İçeriğe geç

Unut O Masalı

Bölüm 2 · 10 dk okuma

Unut O Masalı

Bölüm 2

Mürekkep Tanesi

Bu sana yazdığım kaçıncı mektup inan ben bile bilmiyorum. Kâğıdımı aydınlatan kaçıncı mum eriyor şimdi. Nankördür derler insan oğlu şimdi söylesene nankör olan hangimiz. Sen misin içindeki benle masallarımı çalan yoksa ben mi hiç çabasız sensizliğe teslim olan. Çabam yok değildi ki sevgilim… Teslimiyetti benim ki. Mecbur kaldım, beni sen mecbur bıraktın. Kızıyorum bazen sana , hayır belki nefret ediyorum hatta senden. Ama unutulmaktan kötü ne vardı şu koca dünyada. Benden bana kalan tek sendin artık bir hiç gibi hissediyorum. Ördekleri besliyorum sabahları hani şu sürekli seninle gittiğimiz göle . Yanıma bir de gerçekleri alıyorum hiçbir ördek kendini kuğu sanmasın diye. Seni en çok tenha geceleri özlüyorum Kedi… Beni avuttuğun her masala lanet okuyor bir o kadar da ağlıyorum. Yıllar oldu sen beni sileli , ben seni niye affetmek istiyorum. Ama en çok bana dokunan da farkındalık. Biliyorum çıksan karşıma yine bir masal anlatsan ben yine aynı çocuklukla kanarım sana. Her mektubumda olduğu gibi sana tek bir şey için yalvarıyorum. Çok yorgunum Kedi… Nolur ya çık karşıma ya da yalvarırım azat et beni artık gideyim.

