İçeriğe geç

Unutama Beni

Bölüm 16 · 15 dk okuma

Unutama Beni

Bölüm 16

15 | Şal

Kafamın içinde dönüp duran cümleleri öldürmeyi çok isterdim ama zihnim kurşun işlemiyordu. Cümleler intihar etmiyor, aksine seslerini daha da yükseltip beni yaralamak istercesine dönüp duruyorlardı.

Şirketteydim, sevdiğim bir işi yapıyordum ve hayatımın belki de en güzel yaşlarındaydım ama işler hiç de istediğim gibi gitmiyordu. Lisede bıraktığım ve orada kalması gereken biri için bu kadar düşünmem saçmalıktı. Gözlerimi dolduran düşüncelerim olmamalıydı mesela ya da dişlerimi sıkıp çenemi ağrıtmamam, boğazımı biri sıkıyormuş gibi hissetmemem lazımdı.

Ama hissediyordum. Biri beni parçalara ayırıyormuş gibi hissediyordum. Neredeyse bir aydır üzerinde çalıştığım sunumun bir benzerini yapmış olması imkansızdı. Bir, gece ve gündüz kadar zıtken nasıl aşkı kullanmayı akıl edebilmişti?

Evet bu beni sarsmıştı ve cümlelerimi onun yüzüne haykırmaktan çekinmemiştim ama o cümlelerini bileyip kalbime sapladığından bile habersizdi. Bana 'Twitter'da yazılar yazdığın o adam değilim' ben demişti. Oysaki daha birkaç saat önce Kumsal'a Unutama Beni şarkısını duyduğunu ve birinin ona şalını verdiğini anlatıyordu. O kız bendim, o yazılar onaydı.

Yüzüne söylemek üzereydim ama fark ettim ki Serkan bunu bile hak etmiyordu. Belki benim fikrimi çalmamıştı ama benden çaldığı çok büyük bir şey vardı. O çaldığı şeyin acısını bu sefer çıkartacaktım.

Yanımda bana baktığını hissettiğim Kumsal'a döndüm ve derin bir nefes aldım. "Ne sormak istiyorsan sor Kumsal. Bakışlarınla dikkatimi dağıtıyorsun."

"Serkan'a biraz fazla sert davranmıyor musun? Sizin aranızda olan bir şey beni ilgilendirmez ama Serkan gerçekten kötüydü. O birinin fikrini çalabilecek biri değil. Eğer görüş açını biraz daha genişletirsen onun aslında çok iyi biri olduğunu görebilirsin."

"Kimseye geniş açıdan bakmak zorunda değilim," dedim tekdüze bir sesle. Kumsal bunu beklemiyordu, yüzüne yerleşen şaşkınlık kırıntılarından bunu anlamıştım ama ona iyi kelimeler ya da cümleler kurmayacaktım. Kalbim kanıyordu ve ben yaranın çoktan yok olduğunu düşündüğüm bir zamanda kanın sıcaklığını hissetmiştim. İşte bu daha kötüydü. Serkan'ın kısık ama etkili sesi zihnimin duvarlarında dönüp dururken ona geniş açıyla bakmayacaktım. "Serkan kötüyse ona iyi gelecek birini bulabilir. Anladığım kadarıyla da bulmuş sayılır. Sen ona iyi gelirsin."

"Ne demek istiyorsun?"

"İkimiz de birbirimizi kandırmayalım Kumsal. Serkan'dan etkilendiğin belli. Evet, biz Serkan'la hiç anlaşamıyoruz ve anlaşamayacağız da ama bunu benden gizlemek zorunda değilsin. Serkan'a karşı bir şeyler hissediyorsan bol şans sana."

Bir şey demesine izin vermeden mesaimin bitişinden kurtulmamı kutlarcasına ayaklandım ve masamın üzerindeki ajandamı alıp kulaklığımı takarak Kumsal'ı orada yalnız bıraktım. Diyecek şeyleri olabilirdi ama benim kimseyi dinleyecek halim yoktu. Serkan'la olan tartışmamızdan sonra dakikaları saymıştım. Şimdiyse sonunda yalnızdım. Şarkı listemden en sevdiğim şarkılardan birini açtım ve sözlerin zihnimdeki sesi yok etmesini bekledim.

