İçeriğe geç

Unutama Beni

Bölüm 22 · 12 dk okuma

Unutama Beni

Bölüm 22

21 | Mektup

"Bence bunu denemelisin," dedi Ayşenur. Hâlâ bir şeyler denemem konusunda beni gazlıyordu çünkü zamanımız tükeniyordu. Okulun kapanmasına sadece bir ay kalmıştı ve okul kapandığında bir daha Serkan'ı görebilecek miyim o bile belli değildi.

"Emin değilim, Ayşenur. Yüz yüze denedim, olmadı. Düştüğünde yardıma gittim, elimi ittirdi. Aynı grupta olduk, ödevi yapmaya bile gelmedi. Bazen yaptıklarımı kerizlik olarak görüyorum."

"Hayır öyle deme," dedi hızla ve ellerimi tutup tebessüm etti. "Sadece doğru zamanda karşısına çıkmadın o kadar. Yüz yüze olmuyorsa yazarak belli edebilirsin hislerini. Hem bu tanışmanız için bir fırsat doğurur. Ha olmadı yazdıkların hakkında kötü bir şey dedi, o zaman başkasına yazdığını ve bir karışıklık olduğunu söylersin. Bir daha şansın olmayabilir, Hilal. Hislerini söylemen lazım."

"İçimde hiç iyi hisler yok," dedim kalbimin orta yerinde hissettiğim baskıyı yok saymaya çalışırken. Okul gezisi vardı ve Ayşenur bana Serkan'ın okuması için bir not yazmamı söylüyordu. Yüz yüze olmazsa notu okuyarak olurdu diyordu ama içimdeki kötü his, notu bile okumayacağını söylüyordu.

"Boş ver o hislerini ve cesaret et artık. Hem o kızla da ayrıldı sonunda. Bundan daha iyi bir şans bir daha gelmeyebilir."

"Haklısın zamanımız tükeniyor ve bu anlar ona kendimi belli edebileceğim son anlar," dedim ve ellerimi saçlarımın arasına geçirip ofladım. Kalbimin orta yerindeki baskı o denli büyüktü ki bana yapmamam gerektiğini haykırıyordu sanki ama ben Ayşenur'a inanmak istiyordum. Bir kere Serkan beni görsün, sevmese de olur diyordum.

O şalı omzuna bırakan kızın ben olduğumu söylemek, yağmurda saçlarım hakkında konuştuğumuzu hatırlatmak istiyordum. Hatırlasa yeterdi, sevmesine gerek yoktu. Bir kere yüzüme baksa ve kalbimi hiç acımadan onun eline verdiğimi fark etse yeterdi benim için. Beni sevmeyeceği ilk andan belliydi zaten. Sevseydi çoktan beni görürdü.

Bir kerecik beni görse gerçekten onu bırakacaktım ama görünmemek o kadar canımı yakıyordu ki kendimi iğrenç hissediyordum.

"Cesur ol ve ona kendini göster Hilal. İstemediğin bir tepki verirse sen de onun istemeyeceği bir tepki ver. Benim güzel bir mottom var; canını yakacağını düşündüğün biri varsa o senin canını yakmadan sen onun canını yak, diye. Bu mottoyu kullan."

"Serkan'ın canını yakmak istemiyorum," dedim o mavi gözleri zihnimde gökyüzünden bile güzel parlarken. Sevmek acıtmamalıydı. Şimdiye kadar Serkan'ın canını yakacak hiçbir şey yapmamıştım ama o bilmeden canımı çok yakmıştı. Olsun, diyordum içimden. Bilse yapmazdı ki...

Ama bilmesine de izin vermiyordu ki!

"Canını yakarsa yap o zaman," dedi Ayşenur ve kollarını bana sardı. "Bu gezi seni çok mutlu edecek Hilal!"

