İçeriğe geç

Umut

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Umut

Bölüm 6

Bıçağın İki Yüzü

Irmak kendine geldiğinde odada kimsenin olmadığını fark etti. Başını hafifçe kaldırdığında başının döndüğünü hissetti, ancak bu onu durdurmaya yetmedi. Buradan çıkacaktı. Ne olursa olsun, hastanede daha fazla kalmayacaktı.

Yavaşça ayağa kalktı. Bir süre dengesini sağlamaya çalıştıktan sonra etrafı kontrol etti. Vatan ortalıkta yoktu. Bunu fark edince derin bir nefes aldı ve sessizce çıkış kapısına yöneldi. Hızlı hareket etmiyordu; dikkat çekmek, hemşirelerin şüphelenmesine neden olmak istemiyordu. Tek istediği, kimse farkına varmadan hastaneden çıkmaktı.

Dışarı adım attığında ciğerlerini temiz havayla doldurdu. Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Birkaç saniye boyunca öylece durduktan sonra ceplerini kontrol etti. Neyse ki yanında biraz para vardı.

Akşam yaklaşmış, hava kararmaya başlamıştı. Telefonunun saatine baktığında okulun çıkış saatinin geldiğini fark etti.

Artık sıra Beyza'ya gelmişti.

Irmak'ın bu hâle gelmesinin sorumlusu oydu. Yaşadığı acıların, içine düştüğü karanlığın ve insanlara duyduğu güvensizliğin arkasında Beyza'nın da payı vardı. Irmak, onun yaptıklarının yanına kâr kalmasına izin vermeyecekti.

Yoldan geçen bir taksiyi durdurdu ve şoföre okulun adresini verdi. Ardından siyah kapüşonunu başına çekti. Dudaklarının kenarında soğuk, ürkütücü bir gülümseme belirdi.

Bakalım seni elimden kim alacak, Beyza.

Yol boyunca zihninde türlü düşünceler dolaştı. Beyza'yla yüzleşmek istiyordu. Onun ağzından gerçeği duymak, yaptıklarını itiraf etmesini sağlamak istiyordu. Bunun için onu korkutmayı planlıyordu. Yanında bir bıçak olması gerektiğine karar verdiğinde bunun yalnızca bir tehdit aracı olacağını düşünüyordu.

Okulun yakınındaki bir markete girdi ve bir bıçak satın aldı. Ardından yakındaki inşaatın kuytu, karanlık bir köşesine geçerek beklemeye başladı.

Çevresinden geçen birkaç kişi ona tuhaf bakışlar atıyordu. Irmak ise kimseyi umursamıyordu. Bütün dikkati, karşı kaldırımda beliren ve yavaş yavaş ona doğru yaklaşan Beyza'nın üzerindeydi.

Beyza yaklaştıkça Irmak da saklandığı yerden çıktı. Adımlarını ağır ağır atarak onun önüne doğru ilerledi. Elindeki bıçağı parmaklarının arasında çevirirken yüzündeki gülümseme giderek belirginleşti.

Beyza karşısında Irmak'ı gördüğünde olduğu yerde kaldı. Önce şaşkınlıkla yüzüne baktı, ardından elindeki bıçağı fark etti. Yüzündeki ifade bir anda değişti.

Irmak başını hafifçe yana eğdi.

“Düşünüyorum da Beyza, seni öldürdüğümde acaba ceza alacak mıyım?”

Gözlerini bıçaktan kaldırıp doğrudan Beyza'ya baktı.

“Irmak, ne saçmalıyorsun sen?”

Beyza'nın sesi titriyordu. Gözlerindeki korku, Irmak'ın yüzünde acımasız bir tebessüm oluşturdu.

“Hani senin yüzünden yavaş yavaş delirdim ya… İşte ondan sordum. Belki akıl sağlığım yerinde olmadığı için ceza almam. Ne dersin?”

Sözlerini bitirdiğinde sırıttı ve Beyza'ya göz kırptı.

Ardından ağır ama dikkatli adımlarla onun çevresinde dolaşmaya başladı. Beyza nereye bakacağını bilemiyor, Irmak'ın her hareketini endişeyle takip ediyordu. Irmak yanına yaklaştığında bıçağın soğuk yüzünü yanağına değdirdi ve yavaşça aşağı doğru kaydırdı.

