İçeriğe geç

Umut

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Umut

Bölüm 4

Kriz

Irmak, okuldan çıkmak üzereyken yürümeye devam ederek saçlarını açtı ve ardından başının üzerinde yeniden dağınık bir topuz yaptı. Aslında saçlarını kestirmek istiyordu ama annesi buna bir türlü izin vermiyordu. Bazen annesinin kendisinden çok saçlarını sevdiğini düşünüyordu.

Beyza da yanına geldiğinde bir şeyler içmek için kafeye gitmeye karar verdiler. Okuldan çıkar çıkmaz sigarasını yakan Irmak, öğretmenlerin bakışlarını umursamadı. Sonuçta okul bitmişti ve artık ona bir şey söyleyemezlerdi.

Beyza'yla birlikte durağa doğru ağır ağır ilerlerken inşaatın oradan gelen sesler dikkatini çekti. Irmak, seslerin geldiği yöne döndü. Beyza arkasından seslense de cevap vermedi. Merakına yenik düşerek inşaata doğru yürüdü. Beyza da peşinden geldi.

İkisi de gördükleri manzara karşısında oldukları yerde kaldılar.

Bir kişi, yerdeki bir çocuğun üzerine oturmuş, yüzüne art arda yumruklar indiriyordu. Diğer üç kişi ise saldırganı durdurmaya çalışıyordu ama pek başarılı oldukları söylenemezdi.

Irmak, dayak yiyenin kim olduğunu anlamak için biraz daha yaklaştığında kalbi yerinden çıkacakmış gibi oldu.

Onur!

Hiç düşünmeden yanlarına koştu. Saldırganı Onur'dan uzaklaştırmaya çalışırken yüzüne bile bakmamıştı. Tek istediği, kuzeninin daha fazla zarar görmesini engellemekti.

Onur'un yanına çömeldi ve başını dikkatlice dizlerinin üzerine yerleştirdi.

"Onur, iyi misin? Cevap ver!"

Onur gözlerini güçlükle araladı. Yüzündeki acıya rağmen her zamanki alaycı tavrını korumaya çalışarak konuştu.

"Oradan bakınca nasıl görünüyorum, kırmızı göz?"

Sesi kesik kesikti. Biraz kendine geldiğinde ağzındaki kanı yere tükürdü. Irmak, onun ayağa kalkmasına yardım ederek yerden kaldırdı.

Ardından Onur'a saldıran kişiye döndü. Çocuk, sırtı Irmak'a dönük bir şekilde Savaş ve arkadaşlarıyla konuşuyordu.

Savaş mı? Başından beri burada mıydı?

Irmak kaşlarını çatarak sırtı dönük çocuğa seslendi. Sesini duyan çocuk, Savaş ve arkadaşlarıyla konuşmayı kesti.

"Hey, sen! Kimsin ve benim kuzenimle ne derdin var?"

Çocuk cevap vermedi ama sırtının gerildiği belliydi. Ardından yavaşça arkasını döndü.

Irmak, karşısındaki yüzü gördüğünde olduğu yerde donup kaldı.

"Vatan..."

Vatan gözlerini kaldırıp Irmak'ın gözleriyle buluşturdu. Ardından Onur'u işaret etti.

"Onu senin yanında görünce başka bir şey sandım."

Irmak duyduklarına inanamadı.

Ne yani, Onur'u sevgilim mi sanmıştı? Sevgilim olduğunu düşündüğü için mi kuzenimi dövmüştü?

İçinde biriken öfke giderek büyüdü.

"Vatan, sen kim oluyorsun da benim hayatıma karışıyorsun?"

Gözlerini Vatan'ın gözlerine dikti. Vatan, söylemek istediği bir şey varmış gibi ona bakıyordu ama ağzından tek kelime çıkmıyordu.

Sonunda sessizliği bozdu.

"Hiçbir şey bilmiyorsun, Irmak."

Irmak acı bir ifadeyle başını salladı.

"Evet, Vatan. Hiçbir şey bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum zaten."

Daha fazla onun yüzüne bakmaya dayanamayarak arkasını döndü ve Onur'un koluna girdi. Kuzenini bu hâlde orada bırakamazdı. Yavaşça yürümeye başladılar. Irmak birkaç adım sonra istemsizce arkasına baktı. Vatan hâlâ olduğu yerde duruyor, gözlerini onlardan ayırmıyordu.