Ayşenur'a inandım ve kollarımı ona sardım ama bilmediğimiz bir şey vardı; bu gezi sandığımdan da yaralayacaktı beni ve gezinin sonunda Ayşenur'un mottosu fark etmeden ilmek ilmek kalbime işlenecekti.

Notumu yazdım ve yol boyunca çantamın içinde sakladım o gün. İlk molada herkes otobüsten indiğinde, Ayşenur kapıları kontrol ederken Serkan'ın oturduğu koltuğa bıraktım ve oturdum yerime.

Her ne kadar bir cevap beklemediğimi iddia etsem de içten içe kötü de olsa bir tepki görmek istiyordum çünkü bunu hak ettiğimi düşünüyordum. Keşke erkeklerin ne denli acımasız olduğunu da düşünebilseydim çünkü Serkan ve arkadaş grubu otobüse geri geldiklerinde notu beraber bulmaları bir olmuştu.

Serkan, açtı notu ve yazdıklarımı gözden geçirdi ama yemin ederim ki okumadı. Okusaydı bu kadar hızlı kağıdı buruşturup arkadaşının başına atmazdı.

"Hilal," diye fısıldadı Ayşenur her şeyi benimle beraber koltuğun arasından izlerken.

"Sus Ayşenur, lütfen," dedim ve bakışlarımı arkadaşlarıyla gülen Serkan'dan çekip cama çevirdim. Hislerimin buruşturulup atılması kalbimi de atmasıyla eşdeğerdi sanki. Ne olacağını sanıyorsam? Bir cevabı bile hak etmiyordum belli ki.

Dışarısını izlerken bile yansımasını görmem kalbime bir ihanetti. Serkan'ın umursamadığı hislerim yüzünden çenemi sıkarken gözlerim dolmasın diye uğraştım yol boyunca.

Yine de ondan nefret etmedim. Okumadığını biliyordum. Belki de eşek şakası sanmıştı yazılanları, o yüzden hiç bakmamıştı ne olduğuna. İçimde bir yerlerde hâlâ Serkan'a kör bir yanım vardı. Serkan'ın her hareketinin bir nedeni olduğuna inanıyordu ve buna da bir kulp bulmuştu kendince.

Son şansımı kullanacaktım ve Ayşenur'un mottosu, kalbime siyah bir mürekkeple kazınacaktı çünkü o kör yanımı bile öldürecek biriydi Serkan. Ona kıyamazken, en çok kıyan kişi olacaktım çünkü Serkan bana bilmese de kıymıştı. Şimdi sıra bendeydi.

⏳

Yol boyunca dışarısını izleyip kulaklığımı son ses açtım ve çenemi sıkarak düşünmemeye çalıştım ama bu, geçmişe bağlanmış biri için çok zordu. Camdaki yansımam bile beni yıllar öncesine götürüyor, aslında ne kadar salak olduğumu gösteriyordu.

Şimdi Serkan'a yazdığım o not hakkında bir soru sorsam nottan haberi bile olmazdı çünkü o, yani erkekler bundan değil de ona yüz vermeyenlerden hoşlanıyordu. Serkan neden mi hâlâ benimle konuşuyordu? Çünkü ben ona istediği gizemi veriyordum. Beni, ondan neden nefret ettiğimi merak ediyordu çünkü erkekler böyleydi. İyiyi değil de kalbini kıranı istiyordu.

Mektup yazıp düştüğünde yanında olanı ise tek bir gülüşüyle ağlatıyordu.

Yolun başında söylediği nakarat da işte bu yüzden beni kötü yapmıştı çünkü sözleri bile özenle seçmiş gibiydi.

Yol bittiğinde ve bizi tatlı bir otel karşıladığında, Serkan arabayı durdurur durdurmaz kemerimi söküp arabadan indim ve arka koltuktaki çantamı aldığım gibi otele doğru ilerledim. Henüz İdiller gelmemişti. Umarım gelirler, bizi kandırmazlardı.

