
Karanlığın içinden gelen o fısıltıdan sonra hiçbirimiz birkaç saniye boyunca hareket edemedik. Mumların tamamı sönmüş, bodrumu yalnızca duvarların arasından sızan soluk ay ışığı aydınlatmıştı. Anahtar hâlâ avucumdaydı ve metalin sıcaklığı artık neredeyse canımı yakıyordu. Parmaklarımı açmaya çalıştığımda açamadım. Sanki anahtar elime yapışmıştı. Daha doğrusu, anahtarın kendisi beni bırakmıyordu. İçimde bir yere bağlı olduğunu hissediyordum. Kalbimin ritmine göre ısınıyor, nefes alışımla birlikte hafifçe titreşiyordu.
Dean hemen önümdeydi. Bir eli silahında, diğer eli sırtımın hemen arkasında, beni gerekirse çekebileceği bir mesafede duruyordu. Sam ve Bobby çevreyi kontrol ederken Castiel karanlık köşelere bakıyor, Constantine ise yerdeki siyah gülü inceliyordu. Damon, bütün bu kaosun ortasında inanılmaz derecede sakin görünüyordu. Elindeki bardağı bile bırakmamıştı. Lucifer ise biraz ötede, duvara yaslanmış halde gözlerini benden ayırmıyordu. Onun yüzündeki ifade beni en çok rahatsız eden şeydi. Çünkü Lucifer'ın şaşırdığını görmüştüm, öfkelendiğini görmüştüm, alay ettiğini görmüştüm. Ama ilk defa ne yapacağını gerçekten bilmediğini görüyordum.
"Sanırım," dedi Damon sonunda, karanlığın içinden, "bu gece uyumayacağız."
Bobby ona döndü.
"Sen zaten uyumuyorsun."
"Doğru. Ama bu kez dramatik sebeplerim var."
Sam elindeki feneri Damon'ın yüzüne tuttu.
"Biraz susabilir misin?"
Damon gözlerini kıstı.
"Feneri yüzümden çekersen düşünebilirim."
Sam feneri çekti.
"Teşekkürler."
"Rica ederim."
Bu anlamsız konuşmaya istemeden güldüm. Gerilimin ortasında bile Damon'ın saçma sapan rahatlığı insanı normal hissettirebiliyordu. Birkaç saniye sonra gülümsemem kayboldu. Çünkü elimdeki anahtar kendi kendine hareket etti.
Önümdeki taş duvara doğru döndü.
Hepimiz sustuk.
Anahtarın ucu duvardaki hiçbir şeye değmiyordu. Buna rağmen taşların arasından ince bir çizgi belirdi. Önce küçük bir çatlak gibi görünen çizgi, birkaç saniye içinde genişledi. Taş duvar sessizce iki yana ayrılmaya başladı.
Arkasında bir kapı yoktu.
Bir koridor vardı.
Uzun, karanlık ve eski.
Duvarlarında siyah güller vardı.
Ve koridorun sonunda kırmızı bir ışık yanıyordu.
Constantine yavaşça yaklaştı.
"Bu burada değildi."
Bobby ona baktı.
"Sen burayı daha önce gördün mü?"
"Hayır."
"Öyleyse nereden biliyorsun?"
Constantine cevap vermedi.
Çünkü koridorun taşlarından birinde aynı sembol belirmişti.
Vesper sembolü.
Fakat altında başka bir işaret vardı.
Üç kanat.
Bir yılan.
Ve insan eli.
Ben anahtara baktım.
Sonra koridora.
"Gitmem gerekiyor."
Dean hemen bana döndü.
"Hayır."
"Dean..."
"Hayır."
Sesindeki sertlik bu kez korkudan geliyordu.
"Beni dinle. Son birkaç gündür girdiğin her kapının arkasında bir şey seni bekledi. Bence bu sefer kapının arkasında ne olduğunu öğrenmeden içeri girmeyeceğiz."
Damon arkasından mırıldandı.
