Şarkı: Taylor Swift - Better Man
'Aşkımı bir tür dolu silahmış gibi itiyorsun
Kaçacağımı hiç düşünmemiştin.
Bazen gecenin bir yarısı seni tekrar hissediyorum
Ama sadece seni özlüyorum
Keşke daha iyi bir adam olsaydın...'
İyi okumalar bebekler ❤️🫶🏻
⏳
"Hilal Hanım bir saniye bana bakabilir misiniz?" Saçımı yapan genç kıza bakışlarımı çevirdiğimde bana tebessüm etti. "Çok güzel oldunuz. Zaten mükemmeldiniz. Hava biraz kapalı bu yüzden saçlarınız bozulmadan çekime gitmeniz gerekiyor."
"Teşekkür ederim her şey için," diye mırıldandım ve oturduğum sandalyeden kalkıp üzerinde adım yazan bornozun kuşağını çözdüm. İlk çekimimizdi ve kendimi bir sette gibi hissediyordum. Ojemden tut üzerimdeki kıyafetin duruşuna kadar her şey planlanmıştı. Kalbim gerginlikle atarken bornozu sandalyenin arkasına asıp üzerimdeki kıyafetlere baktım.
Yaz ayında olduğumuzu net belli eden kirazlı, az da olsa göğüs dekoltesi olan beyaz bir üst, altımda da onun takımı kirazlı bir etek vardı.
Saçlarımın kıvırcıklığına dokunmamışlardı ama tam başımın ortasında sadece saçlarımın önleri gelecek şekilde toplanmıştı. Hiç makyaj yokmuş gibi bir makyaj da yapıldığında tamamlanmıştım.
Aynadaki kız bendim ama bakışlarımdan hiç benmişim gibi gözükmüyordum. Herkes çok güzel olduğumu söylüyordu ama gözlerimdeki sönüklüğü kimse fark etmiyordu.
Bizim için özel tutulan karavandan indiğimde dışarıda Evren'i görmem bir oldu. Boynuna astığı kamerayla beraber onunla ilk tanıştığım gündeki gibiydi. Üzerinde beyaz bir tişört vardı. Tişörtün arkasında ensesinden başlayıp tişörtün ucuna kadar gelen bir kılıç baskısı vardı.
Evren geldiğimi hissetmiş gibi bana döndüğünde tebessüm etti. "Kirazlar seni açmış."
"Ya öyle mi?" dedim eteğimi düzeltirken. "Senin de tişörtün güzelmiş."
"Teşekkür ederim Hilal Hanım," dedi ve kamerayı bir anda yüzüme çevirip beni çekti.
"Neden beni bir anda çekiyorsun?"
"Çünkü çok tatlı bakıyordun. Hem bu anlardan hatıra kalmasını istiyorum. Sonuçta her gün oyuncu gibi ağırlamıyorum."
Başımı iki yana sallayıp ona onaylamaz bakışlar atarken ekipten ve bizden sorumlu olan bir erkek yanımıza geldiğinde bütün ilgimizi ona yönlendirdik.
"Çekimden önce küçük bir video kayıdını almamız gerekiyor. İleride bunun sadece bir reklam projesi olduğunu kanıtlamamız gerekirse diye önceden bir çekim lazım."
"Ne yapmamız gerek?" diye sordu Evren. Görevli adam bize doğru gelen kameramanla beraber bakışlarını kameraya çevirdi. "Sadece yan yana olup bunun bir reklam projesi olduğunu söylemeniz yeter."
İkimiz de onu onayladık ve yan yana geçip kamera kurulana kadar bekledik. Sonunda kamera hazır olduğunda ve geri sayım bittiğinde ilk konuşan Evren olmuştu. "Ben Evren."
"Ben de Hilal."
"Tarih 25 Ağustos 2022 ve bu reklam projemizin ilk set günü." Evren bana baktığında tebessüm edip kameraya baktım. "Umarım bu projeyi seversiniz. İyi seyirler."
