İçeriğe geç

Unutama Beni

Bölüm 30 · 14 dk okuma

Unutama Beni

Bölüm 30

29 | Her Şey Bitti

Şarkı: Yedinci Ev - Birileri Anlatsın Bana

'Birileri anlatsın bana aşk daha neler ister?

Sevilmeden bitecek mi bu rüya

Bu adam seni ister'

İyi okumalar bebekler 🤍

⏳

@tcerkeklerikapatilsin: Uzun zamandır paylaşım yapmadığımın farkındasınızdır. Sanırım artık Tc erkeklerine sövecek enerjim kalmadı. Size iyi davranacak birilerini bulun, kalbinizi kırmasın, sizi dinlesin, anlasın. Sizi üzenleri üzün, sizi sevenleri de sevin. tcerkeklerikapatilsin'dan size tavsiye :,)

12.492 Yanıt 23.053 Retweet 39.597 Beğeni

⏳

Twitter hesabıma bir şeyler yazmak artık iyi hissettirmiyordu. Elimde kalan tek rahatlama yöntemiydi ama artık gizli değildi ve bir anda elimden alınmış gibiydi. Hislerimi döksem Serkan görür ve ona olduğunu hemen anlardı. Eskiden olsa böyle bir derdim olmazdı ama artık vardı, görünmek istemiyordum.

Oysa ki artık gözümü alan flaşların altındaydım ve yanımda Evren vardı. Gün batımında çektiğimiz videoyu yan yana izlerken sessizliğimizi koruyorduk. Serkan evime gelip anı bozduktan sonra Evren'le pek konuşamamıştık. Video çekerken de işimizi yaparcasına ciddiydik ki aslında cidden işimizi yapıyorduk.

"Videonun renklerini düzenlersem tamamen mükemmel olabilir," dedi Evren kamerayı boynuna asarken. "Çok iyi iş çıkardın."

"Sen muazzam çektin," dedim gülümseyerek. "Bu kadar iyi çekim yaptığını biliyordum ama yine de şaşırmadan edemedim. Şimdi bile mükemmel oldu Evren."

Evren gülümsedi ve kameranın çantasını sağ omzuna takıp ilerlemeye başladı. Ben de onunla beraber ilerlemeye başladığımızda güneş tamamen batmış, etrafta tatlı bir kızıllık kalmıştı.

"Videonun düzenlenmiş halini sana atarım."

Evren'in resmiyeti canımı sıkarken sesli bir nefes aldım. Aslında bir noktada haklıydı ama ben böyle olmamıza alışık olmadığımdan kendimi kötü hissediyordum.

"Böyle mi olacağız Evren?"

Evren'in karanlıkta pek belli olmayan mavi gözleri bana döndü. "Ne varmış halimizde?"

"Bana soğuk davranıyorsun."

Evren adımlarını yavaşlatıp bakışlarını yüzümde gezdirirken ben de sokak lambasının altına geldiğimizde durdum ve başımı dikleştirdim.

"Sana soğuk davranmıyorum, Hilal. Sadece artık bilmediğim şeylerin beni yorduğunu fark ettim. Sen benim için değerlisin, bunu biliyorsun ama ben senin için o kadar değerli değilim. Şu an bu video işine de sırf Serkan'la olmamak için bu kadar asıldın, onu da biliyorum. Konu ben değilim, Serkan. Ben sadece Serkan'ın yerine seçebileceğin herhangi bir seçeneğim o kadar. Ben yerine yoldan geçen herhangi bir adam olsa ona da bana davrandığın gibi davranırdım." Derin bir nefes alıp gülümsediğinde ben gözlerimi kaçırmıştım. "Yani sadece bunu yapma, söyle Hilal. Bana sadece bir kaçış yolu olduğumu söyleyebilirsin, anlarım."

