İçeriğe geç

Unutturmam Seni Asla / B×B

Bölüm 9 · 3 dk okuma

Unutturmam Seni Asla / B×B

Bölüm 9

9- Dünyanın sonu, bendim.

Sarayın içi sessiz değildi bugün. Gözlerimi aralayamıyor olsam da hekimlerin koşuşturmasını, hizmetkarların telaşla su taşımasını ve generallerin koridorda fısıltıyla konuştuklarını duyabiliyordum. Kulaklarımın aradığı ses.. İskender'in sesi yoktu sadece. Yanımdaydı, elimi tutuyordu ama sesi yoktu.

Gözlerimi güçlükle araladığımda onun çökmüş yüzünü görmüştüm. Sakalını kesmemişti, gözlerinin altı morarmıştı. Göğsüme sabitlediği gözleri dalmış olmalı, uyandığımı fark etmemişti.

"İskender..."

Anında bana döndü, elimi sıktı. "Buradayım."

"Kaç gün oldu?" Dudaklarını birbirine bastırıp omzunu hafifçe silkti. "Bilmiyorum." dedi ama bu basit cevabı, hafifçe gülümsetti beni. "Yedi gün oldu... İskender." Bildiğim hâlde, konuşsun diye sormuştum. O da bunu fark edince gülümsemeye çalıştı, başaramadı.

Kapı hafifçe vuruldu daha sonra. İçeri generallerden biri girdi. "Majesteleri."

İskender başını bile çevirip bakmadı. "Ne var?"

"Ordu sizi bekliyor."

"Beklesin." dedi. Elimi dudaklarına götürüp parmaklarımdan öptü.

"Devlet işleri-"

"Beklesin." dedi yeniden. Bunun üzerine sürekli geri çevrilen general daha fazla ısrar etmeyip odadan sessizce ayrıldı. İskender'e kalkıp gitmesini söylesem bir ihtimal giderdi ama söylemedim.

Ben, ilk kez o gün bencillik ettim. İlk ve son bencilliğimi...

...

Bir vakit gözlerimi araladığımda pencereden karanlık gökyüzünü görmüştüm. Gece yarısını geçmiş olmalıydı, saray sessizdi.

Odanın içinde yalnızca tek bir kandil yanmasına rağmen rahatlıkla gördüm İskender'i. Başını yastığımın kenarına koymuş, uyuyakalmıştı. Sarıya kaçan kumral saçları kandilin ışığıyla parlıyorken titreyen elimle uzanıp saçlarına dokundum. Bu ufak temasa uyanmazdı ama o an, uyandı.

"Canın mı acıyor?" Yattığı yerden doğrulurken "Hayır." diyerek cevaplandırdım onu. Yerdeki sürahiye doğru uzandı. "Su ister misin? diye sordu." Yine "Hayır." dediğimde suya uzanan elini geri çekip bana döndü. Göğsüme baktı. "Nefes almakta mı zorlanıyorsun?"

Başımı iki yana sallayarak bir kez daha reddettim. "Seni görmek istedim sadece." Endişeli bakışları yerini rahat bir ifadeye bırakırken karnımın üzerindeki elimi kavrayınca duraksamıştı. Artık elim, onun elini ısıtacak kadar sıcak değildi. Soğumaya başlamıştı. Buna rağmen parmaklarını daha sıkı kapattı.

"Bana.. bir şey anlat, İskender." Açacak konu bulamamıştım.

"Neyi anlatayım?"

"Mieza'yı."

Gözlerini kapatıp bir süre sonra tekrar açtı. "İlk kez seni gördüğümde.. 'Bu çocuk ne kadar sessiz.' demiştim." Güçlükle gülümsediğimde o da devam etti. "Sen de, 'Bu çocuk ne kadar kibirli.' demişsin."

Mieza'yı anlattı o gün bana. Sabaha kadar onun sesini dinledim. Konuşturmadı beni, sadece o konuştu. Hayatımda yaşadığım en güzel geceyi hiç şüphesiz o gece geçirmiştim.

Daha gün aymamışken sessizce ismini seslendiğim sırada, gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. İskender'in gözleri yaşla doluydu. Elimi öyle sıkı tutuyordu ki, sanki biraz gevşetse, kaybolacaktım.

"Bir gün..." Sesim neredeyse duyulamayacak kadar zayıftı, yine de İskender duyabiliyordu. "...beni hatırladığında.. ölümümü değil.. Mieza'yı hatırla."

"Hayır." İki yana salladı başını. Gözlerinden yaşlar süzüldü.

"Dereyi..." dedim, gözlerimin önünde çocukluğumuz canlanırken. "...yıldızları.. hayallerini.. bunları hatırla.. olur mu?"

İskender artık ağlıyordu. O hayatında ilk kez karşımda hıçkırarak ağlıyordu.

Onun bu hâline dayanamayıp son gücümle yüzünü kavrayarak avuçlarımın arasına aldığımda "Sensiz yaşayamam." dedi. Ellerini ellerimin üzerine koydu.

"Yaşarsın."

"Hayır."

Gözlerinin altını okşarken "Yaşamak zorundasın." dedim. "Neden?" diye sordu sitemle.

"Çünkü... dünya seni bekliyor." İki yana salladı başını, eğilip alnını alnıma yasladı. Fısıltısını duydum sonra. "Benim dünyam sensin." demesine gülümserdim ama gülümseyemedim. Yanağındaki ellerim gücünü yitirdi. Onun tutuşuyla teninde kalmıştı.

"Hephaestion..." duydum sesini, cevap veremedim. O ise bir kez daha seslendi. "Hephaestion."

Onlarca kez sayıkladı ismimi, hiçbirine cevap veremedim. Gittikçe uzaklaşan o sesine bir tepki verebilmeyi o kadar çok istedim ki.. ama yapamadım.

Gözlerim karanlığa, vücudum sonsuz bir rahatlamaya doğru çekilirken "Hatırlıyor musun?" diye sorduğunu duydum İskender'in. "Dünyanın sonuna kadar, demiştin." hıçkırık sesi iliştiği kulağıma. "Ben geldim." titreyen dudakları alnıma yaslandı ve duyduğum son cümlesi "...ama sen benden önce vardın." oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.