Hayatının dönüm noktası olacak o anı hissetmek mümkün müydü?
İnsan kendini ve hayatını tamamen değiştirecek o adımı farkında olmadan mı atardı yoksa düşünerek ve bunu bilerek mi ilerlerdi?
Buna bir cevabım yoktu. Hislerime güvensem bile bana bunun cevabını verebileceklerini düşünmüyordum. Sanki hayatımızın dönüm noktasına şans eseri gidiyormuşuz gibi hissediyordum. Şu an o noktada mıydım onu da bilmiyordum ama dönüm noktasının sadece bir defa olmadığını biliyordum.
Mesela yıllar önce o yağmurlu günde o saniye yürümem bir dönüm noktasıydı benim için. Birkaç dakika erken ya da geç geçseydim o yoldan, Serkan'ı tamımayacaktım bile. Ama kader bizi o noktaya çekmiş ve beni ben yapan bazı özelliklerimi kazanmam için Serkan'la karşılaştırmıştı.
Kadere ve işaretlere inanırdım. Serkan karşıma çıkmıştı çünkü benim erkeklerin asıl yüzünü görmem gerekiyordu. Serkan da bunu çok güzel bir şekilde göstermişti bana. Birkaç erkekte de aynı şeyleri görünce bir ilişkinin benlik olmadığı belli olmuştu.
Belki Serkan'la karşılaşmasaydım şu an erkeklere karşı o kadar da negatif olmazdım.
Peki şimdi aynı şirkette karşılıklı oturmamızın nedeni neydi? Bu da mı bir dönüm noktasıydı? Yıllar sonra beni ben yapmış adamla neden aynı masada oturuyordum ki? Geçmişin sayfaları yırtarak şimdiki zamana gelmesi normal miydi yani?
"Gergin misin?" Evren'in kulağıma fısıldamasıyla parmaklarımın arasında becereciksizce çevirmeye çalıştığım mavi tükenmez kalem, koyu kahverengi masanın üzerine düştü. Gerçek dünyaya geri dönmüş gibi irkilerek Evren'in yüzüne baktım. Sakallarını kıslatmıştı, saçlarını da düzgünce taramış ve dalgalarını doğal bırakmıştı. Gözlerinin mavisindeki merakı gördüğümde dudaklarımı ıslatıp gülümsedim. "Birazcık gerginim."
"İlk toplantın sonuçta. Gerçi benim de ilk toplantım sayılır."
Şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. "İlk toplantın mı?"
Başıyla onayladı beni ve sandalyesinin arkasına yaslanıp ona doğru yuvarlanan kalemimi eline aldı. Benden daha profesyonel bir şekilde parmaklarının arasında gezdirirken bana yandan bir bakış atmadan duramamıştı. "Teknik olarak ilk toplantım. Daha önce de birkaç toplantıya katıldım ama genelde fotoğrafçılar toplantıda etkin rol oynamazlar. İlk defa bir projenin önemli bir parçasıyım ve bu beni geriyor."
"Gerilecek bir şey yok," dedim ve onu rahatlatmak istercesine elimi sol kolunun üzerine yerleştirip hafifçe sıktım. Kaslı kolunun sertliğini avucumun içinde hissederken sıcaklığın avucumdan vücuduma yayıldığına emindim ve tek emin olan ben değildim. Evren'in de dokunuşum karşısında yutkunduğunu fark etmiştim.
Boğazımı temizlemek istedim ama bunu yapmadan elimi çekip konuşmaya devam etmeye çalıştım. "Elimizden gelenin en iyisini yaptık. Hâlâ bir şansımız var."
"Şansınız mı var?" Bir anda Serkan'ın alaylı sesini duydum. Bizi mi dinliyordu bu?
Yüzümdeki Evren'e ait olan gülümsemem gitti ve boşluğa bakarcasına Serkan'ın yüzüne baktım. "Sana insanları dinlememen gerektiğini kaç kere söylemem gerekiyor?"
"Bir masanın etrafında oturmuşuz ve sen hepimizin duyacağı şekilde konuşuyorsun. Sesini alçalt o zaman, Hilal." Bıkkınca derin bir nefes aldı ve kollarını masanın üzerine yerleştirip ellerini birbirine kenetledi. "Projemiz çok benzer olduğundan ikimizi bir noktada birleştirecekler. Yani kazanan olmayacak."