"Bu, Winchester'ın nazik versiyonu."
Dean ona baktı.
"Bir kelime daha."
Damon ellerini kaldırdı.
"Tamam. Aile toplantınıza devam edin."
Dean tekrar bana döndü.
Ben ise ona bakarken içimde garip bir huzur hissettim. Çünkü ne kadar korkunç olursa olsun, artık yalnız değildim. Bunu kabul etmek istemediğim kadar çok ihtiyacım vardı buna.
"Birlikte gideriz," dedim.
Dean birkaç saniye bana baktı.
Sonra başını salladı.
"Birlikte."
---
Koridorun içine girdiğimizde hava değişti.
İlk birkaç adımda hiçbir şey olmadı. Sonra arkamızdaki taş duvar kapandı.
Bobby, Sam, Castiel, Constantine, Damon ve Lucifer dışarıda kaldı.
Dean'le ikimiz içerideydik.
Kapı arkamızdan kapandığında Damon'ın sesi uzaktan geldi.
"Romantik bir yürüyüşe çıkmış gibisiniz!"
Dean gözlerini kapattı.
"Onu öldüreceğim."
Ben gülmeye başladım.
"Ne?"
"Hiçbir şey."
"Kesinlikle Damon hakkında."
"Kesinlikle."
Koridor boyunca ilerledik. Duvarlarda eski resimler vardı. Vesper ailesinin farklı nesilleri. Bazılarının yüzleri çizilmişti. Bazılarının gözleri kazınmıştı. Birkaç resimde ise yalnızca boş bir sandalye bulunuyordu. En ürkütücüsü, bir resimde küçük bir kızın kucağında bebek tutmasıydı.
Kızın yüzünü görünce durdum.
Ben değildim.
Ama ona baktığımda içimde bir tanıma hissi oluştu.
"Bu kim?"
Dean resme yaklaştı.
"Belki Eveline."
"Hayır."
Neden böyle söylediğimi bilmiyordum.
"Bu Eveline değil."
Kızın boynundaki kolyeye baktım.
Benim kolyem.
Aynı siyah gül.
Sadece onun kolyesinde gülün ortasında bir göz vardı.
Benimkinde ise kapı.
Elimi kendi kolyeme götürdüm.
O anda resimdeki kızın gözleri hareket etti.
Geri çekildim.
"Dean."
"Ne oldu?"
"Resme bak."
Dean baktı.
Kız artık bize bakıyordu.
Sonra dudakları kıpırdadı.
"Geç kaldınız."
Resim bir anda karardı.
Dean silahını kaldırdı.
Ben ise nefesimi tuttum.
Koridorun sonundaki kırmızı ışık biraz daha parladı.
Ve uzaktan bir müzik sesi gelmeye başladı.
Eski bir piyano.
Yavaş.
Melankolik.
Güzel.
Nedense bu, her türlü çığlıktan daha korkutucuydu.
---
Koridor bizi büyük bir odaya çıkardı.
Odanın ortasında eski bir yatak vardı.
Yatağın üzerinde siyah bir örtü.
Duvarlarda yüzlerce mum.
Ve karşı duvarda devasa bir ayna.
Aynanın önünde bir masa vardı.
Masanın üzerinde iki kadeh ve açılmış bir şişe şarap duruyordu.
Dean bana baktı.
"Bu biraz fazla davetkâr."
"Belki bizi öldürmeden önce şarap ikram edecekler."
"İyi ev sahibi."
Gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
Sonra masanın üzerinde bir not gördüm.
Üzerinde ismim yazıyordu.
SERAPHINE.
Notu açtım.
İçinde tek bir cümle vardı.
"Bazı kapılar yalnızca kanla değil, arzuyla da açılır."
Kaşlarımı çattım.
Dean notu elimden aldı.
"Bu hiç hoşuma gitmedi."
"Benim de."
"Burada kalmayacağız."
Tam arkamızı dönmek üzereyken kapı kendiliğinden kapandı.
