Şarkı: Dedublüman - Belki (Akustik)
'Belki de yanlıştı doğrularım
Aşkını, sevgini sorguladım
Yolların kapalıydı zorlamadım
Öldürdüm çiçeğimi, yaşatamadım'
🥀
⏳
Şirkete gelmek ilk defa garip hissettiriyordu. İki hafta nasıl geçmişti anlamamıştım ama bir noktada geçmek de bilmemişti. Videoların son hallerini maille patronlarımıza atmıştık ve şimdi son toplantı için buradaydık.
Masamın üzeri boştu ve yeni birinin oturması için düzenli bir şekilde bırakılmıştı. Uzun süredir burada çalışmasam da her yere alışmıştım. Masamı, notlarımı ve gözlerimi ağrıtan bilgisayarı unutmayacaktım.
Altı ayın sonunda bizi ne bekleyecekti bilmiyordum. Belki de sosyal medyadan devam edecek, bir daha şirkete sadece toplantılar için gelecektik. Bizi nelerin beklediğini hiçbirimiz bilmiyorduk.
Serkan'ı en son gördüğümde beni iki binanın arasına çekmişti. Şimdiyse şirketin içinde karşılaşmıştık. Bakışları üzerimde sadece üç saniye durmuş ve gözlerini benden kaçırıp yanımdan geçip gitmişti.
Ondan son bir atak bekliyordum. Nedensizce her şeyi bozup bir şekilde benimle çift olmayı isteyeceğini düşünüyordum.
Evimin adresini bilse de gelmemişti ya da onun yanından ayrılırken bana seslenmemişti. Yine de son bir atakla bizi çift yapabilirdi.
Bunu istiyor muydum yoksa bundan korkuyor muydum bilmiyordum. O videoları silmiştim, elindeki saçma videoyu ne kadar editlese de güzel bir şey çıkartamazdı.
"İyi misin?" Evren'in sesiyle tebessüm edip başımla onu onayladım. İki haftanın son haftasında neredeyse her gün beraberdik. Dalıp gitmelerimden hep o kurtarmıştı beni.
"İyiyim sadece burayı özleyeceğim."
"Bir daha gelmeyecekmişsin gibi davranmayı kessen mi? Sonuçta sadece altı ay, su gibi akıp geçecek."
Umarım öyle geçerdi. Bu işin altından kalkabilecek kadar güçlü olmayı dilemekten başka çarem yoktu.
Bakışlarım Serkan'la gülerek ilerleyen Kumsal'a takıldığında o da bana bakmış ama hiçbir selam belirtisi vermeden bakışlarını yanımdaki Evren'e çevirip tebessüm etmişti. Evren'le selamlaşırken beni görmezden gelmesi alt dudağımı ısırmama neden olurken bu konu hakkında hiçbir şey demedim. Hâlâ Serkan'dan daha çok benden nefret ediyordu ve bunun nedeni kesinlikle Serkan'a karşı bir şeyler hissetmesiydi. Bundan emindim.
"Toplantı salonuna gidelim mi?"
"Gidelim," dedim ve Evren'le beraber ilerlemeye başladım. Kumsal ve Serkan on metre kadar uzağımızdan gülerek toplantı salonuna doğru ilerlerken onları incelememek için bütün odağımı yere çevirmiştim. Koridorda yankılanan gülüşlerini duymamak zordu ama kulaklarımı kapatmasını bilirdim. Sonuçta ilk kez Serkan'ın başkasına güldüğünü duymuyordum.
Serkan, Kumsal'a kapıyı açtığında Kumsal gülümseyerek içeriye girdi. Aramızdaki mesafe giderek kısalırken Serkan'ın kapıyı bırakıp içeri girmesini beklesem de bakışları bana döndüğünde dahi kapıyı kapatmaması garip hissettirmişti.
Kavga etmedik, tek kelime etmedik. Birbirimize baktık sadece. Mavi gözlerindeki hayal kırıklığına karışmış yansımamı gördüm, düz çizgi halindeki dudaklarına baktım ve yanından geçip giderken ciğerlerimde izi kalmış kokusunu soludum. Sonrasında hiç tanımadığım biriymiş gibi uzaklaştım ve sessizlik eşliğinde toplantı salonundaki geniş masaya ilerledim.