"Kestik," diye bağırdı ve hemen bize döndü o adam. "Çok teşekkür ederiz gençler. Çekim on beş dakika içinde başlıyor. İsterseniz karavanda bekleyebilirsiniz ya da kumsaldaki çekimi izleyebilirsiniz."
"Kumsaldaki çekim mi?" diye mırıldandığımda bakışlarım hemen çevrede gezinmeye başlamıştı.
Bizim set alanımızda hiç kimse görünmüyordu ama biraz dikkatli baktığımda onları gördüm: Kumsal ve Serkan'ı.
Serkan, Kumsal'ın belinden tutup suyun içine çekerken aramızda epey bir mesafe olmasına rağmen Kumsal'ın çığlığını duyabilmiştim. Serkan'ın sırıtan yüzü suyun içinde kaybolduğunda yutkundum.
Çekimdelerdi ama çok mutlu görünüyorlardı.
Birkaç hafta önce benimle yaşadığı şeyleri şu an Kumsal'la yaşıyordu.
Kamerayı görsem de gerçekten mutlu olduğunu hemen anlamıştım. Serkan'ın gerçek gülümsemesini uzaktan izlemeyi çok iyi biliyordum, sahte gülümsemeyi hemen anlardım ve şu an gerçekten de mutluydu.
Bakışlarımı hızla Evren'e çevirdim. İyi olup olmadığımı kontrol edercesine yüzüme bakıyordu, ona iyi olduğumu göstermek istercesine tebessüm ettim. İyi miydim tartışılırdı ama artık kötü olduğumu görmesini istemiyordum. Sadece Evren değil, kimse görmesin istiyordum. Ben bile.
"Sana bir şey sorabilir miyim?" diye mırıldandım dikkatimi tamamen ona vermeye çalışarak. Aslında soracak tek bir sorum bile yoktu ama onunla konuşmak istiyordum.
"Sorabilirsin tabii ki."
Dudaklarını ıslatırken tereddütlüydüm ama yine de rujumu boş verip ıslattım. "Dövmelerin... dövmelerinin bir anlamı var mı?"
Dövmelerle dolu sol kolunu kaldırdı ve dövmelerine kısa bir bakış attı. "Çoğunu ben çizdim. Mesela elimin üstündeki kanat var ya, o kanat benim için özgürlüğü temsil ediyor. Kolumun iç kısmında çentik işaretini de yirmi beş yaşımdayken yaptırmıştım. Her çentik beş yılı temsil ediyor. Hepsinin kendimce bir anlamı var yani."
"Ne güzel," diye mırıldandım. "Ama sadece bir koluna yaptırmışsın hep."
"Aslında sadece sol tarafıma yaptırıyordum ama sonrasında sağ bacağıma ve karnıma da yaptırdım."
Bacaklarını ya da karnını görmediğim için dövme olup olmadığından bir haberdim ama hiç şaşırmamıştım. Evren'in kolunda epey dövme vardı, vücudunun diğer yerlerinde olması da çok normaldi.
"Senin dövmen var mı?"
"Yok," dedim dudağımı bükerken. "Sanırım ben hayatımda gerçekten önemli bir şeyi dövme yaptırmak isterim ama aklımda öyle bir şey yok."
"Eminim bir gün olur," dedi Evren. "Benim vücudumda Lidya'nın çizimi de var mesela ama yaptırırken iyi düşünmek gerek yoksa ileride pişman olursun."
"Senin pişman olduğun var mı?" Meraklı bir şekilde kolundaki dövmeleri incelerken Evren kolunu bana çevirdi ve bir yazıyı işaret etti.
"Bu dövmem."
"Ne yazıyor ki?"
"Yazısı önemli değil," dedi ve derin nefes aldı. "Bu İtalyanca bir cümlenin ilk parçası. İkinci parçası eski sevgilimin kolunda."
Yüzümü buruşturdum çünkü bu kötüydü. Kim bilir kolunda hangi cümle kalmıştı.
"Sildirmeyi düşündün mü?"