"Hilal beni beklesene!" Serkan, arkamdan seslenirken onu umursamayıp resepsiyona doğru ilerledim. Ayağı vardı sonuçta, peşimden gelebilirdi.

Resepsiyondaki siyah saçlı güzel genç kadın bana gülümsediğinde hiç içimden gelmese de ben de gülümsemeye çalıştım. Onca kötü anıyı düşündükten sonra gülümsemek çok zordu ama bu kadın gülümsememi hak ediyordu.

"Merhaba. Bizim rezervasyonumuz vardı. İdil Özer adına olması lazım."

"Hemen bakıyorum," diye mırıldandı kadın ve bilgisayara döndü. Serkan da kendi çantasını alıp yanıma geldiğinde görevli kadın bulmuş ve konuşmaya başlamıştı. "Evet, iki tane çift kişilik oda için rezervasyon yaptırılmış. Kimliklerinizi alabilir miyim acaba?"

"Tabii," dedi Serkan ve pantolonunun arka cebinden cüzdanını çıkartırken ben de çantamdan cüzdanımı buldum. Kimliğimi çıkarttım ve kadına uzattım ama aklımdan geçen şeyi sormadan da edememiştim çünkü arkada birkaç asılı anahtar vardı. "Acaba boş odanız var mı?"

"Maalesef bütün odalarımız dolu. Boş odalar da rezerve."

"Teşekkür ederim," dedim buruk bir ifadeyle. O an Serkan'la göz göze geldik ve bana üzgünce baktım. Ben de üzgündüm ama ona dik dik baktım sadece.

Kadın kayıt işlemlerimizi hallettikten sonra odanın anahtarını verdi ve numarasını söyledi. Serkan'la beraber asansöre ilerlediğimizde hemen köşeye geçtim ve sırtımı asansörün aynalı kısmına yaslayıp dalgın dalgın kat numaralarını incelemeye başladım.

"Böyle mutsuz mu olacaksın Hilal?" diye sordu Serkan derin bir nefes alarak. "Bu kadar etkileneceğini bilseydim eşlik etmezdim şarkıya."

"Konu şarkıdan daha derin," dedim tekdüze bir sesle. "Senden de daha derin. Anlatsam da anlamazsın."

"Belki anlarım," dediğinde güldüm. Ne zaman anladın ki Serkan? Sana yazdıklarımı bile anlamadın, dediklerimi dinlemedin. Şimdi dinlemek istemen bir şeyi değiştirmiyor.

Tabii ki sustum ve asansörün kapısı açıldığında onu arkamda bırakarak asansörden indim. Kapı numaralarını takip ederek odayı bulduğumda anahtarla kapıyı açtım ve bakışlarım odanın ortasında beni şaka gibi bekleyen yatakla kesişti.

"Harika bir tatil olacak," dedim alayla güller serpilmiş ve havlulardan kuğu yapılmış yatağa doğru ilerlerken. "Harika."

"Kuğu neyse de güller fazla olmuş," dedi Serkan kapıyı kapatıp yanıma doğru ilerlerken.

Oda aslında ferahtı. Beyaz ve siyahın harmanlandığı odanın orta yerinde yatak, yatağın tam karşısında neredeyse benimle aynı boyda olan kocaman bir televizyon vardı. Siyah, tek kişilik iki koltuk boydan boya cam olan köşelere konumlandırılmıştı.

Perdeleri ittirdiğimde geniş bir balkonla karşılaşmıştım. Evet, en azından kendimi aşağıya daha rahat atabilirdim.

Çantamı koltuğa bırakıp yatağa ilerledim ve kuğuları bozdum hızlıca. Serkan, yatağın ucuna misafir çocuğu gibi otururken göz göze geldik.

"Sorunu anlatmak ister misin?"

"İstemem," diye kestirip attım ve yatağın üzerindeki gül yapraklarını işaret ettim. "Sen mi toplarsın yoksa ben mi toplayayım?"

