Şarkı: Tyler Ward - How To Lose a Girl
'Bir kızı kaybetmek istiyorsan
Sadece onu sev
Sadece onu benim sevdiğim gibi sev'
İyi okumalar bebekler 🤍
Serkan;
~7 Yıl Önce~
"Anne benim bir karizmam var," dedim ellerimi saçlarımın arasına daldırırken. Annem sanki bana terliğiyle saldıracakmış gibi dik dik bakarken karizmamın varlığını daha iyi anlasın diye duruşumu dikleştirdim.
"Gözlük karizmanı bozacak bir şey değil Serkan. Doktor ne dedi sana? Gözlüğünü takmazsan göz numaran büyüyecek demedi mi? Neden beni üzüyorsun ki şimdi?"
"Anneciğim," diyerek onu kolumun altına aldım ve yanağına sulu bir öpücük bıraktım. Yine de annemi böyle kaldıramayacağımı biliyordum. O gözlükleri bana zorla taktırtacaktı. "Bir tanem, güzelim... Seni üzersem kafam kırılsın benim ama anne bana gözlük hiç yakışmıyor. Arkadaşlarımın hiçbirinin gözlüğü yok. Farklı olacağım aralarında."
Annem kolumun altından çıkıp ellerini yanaklarıma yerleştirdi ve parmak uçlarında yükselip yüzlerimizi aynı hizaya getirdi. Onun boyunu geçeli çok uzun zaman olmuştu bu yüzden aramızda epey boy farkı vardı.
"Serkan'ım gözlük takman seni farklı yapmaz. Sağlığın için gözlük takman gerekiyor. Çok yakışıklısın ve bir gözlük yakışıklılığını gizlemez. Lütfen beni daha fazla zorlama ve gözlüğünü tak."
Annem yanaklarımı okşayıp benden uzaklaştığında portmantoya bıraktığı gözlüğü elime alıp onun karşısında gözlüğü taktım. Aslında gözlerimin bozuk olduğunun bir süredir farkındaydım ama kimseye söylememiştim. Sınıftaki çocukların gözlüklü bir çocuğa yaptıklarını gördükten sonra gözlük takmak istemiyordum. Yine de annemin iyi bir gözlem yeteneği vardı bu yüzden iyi göremediğimi anlamış ve beni bir göz doktoruna götürmüştü.
Ve şimdi bir gözüm üç, diğer gözüm üç yirmiş beş olmak üzere hipermetroptum. Yani yakını hiçbir şekilde net göremiyordum.
"Çok yakıştı benim oğluma." Annem gülümseyerek bana baktığında ben de tebessüm ettim.
"Sakın sülale grubuna atıp canım oğlum diye paylaşma beni ha."
Annem güldü. "Çoktan paylaştım bile."
"Harika," diye homurdandım ve montumu giyip kapıya ilerledim. "Neyse gidip canım okulumda ders dinleyip bilgileneyim. Sonra da İdil'i sinir ederim. Of anne İdil ne zaman liseye geçecek ya? Sıkıntıdan bayılıyorum valla."
"İdil'in anca seneye geleceğini sen de biliyorsun Serkan." Annem moralimi bozduğunda omuzlarımı düşürerek yerdeki çantamı aldım ve tek koluma takıp ayakkabılarımı giydim.
"Oğlum yağmur yağacak, al şemsiyeyi de." Annem şemsiyeyi uzattığında onu öpüp apartmandan hızlı bir şekilde çıktım.
Şemsiyemi sallayarak sokakta ilerlerken yağmur yağmaya başladığında başımı kaldırıp yağmur tanelerinin yüzüme değmesine izin verdim. Aralık ayında olduğumuz için hava epey soğuktu ve yağmur taneleri de yüzümü kızartacak kadar üşütüyordu ama yine de birkaç dakika yağmurun keyfini çıkarttım.
Gözlerimi araladığımda gördüğüm bulanıkla yanaklarımı şişirdim. Gözlüğe o kadar alışamamıştım ki yağmurun onu ıslatacağını hesaba katmamıştım.
Gözlüğü elime aldığım an soğuktan donan parmaklarım yüzünden düşürmem bir oldu. Yola düşen gözlüğümü almak için eğildiğimde ise arabanın gözlüğümü ezmesiyle sadece eğilerek kalakalmıştım.