Mektubu diğerlerinin yanına kasaya kaldırırken derin bir nefes aldım. O kadar yorgunumdum ki yatağıma gidecek gücü bulamadan pencere kenarındaki kanepenin üzerinde uyuyakaldığımı sabah çalan alarmımdan ve tamamen tutalan boynumdan anladım. Aceleyle formamı giyindim , saç ve makyajı da kısa sürede hallettikten sonra daha kışı geride bırakamayan Ankara ayazının soğukluğuyla hızlı hızlı simitçiye yürüdüm. Her sabah ki gibi Şimay ve kendime birer tane , iki tane de ördeklere olmak üzere dört simit almıştım. Şimayla sabahları burada ki küçük nehirin önünde buluşur ördekleri besledikten sonra okula beraber yürürdük. Playlistimdeki sıradaki şarkı This I Love’dı . Beni etkileyen şarkılardandı , şarkıya nasıl daldıysam Şimay’ı ancak omzuma dokunduğunda fark etmiştim. Sıçarayarak Şimay’a döndüm “Napıyorsun kızım aklımı aldın aklımı” diye homurdanırken Şimay göz devirdi. “Aklı bir karış havada olan sensin, sahi o da varsa” Şimay’ın hiç durmayı bilmeden anlattıklarını dinlerken ördekleri beslemeyi bitirip okul yoluna girmiştik bile. Özel Siyer Koleji tabelası göründüğünde adımlarımızı hızlandırdık. Okuldakiler gibi Şimay’ın ailesi de varlıklıydı ama çoğuna göre çok daha alçakgönüllü bir kızdı. Dokuzuncu sınıfta buraya gelmiştim okuldaki diğer herkes hazırlıktan tanışıyorlardı ve benden bir yaş büyüklerdi. Yalnız oturduğum bir haftanın sonunda kurtarıcı prens misali bu esmer güzeli hanımefendi beni resmen kurtarmıştı. Sürmeli koyu kahve gözleriyle ışıltılı saçları aynı renkti , esmer teniyle derin gamzeleriyle her ne kadar dikkat çeken bir kız olsa da benim gibi sesiz sakin kendi köşesinde olmayı tercih eden bi kızdı. Tanıştığımız günden beri dört yıl geçmesine ragmen hiç yanımdan ayrılmamış , resmen kasvetli hayatıma bir güneş gibi doğmuştu. Son sınıfların koridoruna girdiğimizde yüzünde oluşan afacan gülümsemeden kimi gördüğünü anlamıştım. Kerem Kaynarca . Kendisi sevgili prensesimin biricik platoniği aynı zamanda okulumuzun meşhur kadrosunun kemiklerinden biriydi. Sarı saçlı ,yeşil gözlü, ilgilendikleri spor dolayısıyla diğerleri gibi uzun ve arkadaşlarına göre biraz daha tolere edilebilir bir tipti. Sonra bakışlarım hışımla yanlarından geçen kişiye kaydı. Alen Belat. Kızların favorilerinden biriydi kendileri, diğerlerine göre daha agresif bir tipti. Kumral saçlı , lacivert gözlü bir çocuktu. Tabii bi de uzun. Koridordan yanındakine hışımla omuz atarak geçmişti. Görmesem bile tahmin edebilirdim kim olduğunu. Ayvaz. Pars Ayvaz. Okulumuzun en dikkat çeken çocuğu olabilirdi. Genelde kararları o alırdı. Saçmalık. Simsiyah saçları , yeşile kayan ela gözleri ve sinir bozan bir karakteri vardı. Aynı zamanda meşhur Siyer Basketbol Takım kaptanıydı. Bu ünvanla bile çevre okullar arasında popüler olması kaçınılmazdı tabii. Okulumuzun basketbol takımı yıllardır oyuncuları değişse de efsane olmayı bırakmamıştı. Namağlup olarak da bilinirdi. Alen’in omzundan tutup hır gür çıkarmasını beklesem de sabah sabah enerjisi olmadığına karar vererek ellerini yumruk yapmakla yetinmişti galiba. Yanımdan yürüyen Şimay’ın meraklı sesi beni andan kopardı. “En çok da bunların olayını merak ediyorum var ya, çocukluk arkadaşları olduklarını tüm okul biliyor ama neden kavga ettikleri hakkında kimseye tek kelime etmemişler. Çıldırırsın gerçekten.” Şimay çok severdi dedikodu yapmayı , okuldaki her olaya da hakimdi zaten. O anlatınca hiç sıkılmadan dinlerdim çok da eğlenceliydi. “Hatta biliyor musun Alen Derya’yı da çok yakından tanıyormuş. Çok mantıklı zaten Pars’ın çocukluk arkadaşıysa tanır tabii Alen’i.” Derya Serçeci . Derya da okulun popüler herkesin hayran olduğu kız oluyordu tam olarak. Kızıl saçlarıyla buz mavisi gözleriyle inkar