"Ben toplarım," dedi ve bir anda oturduğu yerden kalkıp yorganı kucakladığı gibi gül yapraklarını banyoya götürdü. Sanırım oradaki çöpe atacaktı, çok ilgilenmedim ve boştaki tekli koltuğa oturup arkama yaslandım.

Serkan yorganla beraber geri geldiğinde bu sefer misafir çocuğu heyecanı vardı yüzünde. "Banyoda jakuzi varmış!"

"İstersen açıp oturalım içinde," dedim dalga geçerek ama Serkan beni ciddiye aldı ve gülümsemesini genişletti. "Olur."

"Şaka mısın sen?" diye sordum. "Jakuzi varsa gir ya bana ne söylüyorsun?"

Anında yüzü düşerken yorganı dağınık bir şekilde yatağın üzerine bıraktı. "Bu tatilde biraz olsun rahatlayamaz mısın? Senden canını istemedim ki sadece jakuzi varmış dedim."

"Yaşasın jakuzi var," diye yapay bir sevinçle ellerimi çırptım. "Oldu mu?"

"Öf," dedi ve yatağa attı kendini. "İdil gelse de köpük savaşı yapsak. Sen de köşede oturursun."

"Asrın sizi kıskanmıyor mu?" diye bir soru yönelttim ama soru benden habersiz dilimden çıkıvermişti.

"Asrın'ın beni kıskanma gibi bir ihtimali yok çünkü İdil benim kardeşim. 21 yıldır birbirimizi tanıyoruz, 15 yıldır da arkadaşız hatta kardeşiz. Asrın da bunun farkında."

"Arkadaşlığınız bozulmasın ama ilerideki sevgilin Asrın kadar farkında olmayabilir."

Serkan sanki bunu yaşamış gibi alayla güldü ve ellerini ensesinde birleştirip iyice rahat bir yatışa geçti. "Kaç tane sevgilimden bu yüzden ayrıldım bilsen keşke... İdil'le konuşmamı engellemeye çalışan kim olursa olsun benim için bitiyor."

"Demek ki gerçekten aşık olmamışsın," dedim ve başımı koltuğa yasladım. Serkan bana döndü ve cıkladı. "Hayır oldum ama bu aşkla alakalı değil. İdil benim kardeşim ve kardeşimle arama kimse giremez. Giriyorsa hayatımı kısıtlıyor demektir. Hayatımın kısıtlanmasına katlanamam."

"Umarım seni kısıtlamayan birini bulursun," dedim sonra da aklıma gelen şeyle şaşırdım. "Aa tabii altı ay boyunca pek mümkün değil bu. Tabii Kumsal doğru kişi değilse..."

"Kumsal'la arkadaşız," dedi Serkan ama bakışlarını benden kaçırmıştı.

"Arkadaşlar birbirine aşık olmaz mı?"

"Ben arkadaşıma olmam. Sen olabilirsin belki ama bana ters."

Ben de olamam diyemedim çünkü Evren'in varlığı aklıma geldi. Ona aşık değildim ama olmak için çabalayabilirdim çünkü o mükemmel biriydi. Beni sevmek dışında bana hiçbir şey yaşatmamıştı.

"Artık sevgilisiniz, olursunuz ya. Yakışırsınız baya."

"Belki de seninle oluruz," dedi bir anda ve yattığı yerden doğruldu. Kalbimin baskısını hissettiğimde yutkunmak istemiştim. "Böyle bir şey mümkün değil, Serkan."

"Daha videoyu çekmedik. Selinay Hanım nedensizce bize taktı, bizi seçebilirler."

"O video kötü olacak. Ben seninle rol yapmak istemiyorum. Yan yanayken bile birbirimize zararız ve sen de bunun farkındasın. Bırak da çift olmayalım ve bu saçmalık bitsin."

Serkan gözlerini kaçırdı ve yorganın yüzeyinde ellerini gezdirmeye başladı. "Bana neden bu kadar düşmansın anlasam keşke Hilal. Belki o zaman kalbini kazanmaya çalışırdım."