"Senin çaldığın projem." Evren'in bakışlarını yüzümde hissettim ama ona bakmadım. Oturuşunu dikleştirmiş ve bana doğru kaymıştı.
"Hilal," dedi birden Kumsal. O da Serkan'ın tam yanında oturuyordu. Bakışlarım ona döndüğünde konuştu. "Serkan senin projeni falan çalmadı. Eğer inanmak istemiyorsan notların yazılmaya başladığı tarihi bilgisayardan bakabilirsin."
"Sanıyorum ki Serkan Bey'in avukatı olmaya karar verdin," dedim ve bu Kumsal'ı şaşırttı. Ona karşı bir sorumum yoktu ama dilimi de tutamıyordum işte.
"Sadece Serkan'ın üzülmesini ve yıpranmasını istemiyorum. İftira atman hiç hoş bir şey değil. Tamam aranız kötü olabilir ama gidip de kanıtın olmadan birini suçlayamazsın." Bilgisayarın ekranını bana doğru çevirdiğinde projenin ilk halinin tarihine baktım.
Ben şirkete gelmeden çok daha önceki bir tarihti.
Boğazımın kuruduğunu hissettiğimde Serkan'a bakamıyordum bile. Kumsal, yüzümün halinden okuduğumu anlamış olacak ki bilgisayarı kendisine doğru çevirdi ve tek kelime daha etmedi.
Gözlerimin içinin yandığını hissederken toplantıya başlamak üzere olduğumuzdan yerimden bile kalkamıyordum. Bakışlarım masanın üzerinde kalakalmıştı. Ne Kumsal'a ne de Serkan'a bakabiliyordum.
"Seni anlıyorum," dedi Serkan düz bir sesle. "Fevri davranıyorsun çünkü kimseye, en çok da bana güvenmiyorsun ama bazen olaylar sandığın gibi değildir, Hilal. Bazen oturup karşındakinin de konuşmasını dinlemek gerekir. Belki de dinlersen daha az üzülürsün. Bu da benden bir tavsiye olsun sana. Özür dilemene de gerek yok, hoş dilemeyeceksin biliyorum da neyse."
Kelimeleri boğazıma bıçak gibi dayayıp beni suskunluğa bıraktı. Birkaç saniyelik bir sessizlik ve mental çöküşle sandalyeme yaslandım. Ufalıp yok olmak istiyordum ama bu mümkün değildi. Bakışların bende olduğunu hissetsem de masadan çekmiyordum bakışlarımı. Zamanın içinde dönüp dururken yanağımın iç kısmını ısırıyordum.
Bacağımda bir elin varlığını hissettiğimde bakışlarımı hemen Evren'in yüzüne çevirdim. İfadesiz yüzünde gizleyemediği bir şey vardı; üzüntü. Bana üzülmüştü ve destek olmak için elini bacağımın üzerine koyup az önce benim ona yaptığım gibi hafifçe sıkmıştı.
"Sakin ol," diye fısıldadı. Hatta fısıltıdan çok dudaklarını oynattı ama bakışlarım dudağındayken dediklerini seçebildim. "Herkes hata yapar."
"Sen mükemmel birisin," dedim ben de dudaklarımı oynatarak. Bu onu güldürdü ve elini bacağımdan çekip yanağına yaslamasına yok açtı. "Öyle miyim cidden?"
"Öylesin."
Kapının açılmasıyla dayımı ve şirketin diğer ortaklarını görmem bir olmuştu. Herkes birden resmiyete geçip duruşunu düzelttiğinde büyük masanın kısa kenarındaki sandalyeye şirketin en büyük hissedarı oturdu. Hemen onun sağı ve soluna da dayımla beraber bir hissedar kadın oturmuştu.
"Merhaba arkadaşlar. Bugün burada reklam gelirleri ve satış arttırmak için sosyal medya kullanma konusundaki fikir ve sunumlarınızı incelemek için toplandık. Öncelikle Selinay Hanım'ın sosyal medya hakkındaki araştırmalarını görelim."
