İçeriğe geç

Ünlü Olamam

Bölüm 19 · 10 dk okuma

Ünlü Olamam

Bölüm 19

19

Annemin kaşlarını çatmasıyla kalbim daha hızlı çarpmaya başladı. İçimdeki tedirginlik, içkinin etkisiyle birleşince nefes almakta zorlandım. Annem, gözlerini bana dikerek konuşmaya başladı. "Bu saatte neredeydin?"

Gözlerimi kaçırarak zorla bir şeyler söylemeye çalıştım ama konuşamadım. “Kahve yapalım kendisine gelsin.” dedi Emir. Annem gözlerini benden ayırmadan dikkatle bana bakıyordu.

Annem derin bir nefes aldı ve başını iki yana salladı. “Siz çıkın.” dedi Emir ve Rüzgar’a. Emir bana baktığında gözlerimi sıkıca yumdum. Geri gözlerimi açtığımda başımı salladım. “Siz çıkın.” dedim.

Kayra ikisini kapıya kadar yolcu ettikten sonra koltuğa oturdum. Annem, Emir ve Rüzgar çıktıktan sonra sessizce bekledi. Kapının kapanma sesini duyduktan sonra derin bir nefes aldı ve sesini yükseltti. "Bu saatte, bu halde eve gelmek ne demek, İnfaz? Sen kendine hiç mi saygı duymuyorsun?"

Bağırışı, içimdeki korkuyu artırdı. “Anne ben sadece biraz kafamı dağıtmak istedim.” diye açıklamaya çalıştım ama beni duymuyor gibi evin içinde daireler çizerek dönüyordu.

"Biraz kafanı dağıtmak mı? Sarhoş olmuşsun, eve nasıl geldiğini bile bilmiyorsun! Sana böyle mi öğrettim? Bu kadar mı kontrolsüzsün?" Ses tonu gittikçe daha sertleşiyordu.

Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. "Anne, lütfen... Her şey çok karışık. Sadece bir kez, bir kez rahatlamak istedim."

Annem derin bir nefes alarak başını iki yana salladı. "Böyle mi rahatlayacaksın? Bu saatte kendini satan kişiler dışarıda olur İnfaz!”

Bir kere daha orospu damgası yersem kusacağım.

Kayra yanımıza geldiğinde annem Kayra’ya baktı. “Ben sana güvenerek uzakta okumasına izin verdim değil mi!?” Kayra başını sallayarak yanıma oturdu. “Yedi yirmi dört saat ders mi çalışsın hala?”

Annem, Kayra'nın savunmasını duyduğunda gözleri daha da sertleşti. “Öyle mi? Bütün gün ders çalışmıyorsa burada bir işi yok! Yarın sabah ilk iş okuluna gidip seni okuldan aldırıyorum!”

Duyduğum cümle yüzünden başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Hızla ayağa kalktım. “Anne, bunu yapamazsın.” Ayağa kalkmamla dengemi kaybetmem bir oldu. Annem bana aşağılayıcı bir bakış attı. “Daha ayakta duramıyorsun!”

"Anne, lütfen! Bu benim hayatım!" diye haykırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken.

Annemin gözleri öfkeyle parlıyordu. “Senin ‘hayatım’ dediğin bu mu? Daha ayakta duramıyorsun! Eve erkeklerle geliyorsun! İçki içmişsin! Senin bir hayatın olamaz İnfaz, okul ile işin bitti!”

Kayra, araya girerek sakinleştirmeye çalıştı. "Hala, lütfen sakin olun. İnfaz zor bir dönemden geçiyor, ona destek olmalıyız."

Annem, Kayra'ya döndü ve sert bir sesle konuştu. "Onu desteklemek mi? Böyle mi destek oluyorsun? Kendi ayaklarının üzerinde durması için ona yardımcı olmalısın, onu daha fazla bu bataklığa çekmemelisin!"

Kayra konuşacakken annem “Sen içiyorsun diye benim kızıma böyle örnek olamazsın. Annen başında olsaydı senden utanırdı.” dedi. Kayra anneme bakındı, gözlerin dolmaya başladı ve annemin sözleri üzerine başını eğdi.