Güldüm çünkü bu benim kendime söylediğim cümlelerden biriydi. Bilse belki kalbini kazanmaya çalışırdı, Hilal. Bilse böyle yapmazdı, Hilal. Bilse canını yakmazdı, Hilal.

Sorun şuydu ki ben bilsin diye uğraşmıştım ama buruşturulmuş bir kağıt gibi köşeye atılmış ve önemsenmemiştim. Şimdi bilmek istemesinin tek nedeni ona iyi davranmamamdı. İyi davransam yine beni görmezdi.

"Kalbimi kazanmanı istemiyorum ki. Sen bunu mu istiyorsun?"

Serkan başını kaldırdı ve şaşkın şaşkın baktı yüzüme. "Yani arkadaş olabiliriz manasında demiştim."

"Seninle arkadaş olamam, Serkan," diyerek bir nevi içten içe az önce dediklerine döndüm. Bir şeyler hissettiğim biriyle arkadaş olamazdım. Eski sevgililerimle de arkadaş kalmamıştım çünkü benim için yaşanmışlar önemliydi. Onca şeyden sonra arkadaş kalamazdık.

Serkan'la bir şeyler yaşamamış olmamız, ona hissettiğim duyguları yok etmiyordu. Böyle bir şey varken Serkan'la arkadaş olamazdım.

"Tamam Hilal," dedi ve ayağa kalktı. "Arkadaş olmayalım, çocuk gibi didişmeye devam edelim. Zehir edelim birbirimize şirketi. Hatta dur, bu tatili de bozalım, geldiğimize pişman edelim. Anı yaşamak yerine düşmanlığı düşünelim sadece. Sen bunu istiyorsan ben de bunu yaparım."

Cevap vermek için araladığım dudaklarımdan kelimeler çıkamadan kapı çaldığında Serkan diyeceklerimi bile beklemeden kapıya yöneldi. Dudaklarımı birbirine bastırıp işaret parmağımı şakağıma bastırarak gözlerimi yumdum. Sadece iki gün, iki gün dayanabilirdim.

Şimdiden ağlamak istiyordum.

"Ay Hilal de buradaymış!" İdil, heyecanla içeri girip gülümsediğimde oturduğum yerden kalkıp çantamı aldım ve zorla güldüm. Hiç enerjim kalmamış gibi hissediyordum.

"Maalesef başka oda yokmuş. Mecbur buradayım," dedim ama İdil şeytanmış gibi gülüp koluma girdi. "Ne kadar üzüldüm bir bilsen. Tüh ya. Neyse inanıyorum başaracağız."

"İnanıyorum sağ çıkacağız," dedim ben de gözümü devirirken. Gülüp Serkan'ı da kolundan tuttuğu gibi bizi sürüklemeye başladı.

"Ne yapıyorsun acaba?" Serkan, soracağım soruyu ağzımdan alırken gözlerimi devirdim.

"Yemeğe gidiyoruz Seko'm. Acıkmadınız mı? Biz kurt gibi acıktık. Ay kurt deyince kurt bakışlım aklıma geldi. Umarım en güzel manzaralı köşeye oturmuştur. Asrın'dan pek umudum yok ya. Azıcık umursamaz olunca insan, rastgele bir yere oturduğunu düşünüyor." İdil, nefes almadan konuştuğundan nefessiz kaldı ve yanakları kızardı.

"Arada nefes alsan dünyamız güzelleşir." Serkan'ın dediğine gülmemek için başımı çevirdim.

"Dünyamız ben varken yeteri kadar güzel canım, gerekmez." İdil güldü ve bana döndü. "Ve tabii ki Hilal varken. Dünyanın en güzel esmeri misin acaba?"

"Değilim," dedim gülerek.

"Öylesin öyle, araştırmanı öneririm." İdil diretince güldüm tekrardan. Bu kızın enerjisi bir şekilde bana da bulaşıyordu. Sanırım bu yüzden aramıza mesafe koyamıyordum.

