Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Derin bir nefes aldım ve başımı kaldırıp Emir'e baktım. O da gerginliğimi fark etmişti, elimi sıkarak cesaret verdi.
"Anne haberim yok, neyden bahsediyorsun?" Diye sordum, annem ise yalan söylediğimi anlamış olacak ki "İnfaz!" Diye yüksek sesle adımı söyledi. "Yanımda misafirler var, beni bağırttırma kızım."
Ee bağırma o zaman.
"Anne cidden anlamadım." Yalan olduğunu söylersem bu sefer de yalan olduğu için üstüme gelecekti. "Senin adında, senin şarkınla birer kanal açılmış."
Emir'e baktığımda Emir hızla telefonu sessize aldı. "Haberim yok demeye devam et ve başka birinim yaptığını söyle." Dedi Emir.
Telefonu sesliye aldım. "Anne, neden bahsettiğini anlamadım. Belki de benim üzerimden biri takipçi kazanmak için böyle bir numara yapıyordur..." Derin bir nefes alıp verdim. "Ama her neyden bahsediyorsan o ben değilim ve bilmiyorum."
Annemin sesi bir anda sertleşti, sinirini gizlemeye çalışmadan "İnfaz, bu kadar saf olduğunu düşünmüyorum!" Dedi. "Bana yalan söyleme. O videoyu izledim ve senin sesin olduğunu biliyorum. Bana doğruyu söylemezsen sonuçlarına katlanırsın."
Kalbim hızla çarpmaya başladı, Emir'in elini daha sıkı tuttum. "Anne, gerçekten benimle alakası yok. Benim adımı ve sesimi kullanarak bir şeyler yapmış olabilirler."
"Senin adını ve sesini mi? İnfaz bu kadar saçma bir yalanla beni kandırabileceğini mi sanıyorsun?" Annemin sesi yükseldi, öfkesi iyice belirginleşmişti. "Baban bunu öğrenirse neler olacağını tahmin bile edemezsin. Okulunu bırakıp evde oturmak zorunda kalırsın, anladın mı? Biz sana bu imkanları sağlarken senin böyle saçma sapan işlerle uğraşmanı kabul edemeyiz!"
Gözlerim dolmaya başladı. İçimde birden pişmanlık duygusu filizlendi. Sesim titreyerek "Anne gerçekten ne dediğini bilmiyorum. Böyle bir şey yapmam, yapsam bile size söylerdim." Dedim.
Annem derin bir nefes aldı, sesini biraz daha alçaltarak ama hâlâ sert bir tonla "Bunu bir daha duymayacağım, anladın mı? Eğer bir daha böyle bir şey olursa, sonuçlarına katlanırsın. Şimdi okuluna geri git ve derslerine çalış! Dedi.
"Tamam anne, anladım." Dedim, gözyaşlarımı tutmaya çalışarak. "Bir daha böyle bir şey olmayacak."
Telefonu kapattıktan sonra, derin bir nefes aldım ve başımı ellerimin arasına aldım. Emir elini sırtıma koyarak "Geçecek, merak etme." Dedi sakin bir sesle.
"Emir ne yapacağım?" Dedim, gözlerimde yaşlarla. "Ailem bu kadar baskıcıyken nasıl hayallerimi gerçekleştirebilirim?"
Emir gözlerimin içine bakarak "Seninle birlikteyim, bunu başaracağız." Dedi. Gözerinde olan ışık sönmemişti ama benim ışığım açılmamak üzere kapandı.
"Adım adım ilerleyeceğiz ve her zorluğun üstesinden geleceğiz ama önce sakinleş ve kendine güven."
Annemin sinirli sesi hâlâ kulağımda yankılanırken, içimde bir çaresizlik ve korku dalgası yükseliyordu.
Ailemin baskıcı tutumu ve onların beklentilerine uymak için sürekli bir savaş vermek zorunda oluşum, iç dünyamı saran karanlık bulutlar gibi hissediliyordu. Her adımda, her kararında ailemin tepkisiyle yüzleşmekten korkuyordum.
