarında hiçbir yazı belirmedi.

Hiçbir kapı açılmadı.

Hiçbir zincir sesi duyulmadı.

Sadece sessizlik vardı.

Bu, daha önce yaşadığımız her şeyden daha korkutucuydu.

---

O gece kimse uyumadı.

Kütüphanedeki büyük masanın etrafında toplanmıştık. Rowena, Michael'ın mührüyle ilgili bulduğu bütün kitapları önüne yığmıştı. Sam eski belgeleri karşılaştırıyor, Bobby bazı isimleri ayrı bir deftere yazıyordu. Bonnie gözlerini kapatmış, ellerini masanın üzerinde birleştirmişti. Stefan onun yanında sessizce bekliyordu.

Damon ise pencerenin önünde duruyordu.

Bazen dışarı bakıyor, bazen de hiçbir şey söylemeden odadakileri izliyordu.

Ben annemin adının geçtiği eski bir belgenin başında oturuyordum.

Livia Vesper.

İsmin altında tarih vardı.

2004.

Altında başka bir tarih.

2008.

Sonra daha eski bir kayıt.

1897.

Kağıdın kenarında siyah bir gül çizilmişti.

Parmağımı sembolün üzerinde gezdirdim.

"Bu tarihler neden tekrar ediyor?"

Sam yanıma geldi.

"1897, Elias'ın ortaya çıktığı yıl."

"2004 benim doğduğum yıl."

"2008 ise ilk mühür."

Başımı kaldırdım.

"Yani?"

Sam cevap vermeden önce belgeleri yan yana koydu.

"Bu dört olay birbirinden bağımsız değil."

Dean sandalyenin arkasında duruyordu. Kollarını göğsünde birleştirmişti.

"Michael'ın söylediği şey de bunu destekliyor."

Rowena başını kaldırdı.

"Michael'ın söylediklerine fazla güvenmem."

Damon hemen araya girmeden önce bir an düşündü.

"Ben de."

Rowena ona baktı.

"Senin birine güvenmen için ne olması gerekiyor?"

Damon'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

"Genellikle ölmesi."

Bobby gözlerini kapattı.

"Tanrım."

Gabriel'in yokluğu fark edilir hale gelmişti. Castiel de hâlâ görünmüyordu. Bu durum beni rahatsız ediyordu. Özellikle de Castiel'in sesini son kez Vesper Evi'nin içinden duyduğumuzdan beri.

Bonnie bir anda gözlerini açtı.

"Burada biri var."

Hepimiz ona döndük.

"Kim?" diye sordum.

Bonnie'nin bakışları bana çevrildi.

"Sen."

Kaşlarımı çattım.

"Ben zaten buradayım."

"Hayır."

Bonnie'nin sesi çok daha ciddi bir hal aldı.

"İçinde başka bir şey var."

O an odadaki bütün sesler kesildi.

---

FLASHBACK

Livia Vesper karanlık bir odada tek başına oturuyordu.

Önündeki masada küçük bir mum yanıyordu.

Kucağında henüz birkaç aylık olan Seraphine vardı.

Bebeğin gözleri kapalıydı. Livia'nın parmakları saçlarının üzerinde yavaşça geziniyordu.

"Onu benden alamazsın."

Odanın diğer tarafında Michael duruyordu.

"Ben almak istemiyorum."

Livia başını kaldırdı.

"Yalan."

"Hayır."

Michael'ın sesi sakindi.

"Onu senden korumaya çalışıyorum."

Livia acı bir şekilde güldü.

"Senin korumanla onun hapishanesi arasında hiçbir fark yok."

Michael birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra masanın üzerindeki siyah gülü işaret etti.

"İlk mühür tamamlanmadı."

Livia'nın yüzündeki ifade değişti.

"Ne demek istiyorsun?"

"İçindeki şey hâlâ uyanık."

Livia bebeğine baktı.

"Onun içinde hiçbir şey yok."

Michael'ın gözleri bebeğe çevrildi.

"Henüz."

O sırada odanın kapısı açıldı.

Elias içeri girdi.

Yüzünde alışılmadık bir korku vardı.

"Livia."

Livia ona baktı.

"Ne oldu?"

Elias cevap vermedi.

Michael'a baktı.

"Onu buldular."

