İçeriğe geç

Unutama Beni

Bölüm 23 · 9 dk okuma

Unutama Beni

Bölüm 23

22 | Yatak

İdil ve Asrın'la olan akşam yemeğimizden sonra dışarıda bir şeyler içmiştik ama yol yorgunluğu yüzünden pek fazla oturamamıştık. Hep beraber odalarımıza doğru çıkarken İdil ve ben kol kola girmiş, Serkan ve Asrın'ın arkasından yavaşça ilerliyorduk.

"Odanın içinde tek yatak var ne yapacaksınız?" İdil sanki bunu bilerek odaları tutmamış gibi bir soru sorduğunda güldüm.

"Serkan yerde yatacak tabii ki," diye bir yalan söylediğimde İdil'in mavi gözlerini büyültüp yüzüme şaşkınca bakması bir oldu. "Çocuk tatile geldi farkındasın değil mi?"

"Eh onunla aynı yatakta yatacak halim yok. O yatmazsa ben yatarım ya da dönüşümlü yatarız, bilemiyorum."

"Aynı yatakta yatsanıza ya. Serkan seni yemez." İdil gülümsemesini yutmak istercesine sahteden öksürdü. "Tabii sen yemek istiyorsan başka tabii."

"Ben o sarıyı neden yiyeyim?" diyerek homurdandım.

"Güzellik, ikimiz de her şeyin farkındayız. Benim aklımdaki bütün kayıp taşlar bulundu ve yerlerine oturtuldu valla. Bir de sen itiraf etsen aranızı yapmam on dakikamı almaz. Bak, bunu herkese yapmam bilesin."

İdil'in içimi görmek istercesine bakan mavi gözlerinden rahatsız olarak bakışlarımı krem rengi duvarlar ve kapıların olduğu koridora çevirdim. Bana kanıtlar sunana kadar itiraz etmeye devam edecektim. Hem ben Serkan'la olmak istemiyordum ki. Aramızı yapmasına gerek yoktu.

"İstemiyorum, İdil. Evet, onu liseden tanıyorum." Serkanlar çok uzakta olsa da sesim bir mırıltıdan öte değildi. "Ama bu kadar. Tanıdığım da adı bu arada. Hakkında doğru düzgün bildiğim hiçbir şey yok. Serkan da ben de bunu istemiyoruz."

"Koca bir yalan," dedi İdil inatlaşan bir çocuk gibi. "Hadi seninle tanışalı birkaç ay oluyor ama ben Serkan'ı doğduğum andan beri tanıyorum. Daha önce çok sevgilisi oldu ve itiraf etmekten nefret etsem de birkaç tanesini de gerçekten sevdi ama hiçbiri sana olan bakışını geçemez. Sana bakışı bile bu kadar duyguluyken onun ve tabii ki senin iyiliğini düşünüyorum ben. İleride pişman olmanızdan ve hayatınızın aşkından olmanızdan korkuyorum."

"Belki de sen öyle olsun istediğin için bizi yakıştırıyorsundur çünkü Serkan'ın bakışında sadece boşluk var, İdil. Sen o boşluğa kendince bir şeyler ekliyorsun o kadar."

İdil ne dersem diyeyim vazgeçmeyecekmiş gibi başını iki yana salladı ama konuşmaya da devam etti. Odamıza doğru giden yolun geri kalanında sessizce yürüdük sadece ama içimde büyük bir savaş vardı. Acaba cidden Serkan'ın bakışlarında bir duygu var mıydı? Varsa ben neden görmüyordum?

Bakmıyorsun ki Hilal...

Bir anda Serkan'la yerlerimiz değişmiş gibi hissettim. Eskiden duyguyla bakan ve hisleri olan bendim. O ise beni görmeyen biriydi. Şimdi işler tersine dönmüş gibiydi ama bu benim hayalim de olabilirdi. Böyle şeyler hayal etmek istemediğimden düşünceleri kafamdaki çöplüğe atıp durdum.

"İyi geceler İdil," dedim ve tebessüm ettim.

"İyi geceler. Olur da gece birbirinizi öldürmezseniz sabah görüşürüz." Bana öpücük atıp elini sallayarak onu biraz ileride duvara yaslanmış bekleyen Asrın'a doğru koşturdu ve gülüşerek sarıldı. Bu hallerini görmek bile içimin ısınmasına neden olurken aptal gibi onları izlediğimi fark edip duruşumu dikleştirdim ve Serkan'ın benim için aralık bıraktığı kapıdan içeri girdim.