"Sana değer veriyorum Evren," dedim ve bakışlarımı mavi gözlerine diktim. "Seni seviyorum, dostluğunu seviyorum. Beraber yürüyüşümüzü, sessizliğimizi ve gülüşlerimizi seviyorum. Sen benim için bir seçenek değilsin, vaktimi geçirmeyi sevdiğim değerli birisisin. Bu işe seninle girdim ve seninle devam edeceğim o kadar."

Evren'in dudağının bir kenarı kıvrıldı ama neşeli bir tebessümden çok bir şeyleri çözmüş bir adam gibi baktı bana.

"Ne olursa olsun arkadaş kalacağımıza söz verelim mi?" dedi ondan beklemeyeceğim bir ifadeyle. "Ve hazır hissettiğinde bana hislerini anlatacağına da söz ver."

Serçe parmağını bana doğru uzattığında bakışlarım parmağında takıldı. Ne zaman hazır olurdum bilmiyordum ama Evren'i kaybetmek istemiyordum. Onunla kendimi rahat hissediyordum bu yüzden serçe parmağımı kaldırıp onun parmağına kenetledim ve tebessüm edip gülümsedim.

"Söz."

Evren güldü ve serçe parmağımı bırakmadan yürümeye başladı. Bir süre serçe parmaklarımız birbirine kenetli bir şekilde ilerlerken Evren'in telefonunun çalmasıyla beraber parmaklarımız birbirinden ayrılmıştı. Aslında parmaklarımız birbirine kenetliyken kendimi bambaşka bir yerde hapsolmuş gibi hissetmiştim çünkü gözlerimin önüne Serkan'la birbirine kenetli ellerimiz canlanmıştı.

Derin bir nefes aldım. Unutabilirdim, o anıları hiç yaşamamış sadece liseli benin zihnimde canlandırmış olduğunu varsayabilirdim.

Evren telefonu açıp konuştuğunda aklım bambaşka yerlerde olduğundan onu dinleyemedim. Telefonu kapatıp bana döndüğünde anca gülümsemiş ve merakla yüzüne bakmıştım.

"Benim prenses aradı, amcasını özlemiş. Benim gitmem lazım ama istersen sen de gelebilirsin."

"Sen prensesle ilgilen ben rahatsız etmeyeyim sizi. Hem benim de işlerim vardı zaten," dedim ve gülümseyerek Evren'e baktım. "Benim yerime de öp Lidya'yı."

"Öperim," dedi ve güçlü kollarını iki yanına açıp ona sarılmamı bekledi. Tebessüm ederek aramızdaki iki minik adımı aşıp kollarımı beline sardığımda Evren'in iri ellerini belimin üzerinde hissettim. Sıcak göğsü ve burnuma dolan ağır ama hoş parfüm kokusu eşliğinde gözlerimi kapattım.

Ona bir kere bile sarılamadın Hilal.

Gözlerimi sıkıca yumup zihnimde dolaşan liseli kızı yok saymaya çalıştım. Sarılmamış olmam çok normaldi, onun sıcaklığını hissetmemiş olmak daha kolay yaşamamı sağlardı. Keşke onun kokusunu da bilmeseydim ya da dudaklarına dudaklarım değmeseydi.

Düşüncelerim yine beni ele geçirirken Evren'in göğsünden başımı çekip yüzüne baktım. "Sonra görüşürüz."

"Görüşürüz güzellik," dedi ve burnuma hafifçe vurup benden tamamen uzaklaştı. Birbirimize el sallayarak uzaklaşmaya başladığımızda ellerimi üzerimdeki kapüşonlunun ceplerine yerleştirerek sahil yolu boyunca denizi izleyerek ilerlemeye başladım.

Hiçbir şey yaşamamışken unutmaya çalışmak çok daha kolaydı ama şimdi hatırlamasam bile telefonumun içinde birçok anımız vardı. Bunları bilerek onu unutmak kalbimi çok acıtıyordu ama bu acı Serkan'ın bana bilerek ya da bilmeyerek yaptıklarından daha az acıtıyordu.