"Ulan gözlüğüm..." diye geçen giden arabaya bakakalırken dudaklarım aralık kalmıştı. "Lan daha beş dakika olmamıştı takalı."
Gözlüğümün son haline baktığımda derin nefes alarak yerden doğruldum. Şimdi anneme bunu nasıl açıklayabilirdim ki? Kesinlikle okuldaki çocukların bir şey yaptığını düşünecekti ama hayır bu tamamen benim aptallığımdı.
Kırık gözlüğümü çantama tıkıştırıp şemsiyemi atarak hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Neyse ki okulla evim arasında çok mesafe yoktu da geç kalmaktan korkmuyordum.
Uzaktan bir kızın başının üzerine çantasını yerleştirmiş bir şekilde yürüdüğünü fark ettiğimde günüm her ne kadar bok gibi başlamış olsa da dudaklarım arasında minik bir tebessüm belirdi.
Neden çok şirin gelmişti ki?
Adımlarımı biraz daha hızlandırıp ona yetiştiğimde hiç düşünmeden şemsiyemi onun başına doğru tuttum. Geniş şemsiyem ikimizi de koruyabilirdi sonuçta ve korumuştu da.
"Yağmurdan kaçarsan doluya tutulursun ben sana diyeyim," dedim bana baksın diye. Şaşkın bir ifadeyle bana baktığını tahmin ettim çünkü yüzünü net bir şekilde göremiyordum sadece bir bulanıktan ibaretti ama yine de çok şirindi, buna emindim.
Sırıttığımda ilk defa sesini duydum.
"Şakanın hiç sırası değil."
Sesi de şirindi.
"Şaka yapmıyorum ki. Bu havada kafanda çantayla gezen bir kızla neden şakalaşayım?" dedim gülümsemeye devam ederken. Gerçekten başında bir çantayla bu yağmurdan korunabileceğini mi düşünüyordu? Neyse ki benim büyük bir şemsiyem vardı.
"Komik değilsin," dediğinde sesi kinayeliydi. Büyük ihtimal onu gıcık etmiştim ama bundan keyif alıyordum.
"Tüh be," dedim dudağımı bükerek. "Oysaki arkadaşlarım komik olduğumu söyler. Üzdün." Bakışlarımı saçlarında gezdirdim. Net göremediğim için algılayamasam da uzanıp bir tutam saçına dokunduğumda saçlarının kıvırcık olduğunu anlamıştım.
"Oha kızım senin saçların kıvırcıkmış. Neden düzleştirdin güzelim saçlarını?"
Yüzüme öylece baktı. "Seni ilgilendirmez."
Bence ilgilendirirdi. Sonuçta onu net bir şekilde göremiyordum ve onu gözlüklerime kavuştuğumda bulmamın tek yolu saçları olacaktı.
"Kıvırcık saçlarına bu eziyeti yaptırırsan ilgilendirir." Şemsiyeyi ondan çektiğimde dudaklarının arasından bir şaşkınlık nidası döküldü. Yine de bunu yapmak zorundaydım çünkü okulda düz kahverengi saçlı çok kız vardı. Saçlarının kıvırcıklığını uzaktan net görmem lazımdı.
Çantasını tekrardan başının üzerine yerleştirdiğini fark ettiğimde çantasını da başından çekip ilerlemeye başladım. Büyük ihtimal biraz sonra beni öldürecekti ama buna değerdi bence. Yoksa bu şirin kızı bir daha nasıl görürdüm ki?
"Ne yapıyorsun sen?"
"Saçlarını kurtarıyorum. İleride bana çok teşekkür edeceksin çünkü saçların sayemde yaşayacak."
"Yarın yine düzleştiririm."
"O zaman Allah'ıma yarın da yağmur yağdırması için dua ederim. Yazık olmasın saçlarına." Arkamdan geldiğini biliyordum bu yüzden sırıttım. Kalbimin ağrısı tatlıydı ve kalp çarpıntımla bir alakası yoktu, tamamen arkamdaki kızla alakası vardı. İlk görüşte aşka inanmazdım ama ilk konuşmada bir şeyler hissetmeye inanabilirdim.
"Sen deli misin?" dedi bana yetişip aynı hizada ilerlerken. İşte bu an o andı.
