Serkan;
"Çok beklenmedik oldu şimdi bu!" Kumsal şaşkınca yüzüme bakarken güldüm ve omuz silktim.
"Bazen beklenmedik olman gerekir. Sen dahil herkesi şaşırtayım dedim ben de," dedim ve ona göz kırpıp önümdeki dosyalara baktım ama aklım başımda değil gibiydi bu yüzden gördüğüm yazıları da sayıları da algılayamıyordum.
"Şirket hayatından bıkıp kendini kameraların önüne atacağını hiç tahmin etmemiştim valla. Sen bana fikrini anlatırken bile bunu yapabileceğini düşünmüyordum ama Hilal bir anda konuyu açınca sen de atladın. Bu şaşırtıcı valla."
Hilal'in adının geçmesi bile çenemi sıkmama neden oluyordu ve Kumsal'ın bunu anlamaması imkansızdı. Bugün hele ki o toplantıda onu yeteri kadar uyardığımı düşünüyordum. Kumsal da beni korumuş ve doğruları göstererek onu susturmuştu. Bu yüzden Kumsal'a minnettardım. Hilal beni dinlemezdi çünkü. O bilgisayarı açıp belgeyi kaydettiğim tarihi göstersem bakmazdı bile.
"Konunun Hilal'le bir alakası yok," dedim ve dosyanın kapağını kapatıp ayaklandım. "Ben terasa hava almaya gidiyorum. Geliyor musun?"
"Ay yok gelemem. Hâlâ raporlamam gereken birkaç evrak var ve saat geçiyor. Anca yazarım. Sen de çok terasta durma yağmur yağacak diyorlar."
"Tamam anne," diyerek gözlerimi devirdiğimde bana işaret parmağını sallayarak odamdan koşturarak çıktı. Arkasından gülerken saçımı karıştırıp ceketimin önündeki tek düğmeyi açtım ve biraz olsun rahatlayıp odamdan çıktım.
Kumsal'a yalan söylemiştim ve bu beni epey rahatsız ediyordu. Hilal bir anda başrol kız olacağını söylediğinde ondan altta kalmak istememiş ve ben de başrol çocuk olmayı göze almıştım. Bana ettiği onca laftan sonra en çok ilgi çeken aşk hikayesinin ben ve Kumsal'ınki olması için elimden geleni yapacaktım. Böylelikle onun sinirlerini bozan yeni bir özelliğim daha olmuş olacaktı.
Teras katına çıkıp kapıyı yavaşça açtığımda ileride konuşan Hilal ve Evren'le karşılaştım. İnsanları dinlemek huyum değildi ama kulaklarım vardı ve ne yazık ki normal olan bütün sesleri duyuyordu.
Hilal'in esen ılık rüzgarla beraber uçuşan saçlarına bakarken konuştukları da rüzgarla yüzüme bir kaya gibi çarptı.
"Sana kaç defa Serkan'la aramda bir şey olmadığını anlatmam gerekiyor Evren?" dedi aynı benimle konuşuyormuş gibi tükürürcesine söylerken. "Onu sevseydim onu şirketten attırmaya çalışır mıydım sanıyorsun? Onu sevseydim böyle mi davranırdım? Ondan nefret ediyorum çünkü nefret edilecek biri!"
Hiçbir şeyi takmıyormuş gibi görünen bir adamdım ama bazı laflar o görüntümün yıkılmasına neden oluyordu. Hilal, on cümlesinden dokuzunu beni parçalamak için kurduğunu düşünüyordum çünkü her kelime yıkılmaz dediğim benliğimi sallandırıyor ve parçalıyordu sanki.
Bana denilen her kötü şeyle dalga geçip gülecek kadar rahat ve umursamaz görünüyordum ama ben de bir insandım. Bazen cümleler benim de canımı yakıyordu.
