Vatan'la hastaneye döndüklerinde Irmak, dikkat çekmemeye çalışarak onun arkasından ilerledi. Annesini, Vatan'ın ayarladığı bir eve bırakmışlardı. Ayşe Hanım'ın yalnız kalacak olması Irmak'ı korkutsa da en azından o adamın yanında olmayacağını bilmek içini bir nebze olsun rahatlatıyordu.
Yeniden kaldığı odaya doğru ilerlerken Vatan, doktoruyla konuşmak için yanından ayrıldı.
Irmak, koridor boyunca etrafına göz gezdirdi. Hastanenin keskin kokusu midesini bulandırıyordu ama buna katlanmak zorundaydı. Buradan çıkmanın tek yolu iyileşmekti. Ne kadar erken toparlanırsa annesinin yanına o kadar çabuk dönebilirdi.
Odaya girdiğinde yatağın kenarına oturdu ve Vatan'ın gelmesini beklemeye başladı.
Çok geçmeden kapı açıldı. Vatan içeri girdi, kapıyı arkasından kapattı ve Irmak'ın yanına oturdu. Ellerini avuçlarının arasına alarak ona baktı.
“Bugün olanları konuşacağız ama şimdi değil.”
Irmak omuzlarını hafifçe silkti.
“Ben de öyle düşünmüştüm zaten, tabii ki.”
Konuyu uzatmaya niyeti yoktu. Yatağına uzanıp başını yastığa koydu. Vatan derin bir nefes aldıktan sonra iç çekti ve biraz geriye çekildi. Tam bir şey söyleyecekti ki kapı açıldı. İçeri giren doktoru görünce susmayı tercih etti.
Doktor gerekli muayeneleri yaptıktan sonra tedavinin nasıl ilerleyeceğini anlattı. Irmak'ın hastanede ne kadar kalması gerektiğinden, kullanacağı ilaçlardan ve psikoterapi sürecinden söz etti. Açıklamalarını bitirdikten sonra ikisine de kısa bir gülümseme vererek odadan çıktı.
Kapı kapandığında Irmak derin bir nefes aldı ve başını Vatan'a çevirdi.
“Umarım bu tedavi işi erken biter, Vatan.”
Vatan onun elini tuttu ve gülümsedi.
“En kısa sürede buradan çıkacaksın, güzelim. Merak etme.”
Irmak, Vatan'ın yüzüne birkaç saniye baktıktan sonra aklına takılan soruyu sordu.
“Peki, nasıl kaçtım ve neden diye sormayacak mısın?”
Vatan kaşlarını kaldırdı.
“Sanırım sormam gerekiyor.”
Irmak tek kaşını kaldırarak sırıttı.
“Hesap sorulması gereken biri vardı.”
Vatan'ın yüzündeki şaşkınlık belirginleşince Irmak omuz silkti.
“Neee? Dersini verdim.”
Bunu söylerken ne kadar rahat davrandığının kendisi de farkındaydı. Son günlerde neden bu kadar kontrolsüz hareket ettiğini bilmiyordu. İçinde biriken öfke, sanki yıllardır kapalı kaldığı yerden çıkmış ve önüne gelen her şeyi yakıp yıkmaya başlamıştı. Üstelik bu duygunun kendisine verdiği tuhaf rahatlık hoşuna gidiyordu.
Fakat bunu Vatan'a söylemeye hiç niyeti yoktu. Aksi takdirde tedavisinin daha da uzayacağından emindi.
Vatan, Irmak'ın yüzünü dikkatle inceledi.
“En azından kimseye zarar vermediysen sorun yok.”
Irmak'ın dudaklarında şeytani bir gülümseme belirdi.
“Hiç zarar verir miyim ya?”
Sözlerini bitirdiğinde kendini tutamadı ve kahkahalara boğuldu. Sesi odada yankılanırken Vatan başını öne eğdi. Gülümseyerek başını iki yana sallaması, Irmak'ın ne kadar umutsuz bir vaka olduğunu düşündüğünü açıkça belli ediyordu.