Mumların alevleri aynı anda yükseldi.
Aynadaki yansımamız değişti.
Ben hâlâ buradaydım.
Ama Dean yoktu.
Onun yerine Elias duruyordu.
Bana bakıyordu.
"Seraphine."
Sesini duyduğumda içimdeki bütün kaslar gerildi.
"Sen kimsin?"
Aynadaki Elias hafifçe gülümsedi.
"Bunu gerçekten hâlâ bilmiyor musun?"
Aynaya yaklaştım.
Dean kolumdan tuttu.
"Yaklaşma."
Ama Elias bana bakmaya devam etti.
"Babanın kim olduğunu öğrenmek istiyorsan, geçmişini hatırlamalısın."
Ayna dalgalandı.
Bir görüntü belirdi.
Annem.
Genç.
Kucağında bebek ben.
Karşısında Elias.
Ve onların yanında Lucifer.
Bu kez üçünü aynı anda görüyordum.
Lucifer anneme bir şey söylüyordu. Elias sessizce izliyordu.
Annem ağlıyordu.
Sonra görüntüde bir çocuk odası belirdi.
Ben.
Beşiğin içindeydim.
Kapının yanında Elias duruyordu.
Elini beşiğin üzerine koydu.
"Seni koruyacağım."
Görüntü değişti.
Annem onu odadan çıkarıyordu.
"Hayır. Onu benden uzak tut."
Elias'ın yüzündeki ifade parçalandı.
"Livia..."
Annem ağlıyordu.
"Bir gün beni anlayacaksın."
Görüntü sona erdi.
Aynadaki yansıma yeniden değişti.
Bu kez ben vardım.
Ama daha yaşlıydım.
Gözlerim kırmızıydı.
Ve yanımda Dean vardı.
Elimi tutuyordu.
Görüntüdeki ben ona bakıp ağlıyordu.
Dean bana bir şey söylüyordu.
Duyamıyordum.
Sonra görüntü karardı.
Aynanın üzerinde tek bir kelime belirdi.
SEÇ.
Bir anda odadaki sıcaklık yükseldi.
Dean bana döndü.
"Ne seçmemi istiyor?"
"Sanırım..."
Cümlemi tamamlayamadım.
Çünkü aynada bu kez Dean ve ben yoktuk.
Sadece yatak vardı.
Ve odanın geri kalanı karanlıktı.
Dean bana baktı.
Ben ona.
Aramızda söylenmemiş çok fazla şey vardı.
Son günlerde ölümden, iblislerden, meleklerden, aile sırlarından daha tehlikeli bir şey oluşmuştu.
Birbirimize karşı hissettiğimiz şey.
Bunu ikimiz de biliyorduk.
Dean yavaşça yanıma geldi.
"Seraphine..."
Bu kez sesinde avcı yoktu.
Silah yoktu.
Savunma yoktu.
Sadece adam vardı.
Elini yüzüme götürdü.
Ben geri çekilmedim.
Dudaklarımız birleştiğinde dünya bir anlığına sustu.
Kısa bir öpücük değildi.
İçinde korku vardı.
Öfke vardı.
Özlem vardı.
Son birkaç gündür söyleyemediğimiz her şey vardı.
Ellerim ceketinin yakasına tutunduğunda beni kendine biraz daha çekti. Ben de parmaklarımı saçlarının arasından geçirdim. Öpüşümüz derinleşti. Nefeslerimiz birbirine karışırken, dışarıdaki dünyanın varlığını birkaç saniyeliğine unuttum.
Dean alnını alnıma yasladı.
"Bu çok kötü bir fikir."
Gülümsedim.
"Kesinlikle."
"Yine de..."
"Yine de."
Bu kez ben onu öptüm.
O an, korkunun ortasında ilk defa kendimi yalnız hissetmedim.
Ve gece, geri kalan her şeyi sessizce sakladı.
---
Sabah olduğunda gözlerimi açtığımda odanın içindeki mumların çoğu sönmüştü.