"Öyle de derler ama adım Serkan."
Okul sınırları içine girdiğimizde çantasını ona geri verdim. Bana adını söylemesi için yüzüne bakarken kalbimin tatlı atışı yağmurla beraber güzel bir his oluşturuyordu bende.
"Ben de Hilal."
"Serkan gel çabuk!" Arkadaşımın seslenmesiyle gülümseyerek yüzünü dahi net göremediğim kızdan uzaklaşmaya başladım.
"Saçlarını düzleştirme. Kesin tamamen kıvırcıkken çok daha güzelsindir. Sonra görüşürüz, Hilal!"
Aynı okuldaydık elbet görüşürdük, değil mi?
Görüşememiştik çünkü bütün sınıflara girsem de onu bulamamıştım. Onu sormadığım kişi kalmamıştı ama yoktu, tamamen yok olmuştu.
Görsel zekam çok iyiydi ama gözlerim bozuldu ve onu hatırlamıyordum. Böyle böyle önce adını unuttum, sonra sesini sonra da kendisini.
Ama tanıştığımız günün tarihini unutmadım. Unutmamak için telefonumun şifresi yaptım.
17.12.2015. Kalbimi tatlı tatlı attıran o kızı bulup kaybettiğim gün.
⏳
Alnım soğuk duvarda yaslıyken yanaklarımı ıslatan şey yağmur damlaları değil benim gözyaşlarımdı. Çok ağlayan biri değildim ama kalbim parçalar halinde elime verilmişken gözyaşlarımı tutamıyordum.
Bir aralık gününde tanışıp kaybettiğimi düşündüğüm kızı aslında ağustosun sıcağında kaybetmiştim.
Alnımı duvardan çekip ıslak yüzümü gömleğimin koluna kurulayarak titrek bir nefes aldım. Gözümün önünde atak geçirmişti, anlayamadığım birçok cümle sarf etmişti ve bir yaprak gibi titriyordu. Korkudan ölmüştüm ve ne yaptığımı bilmeden ona yardım etmeye çalışmıştım. Gözyaşlarını bile silememiştim çünkü o Hilal'di bunu istemezdi.
Şimdiyse ben ağlıyordum ve arşiv odasında tek başımaydım. Hilal beni tek başıma bırakmıştı ama ona kızamıyordum da çünkü buna hakkım yoktu. O, yıllar boyunca onu bulmamı beklemişti ama ben bulamamıştım.
O aptal gözlük o an kırılmasaydı belki de çoktan sevgili olmuştuk. Ya da lens diye bir şeyin var olduğundan ve gözlük yerine lens isteyebileceğimden haberim olsaydı...
Yüzümün kızardığını bilerek başım eğik bir şekilde arşiv odasından çıktım. Koridor boştu ama bakışlarım yerden ayrılmıyordu.
Erkekler tuvaletine gelip içeri girdiğim an Evren'le aynadan göz göze geldik. Onu görmek şu an isteyeceğim son şey olsa da tuvaletten çıkmak bana yakışmazdı bu yüzden bakışlarımı tekrardan yere sabitleyerek lavaboya doğru ilerledim ve musluğu soğuk suya ayarlayarak avucumun içini soğuk suyla doldurdum.
"Yine birbirinizi üzdünüz değil mi?" Evren bana dönüp bir elini lavabo tezgahına yerleştirdiğinde avuçlarıma doldurduğum suyu yüzüme çarptım. Su damlaları yüzümden gömleğimin açık olan kısmına damlarken bakışlarımı Evren'e çevirmeden mırıldandım.
"Kimi kastediyorsun?"
Evren güldü ve başını iki yana salladı. "Ben aptal değilim, bunu Hilal'e de söyledim. Her şeyin farkındayım. İkiniz arasında dönen şeylerin de farkındayım."
Avuçlarımın içini tekrar suyla doldurup yüzüme su çarptığımda dudaklarımdaki damlaları dilimle alıp musluğu kapattım ve Evren'in aynadaki yansımasına baktım. "Evet, Hilal'den uzak durmamı söylediğin o kısımdayız şu an."
Evren burnundan bir nefes verip tebessüm etti. "İnan onu dememe gerek yok çünkü Hilal seni zaten kendisinden uzak tutuyor. Benim demem bir şeyi değiştirmezdi zaten."
