Derin uykumdan usulca sarsılarak uyandırılmanın şaşkınlığıyla iri iri açılmış gözlerimi karşımdaki bedene çevirmiştim. Tam söylenmeye başlayacakken karşımda dikilen kardeşimin uyarıcı gözleri beni durdurdu. Aley parmağını dudaklarının üstüne götürürken gözlerime baktı. “Şşş ördek , şimdi seninle saklambaç oynayacağız tamam mı? Ben söyleyene kadar saklandığın yerden çıkmak yok.” Uyku sersemliğinin dağılmasıyla kulağıma usulca dolan bağırma seslerini işitince yatağıma geri sindim. “ Ben saklanmasam olmaz mı Aley? Ben bir şey yapmadım ki.” Sızlayan burnumu çekerken yavaşça ona sokuldum. “ Korkuyorum.” Titreyen ellerinden onun da korktuğunu anlayabiliyordum ama hep yaptığı gibi cesurca gülümsedi. “ Sana bir şey olmasına ne zaman izin verdim Ördek. Korkma bak ben burdayım.” Beni giysi dolabının içine itekleyip hızlıca kapağını çekti. Kapağın önünde oturup korkmayım diye fısıldayarak bana masal anlattığını duyabiliyordum ama akan göz yaşlarıma hakim olmak benim için imkansızdı. Kırılırcasına açılan oda kapısının sesini duydum ardından da bağıran annemi. “Eşyalarını topla oğlum!” Abimin sessizce eline bir kutu alıp önce arabalarını topladığını görmesem de biliyordum. Usulca sorduğu soruyu zar zor duymuştum. “ Nereye gidiyoruz anne?” Soruyu cevapsız bırakan annem olduğum dolabın kapağını hırsla açmıştı. Yaşların süzüldüğü gözlerime bakarken bakışlarını kaçırdı. Bir elinde Aley’i bir elinde bavulu sürükleyerek salona geçtiğinde sonrasını düşünmeden dolaptan çıkıp hızla peşlerine takılmıştım. Anne ve babalar kavga ederdi bu normaldi, değil mi? Babam kapıya yaslanmış burnundan öfke solur halde nefretle annemi izliyordu. “Sana çıkıp gideceksen bile ikisini birden götüremeyeceğini söyledim!” Annem bi an bile tereddüt etmeden abimin montunu giydirdi. Ben afallamıştım ama abimin dehşet dolu gözleri bana dönmüştü. Annemin elinden kurtulmaya çalışarak sendeledi. “ Anne nolur! Ben kalırım Aria benden küçük. Sensiz hasta olur hem!” Annem sert bakışlarını abimin üstüne dikip sertçe kolunu tuttu. “Fikir sormadım ayakabbılarını giy!” İşte bir şeyler yeni yeni oturmaya başlamıştı. Annem gidiyordu. Abim de gidiyordu. Ama ben… Göz yaşlarım hızlanırken koşarak annem bacaklarına sarıldım. “Annem! Nolur ben de geleyim. Hiç ağlamam, üzmem seni. Anne bırakma beni!” Annem beni böcekmişim gibi sirkelerken bir kez bile bana bakmadı. Abim ve benim bağırışlarım arasında babama döndü. “İstediğin oldu, bir daha mahkeme haricinde ne benim ne oğlumun yüzünü göreceksin. Duydun mu beni!” Ve çıkıp gitti. Annemin peşinden kapanan kapıya davrandım. Ama saçlarımdan tutan bir el ile acıyla geri düştüm. “Şımarık yaşantın burda bitti. Ördek değil Arı olacaksın bundan sonra. Çalışmayana ekmek yok! Ağlarsan da bedelini ödersin. Git yat şimdi sabah erkenden uyanıp kahvaltımı hazırlayacaksın.” Babamın nefretle sarf ettiği sözleri uğursuz bir uğultu gibiydi kulaklarıma ulaşırken. Eline masada duran onlarca şişeden birini aldıktan sonra sendeleye sendeleye balkona çıktı. Öylece çöktüğüm yerden uzun süre kalkamadım. Babamın içince annemi ve abimi dövdüğünü biliyordum. Abim hep önüme kalkan olduğu için hep en az hasarla kurtulurdum. Artık annem yoktu. Artık abim yoktu. Öylece en büyük kabusuma terk edilmiştim.