"Güçlü dur Hilal," diye mırıldandım kendime. "Onu hayatından çıkartabilirsin, bunu başarabilirsin. Hayatının sonuna kadar ona aşık olacak değilsin ya? Şimdi acır ama biraz zaman geçince hiç acımayacak, söz. Böyle devam edersen canın her seferinde daha da acıyacak görmüyor musun?"

Dudaklarımda acıdan çaldığım bir tebessümle denizin tuzlu kokusunu içime çekerek ilerlemeye devam ettim. İçim ağlasa da gözlerime yaşlar doldurmadım ve dik durmaya çalıştım. Bir köşeye oturup ağlamak istesem de yürüdüm ve kalbimin atışlarını yavaşlattım. Kalbim artık yavaş atacaktı onu düşündüğümde çünkü ondan vazgeçiyordum.

İçime doğmuş gibi bakışlarımı sol tarafıma çevirdiğimde onları gördüm; Kumsal ve Serkan'ı. Ellerindeki kameraya bakılırsa video çekiyorlardı. Serkan, Kumsal'ın omzuna kolunu atmış bir şeyler derken Kumsal'ın ona bakışı, benim çok kez tanıdık olduğum o bakışlardı. Kumsal gerçekten Serkan'dan hoşlanıyordu, bunu bakışlarından bile anlayabilirdiniz.

Kumsal'la aramız hâlâ düzelmemişti. Serkan'a yaptığımı Serkan bile unutmuşken o pek unutmamışa benziyordu. Eh, ona da hak veriyordum çünkü Serkan'a bir şey hissediyordu. Onu koruması çok normaldi.

Video bitti sanırım çünkü Serkan kamerayı indirip kolunu Kumsal'ın omzundan çekip aralarına mesafe koyarak kameraya baktı.

Bakışlarımı kaçırıp cebimdeki kulaklığımın kutusunu çıkartıp kulaklıklarımı kulaklarıma yerleştirirken onları gerimde bırakarak ilerlemeye başladım.

Onların çift olunca sevileceğine çok emindim. İkisi de sarışındı ve ikisi de neşeliydi. Serkan'ı benim yanımdayken neşeli görmek zor olsa da başkalarının yanındaki neşesini görüyordum. Kumsal'la olan ilişkileri kesinlikle çok sevilecekti.

Evren'in bana olan hisleri de sevilirdi ama ben sevilmezdim çünkü ben çok soğuk kalıyordum aralarında. Keşke o kalem yazmadığı an imza atmaktan vazgeçseydim.

Birinin bileğimi tutmasıyla iki apartman arasındaki minik aralığa çekilmem bir oldu. Şaşkın bir ifadeyle ve kulağımdaki şarkıyla karanlıkta bile parlayan mavi gözlere baktığımda kalbim benden habersiz bir şekilde hızlandı.

Serkan kulaklıklarımı çıkartıp ellerini iki yanımdan duvara yerleştirdiğinde dudaklarım aralık bir şekilde şaşkınca yüzüne baktım.

"Seni fark etmediğimi mi sanıyorsun?" diye fısıldadı bakışları gözlerimdeyken. "Seni görmediğimi mi sanıyorsun Hilal?"

"Ne saçmalıyorsun?" diye sordum ve ellerimi göğsüne yerleştirip uzaklaşması için onu ittirdim ama geri çekilmedi. Kaşlarım çatılırken ona kötü bakışlar atarak konuştum. "Çekil dibimden."

"Uzaklaştığım an gidersin ve ben gitmeni istemiyorum. Konuşmak istiyorum Hilal."

"Bozulmuş plak gibi aynı şeyi tekrar etmekten yorulmadın mı Serkan?" Aramızdaki mesafe yüzünden fısıltımız bile yüksek bir sesmiş gibi geliyordu. "Kumsal'ı bırakıp yanıma gelemezsin."