Evren kötü bir adam değildi, aksine şirketteki en iyi anlaştığım kişilerden biriydi yine de sevdiğim, hele ki yıllardır bir şekilde içimde ukde kalan o kadına karşı bir şeyler hissettiğinin farkındayken ona sinir olmamam elde değildi.
"O zaman ne diyeceksin?" diyerek doğruldum ve ıslanmış saç uçlarımı düzelterek ona baktım. Hâlâ bok gibi göründüğümden emindim ama kolay kolay toplanamazdım, biliyordum.
"Hilal'in kalbini kırmaktan vazgeç," dedi düz bir sesle. "Benim tek derdim Hilal'in iyi olması ama ne hikmetse seninle yalnız kaldığı an kız kötüleşiyor. Vazgeç artık Serkan."
"Az önce dediğime geldi konu," dedim zorla tebessüm ederek. "Serkan sussun, Serkan hep kalp kıran olsun, Serkan'ın suçu olsun her şey. Hilal'le iletişime geçmeye çalıştığım her an o kendini dinleyip susturdu beni, Evren. Konuşmama izin verseydi şu an bu raddede olur muyduk sence? Ben diyeyim, olmazdık. Hilal suçu sadece bana yükleyip kendi kendini üzmeyi seçti. Arkasından beni de yıktı geçti tabii ama tek suçlu ben oldum."
Evren, Hilal'e nazaran en azından cümlelerimin bitmesini bekliyor ve beni dinliyordu. Gidip bunları Hilal'e söylemeyeceğini biliyordum, hoş söylese bile Hilal onu da dinlemezdi. Konu ben olunca Hilal sağır oluyordu.
"Demem o ki kalbi kırılan tek kişi Hilal değil. Bak halime," dedim. Kendimi gösterirken gülmeden edememişim. "Serkan Yılmaz gibi mi duruyorum yoksa yıkık biri gibi mi?"
Evren tek kelime etmedi.
"Neyse zaten siz çift oldunuz. Korkma, aranıza girip her şeyi bok etmek gibi bir amacım yok. Hilal belki seninle mutlu olur." Kıskançlıktan gebersem de yutkunmaktan başka bir şey yapamadım. "Umarım mutlu olur."
Evren bir şey demedi, demesine izin vermeden yanından ayrıldım. Bok gibi hissediyor olduğum yetmezmiş gibi bir de Evren'le konuşmak ve ona iyi dilekler sunmak kendimi daha da kötü hissetmeme yol açmıştı.
Göğüs kafesime battığını hissettiğim kalbim yaşanan stresten dolayıydı. Elimde olmadan kendimi kötü durumun tam ortasında bulmaktan sıkılmıştım. Eskiye dönmek istiyordum. Kalbimin acımadığı o zamanlara.
Onu beklemediğim için suçlu benim gibi gösteriyordu ama ben onu aramıştım da beklemiştim de. Bir daha karşıma çıkmaması benim suçum muydu? Hayatımın sonuna kadar onu mu aramam gerekiyordu?
O beni bu kadar suçlarken neden yüzüme karşı o kız olduğunu söylememişti?
"Ortak?" Kumsal bir anda kolunu omzuna atıp yanıma adeta hoplayarak geldiğinde ani hareketi yüzünden irkilip başımı ona doğru çevirdim. Yüzündeki tebessümü ona döndüğüm anda yok oldu ve kolunu omzumdan çektiği gibi şaşkınca suratıma baktı.
"Bu halin ne Serkan?"
"Boş ver," dedim omuz silkerek ve o bilindik Serkan olmaya çalışarak gülümsedim. "Karnın acıktı mı? Ucuza çok güze çiğköfte yapan bir amca tanıyorum da."
Kumsal kaşları çatık bir şekilde yüzümü incelerken tebessümümü genişletmeye çalıştım ama pek becerememiş olmalıyım ki başını iki yana sallayıp bileğimden tuttu ve beni sürüklemeye başladı.
"Sen gerçekten aptalın tekisin."
"Öyleyim," dedim bileğime sardığı eline bakarken. "Ama çok aç bir aptalım."
Adımlarımı ona yetiştirip aynı hizaya geldiğimizde bileğimdeki elini çekerek bana onaylamaz bir bakış attı. "Serkan numara yapmak zorunda değilsin. Herkesin kötü zamanları olur."