Yanımda birinin olmasını ve içimi dökebilmeyi çok isterdim. Ayşenur'u özlemiştim ama onun bu konuda benim yanımda olmayacağını biliyordum. Evren'e anlatamazdım, bunu ona yapamazdım. İdil'e söylesem işler istemediğim bir yola girerdi ki çoktan girmişti. Serkan'la bu noktaya gelmek bile istemiyordum. Tek istediğim onu göndermekti, böylelikle geçmişi tamamen rafa kaldırmış olacak ve ruhum da kalbimde huzura erecekti.

Şimdiyse kendimi tabutun içinde yatıyormuş gibi hissediyordum. Şirkete girmeden önceki halimi çok özlüyordum.

"Hilal!"

Birinin bana seslendiğini fark ettiğimde bakışlarımı kaldırımdan çekip kulaklığımın tekini çıkardım ve etrafıma bakındım. Liseden Ayşenur kadar yakın olmasam da başka bir arkadaşımı fark ettiğimde gözlerimi kırpıştırmıştım. "Gürkan?"

"Seni burada görmeyi beklemiyordum. Saçlarından tanıdım." Yanıma geldi ve tebessüm edip bana sarılmak için hamle yaptı. Hemen sarılışına karşılık verip ben de minik bir tebessümle ona baktım. Evet, iğrenç bir gün geçirmiştim ama Gürkan iyi biriydi ve onu görmeyeli yıllar oluyordu. Lisedeki çelimsizliği gitmiş yerine kaslar gelmişti. Lisedeyken alnına gelen saçlarını da artık dağınık kullanıyordu ve bu yüzünü daha dikkat çekici yapmıştı.

"Benim için de seni görmek beklenmedik oldu. Epey değişmişsin görmeyeli," dedim ve hızla ekledim. "Yakışmış bu tarzın."

"Teşekkür ederim." Güldü ve saçlarını karıştırdı. "Reddedilince insan değişiyor işte. Sen de hiç değişmemişsin, hâlâ lisedeki gibisin."

Belki bu diğer insanlar için iyi bir şeydi ama benim için hiç iyi bir şey değildi. Geçmiş yakama bu kadar yapışmışken nasıl kurtulacaktım ben?

"Vaktin varsa bir yerlere oturup bir kahve içelim mi? Geçmişi yad ederiz hem," diye bir teklifte bulunduğunda, her ne kadar eve gidip bütün gece tavanla bakışarak şarkı dinlemek istesem de bu teklifi reddetmedim.

"Olur tabii ki."

Beraber yürümeye başladığımızda Gürkan hemen soru sormaya başlamıştı. "Nasılsın görüşmeyeli, neler yapıyorsun?"

"İki ay önce bir şirkete girdim şu an orada çalışıyorum. İş-ev arasında gidiyor hayatım yani çok klasik. Senin nasıl gidiyor?"

"Aslında benimki biraz maceralı," dediğinde merakla yüzüne baktım. Güldü ve göz kırptı bana. "Birkaç hafta önce New York'tan geldim. Beş gün sonra da geri gideceğim. Nişanım var da."

"Tebrik ederim," dedim. Onun adına sevinmiştim çünkü lisedeyken oturup konuştuğumuz çok olurdu. O zamanlar pek ilgi çeken birisi sayılmıyordu bu yüzden kime bir şey hissetse sonu hüsranla bitiyordu. Sorunun kendisinde olduğunu düşünüp kendini hırpaladığı ve benim de onun ne kadar iyi biri olduğunu söylediğim çok an olmuştu. Birinden hoşlandığımı da biliyordu ama bunun kim olduğunu hiçbir zaman söylememiştim. Söyleseydim eminim ki Serkan'la aramızı yapmak için her şeyi yapabilirdi.

"Teşekkürler. Lisede dediklerinde gerçekten haklıymışsın. Gerçek aşkın beni bir anda bulacağını ve en doğru zamanda olacağını anladığımda hep seni düşündüm. Sana yazacaktım ama ne hesabını bulabildim ne de numaranı..."