Hiçbir şey olmamıştı ama aslında o kadar çok şey olmuştu ki kalbim kora dönmüş gibi hissediyordum. Bütün kor boğazıma batarken kusana kadar öksürmek ve kalbimden kurtulmak istedim ama sadece birkaç hafta önce oturduğum ve kendimi idam ettirdiğim sandalyeye oturup ellerimi masanın üzerinde kenetledim.
Bunu ben istemiştim şimdi dik durmam gerekiyordu.
Evren de yanıma oturduğunda ortamda gergin bir sessizlik oluştu. Serkan bu sefer karşıma değil de Evren'in karşısına oturmuştu.
"Nasıl geçti çekimleriniz Kumsal?" Evren, ortamdaki sessizliği bozmak adına Kumsal'a özel bir soru sorduğunda parmaklarımı masanın üzerinde hareket ettirdim.
"Çok iyiydi," dedi Kumsal gülerek. "Serkan'la çekim yapmanın sonunda illa gülüyorsun. Samimi oldu gibi ya, bakalım. Sizinki nasıldı?"
"Çok iyiydi," dedi Evren. Yandan bana baktığını fark edip ona döndüğümde gülümsedi. "Biz de iyi bir ikili olduk."
"O zaman çiftler belli diyebiliriz."
"Zaten en başından belli değil miydi?" dedim bir anda. Sesimi duymayı beklemeyen Serkan'ın bana baktığını hissetsem de ona bakmadım, Kumsal'a baktım.
"Yine de son karar yönetim kurulunda. Hâlâ her şey kesin sayılmaz." Kumsal, mesafeli bir şekilde konuşup arkasına yaslandığında ben de onu taklit edip arkama yaslandım ve minik bir tebessümle Serkan'a baktım. "Mucize olmazsa imkansız."
Serkan oturduğu yerden bir anda ayaklandığında herkesin bakışları ona döndü. "Serkan bir şey mi oldu?"
"Bir şey unuttum. Hemen geleceğim."
Hızla kapıya doğru ilerlediğinde Kumsal arkasından bakakalmıştı. "Ne unuttun?" diye bağırsa da bir cevap alamadı çünkü Serkan çoktan salonu terk etmişti.
Bakışlarımı masanın üzerinde gezdirdiğimde su olmadığını fark ederek ben de ayaklandım. "Su isteyen var mı?"
Evren, sanki ben bakmamışım gibi masanın üzerini incelerken boğazını temizledi. "Biraz sonra toplantı başlayacak, gitmesen mi?"
"Beş dakikaya gelirim. Mutfak yakında," dedim ve göz kırparak yerimden kalktım.
Salonu terk ettiğimde kalbimin atışı yüzünden tam duyamıyormuş gibi hissediyordum. Bakışlarımı etrafımda gezdirirken bir labirentte mahsur kalmış gibi yabancı bir ifadeyle kalakalırken titrek bir nefes aldım. Sadece su içmem lazımdı ama Serkan'ın peşinden de gitmek istiyordum.
Cidden videonun başka bir taslağı olabilir miydi?
Adımlarımı hızlandırıp Serkan'ın odasına doğru ilerlerken boğazım tamamen kurumuştu. Sadece ne yaptığına baksam olur muydu?
Serkan'ı odasında gördüğümde adımlarımı yavaşlattım. Bilgisayarına doğru eğilmişti ve kol kaslarının gerildiğini görebiliyordum. Dikkatli bir şekilde ekrana bakarken aralık kapıdan onu incelemeyi bırakmak ve içeri girmek arasında kalmıştım.
İçeri girdim. Hayır girmek az olurdu, bir anda içeri daldım.
"Ne yapıyorsun?" diye sordum ve ona doğru adımladım. Serkan, bilgisayar ekranında olan mavi gözlerini bana çevirdiğinde şaşkındı.
"Odamda ne arıyorsun?"
"Videoyu kullanacaktın değil mi? Bir anda videoyu ortaya çıkartıp bana sormadan çift yapacaktın bizi değil mi?"
Serkan doğrulup kaşlarını çattı. "Sesini yükseltme, biri duyacak."
"Öyle yapacaktın değil mi?" dedim ona doğru ilerleyip bilgisayar ekranına bakarken.