Terk edilmiş Ördek çaresizce ağlarmış geceleri. Derdini bir yıldızlar bir de dilinden düşüremediği Kedi anlarmış. Ya da o öyle sanırmış. Nasıl olsa yıldızların kulakları kedilerinse kalbi olmazmış. Zavallı Ördek düştüğü kuyuyu en derin sanırmış. Asıl kabusu o kuyuda ona masallar anlatan gelip kuyunun üstünü kapatınca anlayacakmış. Ve böylece ne yıldızlar ne Kedi kalacakmış. Masal bitti ördek her masal biter. Ve unutma kediler nankördür. Seni mutlaka terk eder.
Alarmımla beraber diğer günlerden farklı olmadığını bildiğim bir sabaha uyandım. Hızla yataktan kalkarkenken günün planlamasını yaptım. Şimayla okula girerken bana bugün olacak basket maçından bahsediyordu. “ Of kızım var ya efsane eğlenceli olacak bugün ki maç. Karşı takım da feci güçlü. Ama kimse Kerem’i geçemez biliyorum ben.” Kerem’den hayran hayran bahsetmeye başlayınca gözlerimi devirdim. Koridordan geçerken gözlerim birine takıldı. Beni görmezden gelen birine. Ayvaz. Harika demek ki dün gerçekten sinirlerini bozduğumu ima etmişti. Neden umrumdaydı ki zaten. Pars arkadaşı olmayan herkesi yok sayardı. Dikkatini çekmek için ya sevgisini ya da nefretini kazanmanız gerekirdi. İlk ihtimali zaten es geçersek yok saymasını nefretine tercih ederdim kesinlikle. Mezun olmamıza şurda bir dönem kalmışken başıma bela almak istemiyordum. Öğle molasına kadar sakince sınıfta oturmayı başarsamda molada Şimay’ı yine ve yine kıramadığım için dün doğum gününde oturduğumuz ekiple oturduk. Tatlı baş belam ben de istediklerini yaptırma yetkisine sahipti. Ve bu artık can sıkıcı olmaya başlamıştı. Sohbeti dinlemeden telefonumla uğraşırken Derya’nın sesi kulaklarıma doldu. “Ee Aria yok mu hayatında biri?” Bu soruyla masadaki tüm gözler üstüme çevrildi. Pars hariç tabii. Yapmacık bir gülümsemeyle onlara döndüm. “Biraz bu işlerden uzak durmaya karar verdim. Şimdilik yok kimse.” İmalı bakışlar ardından masadan Meryem “ Sen istemiyorsun diye yani.” aptal iması sinirlerimi bozsa da ağzımı açmadım. Ama Şimay benim gibi değildi. “Ay bebeğim herkes senin gibi cesur değil ki. Mert’den üç kere red yiyip hala onu sevmek… Özgüvenine hayranım doğrusu.” Yapmıştı yine yapacağını. Kötü bakışlar eşliğinde masadan kalkarken onu takip ettim. “Hiç öyle bakma Ariş az bile söyledim. Sen fazla sakinsin.” diye beni yatıştırmaya çalışıyordu. Sakin bir insan değildim , kendimi de asla ezdirmezdim. Ama durduk yere kimse bana cepe alsın istemiyordum. Şimay da bunu bilse de kendine hakim olamıyordu işte.
Maçtan bir önceki ders bedendi dolayısıyla takımın son antrenmanını izleyebilecektik. Siyer’in göz bebekleri olan takım adete bir canavar gibi sahada büyüyordu. Ne kadar birbirlerine düşman olsalar da takım çalışmasında Alen ve Pars birbirlerini kolluyorlardı. Siyner takımında herkes bir olur kişisel meselelerini rafa kaldırırdı. Okulumuzun adı olan Siyer ve winner kelimeleri birleştirilerek oluşturulmuştu takımın adı. Adının hakkını da fazlasıyla veriyordu.