"Mutlu olduğunu görmek beni gerçekten çok sevindirdi. Sözlerimin işe yaradığı birilerini görmek iyiymiş."

"Sanırım sende henüz işe yaramamış," dedi ve bakışları ellerimde gezindi. Güldüm ve daha iyi görebilmesi için ellerimi ona doğru çevirdim. Eklem yüzüğüm dışında herhangi bir yüzük yoktu bu yüzden bakışları yüzüme döndü.

"Ben evlilikten de aşktan da çok uzaktayım şu an."

Bir kafenin önüne geldiğimizde Gürkan bana kapıyı açtı ve geçmem için minik bir tebessümle yüzüme baktı. Centilmenliği karşısında ben de gülümsedim ve kafenin içine girdim. Burası, İdil'le buluştuğum kafeydi bu yüzden boğazımda bir yumru hissetmiştim.

"Hiç öyle deme. Gerçekten doğru zamanda kendini aşk havuzunda yüzüyorken buluyorsun." Gürkan kapıyı kapatıp benimle beraber masaya doğru ilerlerken gülmeden edemedim.

"Ben o havuzda boğulurum, Gürkan."

"O lisedeki çocuğa mı aşıksın hâlâ?" diye bir anda sorduğunda boğazımdaki yumrunun varlığı daha da canımı yaktı. Bu cümleden de nefret ediyordum.

"Sanırım ben aşkı yanlış kişide aradım ve o da beni görmeyerek aşka küstürdü. Onu aşık değilim ama onu atlatamadım. Atlatsam belki de aşk havuzunda yüzeceğim ama atlatamadığım için boğulmaya devam ediyorum."

Bakışlarım kafenin içinde gezinirken bir anda onu gördüm. Nefes almayı bilirken bir anda suyun altına gömülmüş gibi ciğerlerimin acıdığını hissettim. Onu her gün görüyordum ama kavga etmemizin üstünden geçen birkaç saat sonra görmek garip hissettirmişti.

"Ben boğulmak istemiyorum, boğmak istiyorum," dedim bir anda ve Gürkan'a baktım. "Bıktım bu saçma histen. Hissetmek istemiyorum sadece normal olmak istiyorum."

"Normal olmadığını düşünüyorsan o kişiyi hâlâ seviyorsun demektir. Evet seni görmedi anlattığına göre ama bence ona ulaşıp içindeki her şeyi dökmelisin. Belki de böylelikle aşk havuzunda yüzersin."

Başımı iki yana salladım çünkü bunu yapmam artık imkansızdı. Kendime bir söz vermişken bunu yapamazdım.

Ben o aşk havuzunu alevlerle sarmak ve yok etmek istiyordum. Yorulmuştum. Bunca yıl hiç görmediğim ve zihnimin bir yerlerine gömdüğüm o liseli kız bir anda çıkıvermişti. Çıktığı gibi ortalığı yıkıyordu ama bir fark vardı, artık o kadar da aşık sayılmazdı. O mutsuzdu, pekala karşısındaki de mutsuz olmalıydı.

Yine de ortalığı yıksam da o mutsuz olunca hayal ettiğim mutluluk beni sarmalamıyordu. Aksine kendi kendime düşünmeye ve o üzüntüyü hissetmeye devam ediyordum. Bu da beni yoran bir şeydi. Her şeyin bitmesi için Serkan'ın hayatımdan bir daha gelmemek üzere çıkması gerekiyordu. Başka şansımız yoktu.

"Sorunu çözeceğim. Birine karşı bir şey hissetsem bile o kişiye olan hislerim bir daha kendimden daha önde olmayacak." Minik bir tebessümle Gürkan'a baktığımda bundan pek emin değilmiş gibi duruyordu ama sorgulamadı. Lisedeyken birçok kez kime aşık olduğumu sormuş ve öğrenmek için çabalamıştı ama ben istemediğim sürece ağzımdan tek kelime bile alamayacağının farkına vardığı an bundan vazgeçmişti. Şimdi de ne kadar kararlı olduğumun farkında olmalıydı.

Bazen bu inadımdan ben bile nefret ediyordum. Kinciydim, inatçıydım ve bir şeye fazla takıyordum. Bunları da düzeltmem gerekiyordu ama ilk olarak en büyük sorunu halledecektim.