Irmak başını yeniden önüne çevirdi ve Beyza'dan yardım istedi. Onur'un bu hâliyle otobüse binmeleri mümkün değildi. Bir taksi çevirmek en doğrusu olacaktı.

Bir süre bekledikten sonra nihayet bir taksi geldi. Irmak, Onur'u dikkatlice arka koltuğa bindirdi ve yanına oturdu. Beyza da ön koltuğa geçtikten sonra taksi hareket etti. Irmak, şoföre en yakın hastanenin adresini verdi ve ardından Onur'a döndü.

"Ne istedi senden?"

Onur cevap vermeye çalışırken yüzünü buruşturdu.

"Benden uzak durmamı söyledi. Kuzenin olduğumu söyleyecektim ama fırsat vermedi."

Irmak derin bir nefes aldı.

Önce onu terk edip gitmişti, şimdi de hayatındaki en önemli erkeklerden biri olan kuzenini kendisinden uzak tutmaya çalışıyordu. Vatan kendinde bu hakkı nereden buluyordu?

Irmak, bir daha karşılaşmayacaklarını düşünmüştü. Fakat kendisini yine onunla aynı olayın içinde bulmuştu. Bu durum onu çileden çıkarıyordu.

Hastaneye vardıklarında Beyza önce araçtan indi ve Irmak'ın kapısını açtı. Irmak, yeniden Onur'un koluna girerek onu dikkatlice araçtan indirdi. Acil servise girdiklerinde hemen bir hemşireden yardım istedi.

Hemşire, yüzü kan içindeki Onur'a ve yanındaki iki kıza şüpheyle baktı. Bunun üzerine Beyza araya girdi.

"Okulun merdivenlerinden düştü. Kaşı patladı sanırım."

Irmak, arkadaşına içinden teşekkür etti. Hemşire başıyla onayladıktan sonra Onur'u sedyeye yatırdı ve yüzündeki kanları temizlemeye başladı.

Irmak, Beyza'ya döndü.

"Ben biraz hava alacağım. Bir şey olursa beni çağır."

Ardından acil servisin kapısından dışarı çıktı. Ellerini yüzüne düşen saçlarına götürerek onları geriye attı ve derin bir nefes aldı.

Hayatı hiçbir zaman sakin geçmiyordu. Artık bu durumdan iyice sıkılmıştı. Tek istediği huzurlu, sıradan bir hayat yaşamaktı. Sürekli yeni bir sorunla karşılaşmak, geçmişin izleriyle uğraşmak ve kendisini bir türlü rahat bırakamayan insanlarla mücadele etmek istemiyordu.

Tam o sırada hastanenin girişine yanaşan siyah bir araba dikkatini çekti.

Arabadan Vatan'ın inmesini beklemiyordu.

Vatan'ın adımları hastanenin girişine doğru hızlandı. Irmak da onu görünce içeri yöneldi ancak kolunun tutulmasıyla olduğu yerde durdu. Hemen kolunu kurtarmaya çalıştı.

"Bırak kolumu!"

"Yürü, gidiyoruz. Konuşacağız."

"Seninle hiçbir yere gelmiyorum. Bırak beni!"

Vatan söylediklerini umursamadı. Bir anda Irmak'ı omzuna attığında genç kız şaşkınlıkla çığlık attı.

"Bırak lan beni! Manyak mısın sen?"

"Konuşacağız dedim. Sus ve gidiyoruz!"

Irmak yardım istemek için çevresindeki insanlara seslendi ama kimse müdahale etmedi.

"Bu yaptığın adam kaçırmaya giriyor!"

Tam o sırada arkasından bir kızın sesi duyuldu.

"Bu omuzlara kimler çıkmak istiyordur, kim bilir? Değerini bil!"

Irmak, duyduklarına inanamayarak gözlerini devirdi. Gerçekten de şansının kalmadığını düşünüyordu.

Neyse ki o sırada Beyza dışarı çıktı. Irmak onu görür görmez bağırdı.

"Beyza, kurtar beni!"

Beyza onlara doğru koşmaya başladı ama Vatan çoktan Irmak'ı arabaya bindirmiş ve kontağı çalıştırmıştı. Arkalarında şaşkınlıkla bakan Beyza, arabada ise öfkeyle Vatan'a bakan Irmak kalmıştı.

Irmak sesini yükseltti.

"Senin derdin ne?"