"Orası öyle ama ben kötü hissetmekten bıktım." Derin bir nefes almaya çalışsam da başaramadım. "Çok yoruldum Kumsal."
"Çabalamayı bırakmalısın," dedi ve benim için şirketin kapısını açtı. Benim ona yapmam gereken centilmenliği o bana yaptığında utançla başımı eğmiştim ama Kumsal böyle şeylere takılmazdı. Şu an kötü olduğumu ve bunu akıl edemeyecek kadar aptala döndüğümü biliyordu.
"Çabalamak sana sadece zarar veriyor Serkan. Hem Hilal'e karşı bir şeyler hissettiğin herkesin dilinde. Biraz daha böyle giderse daha kötü dedikodular dönmeye başlayacak." Kumsal birden önüme geçince adımlarımı durdurmak zorunda kaldım. "Dedikodular önemli değil aslında. Asıl önemli olan sensin Serkan ama yine de kendini köprüden aşağı atıp 'neden canım yandı ki' diye düşünüp duruyorsun. Köprüden atlamazsan canın da yanmaz."
"Köprü mü?" dedim yüzümü buruşturarak. "Köprü Hilal mi oluyor yani?"
Kumsal gözlerini öyle bir devirmişti ki önümde durmaktan uzanıyormuş gibi topukları üzerinde dönerek ilerlemeye devam etmişti. "Köprü Hilal değil, köprüden atlamak Hilal."
"Ben köprüyüm o zaman," dedim düşünceli bir sesle. Bu kız neden edebiyat yapmıştı ki şimdi? Zaten aklım yoktu bir de köprünün kim olduğunu düşünüyordum.
"Hayır Serkan," dedi oflayarak. "Köprüden atlayan kişi sensin."
"Ee köprü kim o zaman?"
Kumsal'ı bıktırmış olacağım ki bir anda bana dönüp mavi gözlerinde şimşekler çakarak yüzüme baktı. "Köprü benim. Oldu mu Serkan? Erdin mi muradına?"
"Erdim," dedim ve sırıtıp kolumu omzuna atarak adımlarımı büyük atmaya başladım ki Kumsal biraz daha sinir olsun. "Bundan sonra sen benim köprümsün."
"Sağ ol ya," diye homurdandı. "Yavaş yürüsene kaçıyor mu yol?"
"Çok açım çok," dedim adımlarımı biraz daha hızlandırarak. Kumsal adeta yanımda koşuyordu ve omzundaki kolumu çekmeye çalışıyordu ama izin vermedim.
"Sana bazen çok sinir oluyorum. Mesela şu an," dedi Kumsal kolumu bir anda ısırmak için hamle yaparken. Adeta ısırığından kaçmak için kolumu hızlıca omzundan çektiğimde zafer sırıtışıyla yüzüme baktı. "Neyse ki karşında da bir deli var yoksa çok kavga ederdim seninle."
"İşte köprü gibi köprü."
"Serkan," dedi gözlerini devirirken.
Gülüp bileğimi ona uzattım. "Tamam bu sefer kolumu ısırmayı hak ettin. İyi ısır da saat niyetine kullanayım küçük vampir."
Kumsal, bembeyaz bileğime bir bakış atıp başını iki yana salladı. "Sarışınların kanını içmiyorum canım."
"Tüh," diyerek bileğimi ondan uzaklaştırdım. "Irkçılık yalnız bu."
"Abart abart."
Biraz olsun aklımı rahatlattığı için Kumsal'a gerçekten minnettardım. Adeta İdil'in farklı bir versiyonu gibiydi. İdil'i özlediğim, ona içimi açamadığım her zaman Kumsal bir şekilde karşıma çıkıyor ve saçma sapan konularla aklımı dağıtmaya çalışıyordu.
Kumsal gibi biriyle partner olduğum için şanslıydım.
Çiğköfteci amcaya geldiğimizde bahçe kısmına oturup iki dürüm söyledik.
