İçeriğe geç

Unutama Beni

Bölüm 20 · 13 dk okuma

Unutama Beni

Bölüm 20

19 | İmza

⏳

@tcerkeklerikapatilsin: Konuşacak çok şey var ama konuşursam ortalık karışır bu yüzden günlük hatırlatmamı yapayım: Erkekler kapatılsın.

4.396 Retweet 835 Alıntı Tweet 12.997 Beğeni

idilozer: Şey bir tanesini kapatmasak olur mu ya? İstek değil ihtiyaç...

⏳

Uzun bir ara sonra Twitter'a Tweet atmıştım ve bunu yazmak bile biraz olsun beni rahatlatmıştı. Aslında birkaç komik satır gibi gözüken cümlelerim benim rahatlamamdı. İnsanlar ya dalga sanıp benimle beraber eşlik ediyordu buna ya da tamamen ciddi olduğumu düşünerek kızıyor, sövüyordu. Açıkçası atılan yazılara bakmıyordum bile.

Ben bu hesabı binlerce takipçiye ulaşmak için değil de içimdeki öfkeyi dökmek için açmıştım. Tweet'lerin bir anda insanların karşısına çıkması ve takipçimin artması tamamen tesadüf eseriydi. Yine de hesabımı kapatıp gitmek yerine kullanmaya devam ediyordum çünkü kimse benim olduğumu bilmiyordu.

İdil ve Serkan hariç...

"Hilal," diye bana seslendiğinde içimden adını geçirdiğim an kendisinin sesini duymak ister istemez ürpermeme neden olmuştu. Bu kadar hızlı karşıma çıkacağını düşünemediğimden şaşkınca yüzüne baktım. "Kumsal burada değil."

Kaşları çatıldı ve arkamda kalan boş masaya, Kumsal'ın yerine baktı. "Biliyorum ki Kumsal demedim, Hilal dedim zaten." Açıklama yapmaktan nefret ediyormuş gibi burnundan sesli bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. "Toplantı salonuna gitmemiz gerek. Sözleşme düzenlenmiş, okumamız ve imzalamamız için orada olacağız."

Karnımın orta yerinde koca bir rahatsızlık hissettiğimde olduğum yerde kıvranmamak için kendimi zor tutuyordum. İmzayı atana kadar bu işte olduğumuz resmi değildi ama birkaç dakika sonra o imzayı da atacak ve resmi bir şekilde kameraların önüne geçecektik. Nasıl olacaktı, yapabilecek miydim bilmiyordum bile.

"Tamam geliyorum," dedim ve bilgisayarımı uykuya aldım. Serkan hâlâ başımda dikiliyordu bu yüzden bakışlarımı tekrar ona çevirmek zorunda kalmıştım. "Ne var?"

"Evren'i bulamadım. Onu çağırır mısın?"

Başımı sallayarak onu onayladım ve yerimden kalktım. "Evren'i bulup geliyorum."

"Çok geç kalma," dedi ve gözlerimi devirmem eşliğinde yanımdan uzaklaştı. Arkasından onu izledim birkaç saniye boyunca. Aramızdaki iletişim bizim için iyi bir seviyedeydi son günlerde. Ne birbirimizi öldürecek kadar kötü ne de aşırı muhatap olacak kadar iyi... Kararında gidiyorduk ve bu gerçekten iyi sayılabilirdi.

Düşüncelerimden sıyrılıp Evren'i bulmak için ilerlemeye başladım. Serkan Evren'i nasıl bulamadı bilmiyordum çünkü tam da beklediğim gibi masasında, çektiği fotoğrafları düzenliyordu.

"İş yerindeki son günlerinde bile edit mi yapıyorsun sen?" diyerek kolumu omzuna yasladım ve eğilerek bilgisayarın ekranındaki fotoğrafa baktım. Gün batımını çeken bir adamın fotoğrafıydı. O gün çekimde ben de olduğumdan fotoğrafın orijinalini biliyordum ve şu an ekranda gördüğüm editli hali tam anlamıyla mükemmeldi. Turuncu, kızıl ve sarının tonları o kadar gerçekçiydi ki gökyüzünü izliyormuşum gibi hissediyordum. Evren cidden bu işten anlıyordu.

