İçeriğe geç

Unutama Beni

Bölüm 21 · 12 dk okuma

Unutama Beni

Bölüm 21

20 | Yolculuk

⏳

Serkan: Hilal

Telefonumun bildirim kısmında kaydetmediğim Serkan'ın attığı mesajı görmemle yattığım yerden doğrulmam bir oldu. Gecenin yarısına geliyordu saat ve hiç beklemediğim bir anda mesaj atmıştı.

Sırtımı yatak başlığına yaslayıp bildirimin üzerine tıkladığımda Serkan yeni bir mesaj daha yazdı.

Serkan: Kusura bakma saat gecenin bir körü olmuş ama şimdi aklıma geliverdi

Hilal: Ne geldi aklına?

Serkan: Evinin adresini atar mısın?

Hilal: Neden?

Serkan: Seni öldürecek kadar tehlikeli bir kargo göndereceğim de ondan

Serkan: Sence neden olabilir acaba? Yarın akşam üstü yola çıkacağız ya seni almam gereken bir nokta falan olması lazım sonuçta

Hilal: Çokbilmiş.

Hilal: Beni almak zorunda değilsin.

Serkan: Otobüsle gideceğinden haberim yoktu ya

Hilal: Otobüsle gitmeyeceğim.

Serkan: Uçmayı bildiğini de bilmiyordum valla

Hilal: Çok komiksin ya

Serkan: Evren mi bırakacak?

Hilal: Hayır.

Serkan: Ee nasıl gelmeyi planlıyorsun o zaman?

Hilal: Benimle saatler sürecek bir yolculuğa çıkmak mı istiyorsun sen?

Serkan: İstediğimden değil mecburum

Serkan: Hem farkındaysan iki gün boyunca aynı odada kalacağız

Hilal: Farkında olmamak pek mümkün değil ya.

Serkan: Bu yüzden birkaç saatlik araba yolculuğu bana koymaz

Serkan: Kabul ettik artık gideceğiz

Hilal: *konum*

Serkan: Heh işte hemen konum atsaydın hiç derdimiz olmayacaktı

Hilal: Didişmeden duramıyorum kusura bakma.

Serkan: Alıştım artık

Serkan: Bu arada İdil'i bezdirmek için birbirimizle olabildiğinden de fazla kavga etmemiz lazım

Serkan: Hatta sen beni denizde boğmaya kalk

Serkan: İdil benim boğulmamdan korkup bizim imkansız aşkımızdan vazgeçer

Hilal: Heh sonra İdil beni psikopat sanıp polise ihbar etsin.

Hilal: Sen beni boğ.

Serkan: Ben seni boğsam hiç inandırıcı olmaz ki ben şiddete karşıyım

Hilal: Dedi kavga edip müdürlük olan çocuk.

Serkan çevrimiçi.

"Siktir," diye mırıldandım çünkü pot kırmıştım. Serkan'ın lise anılarından birini gün yüzüne çıkartarak işleri karıştırmıştım ve Serkan neredeyse yarım dakikadır çevrimiçi bir şekilde kalakalmıştı. Ben de bir şey yazmıyordum çünkü soğukkanlı olup hiçbir şey olmamış gibi davranmam lazımdı.

En sonunda yazıyor ibaresi çıktığında dudağımı ısırarak mesajını beklemeye başladım.

Serkan: Sen bunu nereden biliyorsun?

Serkan: İdil mi anlattı sana?

Hilal: İdil anlatmadı sadece bir tahmindi.

Serkan: Tutacağını nereden bildin peki?

Hilal: Tahmindi dedim ya bilmiyordum tutacağını.

Hilal: Neyse, neredeyse yeni güne girdik ve yarın gece zaten aynı odada olacağımız için bu gece huzurla uyumak istiyorum.

Serkan: Lütfen yatak kavgası yapmayalım

Hilal: Dua et boş oda olsun ve birimiz boş odada yatalım.

Serkan: 777, aldım, kabul ettim, öyle de oldu

Hilal: Aptal.

Serkan: Sana da iyi geceler ya :(

Serkan'a görüldü atıp yüzümdeki aptal gülümsemeyi yok etmek istercesine yanaklarıma hafifçe vurdum. Neden güldüğüm belliydi, 777 yazması komik gelmişti ama Serkan'la alakalı hiçbir şeye gülmemem gerekiyordu.

