
Haritadaki kırmızı nokta gözlerimin önünde hâlâ yanıyordu. O kadar küçük bir işaretti ki, insan bakınca dünyanın herhangi bir yerindeki sıradan bir nokta sanabilirdi. Fakat ben artık küçük kırmızı noktaların hayatımı değiştirmeye yaradığını biliyordum. Önümde açık duran haritanın üzerinde Elias Vesper'in adı vardı ve o isme baktıkça içimde birbirine zıt iki duygu büyüyordu. Bir yanım oraya gitmek, bütün cevapları bulmak ve annemin bunca yıldır sakladığı gerçeği kendi gözlerimle görmek istiyordu. Diğer yanım ise haritanın katlanıp yakılmasını, bu gecenin hiç yaşanmamış olmasını ve hayatımın yeniden sıradan bir belirsizliğe dönmesini diliyordu. Fakat bazı kapılar bir kez açıldığında insanın eski hayatına dönmesi mümkün olmuyordu. Ben bunu artık çok iyi biliyordum.
Bobby haritayı masanın üzerinde düz tutmaya çalışırken Sam eski bir kitabın sayfalarını çeviriyordu. Constantine'in önünde üç farklı defter, iki harita ve üzerinde anlaşılmaz semboller bulunan birkaç taş vardı. Castiel pencerenin önünde sessizce durmuş, dışarıdaki karanlığı izliyordu. Lucifer ise odanın en uzak köşesinde, ellerini cebine sokmuş halde hiçbir şeye karışmadan bekliyordu. Damon koltuğa yayılmış, yüzünde insanı sinirlendiren o sakin ifadeyle elindeki bardağı çeviriyordu. Dean benim yanımdaydı. Son birkaç dakikadır ikimiz de konuşmuyorduk.
Sonunda Sam başını kaldırdı.
"Vesper Evi'nin yeri bir haritada görünmüyor."
Bobby ona baktı. "Bunu zaten biliyoruz."
"Hayır," dedi Sam. "Demek istediğim bu değil. Haritalarda görünmemesi başka, hiçbir coğrafi kayıtta bulunmaması başka. Eski Avrupa kayıtlarına baktım. 1800'lü yıllarda bile bu bölge boş görünüyor. Sanki orada hiçbir zaman yerleşim olmamış."
Constantine kitabın bir sayfasını kapattı. "Çünkü ev hiçbir zaman normal dünyada değildi."
Damon kaşını kaldırdı. "Harika. Ev de mi doğaüstü?"
"Bir evden bahsetmiyoruz," dedi Constantine. "Bir eşikten bahsediyoruz."
Bobby derin bir nefes aldı. "Bu adamların aile geleneğinde neden hiçbir şey normal değil?"
Damon hemen cevap verdi. "Çünkü normal insanlar aile albümlerinde piknik fotoğrafları saklar. Bunlar kapı, mühür ve ölülerle uğraşmış."
Dean ona baktı. "Sen de vampirsin."
Damon omuz silkti. "Benim aile albümümde de çok kötü seçimler var."
İstemeden güldüm. Belki de bu insanların arasında komik olan şey, dünyanın sonu yaklaşırken bile birbirlerine laf yetiştirebilmeleriydi. Son birkaç gün içinde onları izlerken fark ettiğim bir şey vardı. Her biri ayrı bir dünyadan gelmişti. Dean ve Sam avcılığın sertliğiyle, Bobby yılların deneyimiyle, Castiel meleklerin soğuk sessizliğiyle, Damon yüzlerce yıllık alaycılığıyla, Constantine karanlık sırlarıyla, Lucifer ise varlığıyla bile odadaki herkesin dengesini bozuyordu. Buna rağmen bir şekilde aynı masanın etrafında oturuyorlardı.
Ben de artık o masanın bir parçasıydım.
Bu düşünce garip biçimde huzur vericiydi.
Dean elimi tuttu.
Parmaklarımı onun parmaklarının arasına geçirirken gözlerimi haritadan ayırmadım.
"Ne zaman gidiyoruz?"
Bobby saate baktı.
"Sabah."
Dean başını salladı. "Hayır."
Hepimiz ona baktık.
"Şimdi gidiyoruz."
Bobby kaşlarını kaldırdı. "Gece yarısı."
"Tam da bu yüzden."
Damon bardağını kaldırdı. "Winchester'ın sonunda mantıklı bir şey söylediğini göreceğimi düşünmezdim."
Dean ona dönmeden, "Bunu iltifat olarak kabul etmeyeceğim," dedi.
---
Gece yarısından biraz sonra yola çıktık.