Livia'nın kolları bebeğin etrafında sıkılaştı.

"Kim?"

Elias'ın cevabı fısıltıdan bile hafifti.

"Ötekiler."

Mumun alevi bir anda uzadı.

Ve odanın aynasında, hiçbir insanın yansıması olmayan üçüncü bir gölge belirdi.

---

Gözlerimi açtığımda kütüphanenin ortasındaydım.

Dean önümde diz çökmüştü.

"Seraphine."

Nefesim düzensizdi.

"Bir şey gördüm."

"Ne?"

"Annem."

Bonnie hemen yanıma geldi.

"Ne gördün?"

"Michael onun beni koruduğunu söylüyordu."

Rowena'nın yüzü değişti.

"Michael mı?"

Başımı salladım.

"Ve Elias geldi. Birilerinin bizi bulduğunu söyledi."

Sam'in kaşları çatıldı.

"Kimlerin?"

"Ötekiler."

O kelimeyi söylediğim anda kitaplığın üst raflarından bir kitap yere düştü.

Kimse hareket etmedi.

Kitap kendi kendine açıldı.

Sayfalar hızla çevrildi.

Sonra bir sayfada durdu.

Üzerinde yalnızca bir çizim vardı.

Üç farklı dünya.

Ortalarında siyah bir kapı.

Kapının arkasında ise bir kadın figürü.

Kadının yüzü çizilmemişti.

Ama boynunda siyah gül şeklinde bir kolye vardı.

Benim kolyem.

---

Sabaha karşı Dean'le birlikte kütüphaneden çıktığımda evin koridorları her zamankinden daha sessizdi.

Yan yana yürüyorduk.

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonunda Dean, "Korkuyorsun," dedi.

"Çok."

Bunu ilk kez açıkça söylemiştim.

Dean durdu.

Ben de durdum.

"Benim yanımda korkabilirsin."

Gözlerimi ona kaldırdım.

"Ya bir gün senin yanında bile korkarsam?"

Dean birkaç saniye bana baktı.

"Yine yanında olurum."

O kadar basit söylemişti ki içimde bir şey çözüldü.

Ona yaklaştım.

Kollarımı boynuna doladım.

Dean beni kendine çektiğinde başımı omzuna yasladım. Bir süre öyle kaldık. Sonra yüzümü kaldırdım ve onu öptüm.

Bu kez öpüşmemiz aceleci değildi. Bütün gece üzerimizde biriken korkunun ardından birbirimize tutunmanın sessiz bir yoluydu. Dean'in eli sırtımda gezinirken gözlerimi kapattım. Dünya birkaç saniyeliğine küçüldü.

Vesper Evi, Michael, annem, Elias ve o görünmeyen şey yokmuş gibi hissettim.

Dean alnını alnıma yasladı.

"Burada kalmak ister misin?"

Başımı salladım.

"Seninle."

Beni yeniden öptü.

Sonrasını kapının dışında bıraktık.

O gece, bütün cevapların peşinden koşmak yerine birkaç saatliğine yalnızca birbirimizin yanında kaldık.

---

Sabah olduğunda kütüphanenin masasının üzerinde yeni bir şey vardı.

Benim çocukluk fotoğrafım.

Fotoğrafı daha önce görmemiştim.

Yaklaşık dört yaşındaydım.

Üzerimde beyaz bir elbise vardı. Saçlarım dağınıktı. Bir kolumda siyah bir gül taşıyordum.

Ama fotoğrafta yalnız değildim.

Arkamda bir kadın duruyordu.

Yüzü yarı karanlıktaydı.

Yine de onu tanıdım.

Annem.

Fakat fotoğrafın arkasında yazan tarih beni dondurdu.

2008.

Fotoğrafın altında bir cümle vardı.

"Mühür tamamlandığında çocuk hatırlamayacak."

Elim titredi.

Dean fotoğrafı benden aldı.

"Bu ne?"

"Hatırlamıyorum."

"Çünkü mühür bunu engellemiş olabilir."

Fotoğrafa yeniden baktım.

"Ya mühür çözülüyorsa?"

Dean cevap vermedi.

Çünkü ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

---

O sırada Vesper Evi'nin kapısı açıldı.

Dışarıdan gelen ayak sesleri koridorda yankılandı.

Damon salona ilk ulaşan kişi oldu.