Telefonumun ekranını kilitleyip şarja taktıktan sonra tekrardan yattım ve ince pikeyi göğsümün altına kadar çekip gözlerimi kapattım.

Yarın bu saatlerde muhtemelen Serkan'la aynı odada olacaktık. Şanslıysak başka bir oda bulabilirdik ama içimden bir ses o kadar da şanslı olmadığımızı söylüyordu. Eh, en azından odanın içinde iki yatak ya da bir koltuk falan olurdu, ayrı yatardık.

Zaten bu gidiş bizim için tatil değil de bir nevi iş olacaktı. Gün doğumunda video çekmemiz gerektiği için sabah erkenden kalkıp sahile inmemiz gerekiyordu. İdil ve Asrın'a bunu söyleyemezdik bu yüzden sadece ikimiz olacaktık. Güzel bir şeyler çıkartmak zorunda olmadığımızdan çok uğraşmazdık ama yine de işti sonuçta.

"Lütfen güzel şeyler olsun," diye mırıldandım ve içimdeki garip heyecanla yatağımda dönüp durdum. Ne zaman uyudum hiçbir fikrim yoktu, tek hatırladığım en son düşüncemin Serkan olduğuydu...

⏳

Serkan;

Hilal'in attığı konumun önünde arabamı durdurduğumda karşımdaki apartmana baktım. Acaba cidden burada mı yaşıyordu yoksa bana alakasız bir yerin konumunu mu atmıştı? Normal biri olsaydı tabii ki bunu düşünmezdim ama konu Hilal olunca düşüncelerim hep saçma sapan şeylere kayıyordu.

Aramızda garip şeyler olduğu doğruydu. İdil'in bu garip şeyi aşka yorması da bir nevi mantıklı geliyordu ama işler aşktan daha karışıktı ve ben bu karışıklığın sebebini anca Hilal'le bir süre daha konuşunca anlayacakmışım gibi geliyordu.

Onda çözmekte zorlandığım bir şeyler vardı. Mesela dün gece bana attığı mesaj tam nokta atışıydı. Tamam, liseli çoğu erkek kavga etmiş olabilirdi ama bunu saniyesinde söylemesi beni kuşkulandırmıştı. Ona aynı liseye gidip gitmediğimizi sormuştum ve konuyu kapatmıştı hemen.

Artık şüphelerim büyüyordu ve o kadar büyüyordu ki onu tanıdığımı bile hissediyordum. İşte onu tanıdığımı kanıtlarsam yer yerinden o an oynardı.

Kuşkularımın biriktiği nokta bir yağmurlu gündeydi. Eğer o cidden bizim lisede okumuşsa İdil'in ittirmelerine gerek kalmayan bir şeyi yapabilirdim. Sadece kanıt gerekliydi.

"Öf Serkan," diye kendi kendime mırıldandım ve cebimdeki telefonu çıkartıp Hilal'i aradım.

"Efendim?" diye kibar bir şekilde açması biraz şaşırtsa da bozuntuya vermeden konuştum.

"Attığın konum doğruysa eğer evinin önündeyim. Çok eşyan var mı?"

"Küçük bir çantam var, yardımına gerek yok." Daha bir şey diyecektim ama Hilal suratıma kapatarak konuşmama izin vermedi.

"Yine de geleyim diyecektim ama ağzıma tıktın kelimelerimi marul kafa," diye homurdandım ve telefonu tekrardan cebime koydum. Direksiyonda ritim tutarken mahallede oynayan çocukları izledim. Hilal birkaç dakika içinde küçük bir sırt çantasıyla apartmandan çıktığında bakışlarımı hemen arabaya doğru gelen Hilal'e çevirdim.

Üzerinde sarı, koyu turuncu çiçekleri olan ve fiziğini belli eden bir elbise vardı. Saçlarını toplamıştı ama hâlâ kıvırcıklığı yerindeydi.

Yutkunup dudaklarıma kadar gelen küfrü de yok ettim ve bakışlarımı ondan zorlukla çekerek arkama yaslandım. Saçma bir güzelliği vardı. Bu kadar güzel olmaması gerçek dışıydı.