"Gelebilirim ve geldim de," dedi ve gözlerini kıstı. "Benimle konuşmak için uzun bir süren olacak çünkü çok güzel bir videomuz oldu. Altı ay içinde bütün sorunları aşmış oluruz diye düşünüyorum kıvırcık."

"Ne?" diye şaşkınca sorduğumda Serkan serseri bir sırıtmayla yüzüme bakıp dudaklarını ıslattı ve duvardaki elinin birini çekip işaret parmağını saçlarımdaki bir lüleye dolayıp bana baktı. "Evet, ne kadar uğraşırsan uğraş biz çift olacağız Hilal. O videoyu izleyen biri dünyanın en gerçekçi aşk videosunu çeksen de yine bizi çeker çünkü o videodaki birbirimize olan bakışımızı hiçbir oyuncu yapamaz."

Serkan parmağını doladığı saçımı rahat bırakıp telefonunu gösterdi ve benden biraz uzaklaştı. "Sana izleteyim, gerçi senin telefonunda da vardır bir şeyler ama olsun."

Yüzünde zafer kazanmış gülümsemesiyle telefonuna döndüğünde aramızdaki mesafe biraz olsun açılmıştı.

Serkan'la çift olamazdım bu yüzden elindeki telefona uzandığım gibi çektim ve ona sırtımı dönerek galerisine girdim.

"Hilal dur!" Serkan endişeyle telefonu almak için üzerime eğildiğinde dirseğimi onun karnına vurarak uzaklaştırmaya çalıştım. İniltisi duvarlara çarpıp bize geri dönerken galerisine girmiştim bile. "Çekil dibimden Serkan."

"Silme, yapma."

Onu dinlemeyerek videoları bulduğum gibi hepsini silerken Serkan telefonu elimden almak için neredeyse üzerime abanmıştı. Yine de nasıl bir güç geldiyse son silinenlerden bile silmeyi başarmıştım videoları.

"Al," dedim telefonu göğsüne vurup dağılmış halimle yüzüne bakarken. "Artık çift olamayız."

Az önceki neşeli hali tamamen yok olmuş bir şekilde, adeta on yaş yaşlanmış bir ifadeyle yüzüme baktığında gözlerindeki parlaklık da sönmüştü. "Neden bunu yaptın?"

"Anlamıyor musun?" diye bağırdım birden. "Her şey bozuldu Serkan, her şey bitti. O altı ay boyunca birbirimize zarar verecektik çünkü ben seni dinlemeyeceğim."

"Neden?" dedi kırgın bir sesle. "Ben sana ne yaptım bu kadar?"

"Beni dinlemedin," dedim başımı dikleştirirken. "Şimdi ben de seni dinlemiyorum."

Serkan telefonu sıkıca tutarken çenesini de sıkmıştı. Adeta oyunda kaybetmiş bir çocuk gibi yüzüme hırsla bakarken ikimiz de kırgındık.

"Çok pişman olacaksın Hilal," dedi gözlerinde yaşların yansıması varmış gibi parlıyordu ama emin değildim, belki de sadece hırstı. "Bunu yaptığına çok pişman olacaksın."

"Olmam merak etme," dedim ve omzuna çarparak ilerlemeye başladım. Onu gerimde bırakırken kalbimin göğsüme battığını hissediyordum adeta. O kadar acı veriyordu ki nefesim kesiliyordu.

Ama bana bir kere bile ciddi bir açıklama yapmamıştı. Yüzüme karşı bana bir şeyler hissettiğini söyleyemez miydi? Belki o zaman çok daha kolay olurdu her şey ama artık çok geçti. Çok geç...

Artık o benim için lisede bir şeyler hissettiğim şimdiyse yüzünü görmeye bile tenezzül etmediğim o kişiydi.

Serkan Yılmaz lisede kalmıştı.