Asıl savaş şimdi başlıyordu çünkü Serkan'la saatlerce yalnız kalacaktım.

"Bunu başarabilirsin Hilal," diye kendi kendime mırıldandıktan sonra dört adımda biten kısa koridoru aşıp Serkan'ın da olduğu yatak alanına geçtim. Geldiğimizde bozduğum kuğudan havluları katlamış ve yatağa rastgele bıraktığı yorganı da düzeltmişti.

Ortamda olan aşırı sessizlik yüzünden ayaklarımdaki topuklu ayakkabıların çıkarttığı ses yankılanıyordu. Serkan, tekli koltuklardan birine oturmuş, ellerini araladığı bacaklarının arasında birleştirmişti. Göz göze geldiğimizde nedensizce gözümde küçüldü ve minik bir çocuğa döndü.

"Üzerini giyinseydin ya," diye mırıldandım bakışlarımı yüzünden çekip hâlâ üzerinde duran kıyafetlerine bakarken.

"Belki banyoyu kullanmak istersin diye seni bekledim. Sen üzerini değiştir, ben beklerim."

"İşim uzun sürebilir. Yüzümde makyaj da var," dedim ve saçlarımı işaret ettim. "Ve saçlarımı da taramam lazım."

"Sorun değil Hilal," dedi ve gülümsedi. "Ben beklerim."

"O zaman sen burada giyin. Yarım saat çıkmam ben banyodan," dedim ve tekli koltuğun üzerindeki çantamdan şort ve askılı pijama takımımı kucağıma aldım. Küçük çantamı da direkt olarak omzuma takarken Serkan sessizce beni izledi ve hiçbir tepki vermedi. Onu boş verip banyoya girdiğimde kapıyı kilitlemeli miyim yoksa kilitlememeli miyim diye birkaç saniye düşünmüştüm ama en sonunda boş verdim ve çantamı banyo tezgahına bıraktım.

Serkan'a karşı ne kadar negatif olsam da banyoya girmeyi bırak o sandalyesinden birkaç adım bile uzaklaşmayacağını biliyordum. Hakkında hiçbir şey bilmesem de bunu biliyordum işte.

Aslında saçımı tarayacağım falan yoktu ama biraz olsun yalnız kalmak istiyordum. Biraz sonra Serkan'la aynı yatakta yatacak olmamız beni çok geriyordu. Bir şey olacağından değil, sadece çok tuhaftı. Bir zamanlar hayalini kurmaktan bile çekindiğim bir andı ve biraz sonra gerçekleştirecektim.

Üzerimi değiştirip bunları düşünmek yerine beni görmediği anları düşünmeye çalıştım. Mesela notumu buruşturup arkadaşının kafasına attığı anı. Ben olduğumu bilse ne hissederdi acaba? Ya da dur, hatırlar mıydı ki?

Tabii ki hatırlamazdı.

Makyajımı temizleyip yüzümü güzelce yıkadıktan sonra bakımımı da bütün detaylarıyla yaptım. Normalde kolumu kaldıracak halim olmadığından atladığım bütün adımları tek işim kendime bakmakmışçasına uzun uzadıya yapmıştım. Yüzüm bebek poposu kadar yumuşak ve güneş kadar parlak olduğunda artık yapacak başka bir şey bulamayarak bakım malzemelerimi yavaş yavaş çantama yerleştirdim.

Süre dolmuştu ve benim artık banyodan çıkmam lazımdı.

"Bir şeyi atladım kesin," diye kendi kendime söylenip çantamı bir kez daha kontrol ettim ama hayır, tabii ki atlamamıştım. Sadece kaçacak bir yer arıyordum ama yoktu. Geceyi burada geçiremezdim.

Kendime kim olduğumu ve Serkan'ın da benim için neyi ifade ettiğini bir kez daha hatırlatıp banyodan çıktığımda bakışlarım hemen Serkan'a döndü. Tam da tahmin ettiğim gibi koltuktan kalkmamıştı. Kıyafetlerini bile orada değiştirmiş olmalıydı.

Kaşlarımı çattım çünkü üzerinde hiçbir şey yoktu.

"Hayrola tişört alacak paran mı kalmadı?" diye sordum ama bakışlarımı hızla ondan kaçırmıştım.

"Bu sıcakta tişörtle uyuyamam ki."