Selinay Hanım denilen kadın tamamen sosyal medya karşıtıydı bu yüzden sunumunu sunarken yeteri kadar objektif olamamıştı. Verilerinde bir hata olmasa bile kendi fikri konusunda direttiğinden yorumları şaşırtıcıydı. İş dünyasında olan rekabetlerden biriydi bu çünkü Selinay Hanım eski usul reklamlardan sorumluydu. Yeni nesil reklamlara geçip sosyal medya hesaplarına dönersek onun işi bitiyor ve bu da demek oluyordu ki işten çıkartılacak biri haline geliyordu. Sosyal medyadan anlamayan birine nasıl hesap verebilirdiniz ki?
Aslında onu da haklı buluyordum. İş dünyası bu kadar çetinken kendini korumak zorundu. Bazen işler şirketten çok kişiselleşiyordu. Artık herkes sosyal medyaya yönelmişken iş bulması da zordu.
Selinay Hanım sunumunu bitirdikten sonra müdürümüzün bakışları bana döndü. "Hilal Hanım ve Evren Bey, sunumunuzu görelim." Adamın bakışları Evren'de takılı kaldı ve kaşlarını çattı. "Evren Bey siz fotoğrafçımız değil miydiniz?"
"Evet öyleyim Yakup Bey ama bu sunum için Hilal Hanım'la beraber çalıştık."
Bilgisayardan sunumu açıp karşıdaki ekrana yansıttığımda Yakup Bey bir yorumda bulunmadı.
"Öncelikle sözlerime Selinay Hanım'a katılmadığımı belli ederek başlamak isterim. Evet hâlâ ülkemizdeki çoğu kişi televizyon kullanıyor ama hedef kitlemizin televizyonla bağı gün geçtikçe azalıyor. Dijital içeriklere ve ücretli uygulamalara kayıyorlar, böylelikle kimsenin reklamlarla işi olmuyor."
Sunumumu açıp bakışlarımı patronlarıma çevirdim. "Bizim kitlemizin yaş aralığı 16-30. Yani genç ve dinamik kesim. Bu kesim kameralar kullanıp fotoğraflar, videolar çekmek konusunda iyi ve bu kesim de belli başlı platformlarda."
Bakışlarımı Evren'e çevirdiğimde Evren boğazını temizledi ve sözü devraldı. "Bu platformlar günümüzde adını çokça duyduğumuz Instagram, YouTube, Tiktok, Twitter gibi platformlar. Hilal Hanım'ın da bahsettiği yaş aralığının %80'i bu platformlardan en az birine üye ve düzenli olarak kullanıyor."
"Biz de bu platformlarda aktif olarak rol almalıyız. Klasik sayfa açıp o sayfayı büyütmek ise yıllar önceki Facebook sayfalarını büyütmekten çok daha zor artık. Yeni nesil sıradanlığı sevmiyor. Yeni nesil entrikadan, kaostan, aşktan hoşlanıyor. Kamerayı öylece fotoğraflayıp sayfalarımıza atmak bize takipçi kazandırmaz. Bir olay olmalı ve insanların ilgisini çekmeliyiz. Biz de bunun için bir şeyler bulduk."
Sunuma dönüp ilerlettim ve Evren'in beni çektiği kısa videoyu açtım. Bunu sabahın köründe çekmiştik ve süremiz gerçekten de kısıtlıydı. Güneşin doğuşunu kaçırmamız gerekiyordu bu yüzden tekrar etmek gibi bir şansımız yoktu.
Evren gün doğumunu çekiyormuş gibi dururken kumsalda yürümeye başlayıp ekrana girdim ve o an Evren'in sesi duyuldu. "Davetsiz bir misafir."
Hepsi roldü ama içten söylediği için sanki o an içinden geliyormuş gibiydi. Kamerayı yakınlaştırıp beni çekti ve videodan çıkmadan yanıma geldi.
"Kusura bakmayın ama az önce video çekerken videoma dahil oldunuz. Ben fotoğrafçıyım, sakıncası yoksa bu videoyu kullanmak isterim."
Şaşkın yüzüm ekranın içindeyken gözlerimi kırpıştırdım. "Bakabilir miyim videoya?"