Babamın sert bakışları, annemin endişeli sözleri... Her ikisi de hayatımı şekillendiren, beni adeta bir kafese hapseden zincirler gibiydi. Her ne kadar dışarıdan güçlü ve kararlı görünmeye çalışsam da, içimdeki kırılganlık ve korku hiçbir zaman yok olmuyordu.
Belki de en çok korktuğum şey, ailemin benim gerçekten olduğum kişiyi reddetmeleriydi.
Onların gözünde, benim istediklerim ve hayallerim önemsizdi. Sadece onların istedikleri doğrultusunda yaşamalıydım, başka bir seçeneğim yoktu. Bu düşünceler içinde kaybolmuş gibi hissediyordum, çünkü ailemin gözünde bir başarısızlık olmak beni korkutuyordu.
Emir ise tam tersi bir deneyime sahipti. Özgür ve sevgi dolu bir aile ortamında büyümüştü. Onun anlayışlı ve destekleyici ailesi, her zaman yanında olmuş ve onun hayallerini gerçekleştirmesine cesaret vermişti.
Benim ailemin aksime onun ailesi gerçek birer aileydi...
Ailesini sadece birkaç saat gördüm ama bu bile yetti. Emir'in ailesiyle geçirdiğim her saat çok güzeldi.
Bazen onun özgür ruhlu ailesini gözlemlemek, içimde bir özlem uyandırıyordu. Belki de bir gün, kendi hayallerim için cesurca adımlar atabileceğim bir ortama sahip olabilirdim.
Yada sadece kıskanıyordum.
Asla sahip olamayacağım anıları kıskanıyordum.
Emir sıkıca bana sarıldı, bedenimdeki endişeyi hafifleten bir sıcaklık yayıldı. "Güzelim, vaz geçmek istesen de devam etmek istesen de yanında olacağım." Dedi, sesinden samimiyet akıyordu.
Emir'in sarılmasına karşılık veremedim. Emir geri çekildiğinde ise yanağımda oluşan ıslaklığı sildim.
Kapı açıldığında kapıya doğru bakındım. Çilek kapının önünde duruyordu. Emir bana baktı, ardından Çilek'e döndü ve "Gel." Dedi. Çilek sessiz bir biçimde yanıma oturdu ve bana sıkıca sarıldı.
Gözlerimi kısa bir an için kapattım, Çilek'in sıcak sarılmasını hissederek içime çektim. Çilek ayağa kalkıp Emir'in önünde durdu. İşaret diliyle konuşmaya başladı ama yine ne dediğini anlamadım.
Emir gülümseyerek bana bakındı. "Senin çok güzel olduğunu ve ağlamana üzüldüğünü söyledi." Dedi.
Bunu duyunca şaşkınlıkla gözlerimi Çilek'e çevirdim. "Teşekkür ederim." Dedim. Çilek işaret diliyle tekrardan konuştu. "Tamam, sen çık. Az sonra geleceğim ben beraber dışarıya çıkarız." Dedi Emir, Çilek başını onaylarcasına salladıktan sonra odadan çıktı.
Emir bana bakıp "Daha iyi misin?" Diye sordu. Bir an tereddüt ettim, sonra başımı hafifçe sallayarak "Aynıyım." Dedim.
"Çilek dışarıya çıkmak istiyor, bizimle takılmak ister misin?"
Başımı hafifçe eğdim. "Dışarıya çıkacak modum pek kalmadı." Diye mırıldandım.
Emir anlayışla başını salladı ve yanıma yaklaştı. Omzuma hafifçe dokunarak "Anlıyorum." Dedi, sesinde samimi bir tonla. "Belki de biraz zaman geçirip rahatlaman iyi olabilir."
Çilek'in isteğine rağmen dışarı çıkmak istememem, beni suçlu hissettirse de içimden bir şeyler yapmak gelmiyordu.
"Geçelim ki bizimkilerin yanına?"
"Sen geç istersen, az sonra babam arar. Onunla konuşup gelsem daha iyi olur." Dedim.
Emir kaşlarını kaşlarını yukarıya doğru kaldırdı. "Arayacağını nereden biliyorsun?" Diye sordu merakla.