"Boş boş oturmayayım dedim. Sen de pek boş oturmuyorsun sanki," dedi ve başını bana doğru çevirdi. Ekrandaki bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde hafif sakallı yüzü tam karşımdaydı. Mavi gözleri, günün ilk saatlerindeki berraklıktaydı. Sanki biraz daha dikkatli bakarsam kendimi gözlerinin içinde görecektim.

Ne kadar yakın durduğumuzu fark edip bakışlarımı ondan kaçırdım ve doğrularak konuştum. "Arkamdan iş kalsın istemedim."

"Ben de son editlerimi yapmak istedim," dedi o da konuyu değiştirip. Sandalyesiyle bana döndüğünde arkasına yaslandı ve bacaklarını hafifçe aralayarak bana baktı. Neden bilmiyorum ama onu incelemiştim. Üzerinde beyaz, kırmızı yazlar yazan bir tişört; altında ise açık mavi yırtık bir pantolon vardı. Serkan ne kadar ciddi giyiniyorsa Evren de fotoğrafçı kimliğini belli edermişçesine o kadar rahat giyiniyordu. Resmi giyindiğini de görmüştüm ama genel olarak rahattı.

O an Serkan'ın çabuk gel dediğini hatırladım ve konuya girdim. "Toplantı varmış. Sanırım artık resmi olarak oyuncuyuz çünkü Serkan Bey sözleşmenin tamamlandığını söyledi."

"Yani resmi olarak sevgili sayılırız," dedi Evren göz kırpıp yerinden kalkarken. Bunu duyduğum için belki de kızmam ya da ne bileyim herhangi bir tepki vermem, en azından çekinmem gerekiyordu bilmiyorum ama hiçbirini hissetmedim ve güldüm sadece. "Daha tanışmıyoruz bile Evren Bey. Hatırlarsan ben senin videona giren bir kız olacağım sadece."

"Olsun, ileride sevgili olacağımız kesin." Yanağımdan makas aldığında eline hafifçe vurup ilerlemeye başladım.

Evren de bana yetişti. Açıkçası her ne kadar gülsem ve dalgaya vursam da gergindim. O imzayı atacak olmam beni gerçekten çok geriyordu.

Her şey cidden değişecekti. Şirkete gelmeyecek, tek amacımız videolarda oynamak ve sosyal medyada konuşulmak olacaktı. O imzayı attığımız andan sonra bir nevi tanınmayı ve bilinmeyi kabul etmiş olacaktık.

Kameranın arkasında, gizli kimliğimle yaşamaktan hoşlanan ben, bir anda seyircilerin önünde olacaktım. Kimse kamerayı bana çevirmemişti, ben kendimi kameranın önüne atmış ve hayatımı tümden değiştirecek o adımı atmıştım.

"Hâlâ vazgeçebilirsin, Hilal," dedi Evren sanki içimden geçenleri duyuyormuş gibi. Gülümsedim ve ona baktım. Evet bunu yapabilirdim ama yapmayacaktım. Bu sefer korkak olmayacaktım. En fazla ne olurdu ki?

Evren'e sadece gülümsedim, bir şey demedim. Toplantı salonuna geldiğimizde içeride sadece Kumsal ve Serkan vardı. Onların karşısına oturduğumuzda Serkan konuştu. "Selinay Hanım biraz sonra gelecek."

"Daha önce kamera karşısında bir şey yaptınız mı?" Evren, merakla sorduğunda arkama yaslanıp kollarımı göğsüme bağladım çünkü benim cevabımı çok net bir şekilde biliyordu.

"Kamera karşısında olduğu pek sayılmaz ama üniversitedeyken tiyatro kulübündeydim ve birkaç kere de rol almıştım. Tabii hiçbiri bu kadar büyük bir şey değildi. Açıkçası gerginim." Kumsal, elleriyle oynarken gerginliğini gizlemek adına gülümsedi. Onunla aramızda kötü bir şey olmasa da Serkan'a söylediklerim yüzünden benimle pek konuşmuyordu. Normalde ne kadar konuşkan biri olduğunu bilmesem soğuk biri sanardım ama tavrı banaydı, biliyordum.