Güldü ve bilgisayar ekranını tamamen bana döndürdü. "Bak bakalım öyle mi yapacakmışım?"
Bilgisayar ekranında Kumsal ve Serkan'ın çektiği video oynarken neredeyse yere çökecek ve bir daha ayağa kalkamayacakmış gibi hissetmiştim.
"Sen bunu istemediğini belli ettin, ben de kopyası olsa bile videoyu yollamadım, Hilal. Artık bana iftira atmaktan vazgeç." Ekranı kendisine çevirdiğinde bakışlarımı yüzüne çevirdim.
"Beni istiyorsan yüzüme söyleyebilirsin. İşte o zaman videoyu seve seve yönetim kuruluna izletirim."
"Şerefsiz," diyerek ondan birkaç adım uzaklaştım. Hâlâ bana karşı bir şeyler hissettiğini değil de benim ona karşı bir şeyler hissettiğimi söylüyordu.
"Sana anlatmaya çalıştığım her an beni susturdun Hilal ve şimdi de seninle zorla beraber olmamı istiyormuşçasına geldin peşimden. Pişman olduğunu itiraf et bitsin her şey."
"Saçmalıyorsun şu an," dedim ve başımı iki yana salladım. "Saçmalıyorsun, her zamanki gibi saçmalıyorsun. O gün de saçmalamıştın, şerefsizlik yapmıştın." Birkaç adım daha gerileyip sesli nefesler aldım. "Her zaman yaptığın gibi beni umursamamıştın. Şimdi de umursamıyorsun zaten."
Ne dediğimi ben bile bilmiyordum. Sadece bir atak geçiriyormuşçasına cümleler ağzımdan fırlıyor ve nefesimi de dudaklarımı da kontrol edemiyordum. Kulaklarımdaki uğultu yükselirken Serkan'ın bana doğru adımladığını ve anlayamadığım bir şeyler söylediğini fark ederek biraz daha geriledim.
"Yaklaşma bana!" diye bağırdığımda sırtım duvara değmişti. "Zırvalarım ben her zaman, dinleme beni!"
"Hilal sakin ol," dedi bana minik bir adım daha atmaya kalkarken ama titreyen ellerimi kaldırıp adım atmasını engelledim. Bana zarar vermeyeceğini gösterircesine ellerini kaldırmışken ben nefes alamıyormuş gibi hissediyordum.
"Yaklaşma bana," diye fısıldadım.
"Tamam yaklaşmıyorum, özür dilerim." Serkan benimle beraber yere çökerken ellerimi yüzüme kapattım. "Ellerini yüzüne kapatma atak geçiriyorsun."
"Bakma bana," dedim ellerimi yüzüme biraz daha bastırırken. "Bakma..."
Serkan ellerimi tutup yüzümden çektiğinde bulanık bakışlarımı yüzüne çevirdim.
"Geçti Hilal, geçti."
"Hiçbir bok geçmedi, geçmiyor." Bir anda gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken nasıl bir saçmalığın içinde olduğumu algılayamıyordum. Her şey benim kontrolüm dışında gelişiyordu. Bütün bedenim benden izinsiz gücünü kapatmıştı ve patlamıştım. Hem de en korktuğum şekilde, Serkan'ın yanında...
Serkan yanımdan uzaklaşıp masasındaki bardağa su doldurdu ve tekrar yere çöküp yüzümdeki saçları ittirerek bana biraz su içirdi.
"Şimdi derin nefes al, nefes alabiliyorsun değil mi?"
"Acıyor," dedim başımı duvara yaslayıp nefes almaya çalışırken. "Sanki boğazımda takılı kalıyor."
"Terasa çıkalım mı?"
"İstemiyorum," dedim gözyaşlarımı koluma silerken. "Hiçbir şey istemiyorum."
Serkan derin bir nefes alıp ellerine biraz su döktü ve ıslak ellerini yanaklarıma, boynuma bastırdı. Yavaş yavaş nefes alabildiğimi ve kendimi kontrol edebildiğimi hissettiğimde utançla bakışlarımı yere çevirdim. Bu neyin atağıydı, az önce neden kötüleşmiştim hiçbir fikrim yoktu ama çok kötü hissediyordum. Sanki ölseydim daha az canım yanardı.