⏳

Serkan;

Parmaklarımın beyazlamış boğumlarına bakarken daha önce düşünmediğim birçok şeyi düşünüyordum. İlk kez birinden red yemiyordum ama ilk kez bu kadar çabaladığımı ve çabalarımın sonucunda hiçbir şey kazanamadığımı biliyordum.

Telefonumun içindeki bütün videolar, fotoğraflar silinmişti. Son silinenler kısmı da boştu. Sanki o gece hiç yaşanmamışçasına boşalmıştı ve bunu bana Hilal yapmıştı. Bunu bize Hilal yapmıştı.

Telefonumdan silince her şey yok olmuş gibi geliyordu ama hiçbiri yok olmamıştı. Bilgisayarımda duruyordu, editlemek için bilgisayara videoları ve fotoğrafları atmıştım ama Hilal elimdeki telefonu bile alıp videoları silmişse o videoyu paylaşmam mantıksızdı.

Sırtımı duvara yasladım ve telefonumu sıkarken sesli bir nefes aldım.

Şimdiye kadar benden nefret etmediğini düşünsem de artık öyle düşünemiyordum. Bana karşı bir şeyler hissetseydi bu kadar acımasız olup önüme engeller koymazdı.

Başımı da duvara yaslayıp gözlerimi kapattığımda titrek bir nefesi ciğerlerime doldurdum. "Bunu sen istedin," diye fısıldadım kendi kendime. "Elimden gelenden fazlasını çabaladım ama bunu sen istedin, Hilal."

O yoktu ama ben kendi kendime mırıldanmaya devam ediyordum. Gözlerimi aralayıp dikleşirken dar araya giren Kumsal'ı fark ettim. Yüzünü net bir şekilde göremesem de onu bir anda bırakıp ilerlediğim için şaşkın ve biraz da olsa sinirli olduğunu tahmin edebiliyordum.

"Serkan iyi misin?"

"Harikayım, neden sordun ki?" diyerek ona doğru ilerledim çünkü iki duvarın arasındaki az mesafe adeta üzerime gelmeye başlamıştı. Sanki biraz sonra duvarlar birbirine yaklaşacak ve ezilip gidecektik.

"Kaçar gibi gittin ve seni burada buldum. Sence bu normal mi ya?"

"Normal normal," diyerek dönmesi için omuzlarından tuttum ve geldiği yöne doğru döndürüp omuzlarındaki ellerimi çektim. "Biriyle konuştum da ondan buraya girdim."

"Biriyle değil Hilal'le konuştun. Hilal'i buraya çektiğini gördüm, kör değilim."

"Ulan bu kadar iyi gözlemci olmak zorunda mısınız siz?" diye homurdanırken normal bir sokağa çıktığımız için derin bir nefes almıştım. Hilal ve ben dışındaki herkes, aramızdaki etkileşimden emindi ama biz inatla yokmuş gibi davranmaya devam ediyorduk. Ona bir adım atmama izin verse her şey düzelecekti ama o önüme engeller koymaktan başka bir şey yapmıyordu.

"İyi bir gözlemci olmakla alakası yok bunun. Az önce Hilal'i gördün ve benim de gözlerim var, görebiliyorum. Haline bakılacak olursak iyi şeyler konuşmadınız sanırım."

"Bizim ne zaman iyi şeyler konuştuğumuzu gördün ki?" dedim omuz silkerken. "Her zamanki şeyler."

Kumsal güldü ve önümde durup beni de durdurdu. Merakla yüzüne bakarken boynuma astığımı bile unuttuğum kamerayı parmak uçlarında yükselerek boynumdan aldı ve omzuna astığı kamera çantasına yerleştirdi. "İçimden bir ses herkes üzülecek diyor."

"Herkes mi?" diye sordum kaşlarım çatılırken. Kumsal'ın dudaklarında minik bir tebessüm oluştu ve başıyla beni onayladı. "Evren Hilal'e aşık."