Beyza'nın vücudu korkudan titriyordu.

“I-Irmak, yapma… Korkuyorum.”

Irmak alaycı bir kahkaha attı.

“Sence ben bütün bunları yaşarken korkmadım mı sanıyorsun, Beyza?”

Beyza'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Irmak başını iki yana sallayarak dilini şaklattı.

“Aaa, hadi ama! Bu kadar korkak olma. Ne de olsa bütün bunların başıma gelmesine neden olurken sonuçlarını hiç düşünmemiştin.”

Çevrede insanlar toplanmaya başlamıştı. Bazıları telefonlarını çıkarıp olanları kaydediyor, ancak kimse araya girmeye cesaret edemiyordu. Irmak, içlerinden birinin polisi aramak yerine video çektiğini fark ettiğinde bunun işine yarayabileceğini düşündü. Beyza'ya gerçeği itiraf ettirebilirse elinde bir kanıt olacaktı.

Yeniden Beyza'nın karşısına geçti. Yüzündeki gülümseme silinmişti.

Beyza'nın dizlerinin üzerine çöktüğünü görünce biraz daha eğildi.

“Nasıldı, Beyza? Ben o hâldeyken zevk aldın mı?”

Beyza konuşmaya çalıştı ama kelimeler ağzından güçlükle döküldü.

“B-ben… Ben…”

Irmak'ın sabrı tükenmişti.

“Söyle!”

Sesi çevrede yankılandı. Beyza irkilerek başını kaldırdı. Birkaç saniye boyunca Irmak'a baktıktan sonra ağlayarak konuştu.

“Evet! Zevk aldım! Çünkü sevdiğim adamı elimden aldın!”

Irmak'ın yüzündeki ifade değişmedi. Aslında bu cevabı duymak onu şaşırtmamıştı. Beyza'nın Vatan'a karşı hissettiklerini biliyordu. Ancak sırf bu yüzden Irmak'ın başına böylesine korkunç şeyler getirebileceğini hiç düşünmemişti.

Irmak'ın sesi bu kez daha sakindi.

“Yani o adamları bana saldırmaları için sen tuttun, öyle mi?”

Beyza'nın bakışları Irmak'ın gözlerine kilitlendi. Korkusuna rağmen başını salladı.

“Evet, ben tuttum.”

Bu itirafla birlikte Irmak'ın içinde bir şeylerin daha koptuğunu hissetti. Bir zamanlar güvendiği insanlardan biri, sırf kıskançlığı yüzünden onun hayatını mahvetmeye kalkmıştı.

“Ayağa kalk.”

Beyza hareket etmedi.

Irmak'ın sesi sertleşti.

“Ayağa kalk, dedim!”

Beyza irkilerek ayağa kalktı. Irmak ona doğru yaklaştı ve bıçağın soğuk metalini boğazına dayadı. Beyza'nın dudakları titriyor, gözlerinden yaşlar akıyordu. Korkudan neredeyse nefes bile alamıyordu.

Irmak bir an boyunca onun yüzüne baktı. Sonra bıçağı geri çekti ve Beyza'nın yanağında yüzeysel bir kesik oluşturdu.

“O güzel yüzüne benden bir hatıra. Aynaya her baktığında beni hatırla, tatlım.”

Ardından gülerek ondan uzaklaştı.

Tam o sırada karşısında, yaşananları başından beri telefonuyla kaydeden genç bir çocuk duruyordu. Irmak ona doğru yürümeye başlayınca çocuk telefonu indirdi ve korkuyla birkaç adım geriledi.

Irmak elini uzattı. İki parmağını hareket ettirerek telefonu vermesini işaret etti.

Çocuk titreyen elleriyle telefonu uzattı. Irmak cihazı aldı, ekrana kısaca göz attı ve ardından telefonu hafifçe sallayarak konuştu.

“İşim bitince seni bulurum.”

Çocuk başını hızla sallayarak onu onayladı. Irmak arkasını dönüp oradan uzaklaşmak üzereyken karşısında Savaş'ı gördü.

Savaş'ın elinde kendi telefonu vardı. Yüzündeki ifade, gördüklerinden hiç hoşlanmadığını açıkça belli ediyordu.

Tam o sırada telefonundan Vatan'ın sesi duyuldu.