Serkan masadan kalktığını göz ucuyla gördüm. Beni fark ettiğini bile sanmıyordum. Hoş bugün benimle yeteri kadar muhatap olmuş ve yeteri kadar kalbimi kırmıştı. Sözleri zihnimin duvarlarına çarpıp duruyordu ve bu kalbimdeki yangını biraz daha harlıyordu.

O mavi gözlerinin arkasına gizlenmiş şeytanı bir ben mi görüyordum?

O şeytansa sen melek mi oluyorsun Hilal?

Hiçbir zaman melek olduğumu savunmamıştım. Bugün ben de onun damarına basmış olabilirdim ama onun bana yaşattıkları arasında bu sinek ısırığı olarak kalırdı.

"Sen bilirsin, Hilal," dedi Gürkan. Konuyu daha fazla uzatmamayı tercih etmişti ama sesindeki umutsuzluk belliydi. Bunu yapabileceğime inanmıyordu, aslında kimse buna inanmıyordu. Tek inanan bendim herhalde.

Kafenin içinde gözlerimi gezdirirken İdil'le göz göze gelmiştik. Bunu bekliyordum aslında çünkü kafe o kadar kalabalık değildi ve İdil'in bakışları epey keskindi. Ona minik bir tebessümle baktığımda oturduğu yerden kalkıp Gürkan'la oturduğumuz masaya doğru ilerlemeye başladı.

Boğazımın kuruduğunu hissederken kendime birkaç saniye verdim ve bir role girmeye çalıştım. İdil'i sevsem dahi ona Serkan'la olan geçmişimi anlatamazdım.

"Merhaba. Görünce selam vermeden edemedim." Masamızın önüne geldiğinde bakışları Gürkan'la benim aramda gezindi ve kendisine has bir şekilde genişçe gülümsedi.

"Ben de seni içeri girerken gördüm ama Serkan yanındayken yanına gelesim hiç yoktu," dedim ve bakışlarımı Gürkan'a çevirdim. "Gürkan. Kendisi lise arkadaşım. İdil'le de Twitter'dan tanışmıştık."

Gürkan'la İdil tokalaştığında bir şeylerin yanlış gitmeye başladığını hissettim çünkü Gürkan'ın kaşları çatılmıştı. "Serkan, bizim sınıftaki Serkan, değil mi? Sen de onun dilinden düşürmediği arkadaşısın. Hatırladım şimdi."

Başımdan aşağıya kaynar su dökülmüş gibi hissederken boğazım çorak bir arazi gibi kupkuruydu. Birkaç saniye önce hissettiğim kötü hisler gün yüzüne çıkarken dudağımın içini ısırdım.

"Gürkan," dedim uyarırcasına. Gürkan'ın neden ona böyle bir tepki verdiğimi anlamadığını yüzündeki şaşkınlıktan anlayabiliyordum ama o zeki bir çocuktu, birkaç saniye içinde sır gibi sakladığım o gerçeği anlamış ve dudaklarını birbirine bastırmıştı.

Bugün lanet bir gündü.

Bakışlarımı İdil'e çevirdim ve her şey bozulmuş olmasına rağmen ona gülümsedim. O da artık bir şeyleri anlamış olmalıydı ki mavi gözlerinin arkasındaki heyecanı görüyordum. Serkan'a aşık olduğumu, en azından bir zamanlar aşık olduğumu anlamış olmalıydı. "Yanlış anlama İdil ama Serkan'ın aynı sınıfta okumuş olduğumuzu bilmesini istemiyorum. Hatta Serkan'ın hakkımda herhangi bir şey bilmesini de istemiyorum. Bu duyduğun şeyi ona söylemesen olur mu?"

"Serkan'dan hiçbir şey gizlemem ama bu senin özel hayatın. İstemezsen söylemem," dedi. Sözüne güvenmemi istiyormuş gibi bana bakıyordu ve ben içimdeki kuşkulara rağmen ona güvenmek zorundaydım. İdil beni anlayabilirdi.

"Teşekkür ederim," dedim ve gülümsememi genişlettim.