Arabanın arka kapısı açıldığında dikiz aynasından ona baktım. "Gerçekten arka koltuğa mı oturacaksın?"

"Başının etini yemek için ön koltuğa oturacağım," dedi ve sahte bir gülümsemeyle çantasını arka koltuğa bırakıp kapıyı kapattı. Ön kapıyı açıp yanıma oturduğunda sanki hiç arabama biri oturmamış gibi dikkatle onun hareketlerini izlerken buldum kendimi. Sapık gibi hissederken çenemi sıkarak arabayı çalıştırdım. O sırada Hilal'in kemerini taktığını da fark etmiştim.

"İlk durağımız İdil'in evi," diye minik bir açıklama yaptım. "Yol boyunca kavga etmişiz gibi davranabiliriz. Gerçekten kavga edip çenemizi yormaya gerek yok."

"Sence İdil vazgeçer mi?" diye sorduğunda doğduğu andan beri tanıdığım İdil'i düşündüm. İdil daha önce beni kimseyle yakıştırmamıştı bu yüzden vazgeçer miydi pek emin değildim. İdil'in hislerine de bir noktada güveniyordum aslında. İkimiz de birbirimiz için en iyisini istiyorduk ve o Hilal'le benim en iyisi olduğumuzu düşünüyorsa kesinlikle bildiği bir şeyler vardı, bundan emindim. Bana söylemediği ama gördüğü bir şeyler vardı tek sorun cidden öyle bir şey varsa nasıl Hilal'le olacağımdı.

İtiraf etmekten nefret ediyordum ama beni Hilal'e çeken bir şeyler vardı. Nefreti bile bu çekime engel olmuyordu ve ben bu çekimden korkmaya başlamıştım. Sonuçta o benden gerçekten de nefret ediyordu ve ben aptal gibi onun benden nefret etmeyi bırakmasını istiyordum.

Hatta o kadar aptaldım ki belki eş oluruz diye işimi tehlikeye atmış, sözleşmeyi imzalamıştım.

Ama bunu Hilal'e söyleyemezdim zaten benden nefret ediyordu. En iyisi ona saygı duyup bu çekimi yok saymaktı. Bu ikimiz için de en iyisiydi.

"Birbirimiz için doğru insanlar olmadığımızı fark ettiğinde İdil de vazgeçer," dedim ve bakışlarım yoldayken gülümsedim. "Hem birkaç hafta sonra sen Evren'le ben de Kumsal'la sahteden de olsa sevgili olacağız. İdil'e gerçekleri anlatmamız da yasak. Vazgeçmekten başka çaresi olmayacak."

"Ya biz çift olursak?"

Yüzümdeki sırıtmayı genişletmemek için büyük bir çaba verdim ve dudaklarımı düz bir çizgi haline getirebildim. "O düşünceyi aklından çıkart diyen sen değil miydin?"

"Evet bendim ama ne bileyim," diye mırıldandı ve ofladı. "Neyse zaten sabahın köründe çekeceğimiz bir videodan güzel bir şeyler çıkacağına inancım yok. Hem biz uyumlu da değiliz."

"Hıhım," diye onu onayladım ama içimden pek de onaylamamıştım. İdil'in mahallesine girdiğimde ezbere bildiğim yollardan hemen İdil'in apartmanının önüne arabayı bıraktım ve Hilal'e döndüm.

"Asrın da gelmiş. Biraz sonra yola çıkarız ama gel bir yukarıya çıkalım."

Hilal bir şey demeden arabadan indiğinde ben de indim ve kapıları kilitleyip peşinden ilerledim. Apartmana girip İdil'in oturduğu kata çıktıktan sonra zile bastığımda kapıyı İlkay açtı.

İlkay, karşısında Hilal'i gördüğü gibi sırıttığında duvara yaslanıp kollarımı göğsümde bağladım. Kızı ilk defa görüyordu ama yüzündeki sırıtışa bakacak olursak sanki çok yakından tanıyordu Hilal'i.