edemeyeceğim kadar güzel bir kızdı. Ponpon kızların kaptanıydı aynı zamanda herkesin bildiği üzere yıllardır Pars’a aşıktı. Çıkıp çıkmadıkları da pek kesin değildi bizim için. Derya her ne kadar bunu iddia etse de kendi kendine gelin güvey olmuş bir hali de vardı. Tüm bu bilgi birikimimi Çikolatalı Kurabiyem Şimay’a borçluydum tabii ki. Beni daha çok kendi kendime bir şeyler yazıp silmek mutlu ediyordu. Ya da kafamdaki seslerden kaçmamın tek yolu buydu . İlk dersimiz edebiyatdı ve Sibel Hoca bir performans görevi vereceğini önceden söylemişti. En sevdiğim ders olduğu için pek sesimi çıkartmamıştım. Ders başladığında listeden rastgele ikili gruplar yapacağını söylediğin de işin rengi değişmişti. Ne kadar söylensek de çok kararlıydı. Mecbur kaderime boyun eğmiştim. Derya ve tayfasının , Pars ve arkadaşlarının çoğunun bizim sınıfta olduğunu bilmek tam bir azaptı. Şanslı Şimay’ ın şansına sınıfımızdaki tatlı bir kız olan Tülay çıkmıştı ona. Banaysa Pars’ın yancılarından Emre. Hafif gıcık bir tipti ama zaten performansı tek başıma bitireceğimi bildiğinden sesimi çıkartmadım.Tenefüs olduğunda Şimay’ın yanıma gelip gözlerimin içine bakmasından anlamıştım bir derdinin olduğunu. “Bakma öyle de söyle ne söyleceksen Şimay.” ben tanımaz mıydım arkadaşımı kesin hayır diyeceğim bir şey isteyecekti de ondandı bu manalı bakışlar. “ Aşkım diyorum ki… Bu akşam Mert’in doğum günü var , ee bizim de davetiyemiz var. Biz de mi gitsek hmm?” Al işte belliydi böyle olacağı. Mert , Pars’ın dolayısıyla Kerem’in takımdan arkadaşıydı. Normalde severdim o tarz ortamları ama onların yanında rahat edemiyordum. Pars beyimizin tanımadığı insanları yok sayma gibi özellikleri vardı. Bense bana bir hiç gibi bakan kimsenin yanında durmaktan hoşlanmıyordum. Haftalar öncesinde koridorda bana çarpmış ve beni yere düşürdüğünü anlayıp elini bile uzatmamıştı. Kasıntı herif… Şimay’ı orada yalnız bırakmaya içim el vermediğinden sonra buluşmak üzere onunla sözleşip hazırlanmak için okul çıkışı doğru eve gitmiştim. Anahtarla kapıyı açtığında kararmakta olan havadan mı yoksa bu üç katlı müstakil evin kasvetinden mi bilmem içim kararmıştı. Ev… Yuva değil , ev. Odama çıktığında bakışlarım aynadaki aksimle kesişti. Siyaha yakın koyu kahve saçlarıma , rengini geceden çalan mavi gözlerime ve ölü gibi beyaz olan tenimin de katkılarıyla kapatıcısız gözlerimle aynı renk olan göz altlarıma bakındım. Daha fazla ayna önünde vakit geçirirsem o doğum gününe gitmeyeceğimi bildiğimden hızla giyinme odama yöneldim. Kıyafetlerin arasından gözlerimle uyumlu gece mavisi bir elbiseyi çekip aldım. Hayatımın her döneminde hızlı kararlar alan biri olmuştum. Elbisenin sırt dekoltesi , büzgülü bir yakası ve askı kolları vardı. Gayet idealdi. Günlük makyajımı tazeleyip zaten koyu olan gözlerimi daha da karartmamak için koyu bir göz makyajı yapmıştım. Mat kırmuzı ruj makyajımın son dokunuşuydu. İmza kokum olarak seçtiğim orman meyveli parfümümü sıktım , ince topuklu bir topuklu ayakkabı seçtim. Favorilerimden değildi ama elbiseye uyumluydu. Siyah klasik YSL çantamı koluma astım ve ve ucunda tek bir beyaz pırlanta olan kolye ve küpe setimi taktım. Eh süslenmeyi sevmediğimi hiç söylememiştim ama az çok nasıl bir partiyle karşılaşacağımı kestirebiliyordum. İhtişamlı olmayan bir parti hiçbir Siyer öğrencisinden çıkamazdı ya. Hali hazırda on sekiz olup ehliyetimin de olmasına rağmen okula pek sık arabamla gitmezdim. Ama gideceğimiz ev sahil kenarında ve uzaktı. Tabii bir de Şimay’ı alacaktım . Siyah Porsche’ u garajdan çıkarırken gülümsedim. Tamamen araba insanıydım. Hız yapmaya da bayılsam da sınav senesi olduğundan kendisiyle pek ilgilenememiştim. Ama bu yaz çok keyifli olucaktı.