Nihayet maç zamanı gelip çatmıştı. Karşı takım çok güçlü rakipler olan Break takımıydı. Tarça Koleji hem voleybol hem basketbol dallarında oldukça iddalı bir okuldu. Ama hepimizin bildiği bir ünleri daha vardı. Kaba kuvvet. Break ile girilen her oyunda en az bir sakatlık çıkar ve bu asla şaşmaz. Bu sebepten başlama düdüğüne dakikalar kalmışken başta takım koçu olmak üzere herkes fazla gergindi. Ponpon kızlar bile nefeslerini tutmuş biricik “Golden Boy” larına zarar gelmesin diye dualar ediyorlardı. Okula ilk başladığımız sene üst dönemlerimizden birinin aldığı darbeyle spor hayatının bittiğini bilmeyen yoktu. Döneminin en parlak takım kaptanını böyle bir olayla kaybetmek Siyner’de ağır hasar bırakmıştı. İlk yarı herkes beklediğinin aksine çok sakin geçmişti. Skorlar birbirini takip etse de burun farkıyla Siyner ilk yarıyı önde bitirmişti. Takım kaptanı olarak Ayvaz yine muazzam bir yarı çıkarsa da takımın kalanın hiç de kaptanlarından aşağı kalır yanı yoktu. Oyuncular su almak için tribüne yanaştığında Derya sarkarak Pars’a havlusunu uzattı. Uğultudan ne anlattığını duyamasam da Pars’ın bunaldığını anlayabilmiştim. Maç araları zaten haddinden fazla sinirli olurdu. Normal hayatında da sohbet düşkünü biri olmadığını göz önüne alırsak Derya’nın az sonra terslenmesi kaçınılmazdı. Şimay’ın sesiyle sıçrayarak daldığım düşüncelerden sıyrıldım. “Ben şu sarı civcivi yolarım. Baksana Kerem’in ağzına giricek nerdeyse. Hayır bir de Kerem de sırıtıyor şu kıza!” Ben ağzımı açamadan Şimay ayağa fırladı. “Şimay!” Tribün çıkışlarına doğru hızlı adımlarla ilerlerken onu takip ettim. Saha kısmına daldığında onu gözden kaybettim. Hızla köşeyi dönmemle birine çarpıp yere yapışmam bir oldu. Hayır ya cidden mi. Yazık bana da cidden. Tam içimden Ayvaz’a çarpmadığımı umarak kafamı kaldırırken bana uzatılan eli gördüm. Evet kesinlikle o değildi. “İyi misin?” Duyduğum sesle gördüğüm mavi gözler beni gülümsetti.” İyiyim , iyi.” Alen Belat tam karşımda duruyordu. Bana uzattığı eli tutmamla beni ayağa kaldırdı. Gözleri formanın açıkta bıraktığı dizlerime kaydı. Hassas bir cildim olduğu için kolay kızarıyordu. Kaşları çatıldı. “ Bu kadar acele nereye koşuyorsun acaba?” Takımda bir iki kişinin gözleri bizi bulsa da Alen’in kızlarla flörtleşmesi onlar için sıradandı. Herkes kendi konuşmasına geri döndü biri hariç. Derya’yı dinler gibi görünse de çatık kaşlarıyla bize bakan Pars. Kahretsin. Pars Ayvaz’ın bakışlarına ilk defa bu kadar maruz kalıyordum. Çünkü demiştim sizi görmesi için ya sizi çok sevmesi ya da sizden nefret etmesi gerekirdi. Ve ben şu an onun okuldan en nefret ettiği kişiyle konuşuyordun. O bir avcıysa tam şu an avı konumuna düşmüştüm. Harika. Şimay’ın yanına geçmeden önce son kere Alen’e gülümsedim. “Başarılar Asi Çocuk!” Bana attığı serseri gülüşe arkamı döndüm ve tribüne geri çıkmış olan Şimay’ın tanına oturdum. “Napıyorsun Şimay peşinden koşacağım diye Alen’e çarptım. Beni beklememişsin bile!” İstemeden yapmış olsa bike Şimay da