Ellerimi birbirine çarpıp dudaklarımdaki gülümsemeyi sabit tutmaya çalışarak onlara bakmaya devam ettiğimde ikisinin de bakışları bana döndü. Evren'in anında duruşunu dikleştirdiğini ve mahçup bir ifadeyle bana baktığını görmüştüm ama Hilal'in o bana beton olan yüzünde mahçupluğun kırıntısı bile yoktu.
Benden öyle nefret ediyordu ki ölsem arkamdan parti verirdi.
Kalbimin acımasızca hızlandığını hissettiğimde bu gerçeği fark etmem gülümsememi zorlaştırmıştı. Bir insandan nasıl bu kadar nefret ederdin? Benimle dalga geçen çok kişi olmuştu mesela ama ben hiçbirinden bu denli nefret etmemiştim. Benim kahveyi üzerine dökmem bu kadar nefreti hak ettiğim anlamına mı geliyordu?
Bu yaşadıklarım hangi günahın bedeliydi bilmiyordum ama artık eskisi kadar gülümseyemiyordum bile.
"Bugün olanlardan sonra ben de sanmıştım ki biraz olsun mahçup olmuşsundur." Hilal'e kısaca baktım sonra da Evren'e döndüm. "Sen gidebilirsin Evren."
"Serkan Bey..." Sözünü kestim hızla.
"Senin bir şey demediğini biliyorum Evren. Gidebilirsin." Başımla kapıyı işaret ettiğimde Hilal'e kısaca bakıp omuzlarını düşürerek ve yüzüme bakamayarak terastan ayrıldı.
Muhtemelen Hilal'i azarlayacağımı düşünüyordu ama ben bunu yapmayacaktım. Kavga etmekten nefret ediyordum. Herkesin beni sevmesi imkansızdı ama bu kadar da nefrete alışık değildim.
"Evet bekliyorum," dedi Hilal ve başını dikleştirip gözlerimin içine baktı. Güldüm ama öylesine bir gülüştü. Ellerimi siyah kumaş pantolonumun ceplerine yerleştirip iyice gökyüzünü saran bulutlara bakarak terasın sonuna kadar yürüdüm. Hilal'le aramızda hatrı sayılı bir mesafe kaldığında dahi gri bulutları inceliyordum.
"Seni azarlamayacağım Hilal," dedim ve boğazımı temizleyip konuştum. "Pardon Hilal Hanım."
Yüzüne bakmadım. Baksam da bakmasam da bir şey değişmiyordu. Bulutlardan daha çok güzel enerji alabiliyordum. "Sadece bir şeyi merak ediyorum. Ben bu şirketten gittiğimde gerçekten de çok mu mutlu olacaksın Hilal Hanım? Senin mutluluğunun kaynağı benim şirketten gitmem mi?"
Bakışlarımı kısaca ona çevirdim ama hiçbir şey okumaya uğraşmadım. Her uğraştığımda canımı sıkan ve ritim bozukluğumu hissettiren bir şeyler görüyordum. Bakmazsam daha az stres olurdum belki.
"Evet desem şirketten gidecek misin?"
"Belki giderim belki de gitmem," dedim ve bakışlarımı gökyüzünden yere çektim. İnsanlar küçücüktü. "Peki ya şuradan atlasam mesela, çok mu sevinirsin? Serkan Bey öldü yaşasın diye dans mı edersin yoksa merhametini kullanıp birilerini yardıma mı çağırırsın?"
"Ne demek istiyorsun sen?" dedi sert bir sesle. Omuzlarımı silkip yere bakmaya devam ettim. "Atlamayı düşünmüyorsun herhalde."
"Bilmem," dedim yine aynı şekilde. "Mutlu olur musun olmaz mısın?"
"Oradan bakınca birinin ölümüne sevinecek biri gibi mi görünüyorum ben?" dediğinde dudaklarımı ıslatıp az önceki gülümsememin yansımasını dudaklarıma yerleştirdim.