Şehir geride kaldıkça ışıklar azaldı. Arabaların farları ıslak yollarda uzun çizgiler oluşturuyor, ağaçların gölgeleri camın üzerinde hareket ediyordu. Ben arka koltukta Dean'in yanında oturuyordum. Sam önde Bobby ile birlikteydi. Damon başka bir arabayla arkadan geliyordu. Constantine'in nerede olduğunu bilmiyordum. Muhtemelen bizden önce gidip bir şeyleri araştırıyordu. Castiel ise bizimle gelmiyordu. "Bir şey olursa geleceğim," demişti. Onun "bir şey" tanımının ne olduğunu sormamıştım. Son birkaç gündür öğrendiğim kadarıyla meleklerin acil durum kavramı insanlardan biraz farklıydı.
Başımı cama yasladım.
Dışarıdaki karanlığa bakarken Dean sessizce bana döndü.
"İyi misin?"
"Hayır."
"Beklediğim cevap."
Gülümsedim.
Bir süre sonra başımı onun omzuna yasladım.
"Sen?"
"Ben de değilim."
Bu kez ona baktım.
Dean gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.
"Senin yanında olduğumda bunu unutuyorum."
Kalbim hızlandı.
"Bu iyi bir şey mi?"
"Henüz karar vermedim."
Elimi tuttu.
Başparmağıyla elimin üzerinde yavaşça gezindi. Hareketi küçüktü ama içimde büyük bir sıcaklık oluşturdu. Başımı omzundan kaldırdım. O da bana baktı. Aramızdaki mesafe birkaç santime düşmüştü. Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık.
Sonra öpüştük.
Bu kez acele yoktu.
Dışarıdaki yol, gece, yağmur ve dünyanın geri kalanı bir süreliğine önemini kaybetti. Dean'in eli yüzümün yanına geldi. Ben parmaklarımı ceketinin yakasına geçirdim. Öpücük derinleşirken kalbimin hızlandığını hissettim. Onun yanında korkularımı birkaç dakikalığına susturabiliyordum. Belki de beni en çok korkutan şey buydu.
Dean alnını alnıma yasladı.
"Devam edersek Sam bizi dikiz aynasından görecek."
Ön koltuktan Sam'in sesi geldi.
"Zaten görüyorum."
Gözlerimi kapattım.
Dean'in yüzünde dehşet oluştu.
"Tanrım."
Sam sakin bir sesle devam etti.
"Ve hayır, yorum yapmayacağım."
Dudaklarımı ısırarak gülmeye başladım.
Dean koltuğa yaslandı.
"Bu aileyle bir yere gitmek imkânsız."
Sam dikiz aynasından bize baktı.
"Henüz Damon'ın arabasına geçmediniz. Asıl sorun o zaman başlayacak."
---
Saatler sonra ormana girdik.
Yol giderek daraldı. Ağaçlar o kadar sıklaşmıştı ki ay ışığı bile zemine ulaşamıyordu. Sonunda araba durdu.
Önümüzde hiçbir şey yoktu.
Sadece orman.
Bobby arabadan indi. Elindeki feneri çevreye tuttu.
"Burada olmalı."
Sam haritaya baktı.
"Koordinatlar doğru."
Dean kapıyı kapatıp etrafa baktı.
"Burada ev falan yok."
Ben ise birkaç adım öne çıktım.
Göğsümdeki kolye ısınmaya başladı.
Yavaşça ormanın içine baktım.
Ağaçların arasında, daha önce olmayan bir yol belirdi.
Taşlardan yapılmıştı.
İki yanında siyah güller büyüyordu.
Damon arabadan indiğinde yolun ortaya çıkışını gördü ve bir süre sessiz kaldı.
"Tamam."
Bardağını kapattı.
"Bu kesinlikle normal değil."
Bobby ona baktı.
"Sen vampirsin."
Damon başını salladı.
"Bu, her şeyin normal olduğu anlamına gelmiyor."
Yoldan yürümeye başladık.
Yaklaşık on dakika sonra ağaçlar açıldı.
Ve Vesper Evi karşımızda yükseldi.
İlk gördüğüm anda nefesimi tuttum.
Devasa bir yapıydı. Siyah taş duvarları, sivri kuleleri ve yağmurla kararmış pencereleri vardı. Binanın ortasında büyük bir saat kulesi yükseliyordu. Fakat saatin ibreleri yoktu. Kapının üzerinde ise siyah gül sembolü bulunuyordu.
Evin çevresinde tek bir kuş bile yoktu.
Tek bir böcek sesi bile.
Sanki orman bile bu evin çevresinde susmayı öğrenmişti.
Dean yanıma geldi.
"İçeri girmek zorunda değilsin."
Kapıya baktım.
"Hayır."
Bir nefes aldım.
"Bu kez gireceğim."
Kapının önüne geldiğimde anahtarı çıkardım.
Kilit yoktu.
Buna rağmen anahtarı kapının üzerine koyduğum anda siyah gül parladı.
Kapı kendi kendine açıldı.
İçeriden soğuk hava geldi.
Ve ardından bir kadın sesi:
"Hoş geldin, Seraphine."
Damon'ın yüzü gerildi.
"Bu evin misafirperverliği biraz ürkütücü."
