İçeriğe geç

Unutulanların Soyu

Bölüm 17 · 8 dk okuma

Unutulanların Soyu

Bölüm 17

Bölüm 17: MÜHRÜN İÇİNDEKİ GÖLGE

Sabah olduğunda Vesper Evi'nin içinde garip bir sessizlik vardı.

Normal bir sessizlik değildi bu. Geceleri duyduğum çatırdamalar, duvarların içinden gelen uğultular, merdivenlerin altında dolaşan ayak sesleri bile yoktu. Sanki ev, ilk kez gerçekten susmuştu. Bunun iyi bir şey olmadığını artık biliyordum. Vesper Evi sustuğunda genellikle bir şeyler hazırlanıyordu.

Pencerenin önünde durup elimdeki çatlamış kolyeye baktım. Siyah taşın içindeki ince çizgi hâlâ soluk bir ışık yayıyordu. Dün sabah bulduğum kâğıt ise masanın üzerinde duruyordu.

Michael hapishanede değil. Hapishane onun içinde.

Cümleyi kaç kez okuduğumu bilmiyordum.

Her okuyuşumda başka bir anlam buluyordum. Önce Michael'ın kendi bedeninde hapsolduğunu düşünmüştüm. Sonra bunun bir büyü olabileceğini düşündüm. Fakat içimdeki bir şey bunun daha eski, daha karmaşık bir anlamı olduğunu söylüyordu.

Kapının önünden geçen ayak sesleriyle düşüncelerim bölündü.

Dean içeri girdi.

Üzerinde dün geceki kıyafetlerin bir kısmı vardı. Saçları her zamanki gibi dağınıktı ve yüzünde uykusuzluğun bıraktığı izler bulunuyordu. Elindeki kahveyi bana uzattı.

"İç."

Bardağı aldım.

"Bu senin mi?"

"İlk kahve."

"Yani?"

"Benim için daha önemli."

Gülümsedim.

"Romantikmiş."

"Romantik olduğumu hiç söylemedim."

Bardağımdan bir yudum aldım. Kahvenin sıcaklığı boğazımdan aşağı inerken gözlerimi yeniden kâğıda çevirdim.

Dean bunu fark etti.

"Yine onu mu düşünüyorsun?"

"Michael'ı değil."

"Kâğıdı."

Başımı salladım.

"Michael'ın hapishane olmadığını söylüyor."

Dean masanın kenarına yaslandı. Bir süre yazıya baktı.

"Belki de birinin onun içinde hapsolduğunu söylüyordur."

Bu cümle içimde bir şeyin aniden hareket etmesine neden oldu.

"Birinin..."

Dean de aynı şeyi düşündüğümü anlamıştı.

"Seraphine."

Kâğıdı elimde buruşturmadan önce durdum.

"Ya Michael'ın içinde biri varsa?"

"Ya da bir şey."

İkimiz de sustuk.

Çünkü artık Vesper Evi'nde hiçbir şey yalnızca bir ihtimal olarak kalmıyordu.

Bir ihtimal, birkaç saat sonra gerçek oluyordu.

---

Aşağı indiğimizde salon çoktan dolmuştu.

Bonnie pencerenin yanında oturuyor, ellerini dizlerinin üzerinde tutuyordu. Stefan biraz ileride, kitaplığın önünde durmuştu. Damon şöminenin yanında dikilmiş, kardeşini izliyordu. Sam ve Bobby masanın üzerinde duran eski belgeleri inceliyordu. Rowena ise önündeki üç farklı kitabı aynı anda açık tutmuştu.

Gabriel yoktu.

Castiel de yoktu.

Bu ikisinin aynı anda ortadan kaybolması beni hiç rahatlatmadı.

Damon beni gördüğünde başıyla selam verdi.

"Uyuyabildin mi?"

"Biraz."

"Ben de."

Stefan ona baktı.

"Sen bütün gece uyumadın."

Damon omuz silkti.

"Ben mecazi anlamda söyledim."

Stefan'ın yüzündeki ifade değişmedi.

"Sen hiçbir zaman mecazi konuşmuyorsun."

Damon ona bakıp hafifçe gülümsedi.

"İşte seni özlemişim."