"Düşündüm ama dövmelerim birbirine çok yakın olduğu için pek mümkün değil. Bir gün üstünü kapatacağım daha güzel bir anım olacak. O günü bekliyorum."
"Umarım o gün çabuk gelir ve yarım kalmış cümlenle daha fazla kalmazsın," diye mırıldandığımda Evren dudaklarını birbirine bastırıp hiçbir şey demedi. Aklım dağılmış mıydı bilmiyordum ama bakışlarımı o tarafa çevirmemeyi başarmıştım.
Bizim çekimin başlayacağına dair anons yapıldığında Evren'le birbirimize bakıp ikimiz de derin nefes aldık. Bu sözsüz bir yemindi sanki. Çekime doğru adımlarken de hiç konuşmadık.
Çekim sandığımdan daha meşakkatliydi. Hava iyice kararana kadar saatlerce çekim yapmıştık. İlk videodan sonra kıyafetlerimiz tamamen değiştirilmiş ilk buluşma videosu çekmiştik.
Yorgunluktan ölüyordum.
Ağrıyan gözlerimi kırpıştırarak yürümeye başladığımda onu gördüm: Serkan'ı.
Bakışlarımız kesiştiğinde yürümeye devam ediyordum. Çenemi sıkarak derin nefes aldığımda Serkan'ın omuzları düştü. Ona doğru ilerliyordum çünkü biraz gerisinde Evren vardı.
Aramızdaki mesafe artık sesini duyabileceğim bir seviyeye indiğinde Serkan'ın kısık sesinden adımı duydum. "Hilal."
Yine aynı şeyleri söyleyecekti.
Sen bana aşıksın, bunu itiraf et bu saçmalıktan kurtulalım.
Ama yanlış anlama ben sana aşık değilim. Yedi yıl beni beklemişsin, bir altı ay daha beklersin canım. Altı ayın lafı mı olur? Ben Kumsal'la eğlenirken sen Evren'e umut vermemeye çalış. Yaparsın ya.
"Ne söyleyeceğin umurumda değil," dedim aynı onun kadar acımasız bir şekilde. Mavi gözlerindeki bütün ışıltı söndü ve göz bebekleri önce büyüdü sonra küçüldü. "Ne zırvalayacaksan başka zaman zırvala. Vaktim yok."
Yanından geçip giderken ona kendi cümlelerini bahşetmiştim. Bana aynı cümleler kurup sevgilisini öpmeye giden Serkan'a şimdi ben aynı şekilde karşılık verecektim.
Serkan'ın canını aynı benim canımı yaktığı gibi yakacaktım ve bu son olacaktı. İkimiz için de son olacaktı...
Serkan'ın beni izlediğini bakmasam bile biliyordum bu yüzden sanki Evren'e gitmek için çok heyecanlıymışım gibi adımlarımı hızlandırdım ve Evren'i de şaşırtacak bir şekilde parmak uçlarımda yükselerek Evren'in boynuna sarıldım.
Evren'i öpmem Evren'e haksızlık olurdu bu yüzden kollarımı boynuna dolamakla yetinmiştim ama bunun bile izleyen kişi için ne kadar acı verici olduğunu en iyi ben bilirdim.
Serkan'ı cümlelerimle yaralamış olsam da onu öldürdüğüm an Evren'e sarıldığım andı ve ben bunun farkındaydım.
"Neler oluyor?" diye sordu Evren bir elini belime yerleştirip bana sarılırken.
"Ben denemek istiyorum," dedim başımı kaldırıp yüzüne bakarken. "Seni sevmek istiyorum."
Kaşları çatıldı çünkü gerçekten beklenmedikti. "Emin misin?"
"Daha önce hiç bu kadar emin olmamıştım."
Her ne kadar emin olduğumu söylesem de Evren'in gözlerindeki tereddütü herkes fark ederdi ama yine de deneyecektim. Evren'e karşı ördüğüm duvarı aşıp ona daha yakın davranacak, sıcaklığını kalbime taşımaya çalışacaktım.