beni yok saymıştı. Aman harika, beni görebilen tek kişi var anlaşılan. Şimay bozulduğumu anlayınca her zaman ki gibi şebekliğe vurdu. “ Aman da benim Arişim küsmüş mü yoksa. Hihh. Ben bununla nasıl yaşarım!” Gözlerimi devirsem de hafif tebessümümü bastıramadım. “Hiç bakma öyle biliyorsun Kerem’in yanında kız görünce beynim karıncalanıyor resmen.” Elini alnına atıp fenalaşıyor taklidi yapması ikimizi de kahkahaya boğmuştu. “ Ee gidip kız dövmedin umarım.” Yerime iyice yerleşip bacak bacak üstüne attım. “Şimdilik uslu bir kız olup yoldum o sarı çiyanı. Kerem’e başarılar diledim o da göz kırptı bana! Ayy düşünebiliyor musun, bana! Allah’ım eriyorum.” Onun bu minnoş halleri kalbimi eritse de kalbi kırılıcak diye deli gibi korkuyorum. Saçmalama Aria herkes onun gibi mi? Herkes onun gibi çekip gitmeyecek boşuna kafan da kurup sıkma kızın canını.
İkinci yarı nihayet başlamıştı. İkinci yarının ilk periyotu sıradan geçerken son periyotda ortalık kızışmaya başlamıştı. Seyircilerin tezahüratları , ayakkabıların sahada yankılanan gıcırtılar tüm salonu sarmıştı. Siyner işi ciddiye aldığını yeterince gösteriyordu. Turnikeler,üçlükler,bloklar, perdeler havada uçuşmuştu. Ama Break son dakikalarda gösterdiği hücum onlara süpriz bir liderlik sağlamıştı. Son dakikalara girince herkesle beraber nefesimi tutum. Bitmişti. Siyner namağlup sıfatını kaymetmek üzereydi. Son on saniye kala bir şey oldu. Yapılan bloklardan sıyrılan Alen topu ele geçirdi. Nabzım kulaklarında atıyordu. Çünkü herkesle beraber o gerçeği fark ettim. Faul uğruna Break takımının kaptanı Alen’in üstüne hamle yapmıştı. Ya Siyner kaybedicekti ya da Alen galibiyet için sakatlanmaması imkansız olan hamleyi yok sayacaktı. Top fileyle buluştu , düdük çaldı ve tüm salon acı bir yere yığılışa tanıklık etti. Zaman durdu . Yediğim ne varsa safrayla boğazımda yükseldiğini hissettim.Kimse galibiyet kutlaması için ağzını bile açamadan tüm takım -şaşırtıcı bir şekilde en önde Pars- Alen’in başına toplandı. Salondan acı ve hayret nidaları döküldü. Alen yüz üstü yere düştüğü için kan revan içinde kalmıştı ve anlaşılan bileği ters dönmüştü. O an gördüğüm manzarayla tüm algılarım kapandı. Ciğerlerime hava ulaşmıyordu. Daha ne yaptığımı idrak edemeden ayağa fırladım. “ALEN!” Çığlığım tüm salonda yankılanırken herkes bana döndü. Kimse umrumda değildi. Aşağı merdiven kullanmak vakit kaybıydı , tribünlerden kendimi aşağı atıp hızla sahaya koştum. Herkesi yarıp onun yanına koşarken müdür kolundan tuttu. “Kızım bir sakin ol. Ambulans gelmiş bile.” Alen’e baktım. Kafamda geçmişe ait sesler uğursuz bir uğultuyla beni sardı. Ve geriye tek bir cümle kaldı. “Şş ben burdayım , korkma!” Gözlerimden yaşlar boşalırken bir çift çatık ela gözle karşılaştım. Ve bu bir çift göz bana yapmam gereken açıklamanın büyüklüğünü hatırlattı. Hayır Aria şimdi değil. Bir önceliğim varsa o da Alen’in tamamen sağlıklı olduğunu teyit etmekti. Ama eğer ona bir şey olduysa işte o zaman tüm Tarça’nın benden çekeceği vardı.