“Bana istediğini diyebilirsin ama kuzenime bir şey diyemezsin.” dedim. Annem kollarını göğsünde bağladı. “Sen ne yüzle konuşuyorsun? Eve iki erkekle geldiniz!”

Başım birden ağırmaya başladı. Çaresizlik tam olarak hissettiğim tek kabullenmeydi.

Koltuğa oturdum. Kafamın içinden bin tane ses geliyordu ama en çok sinir sesi kafamın içindeydi.

Annem bana bağırırken “Benim hayatım.” diye mırıldandım. Kafamın içindeki sesler bana sadece ‘Neden kendi hayatını bana yaşatmaya çalışıyor?’ diye sorup duruyordu.

“Ne dedin sen?” diye sordu annem.

Kafamın içinde ‘Korkak biri olmak yerine kendi hakkını savunsaydın, şu an ikiniz de bu durumda olmazdınız.’ diye ses geldi.

Büyük bir cesaretle ayağa kalktım. “Asıl sen ne dedin?” diye sordum. Annem kaşlarımı çatmıştı. Kafamda olan sesler devam ederken annem “Nasıl soru bu böyle!?” diye bağırdı.

Kafamın içinde ‘Korkağın tekiyim.’ diye bağıranlar vardı. Elimi yumruk yapıp hızla kafama vurdum. “Sus!” Hızla derin bir nefes alıp verdim. “Yeter ya!”

Annem şok içinde bana bakıyordu. "Ne yapıyorsun sen?" diye bağırdı.

İki elimle kafama vurdum. “Sus ya!” Nefes almakta zorlandım. Boğazıma birer düğüm takılmış gibiydi.

Kayra endişeyle yanımda durdu. "İnfaz sakin ol." dedi yumuşak bir sesle, gözleri çoktan kızarmıştı.

Elimle Kayra’yı gösterdim. “Bu kızı nasıl annesinden vuracak kadar vicdansız olabilirsin!?” Annem Kayra’ya baktığında Kayra gözlerini kaçırdı.

Gözlerimi anneme dikerek, kendimi toparlamaya çalıştım. “Çocukluğumdan hatta doğduğumdan beri senin istediğin gibi olmak için çok çaba sarf ettim. Hayallerimi, rüyalarımı… Her şeyi bıraktım!”

Nefes alışverişimi düzeltmek için duraksadım. “Annem ve babam benden daha iyi bilir diye düşünerek, nelerden vaz geçtim biliyor musun!?” Annem şaşkınlıkla bana bakıyordu.

“Ben, ben olmaktan vaz geçtim!”

Kayra sıkıca elimi tuttu. Annem, bir an duraksadı. Gözlerinde öfkenin yerini belirsizlik aldı. "İnfaz, sadece seni korumaya çalışıyorum."

“Beni hiçbir zaman korumadın! Beni koruma adı altında zincirledin ve o zincirler beni her saniye boğuyor!”

Annem konuşmak için ağzını açtı ki tekrardan konuştum: “İnfaz sakın onu giyme, İnfaz sakın şarkıcı olma, İnfaz asla sevgili yapma, İnfaz yolda gülme!” Salonun içinde gezmeye başladım. Cümlelerim bittikten sonra durup anneme baktım. “Kukla mıyım lan ben!?”

Ellerim titriyordu. Mide bulantım tekrardan başladı. Nefes alamıyordum!

“Bu nasıl bir üslup? Senin karşında annen var!”

“Keşke annem olmasaydın!” Alt dudağım titredi ve bayılacak kadar kötü hissetmeye başladım kendimi. “Annesiz olsaydım hayatım daha güzel olurdu.”

Annem sinirden gülmeye başladı. “İki erkek gördün, içki içtin diye anneni yok sayıyorsun yani?”

Gözlerimi sıkıca kapattım. Elimi kalbime doğru götürdüm. Hızlı bir şekilde nefes alıp verdim. Gözlerimi açmamla annemin “Daha fazla saygısızlık yapma, okulla işin bitti. Kayra ile vedalaş ve eşyalarını toplamaya başla.” dedi, Kayra’ya baktı ve konuşmaya devam etti: “Bir daha ne Kayra ile görüşeceksin ne de okul konusunu konuşacaksın!”