Şimay’ın evin önünde durduğumda kapıda bekliyordu. Esmer tenine uygun giydiği bordo elbiseyle okuldaki çoğu kıza taş çıkartırdı. Beni görünce ağzının beş karış açılması beni güldürmüştü. “ Yuh ama Aria kızım hadi ben Kerem için hazırlandım da sen. Cık cık olmaz vallahi ateş ediyorsun , çok sönük kaldım yanında şimdi.” Göz devirmeden edemedim napayım “ Of Şimay kafa bulmasana benimle .” diye sızlandım . Tatlı tatlı birbirimize yürürken partinin olacağı eve varmıştık. Arabayı park edip her yerde renkli ışıkların yandığı , parti için süslenip boşaltılan salona giriş yapmıştık bile. Her yerde son ses müzikle dans eden veya kokteyl yudumlayanlarla doluydu. Doğum günü çocuğunu en gözde masada yani Pars , Kerem , Derya ve kalan tüm ekibin olduğu masada bulduk. Tabii ki Alen yoktu , aynı ortamda oturdukları sık görülmezdi sonuçta .Bizi gören Mert ayağa kalkıp Şimay’ı elinden tutarak döndürerek herkesin dikkatini çekti “Oo Şimay Arkan hoşgeldiniz efendim.” diyerek kıkırdadı sonra bakışları inanamaz gibi döndü. Şimay’a bakış atarak “ Bu yanındaki kız Aria Balca mı yoksa kokteyl şimdiden kafa mı yaptı ?” diye şaşkın şaşkın bana baktı. Hafif bir gülümsemeyle ona sarıldım. “ Doğum günü çocuğu havasında anlaşılan.” Bizi masaya davet ederken sırıttı. Masada Derya’dan en uzak köşeye oturmayu seçtim. Masa da konudan konuya atlanırken Mert ortaya bir oyun fikri attı. Fazla kalmak istemediğimden oyunu oynadıktan sonra kalkma kararı aldım. Daha fazla yapay gülümseme yüzünden kusacaktım yoksa. Mert coşkuyla oyunu anlatmaya başladı. “ Bakın şimdi masadaki herkesin adını bir kağıda yazıcaz ve sırayla açacaksınız . Anlık gelen isme bakıp aklınıza ilk gelen kelimeyi söyleyeceksiniz sonraysa sebebini açıklayacaksınız çok net bence.” Çoğu kişi oyunu beğenmedi Derya başta olmak üzere “ Bu ne Mert daha kaoslu bir şeyler oynasaydık.” dediyse de Mert kararlıydı. İşime gelirdi çünkü planlarımda bu gece kokteyl içmek yoktu. Kâğıtlara isimler yazıldı ve en son kalanı Pars aldı. Tepkisizdi fazlasıyla , keyif aldığına dair yüzünde hiçbir emare yoktu. İlk kâğıdı Mert açmıştı ve ona Şimay gelmişti. Yeterince sırıtarak “Timsah” demişti. Anlamını bilen masadaki üç kişiden ikisi , ki ben ve mert oluyoruz, kahkahayı basarken Şimay allığı fazla kaçırmışcasına kızarmıştı. Bunun sebebiyse Mert ve Şimay’ın aileleri yakın dost olduğundan beraber büyümüş sayılırlardı. Beraber gittikleri bir hayvanat bahçesi gezisinde ise Şimay nasıl becerdiyse timsah kafesine düşmüştü. Sevgili Çikolatam’ın başına bir şey gelmese de onun için trajikomik bir anıydı ve oyunun kuralı gereği böyle bir anının Kerem’in de olduğu kalabalık bir masada anlatılması onu hayli utandırmıştı.Mert bunu kesinlikle kasıtlı yapmıştı zaten. Masadaki çoğu kişi Kerem de dahil oldukça keyifle dinlemişlerdi bu hikayeyi. Mertse Şimay’ ın kötücül bakışlarından kaçamamıştı tabii ki. Kerem’e Mert çıkmıştı. Şimay’ın intikamını alırcasına Mert’in fobisine atıfta bulunarak “Örümcek” demişti. Sıra nihayet bana geldiği için tam sevinirken kâğıtta gördüğüm isimle suratım düşmüştü . Derya. Anlık ona bakıp “Deniz Kızı” dedim. Açıklama bekler gibi herkes yüzüme baktığındaysa “Saçlarından dolayı.” diyerek soruyu savuşturdum. Cevabım makul gelmiş olacak ki sıradakine geçmiştiler. Eh ufak tefek hileler oyunların tuzu biberiydi sonuçta. Ama Derya gözlerini kısmış bir şekilde bir süre daha beni izledi. Kerem’in adı arkadaşı Ahmet ‘e çıkmış onun için “Kral Adam.” demişti . Tahmin edilebilirdi. Pars’ın adı masada oturan Melis’e çıkınca gülümseyip. “Muazzam.” demişti. Dış görünüşünü ve takımdaki konumunu kastettiğini herkes anlamıştı ama bana çıksaydı söyleyeceğim şeyin bununla uzaktan yakından alakası olmazdı. Bana eskiden tanıdığım birini hatırlatıyordu ben olsam “Ahmak” derdim. Evet tam olarak bir ahmağa benziyordu. Oyun böyle sürüp gitti derken sıra son kâğıda geldi. Pars’ın kâğıdına… Açmasına gerek yoktu içinde adımın yazdığını biliyordum. Çünkü adım çıkmamıştı ve Pars son kalan kâğıdı seçmişti. Bravo Aria yine sona ve dona kalmışsın cidden. Yine kimsenin tercihi değil zorundalık olmuşsun Aria. Boş ver Çirkin Ördek sen alışıksın zaten bu gerçekle yaşamaya. Dört yıldır aynı sınıfta olmamıza rağmen belki de ilk defa yüzüme baktı. Uzun bir sesizliğinden ardın çantama uzandım. Anlaşılan yine cevap vermeyecek ve yok sayacaktı. “ Evde bakmam gereken konular var , tekrar doğum günün kutlu olsun Mert.” Yolda zaten Şimay geç kalkacağını , benim erken ayrılabileceğimi eve onu bırakıcak birini bulacağını söylemişti. Tam arkamı döndüğüm sırada bir ses duydum. “Mürekkep Tanesi.” Tok ve kendinden emin bir ses . Duymaya alışık olduğum fakat bana doğru ilk defa bir cümle kuran sesin sahibine döndüm yüzümü. Bana söylediğine emin olmak için gözlerinin içine baktım. Elaları da kendi gibi donuktu. Kasıntı herif diye tekrar ettim içimden. Dudaklarımda alaycı bir gülümseme peydah olurken gürültülü salondan serin geceye çıktım. Arabamın içine oturup kafamı direksiyona yasladım. Mürekkep Tanesi… Aklıma ilk mektup yazarken masama , kâğıda veya üstüme damlayan o uyuz damlalar gelmişti. Bana sinir bozucu mu demeye çalışmıştı o herif? Öyle olmalıydı çünkü aklıma gelen ikinci şey şey fazla ütopikti . Gözlerim mürekkep mavisine yakındı ve mürekkepler çok şey anlatmaya yarardı. Ama Ayvaz kim böyle şairane bir anlam çıkarmak kim ,hele ki bana. Of sen yine fazla masallara daldın Çirkin Ördek. Arabayı çalıştırıp serin Ankara gecesinde gazladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.