Hastane odasında gözlerini yeni açmış Alen ile bakışıyordum. Dağılmış suratına bakmak bile bende gidip o çocuğun kafasını yarmak ve ağlamak arasında bir his bırakıyordu. “İnanamıyorum sana Aria dört yıl dayanıp son dönem mi patladın cidden.” Bu halde bile söylenmesi hayret vericiydi. Gerçi saklamayı ben istemiştim o da ne kadar gönülsüz olsa da beni kıramamıştı. “Seni öyle görünce akıl mı kaldı ben de oğlum ya. Hala elim ayağım titriyor. Ya basıt bir burkulma olmasaydı. Ya burnunu kırsaydın!” Gidip yatağının kenarına oturdum. Bezgince elimi sıktı , yorgun bir gülümseme vardı dudaklarında. “Bir taşla iki kuş vurdum kızım deme öyle. Hem artık sana yabancı taklidi kesmeme gerek kalmadı hem de o Ayvaz olucak itin oyun yıldızı olmasına engel oldum.” Ayaklanırken göz devirdim. “ Yanına ilk it dediğin çocuk koştu haberin olsun.” Arkam dönük olsada burnundan güldüğünü duydum. “Hep iyi çocuk ayakları bunlar.” Kapıyı açıp arkamı döndüm. “Annenler geliyormuş kaçıyorum ben. Yarın uğrarım yine.” Son kez hasar alan yüzünü inceledim. “ Kaç bakalım Ördek. O it canını sıkarsa haberim olsun.” Alen’ e dil çıkarıp arkamdan kapıyı kapattım.
Koridora çıktığımda normalde beni yok saymıyormuş gibi beni bekleyen kişiyle karşılaştım. Bu sefer kaçmayacaktım. Karşısına dikilen ben oldum bu sefer. “ Sor Ayvaz ne soracaksın?” Gözleri gözlerimi uzun uzun tarttı bir ipucu ararcasına. “ Belat’ın sevgilisi olup neden bunca zamandır gizlediğini merak ediyorum Balca.” Alaycı bir şekilde dudaklarını büzdüm. “ Oo e havalı çocuğumuz tanıyormuş beni. Ben de hayalet olduğumu düşünüyordum. Çok ilginç.” Benden bu kadar iddialı bir karşılık beklemiyordu. Haksız da sayılmazdı . Böyle davranmıştım bunca zaman. Ama hakkı olmayan insanlar gelip benden hesap sorunca sinirlenmemek elde olmuyordu. Arkamı dönüp oradan ayrılacakken sesini duydum. “Yani sevgilinin gözünün önünde diğer kızlarla takılmasını sorun etmiyorsun.” Hırsla dudağımı dişledim. “Birincisi benimle ilgili hiçbir şey hiçbir koşulda seni alakadar etmez Ayvaz. Önceden nasıl yok sayıyorsan şimdi de say. Sana hesap vermeyeceğim.” Yürümeye devam ederken ekledim. “Ama seni uyarıyorum. Artık kartlarım açık olduğuna göre abime yaptığın her hamleyi bana yapmışsın sayarım. Ve dışardan nasıl göründüğüme aldanma bana yapılan hiçbir hamleyi karşılıksız bırakmam. Mutlaka öcümü alırım.” Tepkisini merak etsem de bir daha arkamı dönmeden oradan ayrıldım.
Yürek mi yedin Ördek? Av olduğun yerde avcı gibi mi davranmaya çalışıyorsun? Aptal olma sen yalnızca basit çirkin bir ördek yavrusundan ibaretsin. Kimsin ki kuğularla uğraşasın. Vermedi mi Kedi sana dersini , ne bu hırs. Unuttun mu Ördek sen kimseyi yenemezsin. Kendine bile yenilmişsin. Kimseyi sevemezsin. Kendini bile sevmemişsin. Ve unutamazsın kimseyi. Sen unutulan o masalın ta kendisisin.