Evren'in sevgisini hak ediyordum.
Aslında etmiyordum. Evren benden daha iyilerine layıktı.
Yine de deneyecektim. Evren'i sevmeye çalışacaktım.
⏳
~7 Yıl Önce~
"Bunu yapacak mısın?" Ayşenur, tam karşımda dururken bakışları gözlerimdeydi. Öyle dikkatli bakıyordu ki içimden geçen her şeyi görecek zannettim.
"Başta emin değildim biliyorsun," diye mırıldandım bakışlarım arkadaşlarıyla oturan Serkan'ın olduğu banka kaydığında. "Birçok defa denedim ve birçok defa da hüsrana uğradım."
"Aşk biraz da hüsran değil midir zaten?" diye sorduğunda bakışlarım tekrardan yüzüne kaydı ve bilmediğimi belli edercesine omuzlarımı kaldırıp indirdim. Serkan'dan önce kalbimin orta yerinde böyle bir his yoktu yani aşkın nasıl olduğu hakkında pek bir fikrim de yoktu. Serkan'a hissettiklerim aşk mıydı ondan bile emin değildim. Sadece artık onun da bilmesi gerekiyordu. Daha fazla bu yükü tek başıma taşıyamayacaktım.
Hem bana bir umut vermeyeceğini öğrendiğimde de üzülür, birkaç hafta ağlardım ama sonrasında toparlanırdım. Bilinmezlikten daha iyiydi. En azından beni sevmeyeceğine emin olmuş olurdum.
"Artık içimde ne var yoksa hepsini yüzüne söylemek istiyorum Ayşenur. Bıktım bu histen. Sevsin de istemiyorum ki, bilsin yeter."
"Sen sevilmeyi hak eden birisisin." Ayşenur elime uzanıp parmaklarımızı kenetlediğinde tebessüm etti. "Seninle olmazsa çok pişman olacak."
"O yine mutlu olsun," diye mırıldandım çünkü kötü hissetmesini istemezdim. "Kötü biri değil."
Ayşenur elimi biraz daha sıktı. "Çok safsın güzelim ya. Her erkeğin içinde bir kötülük vardır. Serkan'ın da var."
"Sadece erkeklerin içinde mi?" dedim ve güldüm. "Bence sadece erkeklerin değil herkesin içinde kötülük var. Kötü olmayı seçersin. Biz seçmedik, Ayşenur ama seçenler var. Serkan o kişilerden değil. Evet bir şeyler ters gitti ve her şey kötüleşti ama o kötü biri değil. Bu sefer beni dinleyecek, hissediyorum. İlk defa içimde iyi bir his var."
Sonlara doğru sesimde belki de hiç olmaması gereken bir şey belirdi; umut tohumları. Umut etmek her zaman bir hataydı ama ilk defa iyi şeyler hissederken ister istemez umutlanmıştım.
Kalbimin orta yerine güneş doğmuştu sanki.
"O zaman git konuş onunla," dedi Ayşenur ve elimi son kez sıkıp elini çekti.
"Karneleri alalım konuşacağım. Şimdi etrafında bir sürü arkadaşı var."
Ayşenur başını iki yana sallayıp beni onaylamaz bir şekilde derin nefes aldı ama bir şey de demedi. Onca şeyden sonra artık beni Serkan'a itmeye çalışmıyordu. Yaşananlardan ders çıkartmış, karışmamaya karar vermişti.
İlk defa kendi isteğimle Serkan'a açılmaya çalışacaktım.
Zil bizim için son defa çaldı ve sınıf öğretmenimizle son kez aynı sınıfta oturduk. Karnelerimizi aldık ve son kez okulumuzda İstiklal Marşını okumak için bahçeye indik.
Müdürümüzün son cümlelerini dinlerken bakışlarım birkaç kişi ilerimdeki Serkan'ın sarı saçlarındaydı. Öğlen sıcağının tam yükseldiği zamanlarda saçları altın gibi parlıyordu. Açık ensesindeki beni fark ettim. Beyaz tenli olduğundan hemen dikkatimi çekmişti.