"Tabii. İstemezseniz hemen silerim ama bu anları kaydedebilir miyim? Tiktok hesabı açacağım da."
Başımı salladım ve video durdu.
"Bu tamamen taslak bir video," dedim ve tekrar patronlarıma döndüm. "Aklımızda tesadüf bir aşkı ölümsüzleştirmek var. Hızlı başlayıp beklenilen kaosu kullanıcılara vereceğiz. Biraz entrika ve biraz kaos olacak ama asıl konumuz aşk."
"Peki bunun için oyuncu mu tutacaksınız?" Dayımın sorusunu Evren cevapladı.
"Bu konuda oyuncuların gizliliğinde sıkıntı çıkabileceğini düşündüğümüz için şirket içinden birilerinin olmasına karar verdik. Hatta Hilal Hanım siz de uygun görürseniz benim oynamamı istiyor."
"Peki ya kadın kim olacak?" Yakup Bey merakla sorduğunda kısa bir an Evren'le bakıştık. O bana bunun cevabını bilmediği için bakıyordu ben ise kafamda kurduğum cevapla onu şok edeceğim için ona bakıyordum.
Evren'deki bakışlarımı çekerken Serkan'la göz göze geldik. Az önceki laflarından sonra ilk defa göz göze gelmiştik. Bana nefretle bakmasını bekledim ama beni karşılayan şey bir taktirdi. Belki de başka birkaç duygu daha vardı ama tek anlayabildiğim buydu.
Yakup Bey'i cevapsız bırakmamak için konuştum. "Kadın karakterini oynayacak kişi benim."
O an Evren'e bakmasam bile şaşkınlığını hissetmiştim. Bakışlarımı Serkan'a çevirdiğimde az önceki takdir gitmişti. Bunu beklemiyordu ama tek beklemeyen o değildi, ben bile beklemiyordum. Az önce Evren'e baktığım an buna karar vermiştim.
"Bunun için ciddi bir sözleşme imzalamanız gerekecek. Reklam bitene kadar birçok şey konusunda taviz vereceksiniz. Yeri gelecek özel hayatınız diye bir şey kalmayacak. Bir nevi reklam yüzü olacaksınız. Bunun farkındasınız, değil mi?"
Yakup Bey'in ciddi sesi beni biraz ürkütse de Evren benden daha cesurdu. "Farkındayız Yakup Bey. Ben bunu kabul ettim zaten. Hilal Hanım da kabul ederse ben bu süreçte yanında olmaya devam edeceğim."
Vazgeçebilirdim çünkü hiç bilmediğim bir şeye adım atıyordum. Özel hayatım olmayacaktı. Reklam yüzü olacak ve sahte bir aşk için rol yapacaktım.
Birinin beni durdurması gerekiyordu ama kimse beni durdurmayacaktı. Serkan'ın yüzümü talan eden bakışları keşke sadece yüzümü talan etse, kalbime dokunmasaydı. Belki o zaman bu kadar çabuk kabul etmezdim bu işi ama artık geri dönemezdim.
"Kabul ediyorum," dedim ve gülümsedim. "Şirket için değer."
Dayımın bakışlarını görsem de ona da bakamadım. Bu bir dönüm noktasıydı ve ben bunu iliklerime kadar hissediyordum.
"Bizim sunumumuz bu kadar," dedim ve yüzümdeki garip gülümsemeyle Serkan'a baktım. "Siz anlatabilirsiniz Serkan Bey."
"Biz farkında olmadan Hilal Hanım'la neredeyse aynı bir proje yapmışız," diye söze girdi Serkan. Bakışları bana değmedi. "Yıllardır sosyal medyaya girmemiz gerektiğini size ileten de bendim. Ben bir fikir düşündüm ve sonrasında Kumsal Hanım'la bu fikri geliştirdik. Aynı Hilal Hanım ve Evren Bey gibi aşkı kullanarak sosyal medyada içerik üretmek geldi aklımıza ama bizim asıl konumuzun yanında geniş bir arkadaş grubu da var. Birbiriyle tanışmış ve farklı mecralarda içerik üreten arkadaş topluluğunun içindeki aşkı konu alacaktık."