Çenemi sıktım istemsizce. Evet, aralarında arkadaşça bir şeyler olmadığının farkındaydım ama birinin ağzından öğrenmek daha da fena hissettiriyordu. Evren'e karşı herhangi bir kötü düşüncem olmasa da ister istemez ona gıcık oluyordum. Hilal'le oturabilmesine, onunla konuşabilmesine çok imreniyordum çünkü ben bunları istesem bile yapamıyordum ama o yapabiliyordu.

"Hilal ona aşık değil," dedim omuz silkerken.

"Olabilir ama," dedi Kumsal da ve ilerlemeye devam etti. "Sonuçta altı ay uzun bir süre ve Evren'in eline güzel bir koz geçiyor. Bu altı ayda Hilal'i kendine aşık edebilecek kadar iddialı biri. Onunla çekim yaparken fark ettim de tam anlamıyla ideal erkek. Boyu uzun olduğu için ya da yakışıklı olduğu için değil, kibar ve karşısındakine cidden değer verdiği için bunları söylüyorum."

"Ben öyle biri değil miyim anasını satayım?" diye homurdandığımda Kumsal'ın bakışları anında yüzüme döndü.

"Kusura bakma Serkan da senin kanında şerefsizlik varmış gibi. Sanki biri sana hislerini açsa umursamazmışsın gibi geliyor."

Kumsal'ın yüzüme karşı pat diye beni gömmesi ağrıma giderken dudağımı büküp bakışlarımı yola çevirdim. Bu kadar mı şerefsiz görünüyordum ben? Evren gibi bir adamın benden daha şerefsiz görünmesi gerekmez miydi?

"Herkes team Evren olmuş ha," dedim aynı kıskanç homurtulu bir sesle.

"Team Evren falan olmadım ben. Sadece kadınların hayalindeki ideal erkeğe yakın biri Evren." Koluma koluyla vurup ona bakmamı sağladığında gülümsemişti. "Ben team Serkan'ım bilesin."

"O da arkadaşımsın diye işte," dedim mızıkçı bir tonla.

"Hayır arkadaşın olduğum için değil seni sevdiğim için." Kumsal bana göz kırpıp bakışlarını kaçırdı. "Hilal'le olmak mı istiyorsun Serkan?"

"İstemem bir şeyi değiştirmez," dedim kaçamak bir cevapla ama Kumsal anladı. Gerçi karşıdaki salak olsa yine anlardı da neyse.

"İşte bu yüzden herkes üzülecek dedim. Şu an karmaşık bir aşk üçgeni içinde olabiliriz."

"Bir kere de normal bir aşk yaşayalım anasını satayım. İlla bir kaos, illa bir dert tasa. Ne güzel insanların arasını yapıyordum ne ara bu hale geldim ulan ben?" Kendi kendime konuşurken Kumsal'ın dudakları arasından kaçan minik kıkırtıyla onun varlığını hatırlayıp bakışlarını mavi gözlerine diktim. Güldüğü için gözleri kısılmıştı, eliyle dudaklarının üzerini kapatmış bir şekilde bana bakarken kıkırtısını durdurup derin bir nefes aldı.

"Senin bu hallerini seviyorum ya. Sen busun Serkan, ne olursa olsun kendini de çevrendekileri de gülümsetmeyi başarabilen kişisin. Hilal'e karşı bir şeyler hissediyorsun ama onu bırakman lazım." Kumsal ciddileştiğinde benim de dudaklarımdaki o tebessüm silindi. "Hilal'le birbirinize sadece acı veriyorsunuz. Hilal sana fikir hırsızı dedi, daha acımasız birçok şey söyledi. Canını yakmaktan gocunmadı. Daha geçen gün ölsem üzülmez demiyor muydun bana Serkan? Cidden sana böyle hissettiren birinin peşinden mi koşacaksın?"