"Biraz daha su ister misin?" Serkan bardağı bana uzattığında başımı iki yana sallayarak itiraz ettim.
"Geçti," diye mırıldandım. "İyiyim."
"Panik atağın mı var?" diye sorduğunda bilmiyorum dermişçesine omuzlarımı kaldırmıştım. Daha önce hiç böyle bir şey yaşamadığımdan ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Sanırım içimde tuttuğum her şey en sonunda beni delirtmiş ve fiziksel bir şeye dönüşmüştü.
"Hastaneye gitmek ister misin?"
"İstemiyorum, toplantı var."
"Ama gitsek iyi olur." Serkan yavaşça konuşurken başımı iki yana sallayıp ayaklanmaya çalıştım. Serkan bana destek olup kalkmama yardım ettiğinde hiçbir şey demeden ondan uzaklaştım ve bakışlarımı kaçırarak kapıya doğru ilerledim.
"Hilal," diye bana seslendiğinde adımlarımı durdurmuştum. "Özür dilerim, seni bu kadar değersiz hissettirdiğim için."
Hiçbir şey demedim ve bir ataktan çıkmış bir şekilde lavaboya gidip üzerimi düzelttim. Yüzümden kötü bir şeyler olduğu anlaşılsa da toplantı salonuna geri gittim. O ana kadar Serkan'ın bir gölge gibi beni takip ettiğini bile fark etmemiştim.
Evren'in sorularını yanıtsız bıraktım ve titreyen ellerimi kucağımda saklayıp toplantıya odaklanmaya çalıştım.
Serkan'ın bakışları üzerimdeydi ama ona da bakamadım sadece giriş konuşması yapan Selinay Hanım'a baktım o kadar.
Bedenen burada olsam bile sanki ruhen çok farklı bir yerdeydim. Aldığım nefesler boğazıma batıyordu ve gözlerim istemsizce yanıyordu. Dikkatimi titrettiğim bacağıma vermeye çalışarak Selinay Hanım'ı dinlemeye çalıştım.
"Öncelikle videolarınız için çok teşekkür ederim. Hepsinin çekim açısı olsun, teknik ve görsel detayları olsun muazzamdı. Ellerinize sağlık." Gülümseyerek önündeki kağıtlara baktığında Evren'in fısıltısını yok saymaya çalıştım.
"Hilal iyi misin?"
Ona bakmadan başımı aşağı yukarı salladığımda Selinay Hanım konuşmaya devam etti.
"Serkan ve Hilal," dediğinde transtan çıkmış gibi bakışlarını Selinay Hanım'a çevirdim. "Tanışma videonuz çok güzeldi. Sizden beklediğim bir çekimdi. O videodaki enerjinizi sevdim ama diğer video için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Her ne kadar yönetim kuruluyla bu konu hakkında tartışsam da çoğunluğun kararı sizin çift olmamanız konusunda. Oysaki ben sizin uyumunuzdan güzel işler çıkacağına gerçekten emindim."
Serkan'la çift olmayacaktık.
"Neden bizim uyumlu olduğumuzu düşünüyorsunuz Selinay Hanım?" diye sorduğumda sesim çatallıydı. Herkesin bakışlarının üzerimde olduğunun bilincindeydim ama sadece Selinay Hanım'a bakıyordum.
"Çünkü siz aksini düşünseniz de aranızda insanı etkileyen bir çekim var. Sizi yan yana bile görmedim ama sizin çift olarak çok sevileceğinize eminim. Tabii bu sadece benim kararımla olacak bir şey değildi bu yüzden çift değilsiniz. Hilal, sen Evren'le çiftsin. Serkan sen de Kumsal'la. Hepinizin iyi iş çıkaracağından eminim ama benim aklım Serkan ve Hilal'de kalacak."
Serkan'a baktığımda, onun çoktan bana baktığını fark etmiştim. Birbirimize hiçbir şey demeden baksak bile aslında gözlerimiz çok şey söylüyordu.
Elimin titrediğini fark ettiğimde elimi bacağımın üstüne bastırarak titremesini yok etmeye çalıştım ve bakışlarımı Serkan'dan çekip masaya diktim. İstediğim olmuştu, Evren'le çifttim.