Geçmiş zaman eklerini kullanması beni şaşırtıyordu. Sanki vazgeçmiş gibiydi. Evet, konumuz aşktı ama sandığım kadar da benzemiyordu ve bu beni biraz daha mahçup hissettirdi. Yine de ona özür dilemek çok zor geliyordu bana.
"Güzel bir fikir," dedi Yakup Bey ve ellerini masanın üzerine yerleştirip bana kısa bir bakış attı. "Hilal Hanım ve Evren Bey'in fikriyle birleştirebiliriz. Peki siz oyuncu işini ne yapacaksınız?"
"Serkan Bey beni işe bu yüzden aldırdı," dedi Kumsal. "Hikayenin başrol kızı ben olacağım."
Kumsal duraksadığında onların da erkek başrolü bulamadığını düşünmüştüm ki Serkan sözü devraldı. "Ben de başrol erkek olacağım. Arkadaş grubu için de kendi arkadaşlarımı kullanmak vardı aklımda."
Bakışlarım Serkan'ın üzerine kaydı ve donduğumu hissettim. O da mı bu işin içinde olacaktı yani? Kameranın arkasında olması gerekmiyor muydu?
"Şöyle yapalım," dedi Yeliz Hanım. Kendisi şirketin hissedarıydı ve aynı zamanda Yakup Bey'le evliydi. "Hilal Hanım ve Evren Bey ile siz arkadaş olun. Aslına bakarsanız çiftlerden pek emin olamadım. Sanki eş değiştirirseniz daha güzel işler çıkartabiliriz."
"Hayır," dedik birden Serkan'la aynı anda. Böyle bir tepki beklemeyen patronlarımız haliyle şaşırdı. Serkan hemen sözü devraldı. "Çiftler gerçekten de çok iyi oldu. Hepimiz böyle daha rahat davranabileceğimizi düşünüyoruz."
Serkan onaylamamızı istiyorcasına bize baktığında hızla onayladım çünkü bu nadir bir andı, her zaman aynı fikirde olamıyorduk. "Evet, Serkan Bey haklı."
"O zaman bunu deneyelim, uyumlarınızdan emin olamazsak bir de çift değiştirerek yaparız."
Korktum. Serkan'la böyle bir yola girmekten ölesiye korktum.
Ama artık bu işe girmiştik. Neyse ki uyumlu değildik, bir şansımız bile yoktu.
"Tabii. Bir de öyle yaparız," dedi Serkan ve bana kısa bir bakış attı ama tek tepkim minik bir tebessümle ona bakmaktı. Sıcak veya içten değildi, aksine kardan adama kömürle gülümsermişler gibiydi ama bu kadarını yapabiliyordum.
"O zaman sözleşme için temel birkaç maddeden şimdiden haberiniz olsun." Dayım özellikle bana bakıyor ve kaçmam için bir kapı aralıyordu. "Planlanan süre dahilinde bu işten arkadaşlarınız da dahil kimseye bahsetmeyeceksiniz."
Ayşenur'a bunu söyleyemeyecek olmam dudağımın iç kısmını ısırmama neden oldu. İleride her şey bittiğinde bana çok kızacaktı ama o imzayı attığım an her ne yazıyorsa kabul etmiş olacaktım. Ve ben bu kuyuya kendimi atmıştım. Kimse beni zorlamamıştı ama ben kuyunun sonunu biliyormuşçasına bir anda atlayıvermiştim.
"Ailelerimiz dahil mi?" diye sordu Kumsal. Ona bakmadım, dayıma odaklandım.
"Ailelerinize sadece gizlilik ilkeleri dahilinde bahsedebilirsiniz. Genel hatlar dışında hiçbir şeyden bahsedemezsiniz." Bakışları bendeydi ve hâlâ kalkmamı bekliyormuş gibiydi.
"Anladım," diye mırıldandı Kumsal. Gözlerimin ucuyla ona baktığımda o da biraz olsun gergin görünüyordu. Zor bir işe girdiğimizi herkes hissediyor olmalıydı.
"Tabii ki bu reklam çalışması bitene kadar kimseyle duygusal bir ilişki içine giremezsiniz. Arkadaşlarınızla buluşsanız bile birisine karşı bir şeyler hissedemezsiniz." Dayımın bakışları tekrar bana döndü. "Hissetseniz dahi bunu sizden başka kimse bilmemeli."
