İçeriğe geç

Unutturmam Seni Asla / B×B

Bölüm 8 · 4 dk okuma

Unutturmam Seni Asla / B×B

Bölüm 8

8- Tutamadığı tek söz, bendim.

MÖ 324.

Yıllar önce Mieza'dan ayrılırken fetihlerin ve savaşların bu kadar uzun süreceğini tahmin etmezdim. On iki yıl... On iki yıl boyunca aynı gökyüzünün altında İskender'le birlikte yürümüş, aynı sofrada yemek yemiş, aynı savaşlarda ölümün gözlerinin içine bakmıştık.

Otuz üç yaşıma gelmiştim artık, İskender ise otuz iki. Yüzümüzdeki gençlik izleri silinmeye başlamıştı. Ama ne zaman gözlerine baksam hâlâ Mieza'daki küçük İskender'i görebiliyordum. Bana yine aynı sevgiyle, aynı özenle bakıyordu o mavi gözler.

Perslerden aldığımız Susa sarayındaydık. Salon yüzlerce kandille aydınlatılmıştı. Pers ve Makedon soyluları aynı masalarda oturuyor, müzisyenler eski Pers ezgileri çalıyordu.

Düğün yapılıyordu, düğünler.. düğünlerimiz...

İskender, önce Darius'un kızı Stateira'yla, sonra da soylu bir prenses olan Parysatis ile evlenmişti. Tıpkı Roxana'da olduğu gibi bu sefer de karşı çıkamamıştım. O bir kraldı. Soyunun devam etmesi, diğer imparatorluklarla ilişkilerini sağlam tutması gerekiyordu.

"Siyasi." demişti İskender, beni o gün hayatım boyunca üçüncü kez kırmıştı. Çünkü o daha sonra "Çocuklarımız akraba olsun." demişti bana, gülümseyerek. Darius'un diğer kızı Drypetis'le de beni evlendirmişti.

Canım yanmıştı, ama isteğine karşı gelememiştim.

Gece geç saatlerde kutlamalar sona erdi. Sarayın balkonunda yalnız oturuyordum. İzleyeceğim bir çift mavilik olmadığından, avludaki ay ışığı vuran havuzları seyre dalmıştım.

Bir süre sonra arkamdan adım sesleri gelince onun geldiğini anlasam da bir tepki vermedim. İskender, sessizce yanıma oturdu. Bakmadım ona, konuşmadım. Çünkü o da biliyordu, ben kalbim kırıkken konuşmazdım.

İskender'in sessizce mırıldandığını duydum saniyeler sonra. "Mutlu musun?" diye sordu. Bu sorusu, güldürmüştü. "Bu soruyu gerçekten soruyor musun?"

Başını hafifçe salladığında dürüstçe "Hayır." dedim. Başını öne eğdi ve sessizce konuştu. "Ben de değilim."

O da üzgündü. Ve ben, buna dayanamıyordum.

"Bugün herkes seni kutladı." dediğimde gözleri gökyüzüne çıkmıştı. Çok, çok durgundu. Kırık yanım, onu mutlu etmek ve güldürmek için bir şeyler düşünen yanıma kızıyordu. Ama elimde değildi. Ben, ona karşı çok gurursuzdum.

Rüzgarın savurduğu saçlarına uzanarak parmaklarımı usul usul telleri arasında gezdirmeye başladığım esnada, "Ama içimde kutlanacak hiçbir şey kalmadı." diyerek gözlerini gözlerime çevirdi.

"Neden?"

Aldığı derin nefesle göğsü şişti. "Çünkü bugün.. ilk kez.. sana ait olmayan bir hayat yaşamaya başladığımı hissettim." Yanımda duran elimin üzerine elini getirdi. "Bazen.. keşke kral olmasaydım diyorum."

İlk kral olduğu zamanlar da bu düşünceye sahipti. Belki de hiç kral olmak istememişti bu zaman kadar.

"Kral olmasaydın ne yapardın?"

Önceden düşünmüş olmalı ki hemen cevap verdi. "Atlarımızı alırdık. Sen, ben ve Bukefalos. Sonra.. giderdik."

"Nereye?"

"Kimsenin bizi tanımadığı küçük bir yere."