"Tanıyorum." Diye mırıldandım. Annem yanında misafirlerinin olduğunu söyledi, bu nedenle benle istediği gibi konuşamadı. Babamı devreye sokarak hem yaptığım olayın kötü olduğunu anlattıracak hem de akşam ikisiyle beraber tekrar konuşmamı sağlayacak.
Telefonum çaldığında telefonuma bakındım.
Babam arıyordu.
Bir kere de şaşırt be kadın!
Telefonu açıp hoparlöre aldım. "İnfaz?" Babamın sinirli ama hızlı konuşmasından anladım ki iş yerine. Bu nedenle fazla konuşamayacağız. Bugün tek sevindiğim olay babamla az konuşacak olmam olabilir.
"Efendim baba?" Sesimi mümkün olduğunca sakin tutmaya çalıştım, ancak babamın sinirli tınısını hissetmek kaçınılmaz
Telefonun diğer ucundan, babamın öfkeyle yüklü sesi yankılandı. "Annen bir şeyler söyledi, ne demek oluyor bu? Sen oraya ne olmaya gittin lan!?" Bağırışları, odanın içinde adeta yankılanıyordu.
Telefonun sesini hafifçe kıstım.
Zaten ağlamam daha solmamıştı, bir de babamı üstüme yolladı.
Nefret ediyorum ailemden!
Babamın kızgınlığını ve hırçınlığını hissederek, gözlerim bir anlığına dolu dolu oldu. Kalbim hızla çarparken, kelimeleri dikkatlice seçmek için nefes aldım.
"Baba sadece yanlış anlaşılma var. O videoyu ben yüklemedim ve böyle bir video olduğunu annemden öğrendim."
Bir an sessizlik oldu, telefondaki babamın öfkesiyle dolu soluğunu duyabiliyordum. Sonra, patlayan bir bomba gibi "Yanlış anlaşılma mı?" Diye tekrarladı, sesi derin bir tehdit doluydu. "Bak! Beni aptal mı sandın İnfaz? Annenin söyledikleri rastgele miydi? Seninle bu konuyu daha sonra konuşacağım, ama şunu unutma, bu sefer senin için hiç iyi olmayacak!"
İçimde sönmeyen yangınlar yanarken zorlukla yutkundum.
Babamın sesindeki öfke beni bir kurşun gibi ağırlaştırıyordu.
"Baba lütfen sakin olun." Diye soluk soluğa yanıtladım, sesimdeki titreme ve endişe belli oluyordu. "Benim bu konuyla hiçbir alakam yok."
Babam dediğimi duymamış gibi "Alay mı ediyorsun sen benle?" Diye sordu.
Göğsümde bir sıkışma hissederek, boğazım kurudu.
Babamın sorusu, içimdeki endişeyi ve korkuyu daha da artırdı. Onun öfkesi altında ezilmek, her zaman olduğu gibi kendime olan nefretimi çoğaltıyordu.
Gözyaşları gözlerimin kenarında birikmeye başladı, ancak onları tutmak için kendimi zorladım.
"Hayır, alay etmiyorum." Diye hızlıca karşılık verdim, sesimdeki titreme oldukça belliydi. "Sadece gerçeği söylemek istiyorum ve size açıklamaya çalışıyorum."
Ancak babamın öfkesi daha da arttı. "Gerçeği mi söylemek istiyorsun?" Diye tekrarladı, sesindeki şüphe ve kızgınlık daha da belirginleşti. "Bir daha asla böyle bir şey yapma, anladın mı? Yapacağın son hata olur bu!"
Babam hızla telefonu kapattı.
Emir'in yanında olduğum için ailemden utandım. Emir ise demin olan bağırışımalar hiç yaşanmamış gibi yanağımda olan yaşı sildi.
"Biraz tereddüt etmiştim ama şimdi kesin eminim. Hep beraber dışarıya çıkıyoruz, seni bu halde evde bırakamam."
İstemediğimi dile getirmek için konuşacaktım ki Emir ayağa kalkıp hızla elimi tuttu. Beni çektiği an hızla yataktan kalktım. "Hadi bizimkilere haber verelim, oyun merkezine gidiyoruz."
---
"Rüzgar o tavşan götünü çek kenara!"