"Bunu yapabiliriz," dedim ve Evren'e kısa bir bakış attım. "Peki ya çiftler birbirine karşı bir şeyler hissederse?"
Serkan'ın yakıcı mavi gözlerini yüzümde hissettim ama ona baktığım her an kötü hissetmeye devam ediyordum bu yüzden sadece bana bir cevap vermesi için dayıma baktım. Dayımla böyle bir şey hakkında konuşmak garip hissettiriyordu ama beni yargılayacak biri değildi, sonuçta o da okumuş ve farklı dünyalar görmüş biriydi. Ben de küçük bir çocuk sayılmazdım.
"Eğer böyle bir şey olursa memnuniyetle karşılarız. Çiftler sevilirse ve beklediğiniz gibi ilgi görürse ileride çiftler de isterse kısa videolar daha çekilebilir." Dayım masaya doğru eğildi ve epey ciddi bir şekilde hepimize baktı. "Ama esas çiftler dışında birbirinize karşı bir şey hissederseniz bunu kabul etmeyiz. Sözleşme süresi bitene kadar partneriniz dışındaki diğer kişiyle olamazsınız. Ha, gizlice olabileceğinizi sanıyorsanız ve yakalanırsanız sözleşmede belirlenen ücreti ödeyip şirketten çıkarttılırsınız."
Evet... bu epey kötüydü.
"Böyle bir şey olmayacak," dedim ve tebessüm ettim.
"Sevindim. O zaman şimdilik herkes işlerine dönsün. Biz de sözleşme için bir toplantı yapalım. Sözleşme hazır olana kadar işlerinizle ilgilenebilirsiniz ama sonrasında şirketle tek bağınız size gelen mail ve online toplantılar olacak. İyi çalışmalar arkadaşlar."
Hepimiz eşyalarımızı toplayıp odadan tek tek ayrılırken en son çıkan ben olmuştum. Dayımın diğer ortaklardan izin isteyerek peşimden kalkmasıyla benimle konuşacağını anlayarak Evren'e seslendim. "Evren ben lavaboya gidiyorum, sen geç istersen."
"Terasa gelsene. Seninle konuşmam lazım."
"Tamam," dedim ve ona el sallayıp dayıma mesaj atarak odasına gittim. Benimle burada konuşması kesinlikle en mantıklısıydı.
"Sen ne yapıyorsun Hilal?" dedi birden dayım ve kapıyı kapatıp bana doğru ilerlemeye başladı.
"Sadece işimi yapıyorum."
"Senin işin oyunculuk yapman mı? Hadi tamam diğerleri düşünmüş ve oynamayı kabul etmiş ama sen? Sen bunu nasıl yaparsın?"
"Oyuncu tutup her şeyin palavra olduğunu söylemelerini mi istiyorsun dayı?"
"İstemiyorum tabii ki ama senin böyle bir işe kalkışman hiç hoşuma gitmedi. Üstünde büyük bir yük olacak. O bir dakika bile olmayan reklamlar için kaç saat uğraşılıyor bilmiyorsun. İçerik üretmek sandığın kadar hızlı bir şey değil. Hele ki insanlar sizden daha sık bir şeyler istemeye başladığında işler daha da karışacak. Bir de sevmediğin biriyle olur olmadık yakın olacaksın."
"Evren sevdiğim bir arkadaşım," dedim ama dayım dalga geçermiş gibi güldü.
"Bahsettiğim sevgi o değildi Hilal. Arkadaşınla böyle bir işe girmek çok risklidir. Ona aşık olabilirsin ya da o sana olabilir ama illa biri sonunda üzülür. Arkadaşlığınız iş için bozulsun mu istiyorsun?"
"Senin asıl istediğin Evren'le partner olmamam mı?" diye sordum ve kaşlarım çatıldı. Dayım derin nefes alıp üzerindeki siyah takımı düzeltirken konuştu. "Benim istediğim şey tamamen senin iyiliğin için bundan uzak durman. Serkan'la partner olabilirsin, anladığım kadarıyla arkadaş değilsiniz."
"Serkan'la falan partner olmam!" diye yükseldim bir anda. Dayım bunu beklemiyordu bu yüzden kaşları çatılmıştı. "Bunu benden isteme dayı."