İki kardeşin arasındaki bu kısa konuşma, aralarında yıllardır taşınan bütün geçmişi hissettiriyordu. Birbirlerine takılmaları doğal görünüyordu ama o doğallığın altında konuşulmayan çok fazla şey vardı.

Bonnie bana doğru döndü.

"Gel."

Yanına oturdum.

"İyi misin?"

Başını salladı.

"Tam olarak değil."

"Rüyan yüzünden mi?"

Bonnie birkaç saniye sustu. Sonra ellerine baktı.

"Dün gece yine gördüm."

İçimdeki huzursuzluk arttı.

"Neyi?"

Bonnie gözlerini kaldırdı.

"Seni."

Bir an konuşamadım.

"Benimle ilgili ne gördün?"

"Sen değildin."

Kaşlarımı çattım.

"Ne demek o?"

Bonnie'nin bakışları karardı.

"Çocukluğundaki halin."

O cümleyle birlikte odanın geri kalanı sanki uzaklaştı.

Bonnie konuşmaya devam ederken sesi daha yavaşladı.

"Bir odadaydın. Çok küçüktün. Bir kadın seni kucağında tutuyordu. Livia olduğunu düşündüm ama yüzünü tam göremedim."

Kalbim hızlandı.

"Sonra?"

"Bir adam vardı."

"Elias?"

"Hayır."

Bonnie başını iki yana salladı.

"Başka biriydi."

İçimde soğuk bir ürperti yayıldı.

"Kim?"

Bonnie cevap vermeden önce gözlerini kapattı.

"Yüzünü göremedim. Ama odadaki herkes ondan korkuyordu."

---

FLASHBACK

Odanın içinde yağmur sesi vardı.

Pencereler kapalıydı fakat dışarıdaki fırtınanın uğultusu taş duvarlardan içeri sızıyordu.

Livia, kucağında küçük Seraphine ile pencerenin önünde durmuştu.

Bebeğin yüzü annesinin göğsüne yaslanmıştı. Küçük parmakları Livia'nın elbisesine tutunmuş, huzursuzca hareket ediyordu.

Kapı açıldı.

Elias içeri girdi.

Yüzü her zamanki kadar sakindi ama gözlerinde korku vardı.

Livia onu görünce hemen döndü.

"Burada olmamalısın."

Elias kapıyı kapattı.

"Michael geldi."

Livia'nın yüzündeki renk çekildi.

"Biliyordum."

"Onu durduramayız."

Livia bebeğine daha sıkı sarıldı.

"Onu benden alamaz."

Elias birkaç adım yaklaştı.

"Michael seni istemiyor."

"Seraphine'i istiyor."

"Hayır."

Livia başını kaldırdı.

"Elias..."

"Onu istemesinin sebebi çocuk değil."

Elias'ın bakışları bebeğe kaydı.

"İçindeki şey."

Livia bir an gözlerini kapattı.

"Onun içinde hiçbir şey yok."

Elias'ın sesi yumuşadı.

"Henüz."

O anda odanın içindeki mumların hepsi aynı anda söndü.

Livia'nın nefesi kesildi.

Kapının ardından bir ses geldi.

"Yalan söylemek konusunda hâlâ çok kötüsün, Elias."

Livia bebeği arkasına aldı.

Kapı açıldı.

Michael içeri girdi.

Fakat onun yüzünde öfke yoktu.

Yalnızca yorgunluk vardı.

"Çocuğa zarar vermeyeceğim."

Livia ona inanmadı.

"Git."

Michael'ın gözleri bebeğe kaydı.

"Onu korumaya çalışıyorum."

Livia'nın sesi titredi.

"Senin korumana ihtiyacı yok."

Michael bir adım attı.

"Var."

Tam o sırada odanın diğer tarafındaki aynada başka bir siluet belirdi.

Lucifer.

Livia onu görünce irkildi.

Michael da aynaya baktı.

Lucifer gülümsedi.

"Bu aile toplantıları gerçekten kalabalıklaşmaya başladı."

Elias başını çevirdi.

"Buraya neden geldin?"

Lucifer'in bakışları bebekte kaldı.

"Benim de merak ettiğim şey bu."

Livia bebeği saklamaya çalıştı.