"Görünmüyorsun ama ben ölsem sevinirsin." Bakışlarımı ona çevirdim ve gülümsememi genişlettim. "İtiraf et, sevinirsin çünkü bu kadar nefret ettiğin biri hayatından sonsuza kadar çıkmış olur. Söylemekten çekinme çünkü diğer dediklerinden pek bir farkı yok bunun."
"Serkan..." dedi kısık bir sesle ama onu durdurdum.
"Dürüst ol Hilal." Yüzümü buruşturdum. "Pardon Hilal Hanım."
"Ölmeni istemiyorum," dediğinde alayla güldüm çünkü hiçte öyle gelmiyordu.
"Birinin ölmesini istemiyorsan bu kadar sert davranmamalısın. Dışarıdan sert bir kabuğum varmış gibi görünebilir ama ben de insanım ve her cümlen beni etkiliyor. Şirketten bu kadar ayrılmamı istiyorsan ayrılırım çünkü ben daha fazla kalbimin ağrımasını istemiyorum. Ölmekten de korkarım. Ani bir sinir krizinde ya da üzüntüde kalbime ağrı girmesinden ve her ağrıyı kalp krizi sanmaktan yoruldum. Bana dürüst bir şekilde şirketten ayrıl de gider istifamı müdürün masasına bırakırım."
Bu konuda ciddiydim. İki yılımı verdiğim şirketten böyle bir olay için ayrılmayı düşünmem belki de birileri için saçma gelebilirdi ama ben hayatım boyunca bu kadar mobinge uğradığımı hatırlamıyordum. Psikolojimin belki de en kötü olduğu dönemdeydim ve bunu kimseye anlatamıyordum.
Belki de gitmem en mantıklısı olurdu. Elbet yeni bir iş bulabilirdim. Eh biraz param vardı, birkaç ay idare edebilirdim.
"Cevabını bekliyorum," dedim bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde. Kahverengi gözlerinde daha önce görmediğim bir durgunluk vardı. Yüzü bile kaya gibi değildi. Dudaklarının ucu yere bakıyordu ve bu üzüldüğüne işaretti.
Ya da ben üzülmesini istiyordum.
Onu daha önce bana karşı üzgün görmemiştim. Bana karşı beslediği ve gösterdiği tek duygu sinirdi. Sinirinin her halini görmüş ve hissetmiştim bu yüzden bakışlarında sinir göremiyordum. Cevap ya da başka bir şey de göremiyordum.
"Bana git bu şirketten demen gereken noktadayız Hilal. Daha az önce beni şirketten attırmaya çalıştığını söylemiyor muydun?" Hilal bakışlarını kaçırdığında yüzümde minik bir tebessüm oldu ama bu da neşeden yoksundu. "Evet senin gözünde bok gibi bir herifim ama sana yemin ederim ki bana bir kere 'git bu şirketten' desen gerçekten giderim. Söyle sen de kurtul ben de kurtulayım."
Bakışları, kararmış gökyüzündeyken yan profilini incelemeye devam ettim. Koyu kahverengi, kıvırcık saçları yüzünün bir kısmını kapatmıştı. Esmer teni pürüzsüzdü ve burnu da hafif kalkıktı. Bütün dikkatimle yüzünü incelerken kaşlarım çatıldı.
Hâlâ bana bir cevap vermiyordu ama kaşlarımın çatılmasının nedeni bu değildi.
"Sen... hangi lisede okudun?" diye bir anda sorduğumda bakışları hızla bana döndü ve o tanıdık ifade yüzüne yerleşti.
"Seni ilgilendirmez."
"Seni tanıyor muydum?" diye sordum tekrardan. "Doğruyu söyle Hilal, seni tanıyor muydum?"
"Beni tanısaydın şu anda da tanımaz mıydın?" diye sorduğunda sağ elimi saçlarımın arasına geçirip bozulmasını önemsemeyerek karıştırdım. Haklıydı ama artık aklıma başka bir şey gelmiyordu.
"Cevabıma gelecek olursak..." dediğinde bakışlarım yüzüne döndü. "Bu kadar çabuk mu pes ediyorsun cidden?"