Bir süre sonra Irmak'ın kahkahaları dindi.
Aslında Vatan'la aralarındaki bu durumu da konuşmaları gerekiyordu. Bir zamanlar birbirlerini sevmiş, sonra ayrılmışlardı. Vatan yeniden hayatına girmiş ve sanki hiçbir şey değişmemiş gibi yanında durmaya başlamıştı.
Peki, şimdi neydiler?
Irmak bu soruyu şimdilik kendine sakladı. Aralarındaki meseleleri konuşmak için daha uygun bir zaman vardı.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
İçeri giren kadın doktoru gördüğünde Irmak, onun tedavi sürecini yönetecek kişi olduğunu anladı. Kadın, Irmak'a sıcak bir ifadeyle baktı.
“Bakıyorum, ruh hâlin biraz daha iyi, tatlım.”
Irmak başını onaylarcasına salladı ve doktorun hareketlerini izlemeye başladı.
Kadının elindeki enjektörle kendisine doğru yaklaştığını görünce yatağın üzerinde geriye çekildi. Yeniden bayıltılmak istemiyordu. Doktor, Irmak'ın endişesini fark etmiş gibi sakin bir sesle konuştu.
“Korkmana gerek yok. Bu bir sakinleştirici değil. Kendine zarar verme dürtülerini kontrol etmene yardımcı olacak bir ilaç.”
Irmak gözlerini Vatan'a çevirdi. Vatan da ona destek olmak istercesine gülümsedi ve elini yeniden tuttu.
Doktor ikisinin bu hâline bakıp hafifçe tebessüm ettikten sonra ilacı uyguladı.
“Tamamdır, işte bu kadar. Bunun yanında bir iki ilaç daha kullanman gerekecek, tatlım. İlaçlarını aksatmaz ve tedavine uyum sağlarsan daha kısa sürede toparlanabilirsin. Biraz uyku hâli yapabilir ama etkisi genellikle kısa sürer.”
Irmak başıyla onayladı. Doktorun odadan çıkışını izledikten sonra bakışlarını yeniden Vatan'a çevirdi.
Vatan hâlâ ona aynı gözlerle bakıyordu.
Irmak bu bakışları çok iyi tanıyordu. İlk tanıştıkları gün gördüğü, bir zamanlar âşık olduğu adamın bakışlarıydı bunlar. Aradan geçen zamana, yaşanan onca şeye rağmen değişmemişti.
Yanakları hafifçe kızardı. Gözlerini kaçırarak elleriyle oynamaya başladı.
Vatan yanına yaklaştı. Yüzünün önüne düşen saçlarını nazikçe kulağının arkasına yerleştirdi, ardından yanağını okşadı.
“Her şey yoluna girdiğinde bir daha gitmek yok.”
Irmak'ın kalbi bu sözlerle sıkıştı. Vatan onu kendine çekerek sıkıca sarıldığında o da kollarını beline doladı.
Onu çok özlemişti.
Hâlâ çok seviyordu.
Ve belki de en çok korktuğu şey, bir gün yeniden onu kaybetmekti.
Ne kadar süre öyle kaldıklarını ikisi de bilmiyordu. Irmak'ın esnemesiyle aralarındaki sessizlik bozuldu.
Vatan gülerek biraz geri çekildi. Başparmağıyla işaret parmağının arasına Irmak'ın burnunu alıp hafifçe sıktı.
“Hadi bakalım, psikopat. Biraz dinlen. Bugün yeterince adrenalin yaşadın.”
Irmak itiraz etmedi. Başını yastığa koyarken Vatan elini saçlarında gezdirmeye başladı. İlacın etkisiyle göz kapakları ağırlaşıyordu. Vatan'ın yanında olmasının verdiği güvenle yavaş yavaş gevşedi ve gözlerini kapattı.
Ancak huzur sandığı şey, kısa süre sonra korkunç bir kâbusa dönüştü.
---
Irmak kendisini uzun, sessiz bir köprünün üzerinde yürürken buldu.