"Sonra görüşürüz o zaman," dedi ve Gürkan'a döndü. "Tanıştığıma memnun oldum."

"Ben de."

İdil bana el sallayıp ne ara kafenin çıkışına geçmiş olduğunu anlayamadığım Serkan'ın yanına ilerledi. Bir saniye bile bakışlarımı ondan çekemiyordum. Eğer söyleseydi hemen söylerdi değil mi?

İdil'e güvenmememin nedeni Serkan'ın en yakın arkadaşı olmasıydı yoksa kötü bir kız değildi. Hatta çok tatlı bir kızdı ama sorun Serkan'ın en yakını olmasıydı. Şimdi de onda her şeyi değiştirebilecek bir sırrım vardı.

"Demek Serkan'dı," diye mırıldandı Gürkan. O ana kadar varlığını unutmuştum. "Pardon Serkan'dı demek yanlış olur, direkt olarak Serkan çünkü hâlâ ona aşıksın."

"Değilim," dedim hızla. "Yıllar sonra aynı şirkette çalışıp aynı ortama girmiş ve aynı arkadaşlarımız olabilir ama değilim."

"Bu aşık olmamış halinse aşık olduğun halini çok merak ettim." Gürkan kollarını göğsünde bağladı. Terlediğimi hissediyordum ama bunun sıcaktan kaynaklandığından pek emin değildim. Bugün gerçekten de lanetli olmalıydı.

"Bir dakika o zaman Serkan'ın üzerine şal örten kız da sensin değil mi?"

"Ne önemi var Gürkan? Sadece aptal bir şal," dedim ve işaret parmağımı bir saç lüleme takıp onunla oynamaya başladım. Böylelikle biraz olsun stresimi atabilirdim. Umarım...

"Çok şey değiştirir. Serkan o kızı bulmak için ne kadar uğraştı biliyor musun sen? Ne düşündü bilmiyorum ama gerçekten heyecanlıydı kızı yani seni ararken."

Boğazımdaki yumrunun varlığını daha da hissettim. "Dediğim gibi artık bir önemi yok. Serkan'ı sevmiyorum ve o da beni sevmiyor. Hem artık şirketteki iki düşmanız ve birbirimizin ayağını kaydırmaya çalışıyoruz."

Gürkan beni onaylamıyormuş gibi başını iki yana salladığında sinirlerime hakim olmaya çalışıyordum ama bu zordu.

"Neyse ben epey yorgunum, eve gitsem iyi olacak. Seni de tekrardan kutlarım." Kaçarcasına ayaklandım ve ona kısaca sarılıp içemediğim kahvemin parasını ödeyerek yanından ayrıldım.

Sanırım artık kendi halimde kalıp düşüncelere boğulabilirdim. Sonunda.

⏳

-Geçmiş-

Serkan;

"Serkan gelsene oğlum. Karnın acıkmadı mı senin?" Arkadaşım Emir başımda dikildiğinde burnumu çekip arkama yaslandım ve başımı usulca iki yana salladım.

"Sen git kanka ya, ben bir teneffüs önce bir şeyler yemiştim. Hem hastayım biraz, yatacağım o yüzden."

"Kötü olursan haber et. Asuman hocanın dersini ekip hastaneye gideriz." Emir'in dediğine karşılık başımı zar zor salladım. Hastayken başımı bile sallamak zor geliyordu.

Emir sınıftan çıktığında ağrıyan başımı sert sıraya bıraktım ve zar zor açık tutmaya çalıştığım gözlerimi kapattım.

Boş sınıfın sessizliği eşliğinde sıranın sertliği bile bana batmamıştı. Birkaç dakika içinde uykunun sıcak sandığım kollarının arasına girdiğimi hissetmiştim. Hastayken hiç olmadığım kadar durgun olurdum. Neşeli halimin yerine mızmız bir çocuk gelir, nefes alırken bile zorlanırdı.

Burnum tıkalı olduğundan dudaklarım aralık bir şekildeydim. Boğazımın kuruduğunu hissetsem de başımı kaldırıp sıramın üzerinde olan su şişesini alabilecek gücü kendimde bulamıyordum.