"Ay kıyamam ama ben sana," dedim yapmacık bir sesle. "Beni ilgilendirmez Serkan Bey. Zaten aynı yatakta yatacağız. Sınırımı ihlal ettiğin an seni tekmeleyerek yataktan atarım ona göre."

"Sen de şort giymişsin, haksızlık bu," diye söylenirken güldüm.

"Sen de şort ve askılı giyebilirsin. Sorun üstünü giyinmemen."

"Crop da giyebilir miyim Hilal Hanım?" Alaylı sesine karşılık ona doğru yaklaştığımda oturduğu yerde biraz olsun dikleşmişti ama asıl hedefim ona gitmek değildi. Bunu anladığı an duruşunu eski haline getirdi ve bu minik de olsa tebessüm etmeme neden oldu.

Aklımdan geçen düşünceleri hızla yok sayarak çantama uzandım ve içinden çok sevdiğim askılı, kahverengi ve göğüs dekolteli crop üstümü çıkartıp Serkan'a attım.

Serkan, reflekslerini göstererek tek elinde cropu tuttuğunda alayla konuşmaya devam etmiştim. "Al giy. Sana çok yakışır bu."

"Çok komik," diye homurdandı ve oturduğu yerden kalkıp cropumu avucunun üstüne koydu. Neredeyse avucu kadardı ve bu gülmeme sebep olmuştu. "Bebek kıyafetlerini crop diye size kakalıyorlar siz de alıyorsunuz. Kaç yüz lira verdin buna sen?"

"Param var ki birkaç yüz lira verebiliyorum," dedim ve gözlerimi devirdim. "Çok beğendiysen senin olsun, giyersin."

"Bayıldım," dedi alayla ve askılarından tutup üzerine tuttu. "Tam benlik. Kahverengi olması gözlerimi ortaya çıkarttı bence."

"Hıhı aynen. Çok kız düşürürsün bununla." Gözlerimi tekrar devirdim ve ona sırtımı dönerek yatağa oturdum. Serkan bir süre daha cropu inceledikten sonra katlayıp çantamın olduğu koltuğun koluna bıraktı ve ikiletmeden beyaz bir tişörtü üzerine geçirdi. Altında gri bir basketbolcu şortu vardı. Şort tam diz kapaklarının üzerindeydi.

"Şimdi ne yapıyoruz?" diye sorduğunda sırtımı yatak başlığına yaslayıp bakışlarımı tam karşımdaki büyük ekran televizyona çevirdim. "Sabahın köründe kalkıp çekim yapmamız gerektiğinden uyuyoruz tabii ki. Yani en azından ben uyuyorum, sen istediğini yapmakta özgürsün."

"Sabah beni uyandırma görevi sende," dedi ve o da yatağın etrafında dolaşarak diğer tarafa oturdu. Aramızda o kadar mesafe vardı ki rahat bir kişi daha yanımızda yatabilirdi.

"Neden?" diye sordum ona dönerken. Serkan da bana döndüğünde aramızdaki mesafe biraz daha azalsa da yine yeterli bir mesafe olduğundan rahattım. Tabii buna ne kadar rahat denirse...

Başımı yatak başlığına yaslamış ona bakarken o da aynı şekil bana bakıyordu. Bu birkaç saniye bile bir asırdan uzunmuş gibi gelirken yorgun sesiyle konuşmaya başlaması gözlerimi kapatma isteğimi arttırıyordu. Sanki onunla beraber aynı yorgunluğu taşıyordum.

"Çünkü benim uykum derindir. Sabahları biraz zor uyanıyorum. Minik bir sır vereyim sana, beni hâlâ annem uyandırıyor."

İster istemez güldüğümde sadece beni izledi. Gözlerini bile kırpmamış olması gülüşümü hızla bitirmeme neden olurken boğazımı temizledim ve kendimi ciddiyete davet ederek konuştum. "Ben de alarmdan önce uyanan o kızım."

"Birbirimizi tamamladık desene," dediğinde yüzümdeki tebessümün yok oluş anına bizzat şahit oldu. Konu herhangi bir şekilde buna çekildiği an benim için hep kötü hisler başlıyor ve her an yıkılıyor, ben de o anların altında kalıyormuş gibi hissediyordum.

Evet Ayşenur bir noktada haklıydı. Serkan bana bilerek bir şey yapmamıştı ama yapmıştı işte. Geçmişe ait herhangi bir şey duyduğumda, gördüğümde direkt o günlere dönüyor ve hatırlamak istemediğim her anı Serkan'ın ezbere bildiğim yüzünde görüyordum. Mesela şu an o kıza sarılıyordu, ben sahaya girmiştim ve şişemi alıp yere atarak bana kızıyordu ya da hislerimi yazdığım notu arkadaşının başına atıyordu.