Vatan direksiyonu sıkmaya başladı ama cevap vermedi.

"Sana diyorum, derdin ne senin?"

Vatan bir anda bağırınca Irmak yerinde sıçradı.

"Derdim sensin, Irmak!"

Irmak sustu. Bir an önce konuşup bu saçmalığın bitmesini istiyordu. Vatan'ın neden böyle davrandığını öğrenmeden bu işin içinden çıkamayacaktı.

Bir süre sonra küçük, sevimli bir kafenin önünde durdular. Vatan arabadan indi. Irmak da onun ardından inerek peşinden yürüdü.

"Beni dağ başına çıkaracağını sanıyordum," dedi Irmak, çevresine bakınırken.

Vatan sırıttı.

"Fazla kitap okuyorsun, güzelim."

Irmak gözlerini devirdi ama cevap vermedi.

Pencere kenarındaki bir masaya oturdular. Irmak, karşısındaki adama bakarak kollarını göğsünde birleştirdi.

"Ne konuşacaksın? Dinliyorum."

Vatan bir süre onu inceledikten sonra derin bir nefes aldı.

"Bak, Irmak. Bugüne kadar nerede olduğumu, neden gittiğimi... Her şeyi anlatacağım."

Irmak'ın kalbi hızlandı. Yıllardır cevabını aradığı soruların karşılığını nihayet alabilecek miydi?

"Evet, Vatan. Söyle hadi."

Vatan boğazını temizledi ve anlatmaya başladı.

"Seninle birlikte olduğumuz dönemde peşinde olan birini fark etmiştim. Beni fark ettiğini anlayınca adam ortadan kayboldu. Daha sonra onu bulup karşısına çıktım ve ne istediğini sordum. Bana Beyza'nın bir arkadaşı olduğunu ve seni kaçırmak istediğini söyledi."

Irmak'ın yüzündeki ifade anında değişti.

"Beyza'nın bu işle ne alakası var?"

"Oraya da geleceğim. Daha sonra adamın arkadaşları onu kurtarmaya geldiğinde çatışma çıktı. Adam çatışmada öldü. Ben de arka kapıdan çıkıp Savaş'ın yanına gittim ve olanları anlattım. O olaydan sonra ortadan kayboldum. Daha sonra senin biriyle tanışıp görüştüğünü öğrenince peşine Savaş'ı taktım."

Irmak bir anda doğruldu.

"Bir dakika, bir dakika! Savaş bunca zamandır beni mi takip ediyordu?"

Vatan başını onaylarcasına salladı.

Irmak şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemiyordu. Ağzı hafifçe aralanmış, bakışları Vatan'ın yüzüne sabitlenmişti. Vatan ise anlatmaya devam etti.

"O çocukla buluştuğunda Savaş beni aradı ve seni ıssız bir yere götürdüğünü söyledi. Verdiği adrese geldiğimde onu seninle öyle görünce delirdim. Seni ittiğinde üzerine koştum. Onu orada gebertecektim ki Savaş geldi."

Irmak'ın zihninde eski anılar canlanmaya başladı.

Kendisine uzanan eller...

Yere düşüşü...

Başını bir yere çarpması...

Ve kendisine dokunan adamın ellerini kavrayıp kırarcasına sıkan o kişi...

Yıllardır hatırlamaya çalıştığı yüz hâlâ zihninde bulanıktı. Ancak Vatan'ın anlattıkları, hafızasının karanlık köşelerinde saklanan anıları harekete geçiriyordu.

Bütün bu zaman boyunca onu kurtaran kişi Vatan mıydı?

Irmak, düşüncelerini toparlamaya çalışarak bir sonraki soruyu sordu.

"Peki, Beyza?"

Sesindeki korku saklanamayacak kadar belirgindi. İçten içe, en yakın arkadaşının kendisine böyle bir şey yapmış olamayacağına inanmak istiyordu.

Vatan'ın yüzü ciddileşti.

"Seni onunla tanıştıran zaten Beyza. Bunu yapmasını isteyen kişi de Beyza."

Irmak, sanki başına ağır bir darbe almış gibi hissetti.

En yakınındaki insanlardan biri, can dostu bildiği arkadaşı ona nasıl böyle bir şey yapabilirdi?

Gözünden süzülen tek bir damla yaş yanağına düştü. Vatan'ın parmakları yanağına dokunduğunda Irmak kendine geldi ve başını hafifçe geri çekti.