Beraber aşağıya, otelin açık büfesine indik. Akşam üstü yola çıktığımızdan biz varana kadar hava kararmıştı ve ben de ciddi bir şekilde acıkmıştım.

Asrın gerçekten güzel bir köşeye oturmuşken İdil neşeyle ellerini çırptı ve beraber bir sürü yiyecek aldık. Serkan ve İdil bir araya geldiğinde yokluktan çıkmışlar gibi davranıyorlardı ve itiraf etmek istemesem de bu çok komikti.

"Seko şunu da alsana akşama acıkırsak yeriz." İdil, böreklerden birini işaret ettiğinde Serkan sorgulamadan iki tanesini tabağına yerleştirdi.

"Sen de fazladan tatlı al. Hepsinden tatmazsam verdiğimiz paranın hakkını çıkartmamış gibi hissederim."

"Dilendik ve başardık be Seko."

"Dilendiniz mi?" diye araya girdiğimde Serkan ve Hilal birbirine bakıp güldüler. Bu ikilinin enerjisi çok garipti bu yüzden hiçbir şey anlayamıyormuşum gibi hissediyordum. Gariplerdi ama komiklerdi de.

"Uzun hikaye," dedi İdil ve adını okuyamadığım ana yemekten aldı. "Serkan boş bir vakitte anlatır sana."

Hiçbir şey demedim. Anlatır mıydı bilmiyordum. Hoş, anlatmasını istiyor muydum ondan da emin değildim.

İdil'in yüzük parmağında yüzük gördüğümde yemek dolu tepsimi yeni kavramıştım. "Parmağındaki yüzük öylesine mi?"

"Ne? Ne yüzüğü?" Serkan, heyecanla İdil'e döndüğünde yemeklerimizle beraber Asrın'ın oturduğu masaya geçmiştik.

"Hilal şahin gözlerin olmasaydı eğer tatlı yerken açıklayacaktık," dedi İdil ve bu dudaklarımın aralanmasana neden oldu. Serkan büyük bir şokla İdil'in elini tuttu ve parmağındaki yüzüğü incelemeye başladı.

"Evlenme teklifi ettim," dedi Asrın birden.

"Tebrik ederim!" Heyecanla konuştuğumda ikisi de birbirine bakıp gülümsedi. Gözlerindeki aşkı görmemek imkansızdı. İşte böyle çiftler gördükten sonra aşkın var olduğuna emindim.

"Benim balım ve en yakın erkek kankam evleniyor mu yani? Hem de benim sayemde... Duygulandım şu an." Serkan, İdil'i sardığında bu görüntüyü tatlı bulmamam gerekse de buldum. "Çok mutlu oldum İdil'im."

"Ama beni ağlatacaksın ve ben ağlamaktan nefret ederim." İdil gülmeye çalıştı ve Serkan'ı sıkı sıkı sardı. "Önce senin evlenmen lazımdı eşek. Sen benden büyüksün ama daha kıza aşkını bile itiraf edemedin."

"İdil," diye mırıldandı Serkan. Benden bahsettiğini tabii ki de anladım ama hiçbir şey söylemedim çünkü mutlu bir anı bozmak istemiyordum.

"Tamam be tamam," dedi İdil ve geri çekildi. Serkan oturduğu yerden kalkıp Asrın'a da sarılırken biz de İdil'le sarıldık. "Çok mutlu olun."

"Biraz hızlı oldu ama hemen evlenmeye niyetimiz yok ya. Darısı sana."

"Hiç sanmıyorum," dedim ve gülümseyip ondan ayrıldım. "Ben evlenmeyeceğim."

"Bunu dedikten birkaç ay sonra yüzüğü parmağıma taktım. Kesin konuşma."

"Yok bu sefer netim," dedim ve yemeklerime baktım. Evet, en iyisi yemek yemekti.

⏳

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.