Bunları hatırlamak istemesem de hatırlatıyordu.

"Uyuyalım," dedim ve bakışlarımı ondan çekip kendimi korumaya almak istiyormuşçasına sert bir şekilde konuştum. "Sakın benim alanıma geçmek gibi bir hata yapma, uykum hafiftir."

"Sayende bütün gece diken üstünde uyuyacağım."

"Benim alanıma girmediğin sürece istediğin gibi uyuyabilirsin," diyerek yattım ve ona sırtımı dönüp yorganı göğsüme kadar çektim. Serkan, kendi tarafındaki ışığı kapattığında onun da yattığını hareketlerinden hissetmiştim.

"Karanlıkta uyuyabiliyor musun?" diye sorduğunda gözlerimi kapatmadan camdaki yansımama baktım.

"Karanlık beni korkutmaz," dedim ve kendime son kez bakıp ışığı kapatmak için uzandım ama Serkan'ın cümlesi beni durdurdu.

"Ama beni korkutur."

Dirseğimden destek alarak ona baktığımda kolunu başının altına almış bir şekilde tavana baktığını fark ettim. Gerçekten de onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Karanlıktan korktuğundan bile haberim yoktu.

"Işık açıkken de uyuyabilirim," dedim ışığı kapatmaktan vazgeçip ona son kez bakarken. O da bana baktı ve tebessüm etti. "Teşekkür ederim."

Hiçbir şey demedim ve ona tekrardan sırtımı dönüp gözlerimi kapatarak belli belirsiz mırıldandım. "İyi geceler."

"İyi geceler, Hilal," dedi o da sonra da sessizce mırıldandı. "Aslında içten içe bana kötü davranmak istemediğini biliyorum," dedi aşırı kısık ama içten gelen bir sesle. "Zıtlaşmamızın nedenini bulacağım ve sorunu ortadan kaldıracağım."

Uyuyormuş gibi sessizce dinledim onu ama gözlerim açıktı hâlâ.

"Sonrasında dilersen iddiaya devam ederiz ama ben çabalayacağım, Hilal. Bunu bilmeni istiyorum."

Gözlerimi kapattım ve kendimi uyumak için zorladım çünkü uyumam gerekiyordu, bunlar benim hayalimden çıkan cümlelerdi. Serkan'ın sesini biliyordum artık bu yüzden cümleleri kurabiliyordum zihnimde. Yoksa Serkan böyle konuşmazdı ki. Hem de bana bu cümleleri kurmazdı.

"Bu arada ben karanlıktan korkmuyorum sadece seni denemiştim," diyerek gözlerimi tekrar aralamama neden oldu. "Beni umursayıp ışığı açık mı bıracaktın yoksa umursamayıp kapatacak mıydın merak ettim ve cevabı aldım."

Burnumdan sert bir nefes alıp bir anda ışığa uzandım ve ikimizi de karanlığın içine gömdüm. Hata bendeydi, neden ışığı kapatmıyordum ki? Serkan direkt beni denemişti ve kendince bir cevap bulmuştu.

"İyi geceler Hilal," dedi tekrardan ama sesi gülüyormuş gibi çıkmıştı. Nasıl oluyordu da ses tonundan gülümsediğini anlıyordum hiçbir fikrim yoktu. Biraz da buna sinir oldum ve hiçbir şey demeden kendimi uykuya vermeye çalıştım.

Uyumak o kadar zordu ki sanki hiç zamanım yokmuş gibi bir sürü düşünceyle yapayalnız kalmıştım. Serkan ne yapıyordu bilmiyordum ama hareket etmediğinden uyuduğunu tahmin ediyordum. Uyusa iyi olurdu çünkü sabah bile sayılmayacak bir saatte uyanacaktık. Uyanma vaktimize tahmini beş saat hatta daha bile az kalmış olabilirdi.

Bu gece uyuyamayacağımı, uyusam bile en fazla bir iki saat uyuyacağımı biliyordum.

Yine de her şeyi unutup evimdeymişim gibi uyumaya çalıştım ama Serkan'dan yayılan o koku yüzünden evde, kendi yatağımda olmadığımın da farkındaydım.

Yine de sandığımdan daha hızlı mayıştım ve kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım.

⏳

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.