"Bende o da yok," dedi Serkan ve dudağını ıslattı. "Ama arkadaşlarım çok düzenbaz olduğumu söylerler, bakalım."

"Öylesin," diye mırıldandım ağzımın içinde. Bakışları bana döndüğünde gülümseyip konuştum. "Benim de oyunculukla alakam yok."

"Hepimiz tecrübesiziz o zaman. Umarım çok zorlanmayız." Evren masaya parmaklarını vurarak ritim tutmaya başladığında ortamda bir sessizlik oldu. Düşüncelerimin içine dalıp gideceğim an neyse ki Selinay Hanım geldi de böyle bir şey yaşanmadı. Elindeki dosyaları önüne yerleştirip gülümsedi. "Merhaba arkadaşlar."

Hep bir ağızdan konuştuk. "Merhaba Selinay Hanım."

"Öncelikle sizi çok tutmayacağımı söylemek istiyorum. Sözleşmeleri incelemeniz için hepinize dağıtmakla toplantımıza başlayalım." Selinay Hanım dosyalara uzanırken Serkan yerinden kalktı ve gülümseyip Selinay Hanım'a yardım etti.

Serkan, dosyayı bana uzanırken dikkatsizliğimden olsa gerek elim, elinin üstüne değmişti ve ikimiz de irkilerek ellerimizi çekmek zorunda kalmıştık çünkü gerçekten elektrik çarpmıştı. Şakasına değil, cidden.

"Kusura bakma şu sıralar çok elektrik yüklüyüm," dedi Serkan ve bakışlarını birkaç saniyeliğine yüzümde gezdirip diğer dosyayı Evren'e verdi.

"Sorun yok," diye mırıldandım ama vardı. Cidden beni çarpması şaka olmalıydı. Aşık olmayı betimleyen kitaplardaki gibi bir andı ama bu sefer cidden elektrik çarpmıştı beni. Hem de Serkan'ın elinden...

Serkan, sözleşmenin içinde olduğu dosyaları herkese dağıttıktan sonra yerine geçti. Hepimiz yavaşça sözleşmeyi okumaya başladığımızda Selinay Hanım da konuşmaya başladı. "Öncelikle deneme senaryolarla çekim yapacağız. Yönetim Kurulu'yla bir toplantı yaptık ve çiftleri seçmek için deneme çekimleri yapmaya karar verdik. İki farklı senaryo var, ikisini de çekeceksiniz. Sözleşmenin arkasında senaryolar var ve çiftler de yazılı. Yönetim Kurulu, hangi çift daha uyumlu olursa ve kitleye hitap edeceği düşünürse o çifti seçecek."

Dosyadaki maddeleri okumayı kesmek zorunda kalmıştım çünkü bu Serkan'la çift olabileceğimi gösteriyordu. İşte şimdi tekrar çarpılmış gibi hissediyordum.

Yine de başımı dosyadan kaldırmadım ve kendime birkaç saniye verip okumaya devam ettim. Sözleşme 6 ayı kapsıyordu. Gerekli görünürse eğer uzama ihtimali de vardı. Bu süreçten ailemiz dışında kimseye bahsetmemiz yasaktı, ailemizden de bahsettiğimiz kişinin kimseye söylemeyeceğine dair beyanını alacak, söylerse de bütün sorumluluğu üstlenecektik.

Sayfaları okudukça her şey zihnimde giderek şekilleniyordu. Dikkat çekmek için her şeyi yapabilirdik, yeter ki etik değerleri aşmayalım. Bir grup arkadaştık ve bu arkadaşların temelinde bir kız ve bir erkek vardı. Kim olduğu daha belli değildi, performansımıza göre belirlenecekti.

Son sayfaya geldiğimde kalbimin atışını hızlandıran bir maddeyle karşılaştım; karşı çiftten biriyle herhangi bir duygusal ilişkiye girmek yasak. Yakalanırsak tazminat ödeyecek ve şirketten ayrılacaktı.

Daha birçok kural olsa da en dikkatimi çeken şey buydu ne yazık ki.

"Deneme çekimlerini ne zaman getireceğiz?" Serkan, sözleşmenin arkasındaki sayfaya geçtiğinde ben de hemen geçtim ve onunla benim adımın olduğu sayfanın başlığına baktım.