Kayra bana bakarken dizlerim titremeye başladı. Mide bulantım artarken kendimi güçlü tutmak için zorladım. “Buna sen karar veremezsin.” diye mırıldandım. Artık bağıracak kadar kendimi güçlü hissetmiyorum.

“Kim karar verecek buna? Eve erkeklerle gelen, iki genç kız mı?”

Kayra bakışlarını benden çekti ve anneme baktı. “Hala görmüyor musun? Kızın yüzü bembeyaz oldu. Şimdi bunu yapmanın zamanı mı?”

“İçki içmeseydi böyle olmazdı.”

Kafamın içinde çığlık atan on binlerce insan vardı.

“Bunaldım.” dedim sessiz bir biçimde. “Ailem gibi davranıp sadece kan bağımızın olmasından çok bunaldım.”

Başımın içinden hava çıkıyor gibi ama her çıkan hava başımı ağırlaştırıyor gibi hissettim. Başımı dengede tutmak için kendimi zorladım. “Ben okuyacağım, sen buna karışamazsın.” dedim.

“Annenim ben senin, her şeyine karışabilirim İnfaz!”

Başımı olumsuz anlamda salladım. Göz kapaklarım ağırlaşıyordu. “Kendi hayatını yaşayamayan, kocasının belirlediği sınırlar dahilinde yaşayan aciz bir kadının bana annelik yapmasını istemiyorum.”

Annem dediklerime daha çok sinirlenmiş olacak ki bana doğru bir adım attı. “Ne dedin demin sen?” diye sordu. “Üzüldün mü? Sen her gün bana bundan daha ağır hakaretler söylüyorsun.”

Annem tam önümde dururken olduğum yerde hafifçe sarsıldım. Nefesim daraldı ama gözlerinin içine bakmaya devam ettim. “Sana ‘anne’ dediğim her an için kendimden utanıyorum.”

Cümlemi bitirmemle bana tokat atması bir oldu. Başımı sol tarafa doğru döndürdüm. Yanağımda olan acı kendime gelmeme yetmişti. “Oha! Hala ne yapıyorsun?” Kayra’nın sesini duydum.

“Benim her dediğimi yapmak zorundasın İnfaz!”

Yanağım acıdan yanarken içimde olan aile duygusu tamamen küle dönmüştü. Anneme doğru döndüm. Bana bakan sinirli bakışlarından bu sefer korkmadım. Elimi bilekliğime götürüp bilekliğimi çıkardım. Anneme bilediğimde olan kesik izini gösterdim. “Bu iz var ya, sizden bana kalan tek şey olacak! Hayatımda sizin gibi insanları istemiyorum.” Elimle kapıyı gösterirken annem bana bakıyordu. “Şimdi siktir git hayatımdan da evimden de!”

Annem bana alayla baktı. “Biz yokken sen nasıl geçineceksin? Kayra’nın babasından yani abimden mi para alacaksın? Yoksa kendini mi satacaksın?” diye sordu.

“Ne yapacağım seni alakadar etmez, evimden çıkmazsan polis çağıracağım.”

Annem bir şey demeden masada duran telefonunu eline aldı ve kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açmasıyla “Siz de burada durun dinleyin.” diye birine söyledi ama göremedim. Emir ve Rüzgar hızla yanımıza geldiğinde annemin ikisine söylediğini anladım.

Daha fazla kendimi güçlü tutamadım ve gözlerimi kapattım.

Ertesi Gün

Gözlerimi açtığımda yoğun bir ışığın altında olduğumu gördüm. Gözlerimi tekrardan kapattım.

Galiba yine hastanedeyim…

Gözlerimi yeniden açtığımda etrafımdaki beyaz duvarları ve hastane ekipmanlarını gördüm. Bir süre gözlerimi alışmaya çalışarak etrafı inceledim. Yanımda oturan Emir, uyanışımı fark edince yüzünde endişe ve rahatlama karışımı bir ifadeyle bana baktı.