Yüzünü görmesem bile öyle güzeldi ki dudaklarımda kendiliğinden bir tebessüm oluştu. Serkan'ı sevmemin nedeni yüzü değildi. Bana uzattığı şemsiyeydi, tatlı sesiydi ve o şakacı tavrıydı. O anları bir kere görmem bile kalbimi ona kaptırmama yetmişti. Şimdiyse sol göğsümde güneşli gün hissediyordum.
Her şey bittiğinde kargaşanın içinde öylece durdum ve bana doğru dönen Serkan'a baktım. Her zamanki gibi bakışları bana değmedi, hoş demesini de beklemiyordum çünkü bu kalabalıkta beni fark etmesi imkansızdı.
Hem beni tanımıyordu bile.
"Hilal," dedi tanıdık bir ses. Sınıf öğretmenimizi bir anda yanımda gördüğümde tebessüm ederek ona baktım. "Sizinle bir fotoğraf çekinelim diyorum. Arkadaşların nerede?"
Bakışlarım etrafta gezindi ama Serkan dışında sınıftaki kimseyi göremedim.
"Bilmiyorum ama bulabilirim isterseniz hocam."
"Dur önce seninle çekinelim o zaman." Telefonunu çıkartacakken onu durdurdum ve kendi telefonumu çıkartıp alt sınıflardan bir kızın eline tutuşturdum.
O an Serkan da sınıf öğretmenimizin diğer tarafına geçti ve ilk defa beraber fotoğraf çekildi.
"Hocam en sevdiğiniz öğrenciyle fotoğraf çekilmeyeceksiniz diye ödüm koptu. Beni unutmayın tamam mı?"
"Dersi kaynatan öğrencilerimi asla unutmam," dedi sınıf öğretmenimiz şakacı bir tavırla. Çok tatlı bir kadındı ama tersi pisti.
Sınıftaki başka öğrencileri bulmak için yanımızdan ayrıldığında artık zamanı geldiğinden emindim.
Telefonumu kızdan aldım ve pantolonumun arka cebine tıkıştırıp hâlâ öylece etrafa bakınan Serkan'a doğru adımladım. Aramızda çok mesafe yoktu, üç adımla göz teması kurabileceğim bir mesafeye gelmiştim. Çok yakınında olmama gerek yoktu, kalp atışlarımın ne kadar hızlı olduğunu bilmese daha iyiydi.
Stresten terleyen ellerimi pantolonumun kenarlarına sildim ve titrememesini umduğum sesimle beni duyabileceği bir tonda konuştum. "Serkan bir şey konuşabilir miyiz?"
Bakışları yıllar sonra ilk kez yüzüme kaydı. Belki yüzümü gördüğünde beni hatırlar umuduyla minik bir tebessüm ettiğimde beni hayırladığına dair hiçbir reaksiyon alamadım. Evet, hatırlamasını beklemiyordum zaten. Buna üzülmeyecektim. En azından yüzüme bakmıştı, bu da bir şeydi.
Kaşları usulca çatıldı. Muhtemelen neden onunla konuşmak istediğim hakkında hiçbir fikri yoktu ama yine de buradaydım, tam karşısında.
Bir şey demek yerine başını aşağı yukarı salladığında kafamda kurduğum bütün cümleler bir bir zihnimi terk etti ve beni koca bir boşlukta bıraktı. Sanki o benimle konuşmak istiyormuşçasına kalakaldığımda dudaklarım hafifçe aralandı ama tek bir kelime dahi edemedim.
Dudaklarımı birbirine bastırıp kendime birkaç saniye verdikten sonra boğazımı temizledim.