"Sen gittikten sonra senaryoya biraz baktım," dedi Kumsal çantasını masaya bırakırken. "Çok zorlanmayız gibi ama yine de her şey bildiğin dizi çekimi gibi Serkan. Kıyafetimizden tut saçımıza kadar her şey bir ekip tarafından belirleniyor. Videoları biz çekmiyoruz sadece çeker gibi yapıyoruz. Yayınlamadan önce seri bir şekilde video stoklayacağız sonrasında takipçimiz artınca canlı yayınlar yapmaya başlayacağız. Her videoda bir şekilde kamera gözükecek."
Gergin bir şekilde parmaklarımla masanın üzerinde ritim tutmaya başladım.
"Çekimler ne zaman başlıyor?"
"Yarın son boş günümüz. Bir sonraki gün tanışma çekimiyle beraber üç video daha çekeceğiz."
"Sence bu fikir tutar mı?" diye sorduğumda Kumsal'ın adeta gözleri parladı.
"Aşk her zaman tutar Serkan. Bir ilişkinin en başından en sonuna kadar her anında yanında olma fikri, ilişki yaşayanlar için olmasa da izleyiciler için merak uyandırır. Sonuçta konuşacağı, yakıştıracağı bir olayları, kişileri olur. Bir nevi dizi çiftlerini yakıştırmak gibi ve yeni nesil bunu çok yapıyor. Bence bu fikrin tutmaması imkansız."
"Hadi bakalım," dedim derin nefes alarak. Çiğköftelerimiz ve ayranlarımız geldiğinde ikimiz de yemeğe odaklandık. Yediğim en güzel çiğköfte değildi ama Kumsal'la yediğimden olsa gerek güzel gelmişti.
Telefonuma bir bildirim geldiğinde ayranımdan son yudumu alıp cebimden telefonu çıkarttım.
Balım: Hissediyorum beni aldatıyorsun...
Serkan: İftira
Balım: Yalan söylüyorsun...
Serkan: Nereden anladın lan yalan söylediğimi?
Balım: 21 yıllık hayatımda neredeyse doğduğum günden beri seni görüyorum bir zahmet onu da anlayayım ya
Balım: Beni kiminle aldatıyorsun pislik herif???
Balım: İnş ona da balım, bffim falan demiyorsundur...
Serkan: Yok demem öyle şeyler
Serkan: Benim tek balım sensin ve sen olacaksın
Balım: Aferin adam ol beni unutma
Balım: İçimde kötü bir his var Serkan iyi misin ya? 🥺
Serkan: Kötü his mi?
Balım: Sanki sen mutsuzmuşsun gibi hissettim ondan yazdım
Balım: Mutlu ol hemen
Serkan: İyiyim ben merak etme
Balım: Hilal'le durumlar nasıl?
Serkan: Aramızda herhangi bir şey yok.
Serkan: Adını duyunca tetiklendim şu an.
Balım: Sizin aklınıza sıçayım ben ya
Balım: Nasıl Asrın ve benden daha zor bir ikili olabilirsiniz aklım almıyor
Balım: Bizim ilişkide gözümüz yoktu ama sizde o da yok neden olmuyorsunuz nedenn
Serkan: Olmak istemiyoruzdur belki
Serkan: Zorlama
Serkan: Şimdi çıkmam gerek ayıp oluyor arkadaşıma
Balım: Bana da ayıp ama neyse...
Balım: Görüşürüz limon kafam >
Serkan: Görüşürüz güzellik
"Kimdi?" diye sordu Kumsal meraklı bir şekilde bana bakarken. Yüzümde otomatikman oluşan tebessüm sayesinde meraklanması normaldi. Sonuçta beni hep somurturken görüp duruyordu.
"İdil, çocukluk arkadaşım," dedim. Daha önce ona İdil hakkında bir şey demiş miydim tam kestirememiştim.
"Aa tamam, tanıyorum İdil'i. Belki bir gün bizi tanıştırırsın."
"Tanıştırmak zorundayım zaten. Sevgili olduğumuzu videodan öğrenirse beni yerin yedi kat altına gömer."
Kumsal kıkırdadı. "O zaman videolar yayınlanmadan önce tanışırız."
Başımla onu onayladım. Kumsal tatlı bir kızdı ama İdil onu sevmediğimi hemen anlayacaktı. Aralarında kavga olmazdı belki ama İdil her şeyi anlayabilecek biriydi.
Derin nefes aldım. Bunu da o zaman düşünürdüm.
⏳