Karşısında, sırtı ona dönük bir kadın duruyordu. Kadının yüzünü göremiyordu ama onu tanıdığını hissediyordu.
“Hey! Bekle!”
Kadın cevap vermedi.
Irmak adımlarını hızlandırarak ona doğru ilerledi. Ancak aralarındaki mesafe kapanacağına giderek açılıyordu. Sanki yol, ayaklarının altından bir girdap gibi çekiliyor ve onu kadından uzaklaştırıyordu.
Irmak koşmaya başladı.
“Lütfen, bana bak!”
Kadın sonunda arkasını döndü.
Irmak olduğu yerde donakaldı.
Karşısındaki annesiydi.
Ayşe Hanım'ın üzerinde açık renkli bir elbise vardı. Fakat Irmak'ın bakışları annesinin yüzüne ulaştığında gördüğü manzara karşısında sarsıldı.
Annesinin yüzü solgundu. Gözleri, Irmak'ın içine işleyen bir sessizlikle ona bakıyordu.
Irmak yeniden koşmaya başladı.
“Anne!”
Bir sonraki anda köprünün zemini kana bulandı. Yol, ağaçlar, etrafındaki her şey bir anda korkunç bir kırmızıya dönüştü. Annesinin elbisesi de kan içindeydi.
Irmak durdu ve ellerine baktı.
Parmaklarının arasından sıcak bir sıvı süzülüyordu.
Kan.
Elleri kana bulanmıştı.
Nefesi kesildi. Çığlık atarak ellerini kendinden uzaklaştırmaya çalıştı ama kan durmadan akıyordu. Başını kaldırdığında annesinin görüntüsü gözlerinin önünde bulanıklaştı.
“Hayır! Anne, hayır!”
---
Irmak, attığı çığlıkla yatakta doğruldu.
Nefes nefese kalmıştı. Kalbi göğsünden çıkacakmış gibi atıyor, bütün bedeni titriyordu. Gözlerini hızla odada gezdirdi. Beyaz duvarlar, hastane yatağı, başucundaki eşyalar…
Hastanedeydi.
Gördüklerinin yalnızca bir kâbus olduğunu anlaması birkaç saniye sürdü. Ancak korkusu geçmiyordu. Annesinin yüzü hâlâ gözlerinin önündeydi.
Tam o sırada kapı açıldı.
Vatan hızla içeri girdi ve Irmak'ın yanına koştu. Yüzünü iki elinin arasına alarak endişeyle ona baktı.
“Güzelim, iyi misin? Ne oldu?”
Irmak'ın gözleri doldu. Dudakları titrerken güçlükle konuşabildi.
“Vatan… Annem. Annem ölmüştü. Ne olur, beni onun yanına götür.”
Sözleri biter bitmez ağlamaya başladı.
Vatan onu kendine çekerek başını göğsüne yasladı. Kollarını etrafına doladı ve saçlarını okşadı.
“Güzelim, sadece kâbus gördün. Annen iyi.”
Irmak başını kaldırıp gözyaşları içindeki yüzüyle ona baktı.
“Lütfen, Vatan. Beni anneme götür.”
Vatan bir süre onu sakinleştirmeye çalıştı. Irmak'ın korkusu öylesine büyüktü ki söylediği hiçbir söz onu tam anlamıyla rahatlatamıyordu.
Sonunda bir çözüm buldu.
“Tamam. O zaman Savaş'ı arayayım. Anneni kontrol etsin, sonra da yanına getirsin. Olur mu?”
Irmak gözyaşlarını silerek heyecanla başını salladı.
Annesinin iyi olduğunu kendi gözleriyle görmek istiyordu. Bu kâbustan sonra bir daha uyuyabileceğini sanmıyordu. Ayşe Hanım'ı görmeden rahatlayamayacaktı.
Vatan telefonunu çıkarıp Savaş'ı aradı. Ancak telefon uzun süre açılmadı. Saat gecenin üçüydü; Savaş'ın uyuyor olması şaşırtıcı değildi.