Gün doğumu.

"Çekim için size iki hafta veriyoruz."

Senaryoya çok takılmadan diğer sayfaya baktım. Kumsal ve Evren için de Gün batımı yazılı bir senaryo vardı. Hemen arkasından da ben ve Evren Gün batımı, Serkan ve Kumsal Gün doğumu senaryosu vardı.

Hem Serkan'la hem de Evren'le rol oynayacaktım ve ben Evren'le eş olabilmek için her şeyi yapacak, Serkan'la da elimden gelenin en kötüsünü canlandıracaktım.

"Senaryo, giriş sahnesinden ve aşkla alakalı bir sahneden oluşuyor. İki video olacak ve videolar beş dakikayı geçmeyecek. Evet, sorunuz var mı?"

Kimseden çıt çıkmadığında Selinay Hanım gülümsedi. "Harika, o zaman itiraz etmeyecekseniz sözleşmeleri imzalayabilirsiniz."

Herkes kaleme uzandığında ağır çekimde kalemi elime aldım ve sözleşmenin ilk sayfasını açıp adımın üzerine kalemi getirdim. Bir işarete ihtiyacım vardı, belki o an masayı terk edebilirdim.

Bakışlarım Evren'e kaydığında çoktan imzayı attığını fark ettim. O artık bu işteydi.

Karşımdaki Serkan'a baktığımda göz göze geldik. İşte bu kaçıp gitmem için bir işaretti belki ama ben onun yerine sözleşmeye bakıp kalemin ince ucunu kağıdın üzerine bastırdım.

Serkan ne yaptı bilmiyordum, ben imza atmaya çalışmıştım ama yapamamıştım çünkü kalem yazmıyordu. Bu, hayatın bana gönderdiği ikinci bir işaretti.

"Al," dedi Serkan ve kalemini bana uzattı. Göz ucuyla dosyaya baktığımda çoktan imzaladığını gördüm.

Artık işaretler ortadan kalktı ve her şey bir anda yıkıldı. Serkan'ın uzattığı kalemi, parmaklarına değmemeye çalışarak aldım ama yine çarpıldım, bu sefer elektrikten değil, ondan.

İmzayı attım hem de Serkan'ın kalemiyle...

Hem içimdeki ses hem de kalbim, yanlış bir işin içine girdiğimi, kameraların önünde olmanın hiçbir zaman iyi olmayacağını söylüyordu. Ben, silik biriydim ve bundan hiçbir zaman utanmamış aksine silikliğimle gurur duymuştum. Kimse benim hikayemi okumazdı mesela çünkü okunacak bir şeyim yoktu. Hayatım bir düzen içinde gidiyordu ve ne macera ne de aşk vardı. Sadece ben vardım bu da kitap karakteri olsam o adı bile bilinmeyen figüranlar dışında hiçbir şey olamayacağımı gösteriyordu.

Şimdiyse bir kitap karakteri olmasam da bir nevi ekranlarda aşk yaşayacaktım. En azından yaşadığımı sanacaklardı. O silik kızdan kameranın önündeki o kız olacaktım ve bu beni heyecanlandırmaktan çok korkutuyordu.

Kumsal'a ya da yanımda oturan Evren'e baktığımda gördüğüm şey korku değil de heyecandı. Bir korkan ben olmalıydım çünkü Kumsal da Evren de sosyal medyanın görünen kısmında olmayı seviyordu. Evren'in birkaç bin takipçisi olan kişisel hesabı ve on bin takipçisi olan çektiği fotoğrafları paylaştığı başka bir hesabı vardı. İkisini de kullanırken mutluydu.

Benim ise sadece arkadaşlarımın ekli olduğu, yüz takipçili bir hesabım vardı.

Kumsal'ın da şirkete geldiği ilk gün hesabına bakmıştım. Onun da birkaç bin takipçisi vardı ve aktif olarak fotoğraflar, hikayeler paylaşıyordu. Kamera önüne alışıktı muhtemelen çünkü profesyonel kamerayla çekilmiş fotoğrafları da mevcuttu.