Omzumla omzuna vurarak hafifçe güldüm. "Sen iki gün sonra oranın da kralı olurdun." İskender de gözlerindeki hüzne rağmen güldü. Ama bu gülüşümüz uzun sürmemiş, sona ermişti. İkimiz de bunun asla gerçekleşmeyeceğini biliyorduk çünkü.

...

Aylar sonra, Ekbatan'daydık. Sonbahar başlamış, havalar serinleşmişti. Büyük şenlikler yapılıyordu. Spor oyunları, içki meclisleri..

Her şey güzel gidiyordu derken birkaç gün sonra, ateşli bir hastalığa yakalandım. Kolay kolay direnci düşmeyen bedenim yatağa düşmüştü. Gücüm yoktu, ateşim düşmüyordu. Hekim Glaucias ne kadar ilgilense de düzelmesi yerine daha da kötüye gidiyordu.

Hastalığımın daha ilk gününden durumumu öğrenip yanıma gelen İskender, endişeliydi. Hekim ona iyileşeceğimi söylese de içi rahatlamıyor, ben kötüye gittikçe o da çöküyordu.

Üçüncü günden sonra tüm toplantılarını iptal etti, generallerle konuşmayı reddetti. Neredeyse bütün vaktini odamda geçiriyordu. Sürekli uyuyordum ama ne zaman gözlerimi aralasam, onun kızarık mavi gözleri üzerimdeydi.

"İmparatorluğu yönetmen gerekiyor." demiştim ona. Verdiği cevap ise şu olmuştu. "Seni bekleyebilir."

Ertesi gün yine gözlerimi araladığım bir vakit yanımda görmüştüm İskender'i. Yağan yağmuru izliyor, kucağına koyduğu elimi okşuyordu

Güçlükle birkaç kelime döküldü dudaklarımdan. Çünkü ben, onu duymak istiyordum. "Hatırlıyor musun..?" sesimi duyduğu anda gözleri bana döndü. "Mieza'yı mı?" diye sordu daha sonra.

"Evet."

Gülümsedi. "Hatırlıyorum."

Bir süre duraksayarak nefesimi ayarlayıp dudaklarımı araladım "Ben.. ilk gün.. seni çok kibirli bulmuştum." Hâlbuki o hiçbir zaman kibirli olmamıştı.

Gözlerinin dolu olmasına tezat, güldü. "Ben de seni fazla sessiz bulmuştum. Ama çok konuşuyorsun."

"İkimiz de.. yanılmışız."

Sessizlik çöktü aramıza. Yağmurun sesinin dışında bir de verdiğim nefeslerin sesleri vardı. Susuyordu İskender, nasıl konuşmazdım?

"İskender." Ona seslenmem üzerine bir noktaya dalan gözleri sekteye uğrayıp bana döndü. "Buradayım." dedi elimi daha sıkı tutarken.

İlk kez ne söyleyeceğimi bilemedim. Onu üzmeyecek ne söyleyebilirim diye düşündüm ama bulamadım. Elimden, yine dürüst olmaktan başka bir şey gelmedi. "Eğer-"

İskender sözümü kesti. "Hayır."

Ne söyleyeceğimi anlamıştı, duymak istemiyordu. Cesur bir kraldı İskender, ama kuracağım cümlelerden korkuyordu.

"Dinle."

"Hayır." Umursamadım onu. "O kadar çok.. ölüm gördük ki, bir gün sıranın bize de-"

"Hiçbir yere gitmiyorsun." Sesinin titrekliği yüzünden bir süre sustum. Yıllar boyunca ilk kez onun gözlerinde gerçek korkuyu görüyordum. Savaş meydanlarında bile göremediğim kadar büyük bir korku.

"İskender." Bakmadı. "Hepsini yeniden yaşama şansım olsa... emin ol.. yine seni tüm kalbimle severdim." Yüzünü başka bir yöne çevirdi, sakladı benden o gözyaşlarını ama kucağındaki elime her damladığında canım daha çok yandı.

Kararlılıkla "Seni kaybetmeyeceğim." dediğini duyduğumda, yorgun gözlerimde hafif bir gülümsemenin parıltısı dolaştı.

O gece sabaha kadar bırakmadı elimi. Öptü, tenimin kokusunu uzun uzun içine çekti. Alabildiğim kadar nefes almaya çalıştım saatlerce, çabaladım. Canımı acıtıyor olmasına rağmen aldığım her bir nefes, İskender için değerdi çünkü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.