Kayra ve Rüzgar beraber yapay olan dağa tırmanmaya çalışırken ben etrafa bakındım. Oyun merkezinin ortasında, büyük bir macera parkuru ve tırmanma duvarı bulunuyordu. Kayra ve Rüzgar da tam olarak bu tırmanma duvarıyla mücadele ediyorlardı.
Oyun merkezinin bir bölümünde, geniş bir video oyunları alanı yer alıyordu. Yarış oyunları, dövüş oyunları, nişancı oyunları ve çok oyunculu oyunlar gibi çeşitli türlerde oyunlar bulunuyordu.
En arka ve oyun merkezinin dışında gibi gözüken yerde ise bir bowling salonu bulunuyordu. Çeşitli bowling pistleri, renkli ışıklar ve modern dekorasyon ile donatılmıştı. Bowling topu seçenekleri ve otomatik puanlama sistemleri...
Bir tarafta yemek alanı varken tam karşısında ise sanal oyunlar vardı. Sanal oyunların olduğu makineye girip o evrene giriş yapıyormuşsun.
Onca oyun seçeneği varken Canberk bir kenarda oturmuş telefondan at yarışına para yatırıyordu.
Emir ve Çilek ise macera parkurunda zıplıyor ve tünellerden geçmeye çalışıyorlardı.
Beliz'in dersi olduğu için yanımızdan ayrılmıştı. Buna Kayra'nın daha çok sevinmesini beklerken Canberk sevinmişti.
Arkama yaslanıp dinlemek için gözlerimi kapattım. "Hadi ya! Dinlenmediniz mi!?" Diye sordu Emir yüksek sesle. Canberk ve ben dinleneceğimizi söyleyerek hiçbir oyuna girmemiştik.
Gözlerimi açmamla ayakta duran Canberk'e baktım. "Macera parkuruna geçelim mi kuzican?" Diye sordu. Yavaşça ayağa kalktım. "Kuzican ne?" Diye sordum.
"Bizimkilere diyorum, ağzıma takıldı artık sana da diyeceğim." Dedi gülümseyerek.
Canberk'in neşeli teklifine gülümseyerek karşılık verdim. "Neden olmasın?" Dedim. "Macera parkuru eğlenceli görünüyor."
Canberk'le beraber Emir'lerin yanına geçtik. Emir kanguru gibi zıplayarak yanıma geldi. "Takım yarışına var mısınız?" Diye sordu, gözlerindeki coşku bulaşıcıydı.
Takım yarışına katılmak için pek de istekli değildim. Aklımda hâlâ annem ve babamın bana bağırmaları vardı ama benim dışımda geriye kalan üç kişi oldukça heyecanlıydı. Onların hevesini yarıda bırakamam.
"Çilek ve ben takım olacağım." Dedi Canberk. "Küçükken çok hızlı koşuyordu, kesin yeneriz sizi."
Çilek, bu teklifi gülümseyerek kabul etti. Böylece, takımlar belirlenmiş oldu. Emir ve ben, Çilek ve Canberk birlikte eş oldu.
Parkurun başına vardığımızda, yarışın başlayacağı noktada Canberk göbek atmaya başladı. "Ne yapıyorsun lan?" Diye sordu Emir. "Kazanma dansı kardeşim." Diye cevap verdi Canberk gülerek.
Emir yanıma yaklaşıp teşvik edici bir şekilde gülümsedi. "Bu yarışı kazanacağımıza eminim." Dedi. "O göbeği onun götüne sokalım!"
Gülerek başımı salladım. "Yaparız." Dedim.
Yarış başladığında zıplamada olan parkurda Emir cidden kanguru gibi zıplıyordu. Hepimizin önüne geçmişti ve çoktan kaydıraklara geçmişti. Emir'in yanına geçtiğimizde ise diğer parkur olan toplu havuza geçmişti.
Kaydıraklardan kayarken Çilek ile rakip olduğumuzu unutup el ele tutuşarak kaydık. Çilek ile beraber ilerlerken Canberk ve Emir rakip gibi birbirlerini sollama derdindelerdi.
Çilek ile beraber top havuzuna geldiğimizde yarışmayı boş verip top dolu havuzda eğlenmeye başladık. Emir bağırarak "Kazandık." Dediğinde gülümsedim. Ulan resmen hiçbir şey yapmadan kazandım!