Bakışlarım tam karşımdaki Serkan'a kaydı. Parmaklarını masanın üzerine vururken stresli görünüyordu. Bakışları az önce imzaladığı sözleşmenin üzerindeydi ama aklı burada değil gibiydi. Dudağını dişlediğini fark ettiğimde boğazım sanki üçüncüye elektrik çarpmış gibi kurudu. O da korkuyordu, o da benimle aynı hisleri olmasa da benzer hisleri paylaşıyordu.

Ne Evren ne de Kumsal gibi rahat değildi, bakışlarımı yüzünden masanın altına çevirdiğimde bacağını da titrettiğini gördüm ki o ana kadar bunu kendimin de yaptığını fark etmemiştim.

Serkan'la hiç olmadığımız kadar birbirimize yakın şeyler hissediyorduk şu an ve bu içimde sıcaklığın yayılmasına neden oldu.

"Hayırlı olsun diyelim o zaman." Selinay Hanım'ın sesiyle irkilerek bakışlarımı Serkan'ın bacağından Selinay Hanım'a çevirdim. Herkes oturduğu yerden kalktığında her şey bir rüyaymış ve biri beni kontrol ediyormuş gibi ben de onlarla beraber kalktım. Sırayla tokalaştık Selinay Hanım'la sonra da Selinay Hanım bize sözleşmenin kopyalarını verip kendi de orijinalleri alarak yanımızdan ayrıldı.

Kendimi sandalyeye tekrar atmak istedim o an ama yapmadım. Yapamadım.

"Bu hafta sonu videoyu çeker miyiz Serkan?" Kumsal'ın beni asla ilgilendirmeyen sorusu karşısında bakışlarımı Serkan ve Kumsal'a çevirdim. Her zaman Serkan bizi dinleyecek değildi ya.

"Bu hafta sonu mu?" diye sordu Serkan dalgın bir şekilde. O an bu hafta sonu beraber tatile gideceğimizi hatırlayıp derin bir nefes aldım. Serkan, sanki nefes aldığımı hissetmiş gibi bakışlarını bana çevirdiğinde tepkisizce yüzüne baktım. Kumsal'a ne diyecekti, beni işin içine katacak mıydı bilmiyordum ama cevabının Kumsal'ın istediği cevap olmayacağından emindim. İdil, Serkan'ı hayatta bırakmazdı.

"Evet, işin mi var yoksa?"

"Arkadaşlarıma tatil sözüm var," dedi Serkan ve gülümsedi.

"Tüh ya o zaman sen gelince çekeriz. Zaten vaktimiz de var."

"Bana uyar." Serkan gülümsediğinde bakışlarımı ondan çektim ve yanımda dikilen Evren'e döndüm. O ana kadar beni izlediğini bile fark etmemiştim ve şimdi ona döndüğüm gibi onunla göz göze gelmek beni şaşırtmıştı.

"Bir şey mi oldu?"

"Yo olmadı sadece seni izliyordum. Çıkalım mı buradan?"

"Olur," dedim ve sözleşmeyi göğsüme yaslayıp hiçbir şey olmamış gibi hızlı adımlarla toplantı salonunun çıkışına ilerledim.

"Bana ne zaman söyleyeceksin?" diye sordu bir anda Evren. Anlamsız bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde bile ilerlemeye devam ediyordum. "Neyi söylemem gerekiyor?"

"Serkan Bey'le aynı tatile gideceğini."

"Bunu nereden çıkardın Evren?" diye sordum ama Evren'in bu kadar zeki olması işimi cidden zorlaştırıyordu. Biraz daha zorlarsa Serkan'la aynı liseye gitmiş olduğumuzu bulabilir ve yapbozun kayıp parçalarını tamamlayıp her şeyi çözebilirdi. Çözmesini istemiyordum, beni Serkan'ın peşine takılmış o psikopat kız olarak ansın istemiyordum.

"Sandığından daha çok belli ediyorsunuz da ondan. Az önce Kumsal, Serkan Bey'e soru sorduğunda Serkan Bey hemen sana baktı. Eh, Serkan Bey ve senin de ortak arkadaşınız var. Serkan Bey, senin onunla anılmak istemediğinin de gayet farkında çünkü adamın arkasından da yüzüne de bunu birçok kez söyledin. Bazı şeyleri çözmek sandığın kadar zor değil, Hilal."