Uyur uyanık bir şekilde yatarken kapının açıldığını hissettim. Hemen pencerenin yanında yattığımdan soğuk rüzgar vücudumu biraz daha üşütmüş istemeden biraz daha kendime sarılmıştım. Gözlerimi açabilecek gücü bile kendimde bulamazken kalkıp da pencereyi kapatamazdım.

O sıra birinin pencereleri tek tek kapattığını işittim. Kim olduğuna bakmak istesem de gözlerimi aralasam bile göremeyeceğimi biliyordum.

Sınıftaki pencerelerin neredeyse hepsi kapandı. En sonunda benim altında yattığım pencere de kapandığında birinin varlığını ve sıcaklığını net bir şekilde hissettim. Kimdi hiçbir fikrim yoktu ama varlığı kaloriferden yayılan sıcaklıktan daha sıcaktı sanki.

Belki de bu uykunun içindeki bir düşümdü. Bu yüzden pek sorgulamadım birinin varlığını. Bazen hayaller gördüğümü ve kafamda bir şeyler kurduğumu düşünüyordum. Bu da öyle bir an olmalıydı.

Bir şeyler mırıldandığını hayal meyal duydum ama o an öyle bir üşümüştüm ki kollarımı birbirine sarmak zorunda hissetmiştim kendimi.

Omzumun üzerinde belli belirsiz bir çift el hissettiğimde ne olduğunu anlayamadan bir yerlerden tanıdığım bir koku burnuma doldu. Koku beni içine çekerken dudaklarımda istemsiz bir hareketlilik olduğunu hissetmiştim. Bu kokuyu tanıyordum. Yıllar önce duymuştum ama tam olarak ne zamandı hatırlamıyordum.

"Çok güzel kokuyor. Çok tanıdık..."

"Unutma bu kokuyu," diye fısıldadı biri ama sesi öyle kısıktı ki kim olduğunu anlayamadım. Omuzumdaki şalı düzeltip sıradan kalkmadan önce tekrar kulağıma fısıldadı. "Unutma beni, unutama beni."

Duyduğum son kelimeler bunlardı. Bir rüyanın içine hapsolduğumu ve ateşim yüzünden böyle bir hayal kurduğumu düşünürken İdil'in beni uyandırmasıyla aslında hayal görmediğimi anlamıştım.

"Ay limon kafam sen hasta mı oldun? Emir söylemese hasta olduğunu bile bilmeyeceğim. Yazıklar olsun sana." İdil'in buz gibi eli yanağıma değdiğinde gözlerimi açtığım gibi başımı ondan uzaklaştırdım ve kuruyan boğazım yüzünden öksürdüm. "Oy bir de öksürüyor. Kıyamam sana limon kafam."

Omuzlarımda hissettiğim ağırlıkla bakışlarımı üzerimdeki bordo rengi şala çevirdim. "Bunu üstüme sen mi örttün?"

İdil, üzerimdeki şalı yeni fark etmiş gibi gözlerini kocaman açtı ve bir elini dudaklarının üzerine yerleştirip şaşkınlığını gizlemeye çalıştı. "Oha yoksa birileri sana aşık ve bundan benim haberim yok mu? Serkan sevgili yapıp bana söylemediysen seni şimdi şu camdan sallandırırım valla hasta masta da dinlemem he. Gözlerim halis mi görüyor benim?"

"Kızım sen deli misin hasta hasta yatarken nereden bulayım ben sevgili?" dedim bana bile garip gelen sesimle.

"Okuldaki namın çapkın Serkan olduğundan bilemiyorum valla," dedi İdil ve şalı omuzumdan çekip kokladı. "İstersen mükemmel koku duyumla bütün kızları koklayıp sana şalını vermek gibi bir hata yapan kızı bulurum ama bunun için bana yüz lira ateşlemen lazım."

"Yüz lirayı kim bulmuş da bende olsun?" dedim homurdanarak. Babam bana haftalık o kadar bile vermiyordu!

"İyi o zaman kendin bul kızı," dedi ve şalı masamın üzerine bıraktı. "Lütfen geçen sevgilin olmasın bu şalın sahibi. Kız çaktırmadan beni Facebook'undan silmişti ya. Yelloz."