"Merhaba, ben Hilal. İdil orada mı acaba?" Hilal, benimle konuşmadığı zamanlardaki nazikliğini konuşturup İlkay'la konuştuğunda bakışlarımı yere çevirdim.

"Merhaba, ben İdil'in abisi İlkay," diyen İlkay'ın sesini duyduğumda gözlerimi devirdim ama tek bir kelime dahi etmemeye yemin etmiş gibi öylece durmaya devam ettim.

"Bundan benim haberim var mı acaba? Ne zamandır benim abim oluyorsun?" İdil, İlkay'ın kolunu çimdikleyip kapının önünden onu çekti ve bana, onu kızdırdığımda attığı bir bakışı attı. Hiçbir tepki vermedim çünkü İlkay'la bir anlaşmamız vardı.

"Sen İlkay'ın salaklığına bakma, Hilal. O daha on dokuz yaşında bir ergen işte."

"Ergen değilim! Epey olgun bir erkeğim ben!" İlkay, homurdandığında İdil hâlâ sivri dilini kullanıp çocuğu Hilal'e rezil etmeye çalışıyordu. "Daha geçen yaz sesin değişmedi mi sesin? Ah bir de iki yaz önceye kadar arabalı yatak için tepiniyordun evde. Hâlâ ergensin sus."

Hilal'in nereye düştüğünü anlayamadığından emindim. Şahsen yıllardır birbirimizi tanımamış olsaydım ben de yadırgardım ama bizim dostluğumuz çok eskiye dayanıyordu, alışmıştım her şeye.

Asrın boğazını temizledi ve Hilal'le bana kısaca baktı. "İçeri geçecek misiniz yoksa yola çıkalım mı?"

"Yola çıkalım da bitsin bu çile," dedim ve başka bir şey demeyip yaslandığım yerden doğruldum ve direkt merdivenlerden inmeye başladım. İlerlesem dahi Hilal'in sesini duyabiliyordum.

"Bence de çıkalım ve en çabuk şekilde bitsin bu yolculuk."

"Buraya gelirken bir şey mi oldu?" diye sordu İdil. Kimse de bilmiyordu ki görünmeyen bir köşede durup onları dinlediğimi. İyi ki bilmiyorlardı yoksa Hilal'e aşkımdan insanları dinleyip durduğumu sanarlardı.

Hilal'in güldüğünü duyunca sırtımı biraz daha duvara yaslayıp kaşlarını çattım. Daha önce onu başkasına gülümserken görmüştüm ama alaydan bile olsa güldüğünü duymamıştım. Şimdiyse gülüşünü duymuş ve garipsemiştim.

Bazen, hatta çoğu zaman bir kahve dökmemin bedelinin bu kadar kötü olmasını anlayamıyordum. Başka ne yapmış olabilirim diye düşünmekten kafayı yiyecektim ama yoktu, hiçbir şey yoktu. Hilal'e sorular soruyordum ve cevabı kesin bile değildi. Sorunu çözebilecek hiçbir bilgiye sahip bile değildim.

"Yo, ne olacak ki? Her zamanki şeyler." Birinin yanıma doğru adımladığını duyduğumda hemen merdivenlerden inmeye geri döndüm ve sanki hiçbir şeyi duymamış gibi apartmanın dışına çıkıp arabanın yanına ilerledim.

"Gidebilir miyiz artık çifte kumrular?" diye sordum sanki kırk saattir onları bekliyormuşum gibi alayla. Sabırsızca beklediğim bir tatil var da."

"Tabii beklersin sabırsızca," dedi İdil ve yüzündeki sırıtmayla bana göz kırptı. Bu neşesinin sonucunda bir daha Hilal'le bizi yakıştıramayacağımdan habersizdi tabii.

"Siz önden gidin, konumu attım zaten sana." Asrın, valizi bagaja yerleştirdiğinde derin bir nefes aldım. "İyi madem. Sakın yarı yolda bizi bırakıp gitmemezlik yapmayın yoksa sizi yakıştırdığım güne lanet ederim."

"O kadar para ödedik tabii ki gideceğiz Seko." İdil homurdanırken sessizce bizi dinleyen Hilal'e döndüm. "Arabama buyurmaz mısınız Hilal Hanım? Malum uzun bir yol var önümüzde artı olarak oda arkadaşıyız da."