"Beni eve bırak, Vatan."

"Önce sakinleş, Irmak. Yanlış bir şey yapmayacağını bilmem gerek."

Irmak gözlerini ona dikti.

"Yanlış bir şey yapmayacağım."

Ancak içindeki öfke, Beyza'nın karşısına çıktığında kendisini durduramayacağını söylüyordu. Aklından geçenleri kontrol etmekte zorlanıyordu.

Vatan yerinden kalktığında Irmak da arabaya yöneldi.

Yolculuk boyunca ikisi de tek kelime etmedi. Vatan, Irmak'ı evinin önünde indirdiğinde genç kız ona döndü.

"Teşekkür ederim. Yani... Beni kurtardığın için."

Vatan arabadan inerek yanına geldi. Ellerini Irmak'ın yanaklarına yerleştirdi ve alnına bir öpücük kondurdu.

"Teşekkür etme. Seni hep korudum, hep de koruyacağım. Seni hiçbir zaman bırakmadım. Sen öyle sanırken bile nefesinden daha yakındım sana, Irmak."

Irmak hiçbir şey söylemedi.

Vatan da yeniden arabasına bindi ve Irmak'ın eve girmesini bekledi. Genç kız içeri girdiğinde arabanın uzaklaşan sesini duydu.

Artık tek başınaydı.

Aklından geçenleri durduramıyordu. Neden bu kadar aptal olduğunu düşünüyordu. Neden herkes onun canını yakmak için uğraşıyordu?

Ailesi...

Arkadaşı...

Sevdiği adam...

Hepsi bir şekilde onu incitmişti.

Eve girer girmez odasına çıktı ve kapısını kilitledi. Düşünceler zihninde dönüp durdukça kendisini kaybedecek gibi hissediyordu. Odanın bir köşesine çöktü. Elindeki jilete bakarken gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.

Yaşlarını silmeye çalışırken jilet yüzünde küçük bir kesik oluşturdu.

Irmak, yaşadığı yoğun duyguların içinde kendisine zarar vermeye başladı. Her yeni acıyla birlikte gözlerinden bir damla daha yaş süzülüyor, içindeki boşluksa giderek büyüyordu.

Bir süre sonra ayağa kalktı ve yere damlayan kana baktı.

Sinir krizi geçirdiğinin farkındaydı ama kendisini durduracak gücü bulamıyordu. Acı ve korku, zihnindeki karmaşayı bir anlığına susturuyor gibiydi. Oysa içindeki karanlık gittikçe büyüyordu.

Elindeki jilete baktı ve yumruğunu sıktı. Ardından kontrolünü kaybederek etrafındaki eşyaları parçalamaya başladı. Öfkeyle duvara vurduğu yumrukların sayısını bile bilmiyordu.

Bir süre sonra kapısı şiddetle çalınmaya başladı.

Irmak elleriyle kulaklarını kapattı ve hıçkırarak ağlamaya devam etti. Dışarıdan gelen sesler giderek yükselirken kapı aniden kırıldı.

Irmak korkuyla odanın köşesine sindi. İçeri giren kişinin kim olduğunu ilk anda anlayamadı.

Vatan'dı.

Vatan, Irmak'ın kollarından süzülen kanları gördüğünde olduğu yerde donup kaldı. Ardından hiç vakit kaybetmeden yanına koştu.

Irmak hâlâ ağlıyordu. Vatan onu kendisine çekip sımsıkı sarıldığında, genç kız da yaralı kollarıyla ona tutundu.

Vatan'ın üzerindeki siyah ceket kısa sürede kana bulandı. Irmak'ın ayakları yerden kesildiğinde kollarını onun boynuna doladı ve sıkıca tutundu.

Ancak artık göz kapaklarını açık tutmakta zorlanıyordu.

Görüşü bulanıklaştı. Vatan'ın yakasını tutan parmakları yavaşça gevşemeye başladı.

Son bir gayretle başını kaldırıp Vatan'a baktı ve hafifçe gülümsedi.

Vatan'ın korkuyla büyüyen gözlerini gördü.

"Irmak! Irmak, aç gözlerini, güzelim! Lütfen!"

Irmak'ın başı yana düştü. Vatan'ın sesi uzaklaşırken etrafındaki her şey kararmaya başladı.

Ve sonunda...

Dünya, Irmak için tamamen sessizliğe gömüldü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.