Emir ve Canberk geri yanımıza geldi. Bu sefer Emir göbek atmaya başladığında kahkaha attım. Canberk ise Emir'in üstüne atlayarak Emir'i top dolu havuza soktu.
Emir ve Canberk birbirlerine top atarken bileğimde olan büyük tokanın yerine olmadığını fark ettim. Hızla boşta kalan sol bileğimi tuttum. "Emir." Dedim tedirginlikle. Hepsi birden bana baktığında "Bilekliğim yok." Dedim.
"Düşürdün mü yoksa takmadın mı?" Diye sordu Canberk. "Hiç çıkarmıyorum onu." Dedim ve devam ettim: "Kaydıraktan inerken vardı, bu top havuzunda düşmüş olmalı."
Canberk top havuzuna bakınıp "Burada bulmamız imkansız, bin tane küçük top vardır." Dedi.
Emir yanıma gelip "Krem rengi olan büyük tokaya benzeyen bileklik mi?" Diye sordu. Başımı onaylarcasına salladım. "Tamam bakalım havuza, en aşağıya inmiş olamaz."
Bileğimi daha sıkı tuttum. Gözlerimle aramaya başladım. Çilek, Canberk ve Emir topların içinden geçerek bilekliğimi aramaya başladılar.
"Ne oluyor orada?" Diye bir ses duydum. Arkamı dönüp tırmanma duvarına bakındım. "Kayra, bilekliğim yok!" Diye seslendim, sesimde panik vardı.
Kayra "Hemen geliyorum!" Diye bana karşılık verdi.
Kayra tırmanma duvarından inerken Rüzgar arkasından "Hani yarışıyorduk?" Diye konuştu. Kayra ise Rüzgar'ı duymazlıktan gelerek hızla yanıma gelmeye çalıştı.
Önüme dönüp bakınmaya devam ettim. Bileğimi o kadar sıkı tutuyordum ki acımaya başladı. "Bulamadınız mı?" Diye sordum tedirgin bir biçimde.
Korku bedenimi sarmaya başladı.
O bilekliği acilen bulmam lazımdı.
Kayra'nın hızlı adımlarıyla yanıma gelmesiyle birlikte içimdeki endişe daha da arttı. Gözlerimle top havuzunun içine bakarak, bilekliğimi bulmaları için dualar etmeye başladım.
Kayra saçında olan bandanayı çıkarıp hızla bileğime sardı. "Sakin ol, bulacağız." Dedi.
Artık bileğimi tutmak zorunda kalmadığım için bileğimi serbest bıraktım. Bandanaya bakıp "Teşekkür ederim." Dedim. Kayra gülümseyerek top havuzunun içindeki renkli toplar arasında bilekliğimi aramaya başladı. Kayra'nın yanında umutla ve bir o kadar da endişeyle aramaya başladım.
Kayra'nın "Bulamadınız mı?" Sorusuna verilen olumsuz yanıt beni derinden sarsıyordu.
Korku, bedenimi adeta dondurmuştu. Bilekliğimi bulmam lazımdı, aksi halde eski yaralar tekrar açılabilirdi. Panik içinde, toplar arasında gözlerimi dolaştırmaya devam ettim, umutsuzca ve hızla.
Top havuzunda arama devam ederken, birden Emir'in heyecanlı bir sesi duyuldu. "İşte burada!" Dedi ve bilekliği yukarı kaldırarak herkesin dikkatini çekti. Gözlerimi hemen Emir'e çevirdim ve yüzünde bir zafer ifadesi görünce içimdeki korku hafifledi.
Emir bilekliği havaya kaldırdığında yüzümde bir tebessüm belirdi. "Emir, çok teşekkür ederim." Dedim, duygusal bir an yaşayarak bilekliği aldım.
Bilekliği bileğime taktıktan sonra bandanayı çıkarıp Kayra'ya verdim.
Geçmiş tekrardan kapandı.
Rahatça bir iç çektim.
"Orada işini bittiyse bowling yarışması yapalım mı?" Diye sordu Rüzgar.