"Ne demek istiyorsun?"
Bana doğru bir adım attı ve aramızdaki mesafe epey kısaldı. Elimi saçlarımın arasından çekip yüzünü daha net görebilmek için başımı eğdiğimde kahverengi gözlerine bakışlarımı diktim. O da başını kaldırdığı için aramızda az bir mesafe kalmıştı. Hava, bir anda soğumuş olsa da ondan gelen sıcaklıkla üşüdüğümü hissetmiyordum.
"Sen ve Kumsal, ben ve Evren'e karşı. Hangi çift daha çok sevilirse onlar kazanmış olur. Evren ve Kumsal bilmeyecek bunu."
Bakışlarım kısa bir anlığına kırmızıya dönük dudaklarına kaydığında yutkunup bakışlarımı gözlerine çevirdim tekrardan. Neden baktığımı bile bilmiyordum. Sanırım kelimeleri dinlerken istemsizce bakmıştım.
"Yani diğerinden az sevilen kişi gidecek, öyle mi?" diye sordum ben de.
"Evet, öyle. Hem daha adil olmaz mı?"
"Peki sana çiftlerin bu olduğunu kim söyledi acaba?" diye sordum ve işaret parmağımla onu ve kendimi işaret ettim. "Ya bizi çift yaparlarsa?"
"Çift olmamak için elimizden geleni yapacağız o halde. Hoş, çok zorlanmayız diye düşünüyorum." Güldü ve bana alayla baktı. "Eminim sen de Kumsal'la çift olmayı çok istiyorsundur."
"Seninle birbirimizi boğma olasılığımız çok yüksekken tabii ki Kumsal'la çift olmayı isterim," dedim ve dudaklarımı ıslattım. Bakışları kısa bir anlığına dudağıma kaydığında gülümsememek için kendimi zor tutmuştum. "Ama içimden bir ses işlerin istediğimiz gibi gitmeyeceğini söylüyor."
"O sesi sustur," dedi ve kaşlarını çattı. "Çünkü ben onu susturuyorum."
Gitmek için hamle yaptığında bileğinden tuttum ve onu engelledim. Yağmur taneleri tam o an gökyüzünden düşmeye başlamıştı ama bunu önemsemeyip bana düşmanıymışım gibi bakan Hilal'e yaklaştım. "Daha az önce sana gitmem için bir şans verdim ama bunu kullanmadın, neden?"
"Çünkü daha yolun başındayız ve eşitlenmedik," dediğinde ne demek istediğini anlayamamıştım ama tekrar soru sorana kadar bileğini elimden kurtarmış ve içeriye girerek beni yağmur taneleriyle yalnız bırakmıştı.
Anlamadığım çok şey vardı ama sanki her şeyden biraz uzaklaşsam ve uzaktan baksam her şeyi anlayabilecekmişim gibi hissediyordum. Tek ihtiyacım olan şey uzaklaşmaktı sanki.
Telefonum çalarken yağmur tanelerinin şiddetlenmesiyle daha fazla ıslanmamak için terastan içeriye geçtim. Telefonu son saniye açtığımda küçük ajanım İlkay'ın sesi kulağıma doldu.
"Serkan Abi nasılsın?"
"İyiyim İlkay, sen nasılsın?"
"İyiyim iyiyim. Az önce portakal kabuğundan bir şeyler duydum da hemen sana ileteyim dedim ama bu sefer senden bir şey isteyeceğim." İlkay, İdil'in kardeşiydi ve on dokuz yaşındaydı. Annelerimiz gençliklerinden beri çok yakın arkadaş olduklarından beraber büyümüştük bu yüzden İlkay da benim hiç var olmamış erkek kardeşim gibiydi. İdil'in yaptığı şeytanlıkları ve bilmem gereken her şeyi hiç karşılıksız bana söylerdi ama bu sefer ilk defa bir şey isteyeceğini söylemişti ve bu da beni şaşırtmıştı.