"Evren ve Kumsal, sizin videonuz hakkında da konuşmak istiyorum. Öncelikle enerjinizi sevdim. Neşeli kız, ciddi erkek ilişkisi için güzel bir çift olabilirdiniz ama yönetim kurulu birbiriyle uyumlu çiftlerin daha çok izleneceğine emin. Kumsal, senin neşenle Serkan'ın enerjisini kullanacağız ve dinamik, daha çok liseli gençlerin hayalindeki o ışıltılı, kusursuz ilişkiyi yaratacağız."
Tam da düşündüğüm gibi Kumsal ve Serkan'ın uyumunu kullanacaklardı. Mükemmel, kusursuz ilişki için seçilmeleri beni hiç şaşırtmadı.
"Kusursuz ilişkiden kastınız ne Selinay Hanım?" diye sordu Serkan.
"Tamamen birbirini dinleyen, hiç tartışmayan, sadece eğlenen, sorunsuz ilişki. Sizin tartışmasız bir ilişkiniz olacak."
Serkan, elini masanın üzerine yerleştirip parmaklarıyla ritim tutmaya başladığında Evren'in sesini duydum. "O zaman sorunlu ilişki bizim ilişkimiz mi olacak?"
"Hayır," dedi Selinay Hanım. "Sizin ilişkiniz daha ciddi ve yavaş ilerleyen bir ilişki olacak. Karakterlerinizin dışına çıkmak istemiyoruz, tamamen kendiniz gibi olacağınız bir ilişki planladık. Siz Serkan ve Kumsal kadar eğlenceli bir çift olmasanız da üniversiteli gençlerin istediği o birbirinin evi konseptli bir çift olacaksınız. Aklı başında, sakin ve sıcak hissettiren bir ilişkiniz olacak."
"Tam bizlik," dedi Evren. Haklıydı, biz daha çok konfor alanında takılan bir ilişkinin içinde rahat edebilirdik. Ben Kumsal gibi neşeli değildim, bizim için en iyisi böyleydi.
"Evet, yönetim kurulu da bunu düşünüyor ama benim içimde kalan büyük bir istek var." Selinay Hanım bana ve Serkan'a baktı. "Bu ilişkiler çok güzel ama bir yerden sonra ilgi kaybediyor. Benim asıl isteğim nefretten doğan o aşktı."
Selinay Hanım'ın bizi zorla çift yapmak istediğini bakışlarından bile anlıyordum.
"Serkan ve Hilal'in çekimini kullanamayacağımız için senaryoda onları arkadaş yaptık. Senaryoda bütün detaylar yazıyor. Hiç gerilmeyin, tutarlı her şey. Serkan ve Hilal aynı lisede okumuş, biz de bunu kullanacağız."
Selinay Hanım'ın söylediği bütün kanımın çekilmesine neden olurken Serkan'ın bakışlarının hızla bana döndüğünü fark ettim. Selinay Hanım hâlâ anlatıyordu ama artık bütün odağım Serkan'ın yüzümde hissettiğim keskin bakışlarıydı.
Toplantının sonuna kadar hiçbir şey dinleyemedim. Serkan da bakışlarını benden çekmedi. Senaryolar dağıtıldı ve neredeyse bir saat süren toplantı bitti ama Serkan hâlâ bana bakıyordu.
"Hilal gerçekten çok solgun görünüyorsun." Evren, yüzümü dikkatle incelerken Serkan bir anda konuştu.
"Az önce atak geçirdi."
"Atak mı geçirdi?" Evren bir anda Serkan'a döndü. "Serkan doğru mu söylüyor Hilal?"
"Yalan söyleyecek halim yok Evren," dedi Serkan. Onların arasındaki gerilimi hissederken önümdeki senaryoyu alıp ayaklandım.
"Önemli bir şey değildi. İyiyim şimdi."
Serkan da benimle beraber ayaklandığında bakışlarımı ona çevirdim. "Seninle konuşmamız lazım."
"Senaryoyu okuyunca konuşuruz," diyerek ne Serkan'a ne de Evren'e bakmadan toplantı salonunu terk ettim ama Serkan pes etmeyecekti, peşimden bir anda geldiğini adımlarının sertliğinden anlıyordum.
"Bana aynı liseye gittiğimizi nasıl söylemezsin Hilal?"