Lucifer başını hafifçe eğdi.

"Merak etme. Onu almak için gelmedim."

Livia sertçe cevap verdi.

"Kimseye inanmıyorum."

Lucifer'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

"İyi yapıyorsun."

Sonra Michael'a baktı.

"Çünkü bu kez gerçekten hepinizden daha büyük bir şey geliyor."

Aynadaki görüntü bir anda parçalandı.

---

Gözlerimi açtığımda Bonnie'nin ellerimi tuttuğunu fark ettim.

Nefes almakta zorlanıyordum.

"Ne gördün?" diye sordu Dean.

Cevap vermeden önce birkaç saniye bekledim.

"Michael'ın annemle konuştuğunu gördüm."

Sam hemen bize yaklaştı.

"Ne zaman?"

"Ben bebekken."

Bobby'nin yüzü ciddileşti.

"Lucifer var mıydı?"

Başımı kaldırdım.

"Evet."

Odadaki hava yeniden değişti.

Damon'ın yüzündeki ifade bile sertleşti.

"Ne söyledi?"

Lucifer'ın sözlerini hatırlamaya çalıştım.

"Bir şey geliyor dedi."

Sam kaşlarını çattı.

"Ne?"

"Bilmiyorum."

Rowena o ana kadar sessizce dinliyordu. Sonunda kitabını kapattı.

"Artık Michael'ın neden hapsedildiğini değil, neyi hapsettiğini araştırmalıyız."

Bu cümle odada yankılandı.

Ve nedense ilk kez gerçekten doğru yere baktığımızı hissettim.

---

Öğleden sonra kütüphanede yalnız kaldım.

Eski kitapların arasında annemin adını ararken dışarıdaki yağmur yeniden başlamıştı. Parmaklarımı raflardaki kitapların sırtlarında gezdiriyordum. Çoğunun üzerinde isim bile yoktu.

Sonra bir kitap gördüm.

Siyah deri kaplıydı.

Üzerinde siyah gül sembolü vardı.

Kitabı çektiğim anda arkamdaki raflardan biri kendi kendine hareket etti.

Duvar açıldı.

İçeride küçük bir oda vardı.

Odaya girdiğimde ilk fark ettiğim şey duvarlardaki çocukluk fotoğrafları oldu.

Ben.

Bir yaşım.

İki yaşım.

Dört yaşım.

Altı yaşım.

Fakat fotoğrafların bazılarında annem yoktu.

Onun yerine başka insanlar vardı.

Bazılarını tanımıyordum.

Bir fotoğrafın önünde durdum.

Küçük halim, bir adamın kucağında oturuyordu.

Adamın yüzü karanlıkta kalmıştı.

Fotoğrafı elime aldım.

Arkasında tarih vardı.

2008.

Ve tek bir cümle:

"İlk mühür tamamlandı."

Kalbim hızlandı.

"Hayır..."

Fotoğrafı ters çevirdiğimde yere bir şey düştü.

Küçük, metal bir anahtar.

Benim siyah anahtarımın aynısıydı.

Ama üzerinde Vesper gülü yoktu.

Onun yerine bir çift kanat vardı.

Anahtarı elime aldığım anda görüntü yeniden geldi.

FLASHBACK

Livia karanlık bir koridorda yürüyordu.

Kucağında küçük Seraphine vardı.

Arkasından Elias geliyordu.

"Geç kaldık," dedi Elias.

Livia durmadı.

"Onu saklayacağım."

"Eğer onu mühürlersen bir gün sana kızacak."

"Yaşarsa bana kızsın."

Elias sustu.

Livia'nın gözlerinden yaş süzülüyordu.

"Ölmesini istemiyorum."

Elias başını eğdi.

"Ben de."

Koridorun sonunda Michael bekliyordu.

Elinde siyah bir zincir vardı.

"Bu mühür onu öldürmeyecek."

Livia ona baktı.

"Ne yapacak?"

Michael'ın cevabı kısa oldu.

"Onu unutmaya zorlayacak."

Livia'nın yüzü değişti.

"Hayır."

"Başka yolu yok."

"Onun çocukluğunu alamazsın."

Michael'ın sesi yumuşadı.

"Çocukluğunu değil."