Ardından Stefan.

Sonra Bonnie.

Bobby silahını aldı.

Sam eski kitabı kapattı.

Ben merdivenin başında durdum.

Kapının önünde bir adam vardı.

Üzerinde uzun, koyu renkli bir palto bulunuyordu. Yüzü yorgundu. Elinde eski bir çanta taşıyordu.

Damon'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Sen."

Adam ona baktı.

"Uzun zaman oldu."

Damon'ın sesi sertleşti.

"Burada ne işin var?"

Adam içeri girdi.

Gözleri önce Damon'a, sonra Stefan'a, ardından bana çevrildi.

"Vesper."

İçimdeki kolye ısındı.

Adam bunu fark etti.

"Demek doğru."

Stefan öne çıktı.

"Kim olduğunu söyle."

Adam çantasını masanın üzerine bıraktı.

"Ben Elias'ı arıyorum."

Damon'ın yüzü gerildi.

"Biz de."

Adam başını iki yana salladı.

"Hayır."

Sonra doğrudan bana baktı.

"Siz Elias'ı aramıyorsunuz."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Elias sizi arıyor."

Bu cümle odanın içinde asılı kaldı.

Adam çantasından eski bir harita çıkardı.

Haritanın üzerinde Vesper Evi, Michael'ın mührü ve üç dünya arasındaki geçiş işaretlenmişti.

Fakat haritanın en altında başka bir yer vardı.

Daha önce hiç görmediğim bir şehir.

Ve yanında annemin el yazısıyla yazılmış tek bir kelime:

Livia.

---

O gece rüyamda annemi gördüm.

Bu kez bebek değildim.

Yetişkindim.

Bir ormanın ortasında duruyordum.

Karşımda Livia vardı.

Saçları rüzgârda savruluyordu.

Bana bakıyordu.

"Anne?"

Gülümsedi.

Ama gözlerinde yaş vardı.

"Çok geç kaldın."

"Sen neredesin?"

"Buradayım."

"Gel beni bul."

Başını iki yana salladı.

"Henüz değil."

"Neden?"

Livia arkasındaki karanlığa baktı.

"Çünkü seni izliyorlar."

"Kim?"

Cevap vermeden önce bana yaklaştı.

Elini yanağıma koydu.

"Hatırladığın her şey doğru değil."

Gözlerim doldu.

"Ne demek bu?"

Livia'nın yüzü korkuyla değişti.

Arkamdan bir ses geldi.

"Livia."

Annem bir anda beni itti.

"Uyan!"

Gözlerimi açtım.

Odam karanlıktı.

Nefes nefeseydim.

Kapının yanında Dean duruyordu.

"Seraphine?"

Başımı ona çevirdim.

"Annem."

"Ne oldu?"

"Rüyamda bana bir şey söyledi."

Dean yanıma geldi.

"Ne?"

Gözlerimi kapattım.

Cümleyi yeniden hatırlamaya çalıştım.

"Hatırladığım her şey doğru değil."

Dean'in yüzü ciddileşti.

Tam o anda koridordan bir ses geldi.

Bir kapı açılmıştı.

Sonra ağır ayak sesleri.

Dean silahını aldı.

Ben yataktan kalktım.

Koridora çıktığımızda kimse yoktu.

Fakat duvarın üzerinde taze bir çizik vardı.

Siyah gül.

Ve hemen altında bir isim.

LIVIA VESPER.

Parmaklarımı yazının üzerinde gezdirdim.

Duvarın içinden bir fısıltı yükseldi.

Bu kez ses annemin değildi.

Michael'ın da değildi.

Çok daha eskiydi.

"Mührün ilk yarısı kırıldı."

Bir an sonra Vesper Evi'nin bütün kapıları aynı anda kapandı.

Dean yanıma geçti.

Elimi tuttu.

Ben ise karanlık koridora baktım.

Çünkü artık biliyordum.

Annem yalnızca hayatta değildi.

Bir yerlerde beni bekliyordu.

Ve onu bulduğumda, hayatım boyunca bildiğimi sandığım her şeyin değişeceğini hissediyordum.

Üstelik içimdeki mühür gerçekten çözülmeye başlamıştı.

Ve ilk kez, bunun beni neye dönüştüreceğinden korktum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.