"Bunu bilsen ne olacaktı sanki? Bana aşık mı olacaktın aynı liseye gitmişiz diye? Beni sevecek miydin ha?" Bir anda Serkan'a döndüğümde hızla bana doğru ilerlediği için adımlarını dibimde durdurmak zorunda kaldı.
"Sen olduğunu bilecektim aptal kız!" dedi bir anda ve bakışlarını dar koridorda gezdirip kolunu belime sardığı gibi beni dosyaların yoğunlukta olduğu küçük odaya soktu. "Sen olduğunu bilecektim."
"Ne saçmalıyorsun?" dedim başımı kaldırıp yüzüne bakarken. "Hiçbir bok anlamıyorum."
"Yağmur altında başında çantasıyla giden o kızın sen olduğunu bilecektim!" Serkan, kalbimi tekleten o cümleyi kurduğunda öylece kaldım.
"Hiç kaçma, osun biliyorum."
"Şimdi mi anlıyorsun aptal herif?" dedim ve benden uzaklaşması için onu ittirdim ama geri çekilmedi. Sanki benden uzaklaşamıyormuş gibi dibimdeydi. "Hatırlamak için illa aynı liseye gittiğimizi mi öğrenmen gerekiyordu ha? Aptal mısın sen?"
"Aptalım," dedi hırsla. "Aptalım Hilal, gerçekten aptalım. Sen olduğunu anlayamadım ya dünyanın en aptalı benim." Serkan'ın duvardaki eli saçlarıma değdiğinde gözlerimi kapatıp yutkundum. Karanlık odanın içinde onun yüzünü göremesem de sıcak nefesini yüzümde hissediyordum.
"Çok geç artık," dedim fısıltıyla. "Sen Kumsal'lasın ben Evren'le."
"Sadece altı ay," dedi burnu burnumun ucuna değecek kadar yaklaştığında. "Altı ay dayanabiliriz."
Güldüm ve başımı iki yana sallayarak elimi Serkan'ın göğsüne yerleştirdim. Kalp atışı avucumun içine dolarken olmayacağını biliyordum. Evet sonunda istediğim olmuş, beni hatırlamıştı ama bana yaptıklarından hâlâ bir haberdi. Sadece yağmurlu günü hatırlıyordu. Peki ya diğerleri? Mektubumu atması, beni görmezden gelmesi, su götürdüm diye azarlaması, konuşturmadan susturması... Onlar ne olacaktı?
"Ben yedi yıl dayandım Serkan ve artık senden vazgeçtim," dedim gülerek. "Şimdi bana altı ay daha dayan diyecek yüzün olmasın çünkü sen kızlarla gününü gün edip kalbini doldururken ben sadece seni bekledim. Yedi yıl senin beni sevmeni bekledim." Serkan'ın omuzlarının düştüğünü hissettiğimde kalbinin atışı da biraz daha hızlanmıştı. Elimi göğsünden çekip saçlarımın arasındaki elini tuttum ve kalbimin üzerine bastırdım.
"Bak bakalım ikisi aynı mı atıyor?"
"Hilal düzeltebilirim."
"Düzeltemezsin," dedim elini göğsümden çekerken. "Az önce senin yanında kriz geçirmemin nedeni yine senken düzeltemezsin. Sana söylememe izin bile vermemişken düzeltemezsin. Bana yedi yılımı veremezsin Serkan. Kalbini versen de bana ağladığım geceleri veremezsin. Evet, günlerdir peşimde bana aşıksın diye dolaşıyordun, haklısın. Sana aşıktım ama sen bana aşık değilken."
Serkan'ın kolunun altından geçip kapıya yöneldiğimde karanlığa alışmış gözlerime ona baktım. Başını duvara yaslamış ve gözlerini sıkı sıkıya yummuştu.
"Ve Serkan," dedim son kez. "Beni değersiz hissettirdiğin için benden özür dileme. Beni kaybettiğin için kendinden özür dile çünkü ben sen için her şeyi yapmaya hazırdım ama sen bunu istemedin."
Serkan'ın sesli ve kalbinden vurulmuş gibi acıyla derin nefes alışını duydum ama titreyen çenemi sabit tutmaya çalışarak ona sırtımı döndüm.
Serkan'ı gerimde bir enkaz olarak bıraktım.
Kalbimin enkazını ise göğsümde taşımaya devam ettim.
⏳