“İnfaz, nihayet uyandın.” dedi yumuşak bir sesle. “Nasıl hissediyorsun?”

Başımda hafif bir ağrı vardı ama genel olarak iyiydim. "Sanırım iyiyim," dedim zorlanarak. "Neler oldu?"

Emir, elimi sıkıca tuttu. “Dün gece bayıldın. Biz de seni buraya getirdik. Doktor, stres ve yorgunluktan dolayı bayıldığını söyledi.”

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Annem nerede?”

Emir, başını sallayarak dışarıyı işaret etti. “Gitti.”

Kapı hafifçe aralandı, içeriye Kayra ve Rüzgar girdi. “Uyanmışsın.” dedi Kayra gülümseyerek. Gözlerinde hâlâ endişe vardı ama beni gördüğünde biraz olsun rahatlamış görünüyordu. Etrafa bakındım, gözlerim annemi aramaya devam etti. Nereye gitmiş olabilir ki? O benim annem.

“Annem, nerede?”

Kayra Emir’e bakındı. Emir ise “Gittiğini söyledim.” dedi, Kayra bana dönerek başını salladı. “Bunu masum bir şekilde nasıl derim bilmiyorum ama halam artık annen olmadığını söyledi ve evine geri döndü.”

Kalbime bir ağırlık çöktü, sanki dünya üzerime yıkılıyormuş gibi hissettim. Annemin artık annem olmadığını söylemesi, bu cümleyi gerçek kılıyordu. Gözlerim doldu ve bir süre sessiz kaldım, ne diyeceğimi bilemedim. Kayra elimi tuttu, gözlerindeki endişe yerini destek ve anlayışa bırakmıştı. "Biz buradayız." dedi yumuşak bir sesle. "Seni yalnız bırakmayacağız."

Rüzgar da yanıma yaklaştı, omzuma hafifçe dokundu. "Ne olursa olsun, yanındayız." dedi. “Biz senin yeni ailen oluruz.”

Gözlerimden yaşlar süzülürken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Derin bir nefes alarak gözyaşlarımı sildim ve başımı salladım.

"Teşekkür ederim." dedim, sesim titrek. "Gerçekten, teşekkür ederim.”

Biraz sessizlikten sonra, kapı tekrar açıldı ve içeriye beyaz önlüklü bir doktor girdi. Orta yaşlı, nazik bir yüz ifadesi olan adam, elindeki dosyaya göz attıktan sonra bana ve yanımdakilere baktı. "Merhaba, ben doktorun Cemal. Nasıl hissettiğinizi merak ediyorum."

Başımı hafifçe salladım. "İyiyim... Sanırım. Ne oldu bana?"

Cemal yatağımın yanındaki sandalyeye oturdu ve nazik bir sesle konuşmaya başladı. "Dün gece içki ve stres karışımının etkisiyle bayıldınız. Neyse ki arkadaşlarınız sizi zamanında hastaneye getirdi. Şu an durumunuz stabil ama bir süre daha gözlem altında kalmanız gerekecek."

Kayra ve Rüzgar endişeyle doktora bakarken, Emir sorusunu sordu. "Peki, ne kadar süre burada kalması gerekecek?"

Cemal dosyaya tekrar göz atarak yanıtladı. "Muhtemelen kan tahlilleri çıkan kadar, çok uzun süre olmaz kalmaz çünkü gereken kanı geceden aldık. Öğleye kalmadan hastaneden çıkar.”

İçimde hafif bir rahatlama hissettim ama aynı zamanda yorgun ve üzgündüm. "Peki, sonra ne olacak?" diye sordum.

Doktor, ciddi ama nazik bir şekilde konuştu. "Sonrasında, bir psikologla görüşmenizi öneririm. Yaşadığınız stres nedeniyle profesyonel bir destek almanız önemli. Ayrıca, alkol kullanımınıza dikkat etmeniz gerekiyor."

Başımı salladım. “Bu tür stres zamanında sürekli bayılmalar tekrarlanacak mı?” diye sordu Emir. Doktor Emir’e bakındı. “Buna net bir şey diyemeyiz ama yine de olasılıklar arasında bayılma da olabilir.”