"Çözülecek bir şey yok," dedim ve nefesimi seslice verdim. "Ortak arkadaşımız İdil ehliyet sınavına girdi ve kazandı. Bunu kutlamak için tatile gidiyoruz. İdil, Serkan'la bizi yakıştırıyor o yüzden aramızı yapmak için bizi aynı mekanlara sokmaya çalışıyor ama bu imkansız bir şey." Şimdiye kadar hiç olmadığım kadar şeffaf olmuş ve bir gerçeği söylemiştim Evren'e. Masamın önüne gelene kadar her şeyi söylemiş ve masamın üzerindeki eşyaları toplamaya başlamışken konuşmaya devam ettim. "Serkan da ben de rahatsızız bu konudan Evren ve bunu çözeceğiz, gerçekten."

Masamın üzerinde duran minik tavşan süsünü çantamın içine atacakken Evren elime uzandı. Sıcak ve iri avucu, elimi kapladığında bakışlarımı gözlerine çevirdim. "Sana Serkan'la bu yaşımdan sonra rakip olmak istemediğimi söylemiştim, hatırlıyor musun?"

"Bunun rakiplikle alakası ne tam olarak?" dedim ve elimi ondan çekmeye çalıştım ama bana izin vermedi. Sesini kıstı ve onu duyabilmem için bana biraz daha yaklaştı. "Alakası şu; sizin aranızda garip bir şeyler var ve ben aptal gibi bunu feci kıskanıyorum. Sizin daha uyumlu olmanızdan ve beraber rol almanızdan da aşırı korkuyorum. Sana hep dürüst oldum şimdi de olacağım. Sen benim hiçbir zaman arkadaşım olmadın Hilal, şimdi de ister istemez Serkan rakibim oldu."

"Ben seninle rol alacağım," dedim her kelimesine bastırarak. Bu bir istek değildi aksine kesin bir şeydi. Ne ben ne de Serkan partner olmayı istemezdik. İkimiz de kötü iş yapmak için uğraşacaktık.

"Bunu istemiyorum ki," dedi Evren ve sahteden güldü. "Rol oynamanı değil beni gerçekten sevmeni ve gerçek sevgiyi kaydetmek istiyorum."

"Belki olur Evren," dedim ve elimi çektim. Bu sefer çekmeme izin vermişti, ben de elimdeki minik tavşanı çantama attım. "Bunun olmasını ben de isterim ama kendimce bir şeyleri halletmeden bunu sana yapmam haksızlık olur."

"Seni bekleyeceğim," dedi Evren ve gülümsedi. Candan değildi, zorla gülümsemişti ama gülümsemişti yine de. "Beni seveceğin gün gelmeyecek belki ama seni bekleyeceğim, Hilal."

"Seni seveceğim günün gelmeyeceğini hissedersen," diye cümleye girdim ve gözlerinin içine baktım. Gülümsüyordum ve bu benim en gerçek gülümsemelerimden biriydi. Evren gibi bir adama verebileceğim en güzel gülümsemeydi ama o bundan da fazlasını hak ediyordu. Benden daha fazlasını... "O zaman beni beklemekten vazgeç, Evren. Seni boşa umutlandırmak istemiyorum."

"Umarım seni beklemekten vazgeçeceğim an gelmez," dediğinde tebessümüm buruklaştı. İçimden bir ses Evren'in mükemmel, hayalimdekinden bile mükemmel olduğunu söylüyordu ama bazı şeyler mükemmellikle olmuyordu. Halletmem gereken Serkan gibi bir faktör varken Evren'e umut vererek ona haksızlık edemezdim.

Evren'in yanağına uzanıp minik bir öpücük bıraktım ve çantamı omzuma takıp bir daha yüzüne bakmadan yanından ayrıldım.

İşlerin bir daha düzelmeyeceğini bile bile ilerledim. Şirketten uzaklaştığım her adım, her şeyi yerle bir ediyordu ama yine de o imzayı attığım için ve kucağımda sözleşme olduğundan gitmem gerekiyordu.

Gitmek hiç bu kadar zor olmamıştı...

⏳

Bölüm sonu

1 yorum

  • Seni boşa umutlandırmak istemiyorum dedikten hemen sonra yanağından öpmesi kriz geçirttirdi bende