“Savaş, buldun mu onu? İyi mi?”

Savaş gözlerini Irmak'tan ayırmadan cevap verdi.

“Vatan, buldum onu. İyi.”

Irmak gözlerini devirdi. Elindeki bıçağın üzerindeki kanı koluna sildiğinde Savaş yanına geldi.

“Kafayı mı yedin sen?”

Irmak sırıtarak önce ona, ardından yerden kalkıp uzaklaşmaya çalışan Beyza'ya baktı.

“Sence, Savaş? Sence nasılım?”

Cevap beklemeden bıçağı kenara attı ve yola doğru yürümeye başladı.

Savaş derin bir nefes aldı, geride kalan bıçağı yerden aldı ve çevredekilerin dikkatini çekmeden bir çöp kutusuna bıraktı. İsterse bıçağı ortadan kaldırabilirdi ama Beyza'nın ne yaptığını artık o da biliyordu. Yine de Irmak'ın yaptıklarının sonuçlarını düşünmeden hareket etmesi onu endişelendiriyordu.

Irmak otobüs durağına yaklaşmıştı ki bir arabanın ayaklarının dibinde aniden fren yaptığını gördü. Olduğu yerde durdu.

Arabanın kapısı açıldı.

Vatan.

Irmak'ın hastaneden kaçtığını öğrenince onu aramaya çıkması şaşırtıcı değildi. Üstelik annesini görmek istediğini tahmin etmek de zor değildi.

Vatan hızla yanına geldi. Yüzündeki öfkeyi gizlemeye çalışmıyordu.

“Aklından ne geçiyordu senin?”

Irmak cevap vermek yerine arabanın kapısını açıp içeri bindi.

Vatan birkaç saniye boyunca olduğu yerde durdu. Sonra derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştı ve sürücü koltuğuna geçti.

Irmak başını ona çevirdi.

“Annemi görmek istiyorum, Vatan. Beni ona götürür müsün?”

Vatan ona bakarak konuşmaya başladı.

“Güzelim, bak, hastane işi—”

Irmak sözünü kesti.

“Biliyorum, biliyorum. Şu deli muhabbetleri… Tamam, olacağım tedavi neyse. Ama önce annemi görmem gerekiyor.”

Vatan bir süre yüzünü inceledi. Irmak'ın gözlerinde hâlâ öfke vardı, ancak annesini görme isteği her şeyin önüne geçmişti.

Sonunda hafifçe gülümsedi ve başını salladı.

Aracı çalıştırıp yola çıkmak üzereyken yanlarından geçen bir araba kornaya bastı. Vatan da karşılık olarak kornaya bastığında direksiyon başındaki kişinin Savaş olduğunu fark etti.

Ardından yola koyuldular.

Irmak, annesini göreceği için sabırsızlanıyordu. Ondan her ayrı kaldığında özlemi içine yerleşiyor, annesinin yanında olma isteği diğer bütün düşüncelerini bastırıyordu.

---

Evin önüne geldiklerinde Irmak arabadan iner inmez merdivenleri çıktı. Kapıyı çaldı ve sabırsızlıkla beklemeye başladı.

Kapı açıldığında karşısında annesi duruyordu.

Ayşe Hanım'ın yanağı mosmordu. Gözleri kanlanmış, yüzüne yorgunluk çökmüştü.

Irmak'ın bakışları önce annesinin morarmış yanağına, sonra da gözlerine kaydı. Ayşe Hanım, kızını kapıda görünce şaşkınlıkla donakaldı.

Ardından ona sarıldı.

“Yavrum…”

Ayşe Hanım'ın sesi titredi. Kızına daha sıkı sarılırken gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı.

Irmak da annesine sarıldı ama içindeki öfke bir anda büyüdü. Annesinin morarmış yüzüne yeniden baktığında, bunu yapan kişinin kim olduğunu düşünmesine bile gerek yoktu.

Babası.

O adamın yaptıkları artık tahammül edebileceği sınırı çoktan aşmıştı. Irmak, annesine bir daha el kaldırmasına izin vermeyeceğine karar verdi.

Annesinin gözyaşlarını sildi ve onu dışarı çıkıp Vatan'ın yanına gitmesi için ikna etmeye çalıştı. Ayşe Hanım başta direnmiş, kızını yalnız bırakmak istememişti. Ancak Irmak'ın ısrarları karşısında sonunda dışarı çıkmayı kabul etti.