Benim zihnimin içindeki kara kutuya attığım kötü anları bana tekrar hatırlatırken bakışlarımı ondan çektim. Hilal gerçekten de bana iftira atmış, canımı acıtacak birçok söz söylemişti. Ölsem üzülmeyeceğini düşündüğüm anlar bile olmuştu. Bunları biliyordum ama görmezden gelmek istemiştim.

Ta ki Kumsal bana gerçekleri acımasızca söylerken.

"Sen de onun canını yakmışsın belli," diye devam etti cümlelerine. "Aranızda geçenleri bilemem ama ben ikinizin de mutlu olmasını isterim. Benim gördüğüm beraber mutlu olamayacağınız bu yüzden birbirinizi rahat bırakmanız en iyisi. Onun için Evren'le çift olması daha iyi olur. Senin içinse..." Durdu çünkü kendisini söylemekten çekindi ya da söylemek istemedi, bilemiyordum.

"Seninle olmalıyım," diyerek ben devam ettim cümlesine.

"Yani çekimde," diye hemen ekledi. "Bu işe girmemeliydin Serkan."

"Artık çok geç, girdim bile."

"Pişman mısın? Sonuçta benimle altı ay boyunca sevgili rolü yapacaksın." Kumsal dalgaya almak istermişçesine gülse de gülüşünde eğlencenin olmadığını anca benim gibi her ortamı neşelendiren insanlar anlayabilirdi.

"Değilim," dedim içini rahatlatmak istercesine. "Asıl sen pişman mısın? Altı ay boyunca saçma sapan espriler yapan manyak bir adamla sevgilicik oynayacağına?"

"Pişmanlıktan ölüyorum ya," dedi ve koluma girip beni ilerletmeye başladı. "Neşeli videolar çekmek beni çok yoracak çok."

"Şimdiden kendini hazırla kızım daha Tiktok dans akımlarını çekeceğiz seninle."

"Abartma Serkan ben dans falan edemem," dedi ve kaşları çatık bir şekilde bana baktı.

"Tiktok canlı yayınlarında para kazanmak için dans edeceğiz kızım. Parayı düşün bak. Dilencilik de yapabilirdik ama yeni nesil dilencilik için ayrıl barış sevgilicilik oynayıp bir de üstüne dans falan etmemiz lazım."

Kumsal'la birbirimize bakarken ikna olmuş gibi başını aşağı yukarı salladı. "Para var diyorsun yani?"

"Çok para var. Biz İdil'le girmeyi planladık da o manita yapınca yarım kaldı işler. Neyse, seninle de iyi sevgilicilik oynarız gibi. İyi olursak devam eder miyiz ya?"

Kumsal güldü ve koluma vurup adımlarını hızlandırdı. "Zengin olmak uğruna benimle evlenirsin diye korkmadım değil."

"Para için değer."

İkimiz de güldük ve ben biraz olsun daha kendim gibi hissettim. Sorunlar yerli yerinde dursa da Kumsal bir şekilde aklımı dağıtmayı başarmıştı. Aynı İdil'le konuşuyormuşum gibi hissediyordum. İdil'e şu anki durumu anlatamadığımdan Kumsal'la konulmak iyi hissettirmişti.

Evet, aklım da kalbim de Hilal'deydi ve onunla çift olmayı her şeyden çok istiyordum ama daha az önce gözlerimin önünde videoları silmişti. Onunla çift olmamı istemiyordu, son saniye videoyu çıkartıp sunsam yine itiraz eder ve beni rezil bile ederdi çünkü daha önce üzerime iftira atmıştı. Hem ben o kadar kötü biri değildim, onu zorla eşim yapamazdım.

Kumsal'la sevgilicilik oyunu oynayabilirdim. Hem arkadaş olduğumuz için daha rahat olurduk.

Hilal de Evren'le olurdu.

Ben de uzaktan onları izlerdim...

⏳

Bölüm sonu

1 yorum

  • Kumsal serkanı bilerek hilalden uzaklaştırıyo

    1Yanıt