"Para dışında her şeyi dileyebilirsin valla," dedim bonkörlüğümü göstererek. Konu para olduğunda o bonkörlüğüm gidiyordu çünkü kredi çekerek araba almıştım ve maaşımın büyük bir kısmı krediyi ödemek için gidiyordu.
"Sizin cimri olduğunuzu unutmam imkansız ama hatırlattığım için teşekkürler Serkan Abi," dedi ve boğazını temizleyip konuşmaya devam etti. "İstediğim şey çok basit aslında. İdil hep bir kızdan bahsediyor. Şu Twitter'daki kız."
"Hilal mi?" diye sordum kaşlarım çatılırken. Hilal'le ilgili ne isteyecekti ki?
"Heh Hilal. Duydum ki o kız sizin şirketteymiş. İdil öyle bir anlatıyor ki görmeden düştüm kıza. Bana onu ayarlarsan sana her şeyi anlatırım valla Serkan Abi."
Elim çeneme gittiğinde istemsizce yüzümü buruşturdum. İlkay ve Hilal'i yan yana getirmeyi bırak aynı cümle içinde kullanmak bile garibime gidiyordu.
"İdil çıldırır bunu yaparsam," diye kaçamak bir cevap verdim.
"Ne zamandan beri İdil'in çıldırmasından korkar oldun?" diye bir nevi beni gazladığında epey çattığım kaşlarımı serbest bırakıp derin nefes aldım.
"İdil, Hilal'le aramızda bir şey olacağını düşünüyor. Kesin haberin vardır." Alt dudağımı dişleyip İlkay'ın onaylayan mırıltısını dinledim. "Tabii öyle bir şey yok. Neyse ulan tamam hallederiz ya söyle işte."
"Adamsın sen Serkan Abi," dediğinde hiç öyle hissetmediğimi fark etmiştim. Hatta çok kötü hissetmiştim ama İlkay hep önemli şeyler söylerdi bu yüzden diyeceklerini öğrenmem lazımdı.
"Gevşeme hemen de anlat ne olduğunu."
"Şimdi sakın bildiğini belli etme yoksa bu sefer İdil benim kabuğumu soyar ve kurutur beni valla. Neyse, bu Asrın Abi'yle konuşuyordu işte. Yerin kulağı vardır, ben de şans eseri kapının önünde bulunmak durumunda kaldım. Bunlar tatile gidecekmiş ve çok zeki ablam sen ve Hilal'i de tatile götürtmek için planlar kuruyormuş."
"Ah İdil ah," dedim ve yanaklarımı şişirip havayı dışarıya bıraktım. "Neymiş bu zeki planı?"
"O kadarından haberim yok. Sen bir şekilde gitme bu tatile. Hilal giderse kesin görürüm ben Hilal'i ve yürürüm."
"Yavaş yürü," diye sessizce mırıldansam da İlkay duymadı tabii ki. "Kız seni parçalar ama ona göre."
"Severiz," dedi yavşak bir şekilde. Yüzümü buruşturdum.
"Hadi diyeceklerin bittiyse işime dönüyorum ben," dedim ve kısaca vedalaşıp telefonu yüzüne kapattım.
İlkay sırf dalgasına Hilal'le takılabileceğini düşünüyordu ama Hilal onu iki saniyede yürüdüğüne, yürüyeceğine pişman eder ve ayaklarına kapanmasını sağlardı. İlkay'ın son takılacağı kız olurdu valla.
Yine de İlkay'ın dedikleri işime yarayacaktı. Demek İdil tatile gitmeyi düşünüyordu. Hem de Hilal ve beni de götürmeyi planlıyordu.
Tatile gidip ona hayatlarının en büyük hatasının bizi yakıştırmak olduğunu gösterebilirdim bence.
İşte o zaman İdil vazgeçerdi belki.
Hilal ise iddiayı kaybedenene kadar vazgeçmeyecek gibiydi.
Tabii biz çift olmazsak...
⏳