Bakışları bebeğe kaydı.

"Hatırlamasını engelleyeceğim."

Görüntü kırıldı.

---

Anahtar elimden düştü.

Nefes nefese kaldığımı fark ettim.

Kapının yanında Dean duruyordu.

Beni gördüğünde hemen yanıma geldi.

"Ne oldu?"

Elimi kaldırıp anahtarı gösterdim.

"Annem..."

Sesim titriyordu.

"Annem beni unutmam için değil, hatırlamamam için mühürletmiş."

Dean'in yüzündeki ifade ağırlaştı.

"Hatırlamaman gereken ne?"

Başımı iki yana salladım.

"Bilmiyorum."

Tam o sırada arkamızdaki kapı kapandı.

İkimiz de döndük.

Kapının üzerinde daha önce olmayan bir yazı belirmişti.

"İLK HATIRLAMA TAMAMLANDI."

Dean silahını çıkardı.

"Sanırım ev senden daha hızlı çalışıyor."

İstemsizce güldüm.

"Bu evden nefret ediyorum."

"Ben de."

"Burada kalmaya devam edeceğiz."

"Maalesef."

Birbirimize baktık.

Sonra ikimiz de aynı anda kapıya yöneldik.

Fakat kapıyı açmadan önce içeriden bir ses geldi.

Bu kez tanıyordum.

Castiel.

"Seraphine."

Kapıyı açtığımızda koridor boştu.

Yalnızca yerde beyaz bir tüy vardı.

Kan içindeydi.

Ve tüyün altında küçük bir not duruyordu.

Dean eğilip aldı.

Notta tek bir isim vardı:

ELIAS VESPER.

---

O akşam herkes yeniden salonda toplandı.

Castiel hâlâ ortada yoktu.

Gabriel de.

Bobby notu masanın üzerine bıraktı.

"Bu tesadüf değil."

Sam başını salladı.

"Elias'ın ortadan kaybolmasından beri Vesper Evi'nin davranışları değişti."

Rowena, tüyü dikkatlice inceledi.

"Bu Castiel'in tüyü."

Damon kaşlarını kaldırdı.

"Yani?"

Rowena ona baktı.

"Yani Castiel burada."

Damon etrafa baktı.

"Burada değil."

Rowena'nın gözleri karardı.

"Vesper Evi'nin içinde."

O anda bütün mumlar aynı anda söndü.

Karanlığın içinde yalnızca siyah anahtarın üzerindeki kırmızı ışık kaldı.

Sonra Castiel'in sesi duyuldu.

Fakat bu kez ses dışarıdan gelmiyordu.

İçimizden geliyordu.

"Seraphine."

Gözlerimi kapattım.

"Castiel?"

"Michael'ı buldunuz."

Dean elimi tuttu.

"Onu zaten bulduk."

Castiel'in sesi yeniden geldi.

"Hayır."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Siz Michael'ı değil, onun kabuğunu buldunuz."

O anda evin altından korkunç bir ses yükseldi.

Taşlar sarsıldı.

Camlar titredi.

Ve salonun ortasındaki zeminde siyah bir çatlak açıldı.

Çatlağın içinden beyaz bir ışık yükseldi.

Herkes geri çekildi.

Ben ise hareket edemedim.

Çünkü ışığın içinde bir görüntü görmüştüm.

Annem.

Kucağında ben vardım.

Karşısında Elias.

Ve onların arkasında...

Michael.

Fakat Michael zincirlenmiş değildi.

Zincirleri tutan kişi bendim.

Görüntü kayboldu.

Nefesim kesildi.

Dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu.

Dean beni tuttu.

"Ne gördün?"

Cevap vermedim.

Çünkü ilk kez Michael'ın neden bana sürekli baktığını anlamaya başlamıştım.

Belki de bütün bu yıllar boyunca hapishanesinin anahtarı bendim.

Ama daha korkunç olanı şuydu:

Belki de hapishaneyi yapan da bendim.

Ve Vesper Evi'nin derinliklerinden gelen son fısıltı, bütün düşüncelerimi paramparça etti.

"Kızım..."

Annemin sesi.

Bu kez rüya değildi.

Livia Vesper hâlâ hayattaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.