"Senden direkt bu işten uzak durmanı istiyorum Hilal." İşaret parmağını salladı. "Evet şirket için mantıklı bir iş ama buna katılırsan o bıktığın hayatına bile kavuşamayacaksın. Farkına var bunun."
"Ben her şeyin farkındayım ve çocuk değilim, dayı."
"İşler istemediğin gibi gittiğinde ve ayrılmak istediğinde hiçbir şey yapamayacağımı unutma. O zaman haklı olduğumu anlayacaksın."
"Sen de fotoğraf makineleri ve kameralar hiç olmadığı kadar fazla satılırken benim haklı olduğumu anlayacaksın dayı. Şimdi izninle işimin başına dönmem lazım. Sana da iyi çalışmalar." Bir şey demesine izin vermeden hızla odasını terk ettim.
Bugün yeteri kadar kötüydü ve nefesimi kesmişti. Önce Serkan ve Kumsal'ın gösterdikleri sonra da bir anda olaya atlayıp kendimi kamera önüne atmaya karar vermem ve en son dayımla konuşmam... Ben de içindeki kötü histen bir şeylerin istemediğim yönde olacağını düşünüyordum.
Ya Serkan'la daha uyumlu bulurlarsa bizi? O zaman ne olacaktı? Evet, uyumsuz olduğumuzu biliyordum ama hiç üçüncü bir gözden nasıl göründüğümüze bakmamıştım. Ya sandığım kadar uyumsuz değilsek?
"Sakin ol Hilal," dedim kendi kendime ve terasa doğru ilerledim. Kötü hislere rağmen her şey çok güzel olacaktı. Bence Evren'le uyumumuz vardı ve bunun sayesinde Serkan'la denememize bile gerekmeyecekti.
Terasın kapısını açıp bakışlarımı boş terasta gezdirdim ve köşede, bulutların kapladığı gökyüzünü inceleyen Evren'in yanına ilerledim. "Şu bulut çiçeğe benzemiyor mu ya?"
"Hıhı," dedi Evren ama işaret ettiğim buluta bile baktığını düşünmüyordum. Elimi indirip ona döndüğümde beklediğim o soruyu sordu. "Neden bir anda partnerim olmaya karar verdin Hilal?"
Mavi gözlerinin arkasındaki gri bulutları ve belirsizlikleri gördüğümü hissettim o an. Çünkü daha birkaç gün önceye hatta bu sabaha kadar ona bu işte kameranın önünde değil de arkasında olmak istediğimi söylemiştim ve şimdi sürpriz bir şekilde kendimi öne atmış, her şeyi kabul etmiştim. Bu benim için de beklenmedikti bu yüzden birkaç saniye boyunca Evren'in gökyüzünden birkaç ton farklı gözlerinin içine bakıp bir cevap aradım.
Ama cevap Evren'in gözlerinin içinde değildi. Bazen, yanlış gözlerde cevap arardınız ve ben bunu daha Evren'in gözlerine baktığım ilk saniye anlamıştım ama yine de şansımı zorlamak zorundaydım.
Gözlerimi kaçırıp az önce çiçeğe benzettiğim ama şimdi hiçbir şeye benzemeyen buluta baktım. "Seni bu işte yalnız bırakmak istemedim."
"Az önce mi beni yalnız bırakmamaya karar verdin yoksa en başından beri beni umutlandırmamak için mi karar verdiğini sakladın?"
İkisi de değildi ama bunu dersem bu sefer de neden bir anda atladığımı açıklamak zorunda kalacaktım ve benim açıklayacak tek bir kelimem bile yoktu. Cevabı ben de bilmiyordum ve bu belirsizlik karnıma tekme yemişim gibi hissettiriyordu.
Gökyüzündeki dağılmış buluta bakmayı kesip tekrardan bakışlarımı Evren'e çevirdim. Gözlerindeki o merak hâlâ yerli yerinde duruyordu ve bu konuşmamı zorlaştırıyordu. "Az önce karar verdim."