Birkaç denemenin ardından Savaş sonunda telefonu açtı.
Vatan durumu kısaca anlattı ve Ayşe Hanım'ın yanına giderek onu kontrol etmesini istedi. Ardından telefonu kapatıp Irmak'a döndü.
“Güzelim, Savaş yola çıktı bile.”
Irmak rahatlamış bir nefes alarak yanına sokuldu ve ona sarıldı. Vatan da kollarını beline doladı.
O an, sanki bütün bu acılardan kurtulmanın yolu yalnızca onun kollarında saklıymış gibi hissediyordu.
“Teşekkür ederim.”
Vatan saçlarını okşadı.
“Ne için, güzelim?”
“Yanımda olduğun için.”
Vatan cevap vermedi. Yalnızca saçlarına bir öpücük kondurdu ve onu nazikçe yeniden yatağına yatırdı.
Irmak, annesinin gelişini dört gözle beklemeye başladı. Onu çok özlemişti. Kâbusta gördüğü görüntüler yeniden aklına geldikçe gözleri doluyor, kalbi korkuyla sıkışıyordu.
Ama annesi gelecekti.
Savaş birazdan onu getirecekti.
Ayşe Hanım iyi olacaktı.
Irmak kendini bu düşüncelerle sakinleştirmeye çalışırken Vatan'ın telefonu çaldı.
Sesi duyar duymaz başını ona çevirdi. İçine yeniden bir umut dolmuştu.
Vatan telefonu açtı.
İlk birkaç saniye boyunca karşı tarafı sessizce dinledi. Ardından yüzündeki ifade yavaş yavaş değişmeye başladı. Omuzları gerildi, parmakları telefonun etrafında sıkılaştı.
Bir şeyler yolunda değildi.
Irmak yatakta doğruldu.
Vatan'ın yüzündeki renk çekilmişti. Telefonu kapattığında bakışlarını bir süre boşluğa dikti. Sanki duyduğu sözleri anlamlandırmaya çalışıyordu.
Sonra başını kaldırıp Irmak'a baktı.
“Güzelim…”
Sesi titriyordu.
Yutkundu ama devam edemedi.
Irmak'ın içine tarif edemediği bir korku yerleşti. Yataktan kalkmaya çalışarak ona doğru uzandı.
“Gelmişler mi? Dışarıdalar mı? Hadi gidelim, Vatan. Annemi çok özledim!”
Vatan'ın gözünden bir damla yaş süzüldü.
O yaş, Irmak'ın gözlerinin önünde ağır çekimde düşüyormuş gibi görünüyordu. Sanki Vatan'ın yanağından yere değil, doğrudan Irmak'ın kalbine düşmüştü.
Bir şey olmuştu.
Annesine bir şey olmuştu.
Irmak'ın yüzündeki umut yavaşça silindi. Sesi buz gibi bir hâl aldı.
“Ne oldu, Vatan? Annem nerede?”
Vatan gözlerini kapattı. Dudakları aralandı ama kelimeler boğazına düğümlenmişti.
“Irmak, b-ben…”
Irmak'ın kalbi daha hızlı çarpmaya başladı.
“Söylesene! Annem nerede?”
Sesi odada yankılandı.
Vatan gözlerini sıkıca kapattı. Birkaç saniye sonra yeniden Irmak'a baktığında, onun hayatını sonsuza dek değiştirecek kelimeleri söylemek zorunda kaldı.
“Öldürülmüş, Irmak…”
Dünya sustu.
Irmak'ın yüzündeki ifade dondu. Nefes almayı unuttuğunu hissetti. Birkaç saniye önce annesini göreceğine inanan o kadın, şimdi söylenenleri anlamaya çalışıyordu.
Annesi…
Öldürülmüştü.
Ve Irmak, bir kez daha, sevdiği birini kaybetmişti.
Bu kez ise onu korumak için elinden gelen her şeyi yaptığını sanıyordu.
Ama artık çok geçti.