Hilal bezgince yüzüme baktığında dudaklarımı birbirine bastırıp kapısını açtım ve geçmesi için işaret ettim. O sırada İdil'in bize seslendiğini de duyuyordum ama onu yok saydım. "Hayat arkadaşı olacağınızı da yorumladım ama ben."

"Bir şeyi de yorumlama," diye homurdandı Hilal ve arabaya bindi. Kapıyı dikkatlice kapatıp İdil'in yanına gittim ve kulağına mırıldandım. "Arada bir bizi ara, sağ salim gidebileceğimizden pek emin değilim de."

"Abartma be," dedi ve elini sallayarak yanından postaladı beni. İdil'e göz devirip Asrın'a baş selamıyla veda ettikten sonra arabaya, Hilal'in yanına döndüm ve kemerimi takıp bakışlarımı Hilal'e çevirdim.

Telefonuna baktığından ona döndüğümü fark etmemiş olmalıydı. Ciddi bir şekilde biriyle mesajlaşırken kemerini takmadığını fark edip boğazımı temizledim. Asrın kadar olmasa da ondan kaynaklı bende de kemer takıntısı oluşmuştu. Hele ki saatler sürecek bir yoldaysak kesinlikle kemerimi takardım.

"Kemerini tak," dedim ve bakışlarımı Hilal'den çekip aynaları kontrol ettim. Düzgün olduklarını biliyordum ama Asrın'dan o kadar çok azar yemiştim ki otomatikman her bindiğimde bakarken buluyordum kendimi.

Hilal'e tekrar baktığımda hâlâ kemerini takmadığını fark ettim ve ofladım. Bu kız artık beni dinlemiyor muydu acaba?

"Hilal? Kime diyorum ben?" dedim ama yine mesajlaşmaya devam etti ve beni takmadı. "Sabır."

Kemerini takmadan arabayı çalıştıramazmışım gibi hissederek ona doğru uzandığımda irkilerek başını telefondan kaldırdı ve hiç beklenmedik bir anda yüzlerimiz, nefeslerimizin karışacağı kadar yakına geldi. Bakışlarım ilk defa bana parıldayarak bakan kahverengi gözlerinde kenetliyken elim kemerin üzerinde kalakalmıştı.

Kokusu burnuma dolduğunda yutkunup ne ara aralandığını bilmediğim dudaklarımı birbirine bastırdım. Bakışlarımı ondan çekmem ve uzaklaşmam gerekiyordu ama hareket edemiyormuşum gibi öylece yüzüne baktım. O da hiçbir şey diyemedi bir süre. Sadece birbirimize baktık birkaç saniye sonrasında zaman akmaya başladı ve zihnimin içinde kırmızı alarm çaldı.

Kemerini çekip taktım ve arkama yaslanıp boğazımı temizledim. "Sana seslendim ama duymadın."

"Kulaklığım..." diye mırıldandı. Yüzüne bakmadım, bakışlarım yoldaydı ve bu ikimiz için de en sağlıklı olandı. Birkaç saniye boyunca cümleyi devam ettiremedi ama en sonunda konuşabildi. "Kulaklığım takılıydı duymamışım. Hem beni dürtebilirdin de. Bir anda uzanıp kemerimi takmana gerek yoktu."

"Beni takmadığını düşündüm. Ne bileyim kulaklığını taktığını. Saçlarından kulakların gözükmüyor ki," diye kendi kendime üste çıkmaya çalıştım ama biliyordum ki ne yaparsam yapayım suçlu ben olacaktım.

"Arabayı çalıştırsaydın zaten takardım," dedi o da. Arabayı çalıştırdım o anda ve park yerinden çıkıp güldüm. "Ya unutsaydın?"

"Unutmazdım."

"Ya ben arabayı çalıştırırken bir araç çarpsaydı ve sen kemerini takmadığın için yaralansaydın?" Bunlar, Asrın'ın beynime kazıya kazıya soktuğu bazı cümlelerdi. Şimdi neden o kadar çok tekrarladığını anlıyordum.

"Abartıyorsun şu an."