Ağrıyan şakaklarımı ovuşturup şala bakmaya devam ettim. İdil haklıydı ama eski sevgilimin bu şalı omuzlarıma koyduğunu düşünmüyordum çünkü biraz kötü ayrılmıştık. İdil'i kıskanıyordu ve bana bir seçim yapmamı söylemişti. İdil benim kardeşimdi ve ben tabii ki onu seçmiştim. Eh haliyle kız da bana lanetler okumuştu.

Sanırım İdil'le aramızdaki bağ yüzünden hayatımın sonuna kadar yalnız olacaktım çünkü İdil'e söylemesem bile neredeyse bütün ilişkilerim hep İdil'i kıskanmalarından bitmişti. Oysaki ben İdil'e kardeş gibi davrandığımdan emindim. Biz beraber büyümüştük ve bu mecaz değil gerçekti. Hatta heveslenip İdil'in biberonunu ağzına tıktığım bile olmuştu. Ona asla başka bir gözle bakmazdım ama hiç kimse bunu anlamıyordu.

"O değil," diye kestirip attım. "Elli liraya anlaşsak ve kızı bana bulsan?"

İdil'e şirin olduğumu düşündüğüm bir gülümsemeyle baktım ama bunu yapmak o kadar zordu ki sadece birkaç saniye o gülümsemeyle kalmış ardından başımı şalın üstüne yerleştirmiştim.

"Yıl olmuş 2015 sen hâlâ cimrisin. Bulamam valla."

"Öf İdil," dedim ve biraz da mızmızlandım. "Çok hastayım, ölüyorum ama sen bana bakmak yerine soymaya çalışıyorsun. Hani kardeşlik, dostluk? Nerede kaldı o sözler?"

"Çok hastaysan hastaneye gidelim koçum. Kızı sonra da buluruz."

"Olmaz," dedim birden ve burnuma dolan parfümle karışık kokuyu biraz daha soludum. "İçimden bir ses bu şalın sahibinin benim için çok önemli biri olduğunu söylüyor."

"Sıradaki yengemi ben mi bulacağım ya? Sana göre seninle çıkan herkes önemli biri ama benim için hepsi mal. Kusura bakma Seko ama seni sevenlerin genelinde bir sıkıntı var. Şimdi bu şal kim bilir hangi psikopatındır?"

"Hadi ama İdil'im, balım, birtanem..."

"İyi be iyi. Sorduracağım. Sen sizin sınıftaki kızlara sor ben okuldaki kızları hallederim."

"Balsın sen," dedim ve güçlükle kolumu kaldırıp yanağından bir makas aldım. Beyaz tenli olduğu için yüzü hızla kızarırken dudaklarımda minik bir tebessüm oluşmuştu bile. Bana öfkeyle baktı ama kıyamadığı için elime vurmadı. "Hastaneye gidelim mi?"

"Yok iyiyim ben," dedim ve başımı kaldırdım. "Hadi git araştırma yap."

"Öküz Seko," diye söylenerek yanımdan uzaklaştığında sıramın üzerindeki şala sırıtarak baktım.

O gün hem ben hem İdil şalın sahibini bulmak için çok uğraşmıştık ama şans bu ya kimsenin değildi. Ya da kimse şalın onun olduğunu söylemiyordu. Birilerinin yalan söylediğini biliyordum ama kimdi bilmiyordum. İdil'e göre de kimsenin kokusu tutmuyordu. Kız hayalimdeydi ve bir anda yok olmuş gibiydi.

Bütün umutlarım bitmişti. Bunu daha önce de yaşamıştım. Aynı şey olmuş, yağmurda gördüğüm ve bir daha varlığını bulamadığım o kızla aynı şey olmuştu. Neden böyle oluyordu hiçbir fikrim yoktu ama belki bir gün şalı sahibine verebilirim diye dolabımın derinliklerine yerleştirmiştim.

Hâlâ oradaydı ve bulamayacağımı bilsem bile saklıyordum.

Ama sahibi sandığım gibi uzaklarda değil, burnumun ucundaydı...

⏳

Bölüm sonu

2 yorum