"Öncelikle beni tanımadığını biliyorum ama biz aynı sınıftayız. Farkında değilsin ama birçok kez aynı grupta olduk. Tabii sen pek katılmadın ama olsun. Sonra... sonra sen futbol takımındayken düştüğünde yanına geldim. Birkaç kez sınavda yan yana oturduk. Hiçbirini bilmiyorsun tabii." Saçmaladığımı hissederken asıl konuya dönmeye çalıştım. "Ama bahsetmek istediğim bu değil. Benim bahsetmek istediğim o gün. O yağ-..."
Gayet iyi gidiyordum. Hatta beklediğimden bile iyi gidiyordum. Cümleler başta zihnimden gitmiş olsalar da bir şekilde dilime ulaşabilmiş ve sese dönüşebilmişti ama Serkan o cümleleri sivri bir okmuşçasına kendinden korudu ve beklenmedik bir şekilde konuşmamı kesti.
"Ne demek istediğini gram anlamadım ama anlattıkların pek umurumda da değil. Ne anlatacaksan daha sonra zırvala."
Kötü bir sürü şey bekliyordum ama hislerimi ağzıma tıkabileceğini hiç hayal etmemiştim.
Aramızdaki üç adımı aştığında gözlerim buğulanmıştı ama Serkan yüzüme bile bakmadığından bunu fark etmedi bile. Beni o kadar görmüyordu ki bedenlerimiz birbirine değmişti ve ben o yanımdan geçip giderken resmen sarsılmıştım ama onun umurunda bile olmadı.
O mektubu cidden kendi isteğiyle buruşturmuştu çünkü umurunda değildi, umurunda değildim.
Bacaklarımın iki yanına bastırdığım ellerimi sol gözümden akan yaşı silmek için çektim ve titreyen çenemi sabit tutmaya çalışarak Serkan'ın gittiği noktaya baktım.
Onca insanın arasından adeta kıvrak hareketlerle geçip sarışın bir kıza vardığında, sanki üzerlerinde spot ışığı yanıyormuş gibi hissediyordum.
Kıza kollarını doladı ve dudaklarını birleştirdi.
Bense olduğum yerde hislerimle kalakaldım.
Serkan beni o okul gününe hapsetti ve en korktuğum şeyle, bu yükle tek başıma bıraktı.
"Son şansımdı," dedim onca zamandır kendini kandırmış o kırgın kızın sesiyle. Bunca zaman onun iyi olduğuna, doğru zamanı bulamadığım için bir türlü olmadığına inanmıştım ama yanılmıştım. Sadece umurunda değildim ve hislerim de onun için zırvalıktan başka bir şey değildi.
Gözyaşlarım yanağımı ıslatırken insanlar beni aldırmıyordu çünkü okul bittiği için ağladığımı düşünüyorlardı. Oysaki ben o masum kız için ağlıyordum.
Serkan benim kalbimi çalmış ve diğer çaldığı kalplerin arasına gelişigüzel fırlatmıştı. Artık kalpsizdim.
Serkan Yılmaz benim için üstü karalı bir sayfaydı artık. Herkesin bir hatası vardı ve o da benim hayatımdaki hataydı.
Sevgilisi olmasına değil de yüklerimden kurtulmama izin vermemesine ağlıyordum.
Ama o hisleri dönüştürmek benim elimdeydi, ben de Ayşenur'un tavsiyesini uyguladım. Kötüye kötü davranmak gerekirdi. Serkan bilmeyecekti ama ben onun peşindeki o kötü ruh hali olacaktım. Belki bir daha asla karşılaşmayacaktık ama onun kötü hissetmesinin nedeni ben olacaktım çünkü o beni birçok kez kötü hissettirmişti.
Ama benim bilmediğim şeyler vardı. Yıllar sonra karşılacaktık ve bana yaşattığı acıyı bu sefer ona ben yaşayacaktım.
Hem de isteyerek.
İntikam uğruna herkesi aleve verdiğimin farkında bile olmayarak.
İşte bu son dönüm noktasından bir önceki duraktı.
O günün intikamı o gece alınmıştı ve biz Serkan'la ödeşmiştik.
Ta ki o bir adım daha ileri gidene kadar...
⏳
Byü bebeklerr 🫶🏻❤️