"En yakın arkadaşımın ablası kazada ölmüşken hayır, abartmıyorum." Konuyu kapatmak için derin bir nefes aldım. "Neyse bir daha olmaz, Hilal."

"Sağ ol Serkan," dedi o da. Dikiz aynasından ona baktığımda başını cama çevirmiş, dışarıyı izlediğini gördüm. Bu, yola çıkarken ettiğimiz ilk kavgaydı ama kesinlikle son olmayacaktı, emindim.

Aslında buna da alışmıştım. Sessizlik bir süreden sonra bana batıyordu.

Otobana çıktığımda telefonumu Hilal'e uzattım. "Navigasyonu açsana."

Hilal, kulaklığı takılı olsa da bu sefer ne hikmetse beni duydu ve telefonu elimden aldı.

"Şifren ne?"

"Tc kızları kapatılsın," diye onu gıcık etmeye çalıştığımda hemen homurdandı.

"Ha ha çok komik. Şifreni söylemeyeceksen kendin aç navigasyonu."

"Tamam tamam," dedim gülerek ve dudaklarımı ıslattım. 17.12.15 şifrem."

Hilal, şifreyi girip navigasyona girdi ve Asrın'ın attığı konumu bulup arabadaki tutacağa yerleştirdi. "Teşekkürler."

Hiçbir şey demedi tabii ki. Alıştığımdan ben de tepki vermedim ve radyodan rastgele bir kanal açıp şarkı dinlemeye başladım.

"Evet, sıradaki şarkımız nostalji sevenlere gelsin. Esmeray'dan Unutama Beni sizlerle."

Hilal, bir anda kulaklığını çıkartıp radyoya baktığında kaşlarımı çattım. "Bu şarkıyı çok mu seviyorsun?"

"Hayır," dedi hızla. "Sevmiyorum."

"Ama geçen gün duyduğunda da ani bir tepki vermiştin," diye düşünceli düşünceli sordum. Hilal'e bakmasam bile gerildiğini hissedebiliyordum.

"Kötü anılarım olabilir. Seni ilgilendirmiyor. Şarkıyı değiştirebilir miyim?"

"Hayır ben seviyorum bu şarkıyı," dedim ve eşlik etmeye başladım. "Unutmaya çalışırken unutama beni, unutama beni."

Hilal'in arkasına yaslanıp ellerini yüzüne kapattığını fark ettiğimde kendimi kötü hissederek dudaklarımı birbirine bastırdım. Bu şarkıyla ne gibi kötü bir anısı vardı bilmiyordum ama sanki o anıya parmak sokup kanatmışım gibi hissetmiştim ve bu kötü bir şeydi. Hiç iyi hissettirmiyordu.

Bu yüzden radyoya uzanıp kanalı değiştirdim ve adını bile bilmediğim saçma bir pop şarkısının gürültülü müziğinin arabanın içinde yankılanmasına izin verdim.

"Özür dilerim. Kapattım şarkıyı bak," dedim sanki çocuk kandırıyormuşum gibi yumuşak bir sesle.

"Neden Serkan?" Ellerini yüzünden çektiğinde anlayamadığım için ona kısaca bakmak zorunda kaldım. "Ne neden?"

"Neden sadece o cümleye eşlik ettin?"

Bir şeyleri anlıyordum ama anlamıyordum da. Bilmediğim, eksik olan parçalar yüzünden her şeyi çözemiyordum. Liseli birinin bu şarkıyı bilmesi ve ne hikmetse ikimizi de bir şekilde etkilemesi garipti mesela.

"O kısım denk geldi sadece," dedim düz bir sesle.

"Öyle olmuştur."

Kaşlarımı çatıp direksiyonu daha sıkı kavradım. Artık emindim, Hilal'le ortak bir geçmişimiz vardı. Belki de ikimiz de birbirimizle aynı ortamda bulunmuş ama tanışmamıştık. Bir şekilde aynı ortamdaydık.

Ve ben onun üzerine sadece kahve dökmemiş olmalıydım. Bunu da bulacaktım. Sırf şarkının bir cümlesine eşlik ettim diye bu kadar üzülmesi hiç normal değildi. Hele ki ben sadece onun üzerine kahve döken o çocukken...

⏳

Bölüm sonu

1 yorum