"Sence de garip değil mi Hilal?" diye sordu ve dudaklarını ıslatıp göğsünü şişirerek derin bir nefes aldı. Nefesini dışarı verirken yorulmuş gibi omuzlarını düşürmüş ve gözlerini kısmıştı. "Bunca zaman kesin bir şekilde kameranın önünde olmayı reddederken bir anda bütün riskleri alarak aylar sürecek bir işe girişmen çok garip. Hem de düşünmeden, bir anda kendini ortaya atarak..."
"Bana da garip geliyor Evren," diye itiraf ettim. Bu, Evren'in gözlerini biraz daha kısıp beni anlamaya çalışırcasına bakmadına neden oldu. "O an sanki bu işte ben olmazsam istenilen hiçbir şey düzgün olmayacakmış gibi hissettim. Evet, oyuncu tutabilirdik ama oyuncunun belli bir kitlesi varken bunun Pr olduğunu hemen anlarlardı. Şirketten başka kimsenin de bir genci oynayacak kadar genç olduğunu düşünmüyorum. Benden daha iyi başka bir seçenek yoktu."
"Sabah Kumsal yanıma geldi ve senin Serkan Bey'e iftira attığını anlattı," dedi birden ve şaşırmama neden oldu ama bunu anlamasına izin vermeden gökyüzüne çevirdim bakışlarımı. Kılıca benzeyen bir bulut görmem Serkan'ın adı geçtiği için zihnimin bana bir oyunu muydu acaba?
"Sonra da ona inanmayacağımı düşünüp projelerinden bahsetti. Sana söylemedim çünkü dinlemeyeceğini biliyordum. Ben de senin projende oynayacağımı Kumsal'a söyledim ve başrol kızın eksik olduğunu da ekledim. Kumsal projelerin birleşebileceğini ve sen ve Serkan Bey izin verirse başrol kız olabileceğini söyledi bana."
"Bunu bana neden anlatıyorsun Evren?" dedim bakışlarımı kılıç şeklindeki buluttan alıp Evren'e tekrardan çevirirken. "Eğer benimle değil de Kumsal'la bu işi yapmak istersen seni durdurmam."
"Böyle bir şey istemediğimi biliyorsun, Hilal," dedi ve yanaklarını şişirip sesli bir nefes verdikten sonra konuşmaya devam etti. "Sen bir anda başrol kız olduğunu söylediğinde Serkan Bey de atladı ve o da başrol çocuk olduğunu ilan etti. Kumsal'a baktın mı bilmiyorum ama Kumsal'ın bundan haberi yoktu. Serkan sırf sen işin içine girdin diye dahil oldu. İşte bu aklımı karıştırıyor Hilal. İkiniz de birbirinizden hoşlanmıyorsunuz, en azından siz böyle diyorsunuz ama hareketleriniz hiç öyle gelmiyor ve bu beni ilkel insanlar gibi kıskandırtıyor."
"Sana kaç defa Serkan'la aramda bir şey olmadığını anlatmam gerekiyor Evren?" dedim kendimi tutamayıp biraz sert çıkışırken. "Onu sevseydim onu şirketten attırmaya çalışır mıydım sanıyorsun? Onu sevseydim böyle mi davranırdım? Ondan nefret ediyorum çünkü nefret edilecek biri!"
Bir alkış sesi duyduğumda ikimiz de sesin geldiği yön olan teras kapısına döndük ve onu gördüm. Yüzünde bir gülümsemeyle bize bakıyor ve gözlerini bile kırpmadan terasta yankılanacak şekilde bizi, hayır beni alkışlıyordu.
Yüzündeki gülümsemenin gözlerine ulaşmadığını hatta gökyüzünün en berrak tonu olan mavi gözlerinin gri bulutlarla sürgüne döndüğünü hissettim. Lisede gördüğüm çocuktan arta kaldığını düşündüğüm şey olan gülüşüne bulutlar indirmiştim.
Hava kapadı o an. Serkan'ın bulutları gökyüzünü griye boyadı ve ben ilk defa kendimi suçlu hissettim. Serkan benim en büyük hatamdı belki ama sanırım o da benimle tanıştığı için en büyük hatanın ben olduğumu düşünüyordu.
Yüzündeki gülümseme hatanın yani benim tohumumdu.
Ve ben o hata tohumlarını fidana çeviriyordum...
⏳