İçeri girdik.
---
Vesper Evi'nin içi dışarıdan daha büyüktü.
Koridorlar birbirine bağlanıyor, merdivenler yukarı doğru kıvrılıyor, duvarlarda aile portreleri uzanıyordu. Bazı portrelerde yüzler vardı. Bazılarında ise yalnızca siyah lekeler. Sanki birileri zamanında o kişileri resimlerden silmeye çalışmıştı.
Duvarlardan birinde annemi gördüm.
Gençti.
Tek başına duruyordu.
Elinde siyah bir gül vardı.
Portreye yaklaştım.
Altında hiçbir isim yoktu.
Sadece tarih.
1998.
Parmaklarımı çerçevenin üzerinde gezdirdim.
Bir şey hissettim.
Annemin sesi.
"Seraphine, eğer bir gün buraya gelirsen..."
Gözlerimi kapattım.
"Beni affetme."
Gözlerimi açtım.
Dean yanımdaydı.
"Ne oldu?"
"Annem."
"Ne dedi?"
"Buraya gelirsem onu affetmememi istedi."
Dean birkaç saniye sessiz kaldı.
"Bu aile sırları konusunda annenin iletişim becerileri berbat."
İstemeden güldüm.
"Kesinlikle."
Koridorun sonunda büyük bir salon vardı.
Salonun ortasında uzun bir masa bulunuyordu.
Ve masanın üzerinde on iki mum yanıyordu.
Fakat sandalyelerin yalnızca dokuzunda isim vardı.
Livia.
Elias.
Eveline.
Lucifer.
Constantine.
Dean.
Sam.
Damon.
Seraphine.
Birkaç saniye kimse konuşmadı.
Sonra Damon sandalyelere baktı.
"Benim adımın burada olması hoşuma gitmedi."
Dean ona baktı.
"Neden?"
"Çünkü bu genellikle birinin ölmeden önce yaptığı listelerde olur."
Sam masanın üzerindeki mumları inceledi.
"Burada başka bir şey var."
Masanın ortasında bir kitap vardı.
Kitabı açtığımda sayfalardan biri kendi kendine çevrildi.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.
"On üçüncü kişi geldiğinde kapı tamamen açılacak."
Bobby'nin yüzü değişti.
"On üçüncü?"
Constantine karanlık koridordan çıkarak salona girdi.
"Henüz gelmedi."
Herkes ona döndü.
"Kim?" diye sordum.
Constantine cevap vermedi.
Onun yerine salondaki aynaya baktı.
Aynanın içinde bir kadın görünüyordu.
Sarışın.
Zarif.
Yüzünde sert ama sakin bir ifade vardı.
Kadın aynanın içinden bize bakıyordu.
Ardından yanında iki başka kişi belirdi.
Bir adam.
Ve başka bir kadın.
Constantine'in yüzündeki ifade değişti.
"Onlar..."
Damon ona baktı.
"Tanıyor musun?"
Constantine başını salladı.
"Hayır."
Bir saniye durdu.
"Henüz."
Aynadaki görüntü kayboldu.
Ben ise bir şey fark ettim.
Kadının boynunda Vesper sembolü vardı.
Ama onun sembolü diğerlerinden farklıydı.
Siyah gülün ortasında bir yıldız bulunuyordu.
Tam o anda evin üst katından bir kapı kapandı.
Ardından ayak sesleri duyuldu.
Yavaş.
Sakin.
Yaklaşan.
Dean silahını çıkardı.
Ben nefesimi tuttum.
Merdivenlerin başında bir adam belirdi.
Koyu renk takım elbise giymişti.
Bakışları doğrudan bana çevrildi.
Fakat Elias değildi.
Adam hafifçe gülümsedi.
"Sonunda."
Bir adım attı.
"Vesper kanının sonuncusu."
Lucifer arkamızdan geldiğinde adam ona baktı.
İki eski düşman gibi birbirlerini tanıyorlardı.
Lucifer'ın yüzü karardı.
"Sen."
Adamın gülümsemesi genişledi.
"Uzun zaman oldu."
Dean bana yaklaştı.
"Kim bu?"
Lucifer cevap verdi.
"Gabriel."
O anda odadaki hava değişti.
Gabriel merdivenlerden aşağı inerken gözleri hâlâ bendeydi.
"Merak etme," dedi.
"Bu sefer seni öldürmeye gelmedim."
Bir an durdu.
"Henüz."
Damon başını iki yana salladı.
"Bu evde gerçekten kimse normal bir giriş yapamıyor."
Ben ise Gabriel'e bakıyordum.
Çünkü onun gelişiyle birlikte kolyemin yeniden ısındığını hissediyordum.
Ve içimde bir şey bana bunun yalnızca başlangıç olduğunu söylüyordu.
Vesper Evi'ne girmiştik.
Ama asıl mesele, evin bizi çoktan bekliyor olmasıydı.