Irmak annesinin uzaklaşmasını bekledi. Ardından kapıyı kapatıp kilitledi.

Önce abisinin odasının kapısını da kilitledi. Daha sonra mutfağa geçerek bir bıçak aldı.

Elindeki bıçağa bakarken yüzünde soğuk bir ifade belirdi. Ardından oturma odasına yöneldi.

Kapıyı açtığında babasını koltuğa yayılmış, televizyon izlerken buldu. Adam, başını bile çevirmeden seslendi.

“Kim gelmiş, Ayşe?”

Irmak kapının eşiğinde durdu.

“Ecelin.”

Bu söz üzerine adamın başı hızla ona döndü. Önce Irmak'ın elindeki bıçağa, ardından koluna bulaşmış kana baktı.

Yüzündeki ifade değişti. Koltuğa biraz daha gerileyerek kızını korkuyla süzdü.

Irmak yavaş adımlarla yanına yaklaştı.

Babasının eline baktı. Ardından bıçağı onun elinin üzerinde gezdirmeye başladı. Adamın nefesi hızlanmış, yüzüne korku yerleşmişti.

Irmak eğilerek kulağına yaklaştı.

“Sana ne demiştim? Anneme davranışlarına dikkat et demiştim, değil mi?”

Babası korkuyla abisine seslendi.

Irmak'ın dudaklarında bir gülümseme belirdi. Diğer odadan gelen seslerle abisinin kapıyı açmaya çalıştığını anladı.

Ancak Irmak'ın dikkati dağılmadı. Gözlerini babasından ayırmadan konuştu.

“Seni kurtaramaz.”

Sözlerini bitirdiği anda bıçağı babasının sağ elinin üzerinden geçirdi.

Adam acıyla bağırdı.

Irmak onun çığlığını duyarken yüzündeki ifade değişmedi. Birkaç saniye boyunca babasına baktıktan sonra bıçağı geri çekti.

“Bir daha seni karşımda görürsem bu kez o boğazını keseceğim.”

Babası hâlâ bağırıyor, elini tutarak koltuğun üzerinde kıvranıyordu.

Irmak arkasını döndü. Abisinin odasının kapısındaki kilidi açtıktan sonra dış kapıya yöneldi. Abisi odadan çıktığında bir babasına, bir de Irmak'a baktı. Yüzündeki şaşkınlık, ne olduğunu anlamaya çalıştığını gösteriyordu.

Irmak ona yalnızca eliyle gitmesini işaret etti.

Sonra evden çıktı.

Merdivenlerde Vatan'ı görünce adımlarını yavaşlattı. Vatan'ın bakışları önce Irmak'ın yüzünde, ardından ellerinde dolaştı. İçeriden yükselen bağırışları duymuştu ve ne olduğunu öğrenmek istiyordu.

“Irmak, içeride bağıran kimdi? Ne oluyor?”

Irmak omuzlarını hafifçe kaldırdı.

“Bir şey yok. Sadece terapi.”

Dudaklarında küçük, tuhaf bir gülümseme belirdi.

Vatan onun yüzüne birkaç saniye daha baktı ama Irmak açıklama yapmaya niyetli görünmüyordu. Bunun üzerine birlikte dışarı çıktılar.

Ayşe Hanım onları bekliyordu.

Irmak annesini görür görmez yanına gitti ve ona yeniden sarıldı. Başını annesinin omzuna yaslayarak gözlerini kapattı. Annesinin kokusunu içine çektiğinde içindeki öfkenin arasından ince bir huzur kırıntısı geçti.

Sonra annesinin kulağına doğru eğildi ve alçak sesle fısıldadı:

“Artık sana kalkacak bir eli yok…”

Ayşe Hanım kızının ne demek istediğini anlayınca gözleri yeniden doldu.

Irmak ise annesine sarılmayı sürdürdü.

O an için tek istediği buydu: Annesinin yanında olmak ve ona bir daha kimsenin zarar veremeyeceğine inanmak.

Ancak Irmak'ın bilmediği bir şey vardı.

Hastaneden kaçmasıyla başlayan bu gecenin sonuçları, henüz tahmin edemeyeceği kadar ağır olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.