Doktor birkaç açıklama ve öneri daha yaptıktan sonra odadan ayrıldı.

Rüzgar’ın telefondan ses geldiğinde odadan ayrıldı. “Bir daha hastaneye gelmek istemiyorum.” diye mırıldandım. Emir eline telefonu alıp telefona bakarken Kayra yatağıma oturdu. Başımı okşamaya başladı. “Sana gözüm gibi bakacağım.”

Gözlerimi kapattım. Artık bir annem yok muydu? Annem yoksa, babam da yoktur değil mi? Artık tek başımayım.

Yapayalnız…

“Psikologla randevu aldım.” Gözlerimi açıp Emir’e bakındım. Cebine telefonu koyuyordu ve bir yandan bana bakıp konuşmasına devam etti: “Yarın sabah ilk randevuna gideceğiz.”

Teşekkür etmeme fırsat olmadan Rüzgar odaya geldi. “Hastaneden sonra eve geçelim, Canberk ve Rümeysa yine evi hazırlamışlar.” dedi. Bu hep böyle mi olacak? Ben hastanelik olacağım, yanımda Emir, Kayra ve Rüzgar olacak. Evde ise Canberk ile Rümeysa hazırlık yapacak…

Aradan saatler geçti, Emir zorla bana tuzlu yiyecekler yedirdi. Kayra ise sürekli su içmemi hatırlatıyordu. Rüzgar’sa bana strese girmemem için nasihatler veriyordu, en son ‘Bir derdin varsa çıkalım dağ başına bağır.’ demişti.

En sonunda doktor gelip beni taburcu etmişti. Eve doğru yol alırken Emir sürekli bayılacakmışım gibi kolumdan tutuyordu. Eve geldiğimizde kapıyı açma işini bana bıraktılar, ben sanki hasta değilmişim gibi…

Kapıyı açmamla yüzüme doğru konfeti patladı. Gülümseyerek Canberk ve Rümeysa’ya bakındım. Canberk konfetiyi patlamıştı, Rümeysa ise elinde çikolatalı kalpli bir pasta tutuyordu.

Canberk geniş bir gülümsemeyle konuştu: “Yıldızların izinde sonsuz bir yolculuğa hoş geldin.”

“Hoş buldum.” dedim çekinerek. Salona doğru geçtiğimizde Rümeysa, pastayı masaya koyarak bana sarıldı. “Umarım pastayı beğenirsin.”

Etrafıma bakındım, içimde minnet ve biraz da suçluluk vardı. "Hepinize çok teşekkür ederim." dedim. "Gerçekten... Bu kadar desteği hak etmiyorum."

Emir kolumu hafifçe sıktı. "Tabii ki hak ediyorsun. Sen bizim en değerlimizsin.”

Kayra, bir bardak su uzatarak bana gülümsedi. "Ayrıca, sen bizim için önemlisin. Senin mutlu olman bizim de mutlu olmamız demek."

Rüzgar, elindeki bir küçük hediye paketini uzatarak ekledi. "Bu da sana ufak bir hediye. Umarım hoşuna gider."

Paketi açtım ve içinde bulut ile ateş desenli kolye buldum. Gökyüzü ve ateş gibiydi. Gökyüzü gibi özgür, ateş gibi yakmak istiyorum. Gözlerim doldu. "Gerçekten çok güzel, teşekkür ederim." dedim. "Bunu asla unutmayacağım."

Canberk pastanın üzerine mumları yerleştirirken Rümeysa bana döndü. "Bugün yeni bir başlangıç olsun, tamam mı? Her şey daha iyi olacak."

Pastanın üzerindeki mumları üflerken, içimde yeni bir umut filizleniyordu.

Ben kendi ayaklarım üzerinde mutlu bir şekilde duracağım.

Bu kez gerçekten iyileşmek ve hayatımı düzene sokmak için elimden geleni yapacağıma söz verdim.

Pastanın üzerinde olan mum ateşi söndükten sonra etrafa bakındım. “Sizi çok seviyorum.” diyerek kollarımı açtım. Hep beraber sarıldığımızda gerçek bir aile gibi hissettim. Gerçek sevgi buydu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.