Bir süre tavana baktım.
Sonra yanımdaki Dean'e baktım.
Uyuyordu.
Yüzü normalde olduğundan daha sakin görünüyordu. Saçları dağılmış, gömleğinin yakası açık kalmıştı. Birkaç saniye onu izledim.
Sonra yatağın kenarındaki siyah elbisemi gördüm.
Yavaşça uzanıp aldım.
Tam giyinirken Dean gözlerini açtı.
"Beni izliyordun."
"Hayır."
"Kesinlikle izliyordun."
"Uyanık değildin."
"Bu savunma değil."
"Sus."
Gülümsedi.
Ben de istemeden güldüm.
Sonra kapıya baktım.
Bir şey değişmişti.
Kapının üzerindeki Vesper sembolü artık yoktu.
Onun yerine üç yeni sembol vardı.
Melek.
Yılan.
İnsan.
Ve ortalarında...
Bir gül.
Dean yanıma geldi.
"Sanırım seçim yaptın."
"Ben hiçbir şey seçmedim."
"Belki kapı seçti."
Bu cümle ikimizi de susturdu.
Kapıyı açtık.
Koridorun diğer tarafında Sam, Bobby, Constantine, Castiel, Damon ve Lucifer bizi bekliyordu.
Damon'ın yüzündeki ifadeyi görünce ne olduğunu anladım.
Kaşlarını kaldırdı.
"Sabahınız güzel geçti mi?"
Dean ona baktı.
"Bir şey söyleme."
Damon gülümsedi.
"Ben hiçbir şey söylemedim."
Bobby gözlerini kapattı.
"Tanrım..."
Sam elindeki kitabı kapattı.
"Bu aile gittikçe daha garip oluyor."
Castiel ciddi ciddi başını salladı.
"İnsanların çiftleşme davranışları gerçekten karmaşık."
Odadaki herkes Castiel'e baktı.
Damon kahkahayı bastı.
Dean'in yüzü kıpkırmızı oldu.
Ben ise ellerimle yüzümü kapattım.
"Castiel."
"Evet?"
"Bir daha asla böyle bir şey söyleme."
"Neden?"
Damon gülmekten konuşamıyordu.
Lucifer bile dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle bizi izliyordu.
Bobby başını iki yana salladı.
"Ben avcılığı bırakacağım."
Dean homurdandı.
"Ben de."
Sam ona baktı.
"Sen beş dakika önce söylüyordun, avcılığı bırakırsan ne yapacağını bilmiyorsun."
Dean sustu.
Ben gülümsedim.
Belki de ilk defa, bütün bu karanlığın içinde gerçekten bir aileye benzeyen bir grubun ortasında olduğumu hissettim.
Garip.
Dağınık.
Tehlikeli.
Ve kesinlikle normal olmayan bir aile.
Ama benim ailem.
Tam o sırada Constantine elindeki kitabı kapattı.
Gülümsemesi yoktu.
"Umarım keyfiniz yerindedir."
Herkes ona baktı.
"Çünkü kapı açıldı."
Odanın içindeki bütün sıcaklık bir anda kayboldu.
"Ne kapısı?" diye sordum.
Constantine kitabı masaya bıraktı.
"Vesper evinin."
Lucifer'ın yüzündeki ifade değişti.
"Hayır."
Constantine ona baktı.
"Gece boyunca haritadaki yer değişti."
Sam masaya bir harita açtı.
Üzerinde hiçbir şey olmayan bir bölge artık işaretlenmişti.
Kırmızı bir nokta.
Ve noktanın yanında tek bir isim.
ELIAS VESPER.
Kalbim hızlandı.
Anahtar cebimde ısındı.
Dean yanıma geçti.
Ben haritaya baktım.
Artık kaçabileceğimizi düşünmüyordum.
Çünkü bütün hayatım boyunca aradığım şeyin aslında beni beklediğini anlamıştım.
Ve bu kez kapıyı ben açacaktım.
